<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696</id><updated>2011-08-03T18:38:54.797+03:00</updated><title type='text'>ne haber?</title><subtitle type='html'>"dünyada olup bitenlerden, kendini sorumlu hissedenlerin haber sitesi..."</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>548</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2374276906707962550</id><published>2009-11-27T06:19:00.003+02:00</published><updated>2009-11-27T06:22:21.393+02:00</updated><title type='text'>Haber Sayfası</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sw9T3l3AdvI/AAAAAAAABqI/l3_AqNxdKaI/s1600/logo+news.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sw9T3l3AdvI/AAAAAAAABqI/l3_AqNxdKaI/s200/logo+news.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408633892015994610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/pages/Haber-Sayfasi/189053042539"&gt;Günlük haberleri, Facebook'taki yeni sayfamız olan ''Haber Sayfası'' ndan takip edebilirsiniz...&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.facebook.com/pages/Haber-Sayfasi/189053042539&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2374276906707962550?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2374276906707962550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2374276906707962550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/11/ahber-sayfas.html' title='Haber Sayfası'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sw9T3l3AdvI/AAAAAAAABqI/l3_AqNxdKaI/s72-c/logo+news.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-305803989117315306</id><published>2009-11-12T04:03:00.002+02:00</published><updated>2009-11-12T04:05:32.682+02:00</updated><title type='text'>@ Türk Yüzyılı</title><content type='html'>Yazar Mustafa Özcan'ın makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin Batı'dan yaz çevirerek Doğu'ya yöneldiğine dair bazı mahfillerde derin kaygılar gözleniyor. Bu kaygılar gerçeği yansıtıyor mu? Gerçekten de Türkiye yüzünü Batı'dan Doğu'ya mı dönüyor? Özellikle de Avrupa Birliğine entegre olma sürecinde en ileri aşamayı temsil eden AKP döneminde! Esasında bir eksen kaymasından ziyade bir tarihi seyir değişikliği ve mecra değişimden bahsetmek daha doğru olur. Bu tarihi seyir siyasi mühendislikleri altüst ediyor ve bozuyor. Kime niyet kime kısmet tekerlemesini hatırlatırcasına esasında Türkiye kendisini Batı'ya hapseden bir vizyondan kurtarıyor. Yeniden aslı mecrasına ve eksenine dönüyor. Bu anlamda, 200 yıllık eksen kaymasını tekrar kendine dönerek tamir ediyor. Eksen yerine oturuyor. Tanzimat ve batılılaşma ile birlikte Türkiye siyasi olarak yüzünü Batı'ya dönmüştü. Kültürel olarak da akkültürasyon kavramının çağrıştırdığı şekilde kendi kültürünün üzerine başka kültürleri kaplama yapmıştı. Kendi kültürüne yabancılaştıkça vizyon ve eksen kaymasına uğramıştır. Şimdi, eskiden yapılan kaplamalar dökülüyor ve gerçek yapısı ortaya çıkıyor. 200 yıllık Batıcı ideoloji bizi Batı'ya taşıyamadı. Aksine batılılaşma sürecinde ve özellikle de son dönemde tecrit olduk ve Batı'daki topraklarımızı kaybettik. Akkültürasyon sonucu olarak da bir kimlik krizine ve aşınmasına düçar olduk. Geçenlerde Mısır'da yapılan bir toplantıda konuşan Mısır'ın tanınmış entelektüellerinden Tarık Bişri, Türklerin İslam'ın küresel güçleri olduğunu ve İslam'ı küresel alana taşıdıklarını söylemiştir. Araplar geniş fütuhat yapmalarına rağmen ona göre İslam'ı küresel alana taşıyamamışlardır. Türkler ise bunu başarmışlardır. Bundan dolayı Türkler pazu olarak ve askeri güç olarak İslamiyeti küresel bir faktör haline getirmişlerdir. Bu rol taşıyıcılık anlamındadır. Zaten İslam'ın ilkeleri küresel ve evrenseldir. Lakin bu hakikatler Türklerin eliyle küresel alana taşınmış ve  açılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt; Tarık Bişri'nin ifade ettiği gibi İslam'ın fizik olarak küresel gücü Türklerdir. İslamiyetin doktrin olarak küresel gücü ve aracı ise Ehl-i Sünnet anlayışıdır. İslam'ın Serüveni kitabında Marshall Hudson,  İslamiyet'in küresel oyuncusunun ve gücünün Sünnilik olduğunu ifade etmiştir. İslam ortak paydasını genel anlamda bu anlayış temsil ettiğinden bunun haricinde kalan anlayışlar dikotomik (tezadçı) bir etkiye ve özelliğe sahip olmuşlardır. Dolayısıyla ister istemez yapıları gereği uyumu değil tezadı besliyorlar. Amerikalı akademisyen ve İslam tarihçisi Hudson'ın bu tespitini hem Türkler ve hem Sünnilik açısından Lübnanlı yazar Paul Salem güncellemektedir. Al Hayat gazetesinde tarafsız ve yansız bir bakış olarak Paul Salem şunları kaydediyor. Cengiz Çandar'ın da 'Türkiye'ye doğru anlamak' başlıklı yazısında Paul Salem'in bu analizine atıf var. Şu sözler onun derin analizinin bir ürünü ve mahsülatıdır :"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Güvenliğin ötesinde, Türk politikasındaki kaymanın bir de politik ve ideolojik yönü var. Kendi Müslüman ve Osmanlı geçmişlerini reddederek kestirip atan önceki yılların radikal Kemalistlerinin tersine, Ak Parti gücünü Türkiye'nin Müslüman kimliğinden derliyor ve Osmanlı geçmişine neredeyse nostaljik bir bakışla güneydoğudaki komşularına yaklaşıyor. Ankara Avrupa iddiasını terk etmemekle birlikte, Avrupa ailesinin reddedilmiş evladı olmaktan Müslüman ailenin potansiyel babası olmaya doğru gidiş onu ferahlatıyor. Türkiye tüm Ortadoğu'da modernizm ile entegre olan tek ülkedir. İşlevsel bir demokratik siyasi sisteme, üretken bir ekonomiye sahiptir ve din ve laiklik, inanç ve bilim, bireysel ve kollektif kimlik, milliyetçilik ve hukukun üstünlüğü arasında işleyebilir dengeler kurmuştur. Fas'tan Pakistan'a kadar, bölgedeki hiçbir ülke bu şekilde bir başarı elde edememiştir. İran, Mısır ve diğer Arap ülkeleri gelecek değildirler. Türkiye olabilir. Bölgede derin tarihi kökleri bulunan büyük bir Sünni ülkesi olarak, bu, Türkiye'nin Ortadoğu'daki yüzyılının başlangıcı olabilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;   Arap basınında bu ve benzeri yazıları ve akis ve yansımaları görebiliriz. Yumuşak bir güç olarak sivrilen AKP bilerek veya bilmeyerek Türkiye ile Ortadoğu arasındaki tıkalı kanalları açmıştır. Bunun ötesinde aslında konjonktür Türkiye'ye yardımcı olmuş ve önünü açmış ve siyasi aktörler de bu fırsatı kıymetlendirmiş ve değerlendirmişlerdir. Ortadoğu'ya açılma ideolojik körlüğü veya Batıcılık ideolojisini de aşındırmaktadır. Bunun en iyi analizini The Jerusalem Post gazetesinden Aryeh Levin 'Erdoğan İsrail'e Menderes'i hatırlattı' başlıklı yazısında ortaya koymuştur. Biz de Macellan gibiyiz. Batı'ya giderken galiba siyasi olarak Doğu'yu yeniden keşfediyoruz. Portekizli bir gemici olan Macellan hep batıya giderek Çin ve Hindistan'a ulaşabileceğine inanıyordu. Alman imparatoru Şarlken'in desteğini alan Macellan, yolculuğuna ispanya'dan başladı. Amerikanın en güneyinden dolaştı. Büyük Okyanus'u geçip Filipinlere ulaştı. Dolayısıyla Batı'ya keşfedelim derken yeniden evimize döndük. Bu Yahya Kemal'in özelinde de böyledir. Batıcı ve Batı hayranı olan Yahya Kemal Beyatlı ancak Paris'i gördükten sonra evine dönebilmiş ve şarklı kimyasına yeniden kavuşabilmiştir.. Dolayısıyla Batı üzerinden bir geri tepme hali yaşıyoruz. Paul Salim'in dışında Hazim Sağiye gibi Al Hayat yazarları da Türkiye'nin bir imparatorluk tutkusu yaşadığını ve bu emellerin yeniden depreştiğini savunuyor. Ve bu bağlamda, AKP'nin yumuşak gücünün açtığı zeminin ileride bir imparatorluk zeminine dönüşmesi ihtimaline yönelik kaygılarını paylaşıyor.  &lt;br /&gt;Eksen kayması tartışmalarına bir de bu zaviyeden bakmakta fayda var…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-305803989117315306?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/305803989117315306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/305803989117315306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/11/turk-yuzyl.html' title='@ Türk Yüzyılı'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-445696411549242352</id><published>2009-11-08T21:44:00.002+02:00</published><updated>2009-11-08T21:46:07.442+02:00</updated><title type='text'>@ Çin: "Müslümanlara saygı duyuyoruz"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Svcf9EWKuuI/AAAAAAAABqA/Prd3a-GTgIk/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 199px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Svcf9EWKuuI/AAAAAAAABqA/Prd3a-GTgIk/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401821412053400290" /&gt;&lt;/a&gt;Çin Başbakanı Ven Ciabao, ülkesindeki Müslümanlara saygının tam olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır'ın başkenti Kahire'de bulunan Ven, Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Müslüman halka karşı baskılar dolayısıyla eleştirilere hedef olan Pekin yönetiminin Müslümanlara saygı duyduğunu belirtti ve "Müslümanların inançları, kültür ve yaşam tarzlarına Çin'de saygı tamdır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Birliği'nin Kahire'deki merkezindeki açıklamasında, Çin'in hem çok etnili hem de çok dinli bir ülke olduğunu söyleyen Ven, "Çin hükümetinin siyasi temeli, bütün etnik gruplar arasındaki eşitliği sağlamak ve bütün bölgelerin kalkınmasını hızlandırmaktır" ifadesini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sincan Uygur Özerk BÖlgesindeki olaylara doğrudan değinmeyen Ven Ciabao, "Çin'de 10 farklı etnik gruptan 20 milyon kadar kişi Müslüman ve bunların hepsi Çin ulusunun bir üyesidir" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-445696411549242352?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/445696411549242352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/445696411549242352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/11/cin-muslumanlara-sayg-duyuyoruz.html' title='@ Çin: &quot;Müslümanlara saygı duyuyoruz&quot;'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Svcf9EWKuuI/AAAAAAAABqA/Prd3a-GTgIk/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1609355603545588761</id><published>2009-10-19T18:04:00.002+03:00</published><updated>2009-10-19T18:10:03.310+03:00</updated><title type='text'>@ Yeni Osmanlılara hazır olun...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/StyAanGjKfI/AAAAAAAABp4/srOFbv2CU5I/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/StyAanGjKfI/AAAAAAAABp4/srOFbv2CU5I/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394327648344418802" /&gt;&lt;/a&gt;İsrailli profesör Zeevi, Yediot Ahronot’taki makalesinde, Arap ülkelerine yakınlanmaşta olan Türkiye için İsraillileri uyardı ve “Yeni Osmanlılara hazır olun” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde görünürde birbirinden bağımsız iki olay meydana geldi; Türkiye Ermenistan arasında tam diplomatik ilişkiler kurulması ve Türkiye'nin İsrail'in katılımında gerçekleşecek uluslararası büyük bir hava tatbikatını iptal etmesi. Ancak eğer işe Ankara tarafından bakarsak bu iki olay arasında direk bir ilişki olduğunu ve ikisinin de aynı kaynaktan sebeplendiğini anlarız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son senelerde; Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelmesinden bu yana Türkiye'nin stratejinde yeni bir sürece girilmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği'ne girme arzusundan vazgeçmeden doğusunda ve güneyinde bulunan bölgede konumunu yeniden gözden geçirmek istedi. Bu yürüyüş kaynağını uzun vadeli iki tarihi sebepten almaktadır. Bunlardan ilki Arap ve İslam dünyası ile ilişkilerinin ısınmış olması, diğeri de Kafkas bölgesi ve doğusundaki Türkçe konuşan bölge ile bağların yenilenmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bilindiği gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedir. Bizler Türkiye'nin Arapları desteklediği varsayımına meylediyoruz. Ancak Arapların Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı yönetimine ihanet etmesinden, özellikle de laik Mustafa Kemal Atatürk'ün iktidara gelmesinden sonra bakışlarını Modern Avrupa yönüne çeviren Türkiye ile Doğu arasında uzaklaşma meydana geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda ise iki taraf arasında yeniden yakınlaşma görülmeye başlandı. Türkiye'nin Filistin mücadelesine gösterdiği sempatinin de bunda etkisi oldu. PKK'nın gizli lideri Abdullah Öcalan'ın Suriye tarafından Türkiye'ye teslim edilmesinin ardından iki ülke arasındaki buzların erimesi, daha sonra da şu anki hükümetin iktidara yükselişi bu süreci iyice hızlandırdı. Öyle ki bu hükümet kendisinden önce gelenlerden farklı bir şekilde İslam'la Türk demokrasisini entegre etmeye çalışmaktadır. Türkiye'ye Arap ve İslam dünyasına yakınlaşmasında en çok yardımcı olan ise ''dökme kurşun'' operasyonunda Türk halkının İsrail'e öfke püskürmesi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilerleyişin yanında Türkiye ayrıca son senelerde Kafkas ülkeleri ve doğusunda yer alan Türkçe konuşan halklarla ilişkilerini yeniden başlattı. Türkiye eskiden beri ve hala da oralarda nüfuzu olduğu düşüncesiyle Kafkas bölgesine özel bir ilgi göstermektedir. Türkçe konuşan halklarla –Azeriler, Özbekler, Tacikler ve diğerleri- ilişkisi genişletilmiş milli mefhumunun bir parçasıydı. Ancak bu ilişkiler Sovyetler Birliği'nin tüm bölgeye hakim olduğu Soğuk Savaş döneminde neredeyse tamamen kesildi. Demir perde düşünce ise ilişkiler yeniden gelişmeye başladı ve Türkiye bölgenin diplomatik ve iktisadi faaliyetlerinin merkez noktası haline geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu gelişmeler Türkiye'yi konumunu yeniden değerlendirmeye ve bölgesel büyük bir devlete dönüşme arzusuna itti. Orada yeni bir Osmanlı'dan ve Türkiye'nin, geçen yüzlerce sene boyunca yaptığı gibi bölgeye barışı getirmek için çabaların sürdürülmesi adına omuzlarına yüklediği görevden bahsediliyor. Bu bağlamda yeni dışişleri bakanı Davutoğlu, Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Kafkaslarda merkezi odak ve buluşma noktası olacağı yeni, derin bir stratejinin kurulmasından bahsetti. &lt;br /&gt;Bu stratejik plan, Türkiye'nin dış politikasında bazı değişiklikleri zorunlu kılmaktadır. Bunlardan biri de İsrail'le ilişkilerini aleni bir şekilde sürdürmemektir. Türkiye Ordusu bu önemli ilişkisinden muhakkak kolaylıkla vazgeçmeyecektir. Ancak Türk diplomatik planlamacılar içten ve dıştan gelen eleştirileri durdurmak için – Türk gazeteciler, TSK'nın Gazze'yi vurmasına hazırlık olarak İsrailli uçaklara alçak uçuşlu saldırı uygulaması eğitimi yaptırdığını iddia ettiklerinde halkın büyük tepkisini toplamıştı- orada iki ülke orduları arasında aleni etkinliklerin azaltılmasına ihtiyaç olduğunda karar kıldı. Böylece bedeli İsrail'le ilişkilerden taviz vermek bile olsa kendilerini İslam dünyasına daha tarafsızmış gibi sunmuş oldular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni bakış açısı onları ayrıca Ermenistan'la ilişkileri yeniden başlatmaya ve iki devlet arasında diplomatik ilişkiler kurulması için ittifak imzalamaya itti. Şunu hatırlamalıyız ki Türkiye, Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle yeni Ermenistan devletini tanımıştı. Ancak Ermenistan ve Azerbeycan arasında Dağlık Karabağ bölgesi üzerine anlaşmazlık yaşanınca Türkiye Azerbeycan'ı destekledi ve bu da Ermenistan'la ilişkilerin kopmasına neden oldu. Türkiye'nin dış sorumluları eğer Kafkaslar'da ve Hazar Denizi Bölgesi'nde merkezi bir rol oynamak istiyorlarsa eski kinleri aşmaları, Ermenistan'la ilişkilerini iyileştirmeleri ve daha dengeli bir konum sunmaları &lt;br /&gt;gerektiğini anladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle Türkiye'nin bakış açısından bakılırsa bu iki eylemin, en büyük gayesi Türkiye'yi barış getiren bölgesel süper bir güç konumuna yerleştirmek olan stratejik adımın bir parçası olduğu açıklaması yapılabilir. Türkiye'nin İsrail'le ilişkisini geriletme adımı Arap ve İslam dünyasından ortaklarıyla ilişkilerini iyileştiyor. Ermenistan'la ilişkilerini geliştirmesi ise Türkiye'nin doğusunda bulunan ve Türkçe konuşan Müslüman kardeşlerine zarar veriyor. Ancak bu iki adımın gayesi de doğduğu mekanda kendi anlayışına, bundan önce de tarihi çarpıklığa uygun bir denge oluşturmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dror Ze'evi Üniversitesi Ortadoğu Bölümü'nde öğretim görevlisi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1609355603545588761?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1609355603545588761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1609355603545588761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/10/yeni-osmanllara-hazr-olun.html' title='@ Yeni Osmanlılara hazır olun...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/StyAanGjKfI/AAAAAAAABp4/srOFbv2CU5I/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7961810835306890922</id><published>2009-10-04T04:52:00.001+03:00</published><updated>2009-10-04T04:53:55.486+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye'nin büyüklüğünü çekemeyenler var...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SsgAJrQDv6I/AAAAAAAABpw/sTWSnEit7_k/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 164px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SsgAJrQDv6I/AAAAAAAABpw/sTWSnEit7_k/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388557120377700258" /&gt;&lt;/a&gt;Tarih profesörü Prof. Dr. Halil İnalcık, Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi'nin (ADAM) "Cuma Konferansları" adlı etkinlikleri kapsamında "Osmanlı Tarihi Konusundaki Temel Tartışmalar ve Gerçekler" başlıklı bir konferans verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnalcık, modern Avrupa'nın ortaya çıkmasında, Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük rol oynadığını, ancak Avrupalı tarihçilerin bu gerçekle yüzleşmek istemediklerini söyledi. "Avrupa'nın tarihini iyi okumak lazım" diyen İnalcık, Avrupa-Osmanlı ilişkisindeki bu durumun günümüzdeki AB-Türkiye ilişkilerini de önemli ölçüde belirlediğini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'yi AB'ye almaktan kaçınanların Türkiye'nin önemini hazmedediklerini" söyleyen İnalcık, "Türkiye çok tehlikeli ve çetin bir dönemden geçiyor. Avrupa'da ve dünyada Türkiye'nin büyüklüğünü çekemeyenler var" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7961810835306890922?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7961810835306890922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7961810835306890922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/10/turkiyenin-buyuklugunu-cekemeyenler-var.html' title='@ Türkiye&apos;nin büyüklüğünü çekemeyenler var...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SsgAJrQDv6I/AAAAAAAABpw/sTWSnEit7_k/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2113027198735433035</id><published>2009-09-30T02:43:00.001+03:00</published><updated>2009-09-30T02:44:48.384+03:00</updated><title type='text'>@ En zengin müslüman ülke...</title><content type='html'>Dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasında Dünya Bankası verilerine göre 16. sırada yer alan Türkiye, satın alma gücü paritesine göre Gayri Safi Milli Hasıla'da (GSMH)Müslüman ülkeler arasında ise birinci sırada yer alıyor. 1 trilyon 29 milyar Dolarlık GSMH ile 57 üyesi bulunan İslam Konferansı Örgütü içerisinde ilk sırada yer alan Türkiye, satın alma gücü paritesinde kişi başına düşen milli gelir bakımından ise 13 bin 138 Dolar ile 7. sırada yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE BİRİNCİ, ENDONEZYA İKİNCİ SIRADA&lt;br /&gt;Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında 5. sırada yer alan Türkiye, İslam Konferansı'na üye 57 ülke arasında satın alma gücü paritesinde 1 trilyon Dolar GSMH ile birinci gelirken, Türkiye'yi dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi olan Endonezya takip ediyor. 230 milyona yakın nüfusunun 210 milyonunun Müslüman olduğu Endonezya, 907 milyar Dolarlık GSMH ile İslam ülkeleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Endonezya, satın alma gücü paritesinde kişi başına düşen milli gelir bakımından ise 3600 Dolar ile 27. sırada yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÖRFEZ ÜLKELERİ ÖNDE, AFRİKA ÜLKELERİ SONLARDA YER ALIYOR &lt;br /&gt;Satın alma gücü paritesinde kişi başına düşen milli gelir (45 bin Dolar) bakımından en zengin Müslüman ülke olan Birleşik Arap Emirlikleri, 208 milyar Dolarlık GSMH ile 11. sırada yer aldı. Petrol bakımından körfezdeki Arap ülkelerinin kişi başına düşen milli gelir bakımından önde olduğu sıralamada, hem toplam GSMH'da hem de kişi başına düşen milli gelirde Müslüman Afrika ülkeleri ile Filistin son sırada yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNYA EKONOMİSİNİN YÜZDE 13'Ü… &lt;br /&gt;8 trilyon Dolarlık GSMH ile İslam ülkeleri, dünya ekonomisinin ancak yüzde 13'ünü elinde bulunduruyor. Bu oran, dünya nüfusunun üçte birinden fazlasını oluşturan Müslüman ülkeler için düşük bir rakam olarak göze çarpıyor. 65 trilyon 820 milyar GSMH'ya sahip tüm dünya ülkeleri arasında, 27 üyeli Avrupa Birliği 12 trilyon 180 milyar Dolarlık bir GSMH'ya sahip bulunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya ekonomisinin yüzde 13'ünü oluşturan İslam Konferansı Örgütü ülkelerinin satın alma paritesinde GSMH ve kişi başına GSMH'den düşen pay şu şekilde sıralanıyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKÖ ÜYESİ ÜLKELERİN GSMH VE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR RAKAMLARI &lt;br /&gt;1-Türkiye: 1,028,897,000,000 - 13,138 &lt;br /&gt;2- Endonezya: 907,264,000,000 - 3,600 &lt;br /&gt;3-İran: 839,438,000,000 - 8,400 &lt;br /&gt;4- Suudi Arabistan: 601,200,000,000 - 13,100 &lt;br /&gt;5-Mısır: 445,300,000,000 - 3,900 &lt;br /&gt;6 –Pakistan: 401,900,000,000 - 2,400 &lt;br /&gt;7 –Bangladeş: 376,300,000,000 - 2,100 &lt;br /&gt;8 –Malezya: 327,030,000,000 - 12,000 &lt;br /&gt;9 –Cezayir: 274,500,000,000 - 7,200 &lt;br /&gt;10-Nijerya: 234,500,000,000 - 1,400 &lt;br /&gt;11 –Birleşik Arap Emirlikleri: 208,100,000,000 - 45,200 &lt;br /&gt;12 –Fas: 204,300,000,000 - 4,100 &lt;br /&gt;13 -Kazakistan: 173,800,000,000 - 8,300 &lt;br /&gt;14-Kuveyt: 156,100,000,000 - 20,300 &lt;br /&gt;15 –Sudan: 149,890,000,000 - 2,100 &lt;br /&gt;16 –Tunus: 131,850,000,000 - 8,200 &lt;br /&gt;17-Katar: 124,420,000,000 - 28,300 &lt;br /&gt;18 –Libya: 121,000,000,000 - 11,800 &lt;br /&gt;19 –Irak: 104,310,000,000 - 1,800 &lt;br /&gt;20- Suriye: 93,760,000,000 - 3,900 &lt;br /&gt;21-Özbekistan: 88,360,000,000 - 1,900 &lt;br /&gt;22 –Azerbaycan: 72,990,000,000 - 5,400 &lt;br /&gt;23-Uganda: 66,390,000,000 - 1,800 &lt;br /&gt;24 –Umman: 65,750,000,000 - 13,500 &lt;br /&gt;25-Kamerun: 53,140,000,000 - 2,300 &lt;br /&gt;26-Türkmenistan: 49,580,000,000 - 7,900 &lt;br /&gt;27 –Fildişi Sahilleri: 45,850,000,000 - 1,600 &lt;br /&gt;28 –Ürdün: 37,180,000,000 - 4,700 &lt;br /&gt;29 –Mozambik: 28,460,000,000 - 1,300 &lt;br /&gt;30-Lübnan: 22,780,000,000 - 6,000 &lt;br /&gt;31 –Afganistan: 21,500,000,000 - 800 &lt;br /&gt;32 –Senegal: 20,570,000,000 - 1,800 &lt;br /&gt;33 -Yemen:19,360,000,000 - 900 &lt;br /&gt;34-Arnavutluk: 18,870,000,000 - 5,300 &lt;br /&gt;35-Gine: 18,650,000,000 - 2,000 &lt;br /&gt;36 -Burkina Faso: 16,660,000,000 - 1,200 &lt;br /&gt;37 –Bahreyn: 15,900,000,000 - 23,100 &lt;br /&gt;38- Çad: 13,980,000,000- 1,400 &lt;br /&gt;39 -Mali: 13,610,000,000 - 1,200 &lt;br /&gt;40-Nijer: 11,590,000,000 - 1,000 &lt;br /&gt;41-Kırgızistan: 10,080,000,000 - 2,000 &lt;br /&gt;42 -Gabon: 9,739,000,000 - 7,000 &lt;br /&gt;43 –Togo: 8,802,000,000 - 1,600 &lt;br /&gt;44 –Tacikistan: 8,617,000,000 - 1,200 &lt;br /&gt;45 -Benin: 8,419,000,000 - 1,100 &lt;br /&gt;46 –Moritanya: 6,901,000,000 - 2,200 &lt;br /&gt;47-Brunei: 6,842,000,000 - 23,600 &lt;br /&gt;48 -Sierra Leone: 4,939,000,000 - 800 &lt;br /&gt;49 –Somali: 4,809,000,000 - 600 &lt;br /&gt;50 –Guyana: 3,439,000,000 - 4,500 &lt;br /&gt;51 –Gambiya: 3,034,000,000 - 1,900 &lt;br /&gt;52-Surinam: 2,893,000,000 - 6,600 &lt;br /&gt;53-Maldivler: 1,250,000,000 - 3,900 &lt;br /&gt;54-Gine-Bissau: 1,171,000,000 - 800 &lt;br /&gt;55-Cibuti: 619,000,000 - 1,000 &lt;br /&gt;56-Komor Adaları: 441,000,000 - 600 &lt;br /&gt;57-Filistin (Mevcut değil) &lt;br /&gt;TOPLAM: 7,882,495,000,000&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2113027198735433035?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2113027198735433035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2113027198735433035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/turkiye-birinci.html' title='@ En zengin müslüman ülke...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2586210538998258812</id><published>2009-09-30T02:37:00.002+03:00</published><updated>2009-09-30T02:41:16.705+03:00</updated><title type='text'>@ Hahamlık anket yaptırdı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SsKbBt4rlrI/AAAAAAAABpo/13ltIMTCNVE/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SsKbBt4rlrI/AAAAAAAABpo/13ltIMTCNVE/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387038558088042162" /&gt;&lt;/a&gt;Beyoğlu Musevi Hahamhanesi Vakfı tarafından yapılan ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Aracı (DIHAA) programı tarafından desteklenen anketten ilginç sonuçlar çıktı. Telefonla yapılan ankette bin 108 deneğe Türkiye'deki demokrasinin işleyişi, kimlik tanımlaması ve Filistin-İsrail çatışmasının Yahudi algısına etkileri gibi sorular yöneltildi. Türkiye İstatistik Kurumu'nun bölgesel nüfus ve kent kır dağılımlarının esas alındığı anket, 18 Mayıs-18 Haziran 2009 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmanın amacı, genelde kamuoyunun diğer kimlik ve inançlara bakışını değerlendirmek özelde ise Türk Musevi'lerinin algı ve imajının ölçülmesi olarak belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete katılanların yüzde 49'u erkek, yüzde 51'i ise kadınlardan oluşuyor. Deneklerin yaş aralığı ise şöyle: 18-24 yaş arası yüzde 20, 24-34 yaş arası yüzde 26, 35-44 yaş arası yüzde 21, 45-54 yaş arası yüzde 15, 55-64 yaş arası yüzde 11 ve 65 yaş üzeri yüzde 7. Deneklerin eğitim durumları ise; ilkokul ve altı yüzde 45, orta öğretim yüzde 40, üniversite ve üzeri ise yüzde 15. Deneklerin yüzde 67'si kentten yüzde 33'ü ise kırsal bölgeden seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankette Türkiye'de demokrasinin işleyişinden memnunluk derecesi 10 üzerinden 4,3 seviyesinde kaldı. Düşük eğitim seviyesindekiler, AK Parti seçmeni, kırsal kesimde yaşayanlar, dindarlar ve kadınların Türkiye'deki demokrasiden memnunluk derecelerinin daha fazla olduğu gözlendi. Ankete katılanlara sorulan "Genel olarak Türkiye'de demokrasinin işleyişinden ne derece memnunsunuz?" sorusuna deneklerin yüzde 44'ü memnun olmadığı karşılığını verdi. Yüzde 25'i 'ne memnunum ne de memnun değilim derken yüzde 30'u memnun olduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sizce genelde insanların çoğuna güvenilir mi, yoksa insanlara dikkatli yaklaşmak mı gerekir?" sorusuna dikkatli yaklaşmak gerektiği cevabını verenler yüzde 72 gibi yüksek bir rakam çıkarken, çoğu insana güvenilebilir diyenler ise yüzde 14 oranında kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denekler "Kendinizi tek bir kimlikle tanımlayacak olsanız şu sayacaklarımdan öncelikle hangisini kendinize uygun görürdünüz?" sorusuna yüzde 51 TC vatandaşı, yüzde 19'u Müslüman, yüzde 19'u Türk karşılığını verdi. Aynı soruya Kürt diyenler yüzde 2, Alevi diyenler yüzde 2 oranında kalırken yüzde 7'si kimlik tanımlamadı ve yüzde 1'i de 'cevap yok' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete katılanlara 'Sizce bu kesimlerden her biri toplum içinde kimlik veya inançlarını ne derece özgürce ifade edebiliyorlar' sorusu soruldu. Bu soruya verilen cevapta: Müslümanlar özgür diyenler yüzde 64, ne özgür ne özgür değil diyenler yüzde 17, özgür değil diyenler yüzde 18, fikir belirtmeyenler yüzde 1. Hıristiyanlar özgür diyenler yüzde 60, ne özgür ne özgür değil diyenler yüzde 18, özgür değil diyenler yüzde 13, fikir belirtmeyenler yüzde 9. Museviler özgür diyenler yüzde 57, ne özgür ne özgür değil diyenler yüzde 19, özgür değil diyenler yüzde 14, fikir belirtmeyenler yüzde 10.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevileri özgür görenlerin oranı yüzde 55 olurken ne özgür ne özgür değil diyenler yüzde 17, özgür değil diyenler yüzde 21, fikir belirtmeyenler de yüzde 7. Ateistler özgür diyenler yüzde 46, ne özgür ne özgür değil diyenler yüzde 19, özgür değil diyenler yüzde 24, fikir belirtmeyenler yüzde 11.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı soru kendileri için sorulan deneklerden yüzde 83'ü kendi inanç ve kimliğini özgürce ifade ettiğini söyledi. 'Ne özgür ne özgür değil' diyenler yüzde 9, 'özgür değil' diyenler yüzde 6, fikir belirtmeyenler ise yüzde 2 oranında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete katılan vatandaşlar iki ülke arasında yaşanan çatışmada her iki ülkenin hükümetini de sorumlu tutuyor. Deneklerin daha çok İsrail hükümetini sorumlu tuttuğu gözlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankette sorulan İsrail hükümeti ile Filistin hükümeti ve HAMAS'ın izlediği politikaların barışı sağlamaya yönelik mi yoksa daha büyük çatışmalara mı yol açtığı şeklindeki soruya denekler her iki tarafında çatışmayı körüklediğini belirtti. İsrail'in çatışmayı körüklediğini düşünenler yüzde 80, Filistin hükümetinin çatışmayı körüklediğini düşünenler ise yüzde 65 oranında çıktı. Deneklerin yüzde 68'i İsrail'in politikalarından sadece İsrail Devletinin sorumlu olduğunu belirtirken yüzde 20'si dünyadaki tüm Yahudileri sorumlu tuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankette sırayla MİT, yargı, emniyet, ordu ve siyasi partilerde üst düzey mevkilerde gayrimüslimlerin görev almasından rahatsızlık duyanların oranı, rahatsızlık duymayanlardan fazla çıktı. Sağlık, bilimsel araştırmalar ve belediyelerde gayrimüslimlerin görev almasından ise rahatsızlık duymayanların oranının fazla olduğu gözlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete katılan vatandaşların istemedikleri komşu sıralamasında Ateistler ilk sırada yer aldı. 'Kimleri komşu olarak istemezdiniz' sorusunda ise Ateist bir aile istemeyenlerin oranı yüzde 57, isteyenlerin oranı ise yüzde 42 çıktı. Türk vatandaşı Yahudi azınlığa mensup bir aile istemeyenler yüzde 42, 'isterdim' diyenler yüzde 57 oranında. Türk vatandaşı Hıristiyan azınlığa mensup bir aile isteyenler yüzde 35, istemeyenler ise yüzde 63. Başka ülkeden gelmiş yabancı bir aile istemem diyenlerin oranı yüzde 18, 'isterdim' diyenler ise yüzde 81 seviyesinde. Müslüman ancak farklı bir mezhepten olan bir aile isteyenler yüzde 13, isteyenler yüzde 86.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2586210538998258812?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2586210538998258812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2586210538998258812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/hahamlk-anket-yaptrd.html' title='@ Hahamlık anket yaptırdı...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SsKbBt4rlrI/AAAAAAAABpo/13ltIMTCNVE/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8497785190663261217</id><published>2009-09-26T14:09:00.001+03:00</published><updated>2009-09-26T14:09:37.047+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye 2050'de devler liginde</title><content type='html'>Yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’nin 2050’de dünyanın dokuz, Avrupa’nın üçüncü büyük ekonomisi olabileceğini belirtti.&lt;br /&gt;Goldman Sachs'a göre, 2050’de kişi başı gelir de 60 bin dolara çıkacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ekonomisinin yıldızının gelecekte parlaması bekleniyor. Yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’nin 2050 yılında dünyanın dokuzuncu, Avrupa’nın ise üçüncü büyük ekonomi olabileceğini belirtti. AB ve IMF gibi dışsal bir çıpa olmamasına karşın ekonomide ciddi bir büyüme potansiyeli olduğuna dikkat çeken Goldman, 2050’de Türkiye’nin ekonomi büyüklüğüne ilişkin çarpıcı tespitlerde bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;JAPONYA’YI GEÇECEĞİZ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goldman Sachs’a göre, Türkiye’nin gayri safi yurtiçi hasıla büyüklüğü 2050’de 6 trilyon dolara ulaşacak. 2008 sonu itibariyle 730 milyon dolar olan milli gelirin yaklaşık 10 kat artacağı öngörülüyor. Kuruluşun projeksiyonuna göre Türkiye 2050’de Japonya, Almanya ve Fransa’yı geçerek dünyanın dokuzuncu büyük ekonomisi olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60 BİN DOLAR GELİR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye şu anda dünyanın 17. büyük, Avrupa’nın sekizinci büyük ekonomisi konumunda. Goldman, Türkiye’de kişi başı gelirin de 60 bin dolara ulaşabileceğini belirtti. Şu anki kişi başı gelirin 10 bin 436 dolar olduğu dikkate alındığında yaklaşık 6 katlık bir refah artışı yaşanacak. Kişi başı gelirde şu anki Avrupa Birliği ortalamasıyla Türkiye arasında yüzde 75’lik bir fark var. Goldman’ın projeksiyonuna göre bu fark 2050 yılında yüzde 25’e inecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8497785190663261217?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8497785190663261217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8497785190663261217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/turkiye-2050de-devler-liginde.html' title='@ Türkiye 2050&apos;de devler liginde'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4147381011118060668</id><published>2009-09-17T03:20:00.003+03:00</published><updated>2009-09-17T03:21:32.254+03:00</updated><title type='text'>@ Güneşten bir işaret; Ahir Zaman işareti...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrGBBEvQuXI/AAAAAAAABpg/dQPtN024PLk/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrGBBEvQuXI/AAAAAAAABpg/dQPtN024PLk/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382224885136275826" /&gt;&lt;/a&gt;Almanya'da düzenlenen Avrupa Gezegenbilimi Kongresi'nde astronomlar, aralıksız devam eden fırtınanın bugüne dek Güneş Sistemi'nde gözlenen en uzun fırtına olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kongrede yapılan açıklamada, bu fırtınanın, 2004'de Satürn'ün yörüngesine giren ve gezegeni inceleyen Amerikan Cassini uzay aracının belirlediği 9. fırtına olduğu belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çapının 3 bin kilometreyi bulduğu sanılan bu atmosfer olayının genellikle Satürn'ün güney yarım küresinde, bilim adamlarınca "fırtına geçidi" adı verilen bölgede meydana geldiğine, şimşeklerin oluşturduğu radyo dalgalarının Dünya'da oluşanlardan bin kat güçlü olduğuna dikkat çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avusturyalı, Fransız ve Amerikalı bilim adamlarının yaptığı incelemelere katılan Avusturya Bilim Akademisi'nden Georg Fischer, bu fırtınaların gücünün ve süresinin şaşırtıcı olduğunu, yaydığı radyo dalgalarının Satürn'ün iyonosferini incelemek için faydalı olacağını da ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satürn'de bundan önceki uzun süreli fırtınalar, 2007 Kasım ayında ve 2008 Temmuz ayında meydana gelmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4147381011118060668?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4147381011118060668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4147381011118060668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/gunesten-bir-isaret-ahir-zaman-isareti.html' title='@ Güneşten bir işaret; Ahir Zaman işareti...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrGBBEvQuXI/AAAAAAAABpg/dQPtN024PLk/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7704771985140525576</id><published>2009-09-17T03:15:00.001+03:00</published><updated>2009-09-17T03:16:45.330+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye-Suriye kardeşliği...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF_5bt8QrI/AAAAAAAABpY/a__ErSxkqH4/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF_5bt8QrI/AAAAAAAABpY/a__ErSxkqH4/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382223654354174642" /&gt;&lt;/a&gt;Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Suriye arasındaki vize uygulamasının karşılıklı olarak kaldırıldığını açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ülke heyetleri arasındaki görüşmenin ardından Davutoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ortak basın toplantısı düzenledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, toplantıda yaptığı açıklamada, Türkiye ile Suriye arasındaki vize uygulamasının karşılıklı olarak kaldırılmasına, ayrıca Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulmasına karar verildiğini ifade etti. &lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Suriye arasında vizelerin tümüyle kaldırılmasına karar verildiğini belirterek, ''Buradan kardeş Suriye halkına seslenmek istiyorum; Türkiye sizin ikinci memleketinizdir ve Türk halkı vizesiz bir şekilde sizlere kucağını açmaktadır'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın katılımıyla gerçekleşen heyetler arası görüşmelerin sonunda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim tarafından ''Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Anlaşması'' imzalandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmzaların atılmasının ardından Suriye Dışişleri Bakanı Muallim ile ortak basın toplantısı yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye ile Suriye'nin iki dost ve komşu ülke olduğunu belirterek, Suriye Devlet Başkanı Esad ve Başbakan Erdoğan başkanlığında gerçekleştirdikleri toplantıların sonunda iki ülke arasındaki vizelerin tümüyle kaldırılmasına karar verdiklerini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davutoğlu, artık Türkiye ve Suriye vatandaşlarının vizeye ihtiyaç duymadan iki ülke arasında seyahat edebileceklerini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin bölge için ve uluslararası alanda örnek bir komşuluk ilişkisi haline dönüştüğünü vurgulayan Davutoğlu, alınan kararın taraflar arasındaki karşılıklı güven ilişkisinin göstergesi olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli tarihi adımın, iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulması kararının alınması olduğunu ifade eden Davutoğlu, bu mekanizmayla her yıl iki ülkenin başbakanlarının eş başkanlığında her iki hükümetin en önemli bakanlarının katıldığı ortak kabine toplantıları yapılacağını anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''BAKANLAR KONSEYİ TOPLANACAK''-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ortak kabine toplantısı öncesi yılda en az bir kez olmak üzere Bakanlar Konseyi'nin toplanacağını ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bu Bakanlar Konseyi'nde Dışişleri, Enerji, Ticaret, Bayındırlık, Savunma, İçişleri ve Ulaştırma bakanlıkları yer alıyor. Bu adı geçen bakanlar yılda en az iki kez toplanarak ortak eylem planı hazırlayacaklar. Bu ortak eylem planı Bakanlar Konseyi'nde ele alınıp kapsamlı bir çerçeveye oturtulduktan sonra iki başbakanın eş başkanlığında yapılacak toplantıda uygulamaya geçirilecek. İkili ilişkilerimizde ulaştığımız bu düzey gerçek bir komşuluk, örnek bir komşuluk ilişkisini yansıtmaktadır. Her iki konuda da gösterdiği anlayış ve işbirliği dolayısıyla değerli kardeşim Dışişleri Bakanı Muallim'e teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca, bölgesel alanda da işbirliğimiz en geniş şekilde sürecektir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davutoğlu, bölgede de Türkiye ile Suriye arasındaki işbirliği anlayışının kökleşmesini, yerleşmesini istediklerini ifade ederek, ''Bu çerçevede çok değer verdiğimiz iki kardeş, komşu ülke olarak Irak ile Suriye arasındaki ilişkilerin en üst düzeyde gelişmesini ve ortaya çıkacak pürüzlerin giderilmesini ümit ediyoruz. Bu konuda her türlü gayreti göstermeye devam edeceğiz. Ayrıca Orta Doğu barış süreci ve Lübnan gibi konularda da içeride kapsamlı istişareler yapıldı'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''İŞBİRLİĞİ EN İYİ ŞEKİLDE DEVAM EDECEK''-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ile Suriye arasında bütün bu bölgesel konularda işbirliğinin en iyi şekilde devam edeceğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bizim halklarımız asırlar boyu bir arada, iç içe yaşamışlar ve ortak bir tarihi paylaşmışlardır. Kısa bir fetret döneminden sonra tekrar halklarımızı kaynaştıracak olan bu tarihi adımı, geleceği inşa edecek önemli adımlar olarak görüyoruz. Böylece halklarımız iki ülkeyi kendi ülkeleri gibi hiçbir engel olmadan, hiçbir vize olmadan ziyaret edebileceklerdir. Ben buradan kardeş Suriye halkına seslenmek istiyorum; Türkiye sizin ikinci memleketinizdir ve Türk halkı vizesiz bir şekilde sizlere kucağını açmaktadır. Halklarımızın bu kardeşliği, iki hükümetin birlikte oluşturacağı ortak kabine toplantıları ile siyasi düzeye yükseltilmiştir. İnşallah gelecek hepimiz için, iki ülke için de bölgemiz için de daha parlak olacaktır. Ben Türk halkı adına da bu anlayış ve işbirliği dolayısıyla Suriye Devlet Başkanı Esad'a ve Dışişleri Bakanı Muallim'e tekrar teşekkür ediyorum. Kendi memleketinize hoş geldiniz.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Suriye ile Türkiye arasında taşımacılık yapan tırlara uygulanan vergilerin kaldırılması yönünde karar aldıklarını bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muallim, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı konuşmada, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin çok yapıcı bir ortamda geçtiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ülke arasında Stratejik İşbirliği Meclisi'nin kurulmasının kararlaştırıldığını ifade eden Muallim, ''Bu da işbirliği, dayanışma ve karşılıklı güvenin en büyük göstergesidir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muallim, bu ziyaret ve toplantı vesilesiyle Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın almış oldukları karar doğrultusunda her iki halka da bir armağan vermek istediklerini ifade ederek, bunun da her iki ülkenin uygulamış olduğu vizenin tamamen kaldırılması yönünde olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk halkına seslenen Muallim, ''Şimdiden 'Suriye'ye hoş geldiniz' diyorum. Suriye'ye geçişleriniz, İstanbul'dan Ankara'ya geçişleriniz gibi olacaktır. Aynı şekilde Suriye vatandaşları için de Türkiye'ye giriş çıkış Halep ile Şam arasında gidiş geliş yapar gibi olacaktır'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muallim, bunun, ilişkilerin halklar seviyesine yansıyınca daha da pekişeceğinin en büyük göstergesi olduğunu belirterek, ''Ticari işbirliği hacminin giderek daha da artırılması, enerji işbirliğinin geliştirilmesi, elektrik, doğal gaz, su... Her iki ülke arasında taşımacılık yapan tırlara da uygulanmış olan vergilerin kaldırılması yönünde karar almış durumdayız'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye ile Irak arasında krizin sona erdirilmesi yönünde Türkiye'nin gösterdiği çabaya teşekkür eden Muallim, Esad ile Erdoğan arasındaki görüşmede barış konusunun da gündeme geldiğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası hukuk çerçevesinde Suriye ile İsrail arasındaki dolaylı barış görüşmelerinin tekrar başlaması için her iki liderin de görüş birliğine vardıklarını dile getiren Muallim, ''Ancak barış konusunda bir İsrailli ortağın olmadığı kanaatine varmış durumdayız. Sayın Bakan'a teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Yarınki 4'lü toplantı için kendisi bizi bir gün daha ağırlayacak. İstanbul'un güzelliğinin de bir kez daha doyumuna varacağız'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Davutoğlu da ''İstanbul sizin şehriniz'' karşılığını verdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7704771985140525576?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7704771985140525576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7704771985140525576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/turkiye-suriye-kardesligi.html' title='@ Türkiye-Suriye kardeşliği...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF_5bt8QrI/AAAAAAAABpY/a__ErSxkqH4/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1519462232260788283</id><published>2009-09-17T03:11:00.001+03:00</published><updated>2009-09-17T03:13:31.559+03:00</updated><title type='text'>@ Dawkins'in kitabı hakkında bir söyleşi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF-2ywWnMI/AAAAAAAABpQ/DHHln45hlRA/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF-2ywWnMI/AAAAAAAABpQ/DHHln45hlRA/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382222509487070402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Doç Dr. Aliye Çınar, Richard Dawkins’in Tanrı Yanılgısı kitabını, uzmanlık alanının, din felsefesinin birikimiyle analiz etti. Profil yayıncılıktan, Tanrı Yanılgısı Üzerine –İnanmak ya da İnanmamak (2009) ismiyle vitrinlerdeki yerini çoktan aldı. Biz de yazarla, kitap hakkında yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşiye kitabın isminden başlayalım isterseniz. “Tanrı Yanılgısı Üzerine” kadar, sanki kitabın diğer ismi de çok dikkat çekici, “İnanmak ya da İnanmamak”. Niçin bu ismi kullandınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bunun hemen dikkat çekmesi hoşuma gitti. Çünkü kitapta sadece Tanrı Yanılgısı’nı analiz etmedik. Aynı zamanda “inanmanın ve inkârın” temel dinamiklerini de ortaya koyduk. Belki de “inanmak ya da inanmamak, bütün mesele bu” demek istedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı Yanılgısı kitabının ülkemizde çok ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ateist olanları anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir bakıma ateistleri, yargılamaksızın korumalıyız. Tanrı tanımazlıklarını kendi dünyalarında yaşayanları, kesinlikle anlamaya çalışmalıyız. Ancak Dawkins gibi, ateizm misyonerleriyle de hesaplaşarak zihinlere açıklık getirmeliyiz. Hatta Antony Flew gibi, inandığını ilan edenlere karşı, Dawkins’in neden saldırgan olduğunu ve neden onları “döneklikle” suçladığını da soğukkanlılıkla takip edip çözümlemeliyiz. Ancak olması gereken, saldırganlıktan ziyade anlamaktır. Çünkü bu konuda, olanı olduğu gibi kabul etmeyi kutsal kitaplar, özellikle de Kuran öğütlüyor bize. “Sizin inkârınız size, benim imanım ise bana” ifadesi bunu açıkça göstermektedir. Ateizm gerçekte bir tür yazgı gibi… Elbette yazgı derken, tamamen belirlenmiş, değiştirilemez, sıkı bir kaderciliği ima etmiyorum. Ancak bir hikayenin veya bir yaşamın (kültür, geçmiş travma, öfke vb) adını biz çoğu zaman, iman veya inkar potasında isimlendirmek durumunda kalırız. Richard Dawkins eserinde, “ateistlerden hiç inançsızlıkları uğruna savaşan var mı?” diyor. Tabii ki şimdilerde ateizmin en iyi savaşçısı Dawkins. Ancak bu zorlu işte nasipsiz! olduğunu da itiraf etmeden geçemiyor. Deyim yerindeyse tek müridi Douglas Adams’a hitaben, bütün çabalarıma rağmen “muhtemelen inancını değiştirdiğim tek kişisin” demektedir. Neredeyse ömrünü adadığı inançsızlığın ilmihali niteliğindeki Tanrı Yanılgısı kitabını da doğal olarak, kendisine inanmış biricik takipçisi Douglas Adams’a ithaf etmiştir. Dawkins’in kendi sorduğu soru (ateistlerden inançsızlıkları uğruna savaşan gördünüz mü) ateizm propagandası için kamplar kurması ve bir biyoloji profesörü olarak inançsızlığın ilmihalini yazması, üstelik bütün çabalarına rağmen sadece bir tane müridi olması yana getirildiği zaman, muazzam bir çelişkiler demeti ortaya çıkmaktadır. Ülkemizden müridi çıkar mı bilmiyoruz ama görünen o ki oldukça basireti bağlanmış bir haldeyiz. Kısacası Aydınlanma düşüncesi batıda sorgulandı, şimdilerde maliyeti telafi edilmeye çalışılıyor. Ancak biz bu Aydınlanma vapurunda çok fazla kaldık. Deniz çok sisli mi bilinmez, kaptan henüz karayı görmediği için, Aydınlanma vapurunda Tanrı Yanılgısı kitabı ilgi gördü. Çünkü deniz bazen tutar insanı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dawkins’in haklı olduğu noktalar yok mu? Ayrıca bizim de yanıldığımız yerler olamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmaz olur mu? Bir kere yanlış din algıları, dinin nasıl kötüye kullanıldığını iyi serimliyor. Ancak Dawkins, bunların insanların kendi zaafları olduğunu atlayıp, bu yanlışları dine fatura ediyor. Belki de ülkemizdeki dine karşı soğuk tutumun altında da benzer bir durum olabilir. Din, cehalet prangalarının esaretinde kalmıştır. Böyle olunca din, sanki gelişmemiş insanlara hitap ediyor izlenimi vermektedir. Oysa medeni insanların, en deruni ve içten inananlar olduğu bilinir. Zira bilgi de medeniyet bakımından güçlü ve devingen dönemlerde oluşur. Din de böyledir. Hatta böyle olduğu için medeniyeti oluşturmada önemi inkâr edilemez. Ne var ki Dawkins, insanın bir kültür ve medeniyet varlığı olduğunu unutur. Sanki insan yiyip için, çoğalan ve bilimsel gelişmeleri (özellikle Darwinciliği) izleyen biyolojik bir Varlıktır. Dolayısıyla o, kendini anlatmaktadır besbelli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta Dawkins’in derin bir öfke içinde olmasının nedenini, yaşam hikâyesine bağlayan açıklamalarınız var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ben bunu söylerken Dawkins’in içinde bulunduğu mutsuzluğu, bir tıp doktorunun dile getirişine dikkat çekiyorum. Diyor ki o doktor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kitaplarınız, Oxford’daki itibarınız, hayatta sevdiğiniz her şey ve şu ana kadar ki tüm başarılarınız boşunaymış...Bu durumda Camus’nun soru düellosu kaçınılmaz hale geliyor: Neden hepimiz intihar etmiyoruz? Dünya görüşünüz, öğrencilere ve pek çok insana sahiden bu izlenimi veriyor. Size göre hepimiz bir hiç sayesinde tesadüfen evrimleştik ve yine bu hiçe döneceğiz. Eğer din gerçek olmasaydı bile, yaşadığımız sırada aklımıza huzur verebilecek Eflatun’unki gibi soylu bir mite inanmak, size inanmaktan iyidir, çok daha iyidir. Ayrıca sizin dünya görüşünüz insanları endişeye, uyuşturucu bağımlılığına, şiddete, nihilizme, hedonizme, Frankenstein bilimine ve 3. Dünya Savaşı’na sürükler. Dünyada cehennemi yaşatır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel ilişkilerinizde nasıl mutlu olabildiğinizi merak ediyorum. Boşandınız mı? Yapayalnız mısınız? Gay misiniz? Sizin gibiler asla mutlu olmamışlardır; aksi halde mutluluğun olmadığı ya da hiçbir şeyin anlamının bulunmadığını ileri süren düşüncelerinizi ispatlamaya çalışmakta, bu kadar diretmezdiniz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dogmatik ateizmden bahsediyorsunuz. Acaba bu durum da onun kişilik yapısının bir dışa vurumu mudur? Din de dogmatizme yataklık edemez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmanın, esasında dogmatizm için bir emniyet alanı olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü iman, farklılığı dışlamayı değil olduğu gibi kabul etmeyi, görünmez olan sayesinde, düşünceyi büyütmeyi gerektirir. Sanki eleştirel düşünce, dogmatizmin panzehiri gibi düşünülebilir. Ne var ki, o da çok geçmeden bir dogma olma haline gelebilir. Elbette dini, bir akideler sistemi içinde görmek isteyenlerin ve özellikle de dış güdümlü (bir otorite veya menfaat için inançlı gözüken) dindarların, oldukça dogmatik oldukları bir gerçektir. Oysaki sürekli gelişmeyi hedefleyen ve -dünyayı anlama amacıyla- Tanrı’ya derinden bağlanan kişinin dogmatik olması düşünülemez. Zira dogma, adı üstünde, değişime asla yaklaşmaz. Değişmemeyi merkeze koyar dogma veya dogmatik kişilik, kalıplaşmış kişilik. Bunlar ister inançlı isterse de inançsız olsun, sadece kendi ezberlerini yüksek sesle tekrar ederler ve dışa kapalıdırlar. İmanın aynı zamanda güvenme ve sevme anlamına geldiğini hatırlarsak, bu konu zaten dogmatizmle aynı kefeye konamayacak kadar uzakta kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İman ve İnanç arasında fark olduğunu mu söylüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle, evet. İnanç, ‘ulaşılan bir düşünme derecesinin, bir zihnî faaliyet neticesinde ulaşılan hükmün bir sonucudur. Bir başka ifadeyle, özne, iki hükümden birini tercih eder, objeyle tam olmasa da, yine de bilişsel bir kavrayışı gerçekleştirir. İman, inancı kendinde barındırdığı gibi, bilgi de inancı ihtiva etmektedir. Ne var ki her ikisi de onu aşmaktadırlar. İnanç (belief), “gerçekte doğru da olabilen, yanlış da olma olasılığı olan ve doğru olarak kabul edilen ve kesin olmamakla birlikte geçici olarak kabul edilen şeydir.” Zan ve kanaate dayanan, meşrulaştırılmış subjektif güvene inanç diyebiliriz. İman ise Tanrı’ya ve onun kendine tanık olarak bildirdiği inanç önermelerine tam güvendir. Elbette, düşünmeyi de içine alan, iradenin eşliğindeki bir sürecin, bir sınırla burun buruna gelmesidir. Güvenle bağlılık, karar ve hükümle nihayet bulur ki buna iman denilmektedir. Dolayısıyla dinin dinamizmi, sevgi, güç ve adaletin birliği olarak, ölçü, cesaret, cömertlik ve saadeti teminat altına alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kısa ifadeyle imana, ruhun asıl gücüyle buluşması diyebiliriz. Nitekim iman var olanın açığa çıkarılması anlamına gelirken; küfür ise gizlenmesidir. Zaten Arap dilinde etimolojik olarak küfür, örtmek ve gizlemek anlamına gelir. Dolayısıyla da inkâr, ruhun farkındalıklarıyla büyümesini yadsımaya yani inancı yok saymaya dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dini, Tanrı’yı bilinçaltı ile ilişkilendiren görüşleri dikkate alırsak, bu bağlamda karşımıza nasıl bir Dawkins portresi çıkıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere, bireyciliğin açmazını açıklayalım. Tocqueville, “bireycilik savunusu içinde insanlar kendilerini birbirlerinin kaderine yabancı hissetmektedirler” diyor. Bireycilik, ruhu bozmayan ama güçsüz düşüren ve ruhtaki eylem kaynaklarını sessizce kurutan erdemli bir materyalizmin ikiz kardeşidir. Çünkü bireycilik K. Marx’da en iyi ifadesini bulacak şekilde “bilinci” açıkladı. Dolayısıyla dini bir afyon olarak gördüğünden bu afyonun kökünü kurutmayı bilinç lehine yaptı. Nietzsche Tanrı’nın ölümünü ilan ederken, batı aklının geldiği son noktayı bizzat yaşamıyla temsil etti. Şüphesiz insanın dini boyutunu bilinçaltına hapsetmek, fazlasıyla indirgemedir. Ancak insan benliğinin teşekkülünde, bilinç ve bilinçaltı boyutların bütünleşmesi oldukça önemlidir. Özellikle yaratıcı şiir, mitoloji ve mistik alegoriler, bilinçaltını oldukça iyi besleyen arketipleri, adeta kalıplar halinde bilince sunma işlevini görürler. Eğer bilinç, bu uyanmışlık halinde (bilinçaltı) mevcut uyarıları anlamlandırıp (tıpkı rüyalar gibi) farkındalık kazanırsa, adım adım bütünleşmeden söz edilebilir. Bilinçaltının ve dinin önemini iyi kavrayan (Türk modernleşmesinin bilince vurgusunun revaçta olduğu dönemde) Fazıl Hüsnü Dağlarca “Misafir et beni tanrım/Kendi kainatımı yaratıncaya kadar” demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün modern psikiyatri, ruhsal yaşantının sözde derinlerine inerek ve devreye girerek, kişiyi bilinçaltının taarruzundan özgürleştirdiğini düşünür ancak tam olarak onu baskılar. Ruhtaki eylem kaynaklarını kurutur. Bunun için olmalı ki Rollo May, Aşk ve İrade kitabında, insanların modern zamanlarda tam olarak bağlanamadığını, iradenin akılla yer değiştiğini, geçici ve parçalanmış ilgileri de aşk olarak değerlendirdiğini söyler. Çünkü bilinçaltı tatile çıkarılmıştır. Bu, zımnen, sevmenin tahrife uğradığı ve dolayısıyla imanın da iptal edildiği anlamına gelir. İnsanlar sadece bilinç varlığı olarak görüldüğünden, zamanla ruhsal bir çöküntü kaçınılmaz olmuştur. Zira inanma ve aşkın, yalnızca gerçekçi objeleri, ruhun kaldıracı ve dinamosudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dawkins’in temel açmazı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu konuyu kitabımızda derinlemesine analiz ettik. Ancak kısaca ifade etmem gerekirse, Dawkins doğal olanla insanî olan, maddi olanla anlamlı olan arasındaki bağlantıyı yani ahlakı izah edememektedir. Deyim yerindeyse ahlakî beden, maddi doğamızın, anlam ve değerle buluştuğu bağlamdır. Dawkins tam olarak bu noktayı kaçırmaktadır. Ahlakı bir tür menfaatçilik ve biyolojik genler teorisiyle açıklamaktadır: Sen benim sırtımı kaşı, ben de senin sırtını kaşıyayım. Yine o, insanın bilincinin nasıl güncellendiğini, benliğin teşekkülünü, anlam ve ölümsüzlük arzusunu açıklayamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, çelişkili bulduğunuz konular çıktı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok çıktı desem doğru olur. Dine (yanlış din yorumlarına) saldırmak için araç olarak düşündüğü konuların daha katmerlisini kendisi Darwincilikte kıyasıya savunmaktır. “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” sözü o kadar çok dilinizin ucuna gelir ki.. Bunları çalışmamızda tek tek gösterdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz kendi kitabınıza bir okur olarak baksanız, Dawkins’in belini büken en çarpıcı tespitiniz nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı’nın olmadığını söyleyen biri karşısında, satranç oynama (varlığını bütün gücümüzle ispatlama – ki bilakis ispatlanan Tanrının Tanrı olmadığını söyledik-) yerine, onun hiç dikkate almadığı ancak bütün sistemini çökertecek alan olan, kültürde Tanrı fikrinin öneminin, dolayısıyla dinî tecrübenin kültürdeki organik bağlantısının altını itinayla çizdik. Sanki insan, biyolojik gelişim için steril kuvözlerde büyümektedir Dawkins’e göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dawkins Tanrı’nın olmadığını nasıl ispatlıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu bu konun ispatlanmayacağını söyleyerek, agnostik (bilinemezci) olduğunu itiraf ediyor. Bilindiği gibi Darwincilikle Tanrı fikrini ve yaratıcı düşüncesini iptal etmeyi tercih ediyor. Ne var ki bugün Darwincilik bir “teorem” olarak kalmış durumda. Dahası J. Lacan’ın tespitiyle Darwin evrendeki bir neden fikrini iptal etmemiştir. Bilakis o, doğal bir nedenin varlığını öne çıkarmıştır. Ancak evrimcilik insanın evrendeki istisnaî statüsünü kaldırarak, onu ilahî kökeninden koparmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dawkins, bir yandan ilahiyatçılara şu ilkede karşı çıkarken öte yandan da bir başka açıdan onlara katılmaktadır: İlahiyatçılar, “Tanrı kâinatı kurarken temel değişmezleri ayarlamıştır” derler; Dawkins ise “doğal eleme sayesinde üstün türlerin devamı ilkesi, evrenin başlangıcında tasarlanmıştır” demektedir. Esasında ikinci düşünce, ilkine geri dönmektedir. Hatta bunların, kilise üzerinden gelen Yunan düşüncesinin bir yansıması olduğu da söylenebilir. Doğal teolojinin ‘aklî ilkesi’ ya da Aristoteles’in ifadesiyle, ‘hareket etmeyen hareket ettirici’ veya ‘ilk neden’ zaten Tanrı değildir. O, salt doğal bir neden ya da aklın düşünmeye başlama noktasının adıdır. ‘Nedensellik fikri’ni ve ‘ilk neden’i Tanrı olarak düşünmek, başlı başına bir sorundur. Bu durumda Dawkins’in doğal teolojiye başkaldırması isabetli gözükmektedir. Öte yandan doğayı bir ölçüde izah etmesi bakımından da doğal eleme fikri kabul edilebilir. Kısacası Dawkins Newtoncu fiziğin, biyolojideki görünümünü savundu. Yaptıkları, mekanizmi, biyolojiye uyarlama çabasından başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: Dr. Nebile Aslan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1519462232260788283?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1519462232260788283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1519462232260788283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/dawkinsin-kitab-hakknda-bir-soylesi.html' title='@ Dawkins&apos;in kitabı hakkında bir söyleşi...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF-2ywWnMI/AAAAAAAABpQ/DHHln45hlRA/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8830858331680376262</id><published>2009-09-17T03:08:00.002+03:00</published><updated>2009-09-17T03:09:47.818+03:00</updated><title type='text'>@ Abd'den Islam a yakınlık...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF-FvQEBCI/AAAAAAAABpI/Ndnaqj0Q5Kc/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 110px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF-FvQEBCI/AAAAAAAABpI/Ndnaqj0Q5Kc/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382221666732737570" /&gt;&lt;/a&gt;ABD Dışişleri Bakanlığının Müslüman toplumlarla ilişkiler için atadığı ilk özel temsilci olan Farah Pandith'in yemin töreninde konuşan Bakan Clinton, “Müslüman toplumların kaygılarına da yoğunlaşmamız gerekiyor” diyerek, dünyanın farklı kesimlerindeki tüm Müslümanlara ulaşmaya çalışacaklarını, ayrımcılıkla mücadele ve hoşgörünün teşvikine somut eylemlerle katkı vereceklerini söyledi.&lt;br /&gt;ŞİDDET VE AŞIRILIĞI REDDEDENLER&lt;br /&gt;“Pandith, şiddeti ve aşırılığı reddeden Müslümanların sesini yükseltebilmek için dinî liderleri, sivil toplum gruplarını ve siyasetçileri bir araya getirmeye çalışacak” diyen Clinton, Müslümanlar için verdiği iftar yemeğindeki konuşmasında da, ülkesinin Müslüman toplumları dinlemeye, onlarla anlayış, saygı ve daha güçlü işbirliği bağları oluşturmaya bağlı olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;‘İslâmla yeni bir köprü kuracağız’&lt;br /&gt;ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Müslüman toplumlarla ilişkiler için atadığı ilk özel temsilci olan Farah Pandith için Washington’da yemin töreni düzenlendi. Clinton, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘’Bu atama, bundan daha vakitlice olamazdı. Başkan Barack Obama’nın Kahire ve Ankara’da söylediği gibi, ulusumuz, dünya genelindeki Müslümanlar ile karşılıklı çıkar ve saygıya dayanan yeni bir başlangıcın peşinde. Bu, barışçıl ve müreffeh bir gelecek için dinlememizi, düşünceleri paylaşmamızı ve ortak zeminler bulmamızı gerektiren bir ilişki türü’’ diye konuştu.&lt;br /&gt;Bütün bunların bir gecede olmayacağını, büyülü çözümler peşinde olmadıklarını dile getiren Clinton, ‘’Bu, sabır, ısrar ve çok çalışma gerektiren bir süreç. Özel bir temsilci atamakla da iş bitmiyor’’ dedi. Clinton, diyalog ve diplomasiyi geliştirmek için daha fazlasını yapmaları gerektiğini vurgulayarak, Pandith’in bu süreçte kilit bir rol oynayacağını bildirdi. Clinton, ‘’Bu diyalog yalnızca terörizm ve radikalizm üzerine değil, hepimizin sahip olduğu ortak noktalara, çocuklarımız için sarfettiğimiz umutlara ve barışçıl, müreffeh ve istikrarlı bir geleceğin bizi bekleyip beklemediğine dair günlük hayatta sorduğumuz sorular üzerine yoğunlaşacak’’ diye konuştu.&lt;br /&gt;Yoksulluk, açlık, iklim değişikliği ve yolsuzluk gibi tehditlerin dünyanın belli bir kesimine, belli halklara ve belli inançlara özgü olmadığını dile getiren Clinton, ‘’Kim olursak olalım, ortak bağlar oluşturma yolundaki sorumluluklarımızı yerine getirecek çözümler üretmede hepimizin etkin roller üstlenmesi gerekiyor’’ dedi.&lt;br /&gt;Clinton, şöyle devam etti: ‘’Bu büyük tehditlerin yanında, belirli Müslüman toplumların kaygılarına da yoğunlaşmamız gerekiyor. Irak’a nasıl daha çok yatırım çekeceğiz ve işlerine geri dönmek isteyen insanlara bu imkânı nasıl sağlayacağız? İçinde yaşadıkları toplumdan dışlanmış hisseden Avrupa’daki genç Müslümanlar ile nasıl ilgileneceğiz? Ülkemizden gönderdiğimiz mesajın yalnızca hükümetlerarası değil, insanlar ve toplumlar arasında da olduğundan nasıl emin olacağız? İşte Pandith bu görevi yerine getirmede bize yardımcı olacak.’’&lt;br /&gt;Dünyanın çok farklı kesimlerindeki bütün Müslümanlara ulaşma çabası içinde olacaklarını, ayrımcılıkla mücadele ve hoşgorüyü teşvik etmeye katkı sağlayacak somut eylemler ortaya koyacaklarını vurgulayan Clinton, ‘’Pandith, şiddeti ve aşırılığı reddeden Müslümanlar’ın seslerini yükseltebilmek için, dinsel liderleri, sivil toplum gruplarını ve siyasetçileri biraraya getirme yolunda çalışacak. Ulusumuzun çoğulcu değerleri ve geleneklerini yansıtacak biçimde, güven ve işbirliğinin temelini oluşturmada bize yardım edecek’’ dedi.&lt;br /&gt;ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ülkesinin Müslüman toplumları dinlemeye, onlarla anlayış, saygı ve daha güçlü işbirliği bağları oluşturmaya bağlı olduğunu söyledi. Clinton, ABD’de yaşayan yaklaşık 7 milyon Müslümanın, ülkenin kültürünü zenginleştirdiğini belirtti.&lt;br /&gt;Konuşmasında din özgürlüğüne olan inancını dile getiren Clinton, ABD ile Müslüman toplumlar arasındaki ilişkilerde zaman zaman yanlış anlama ve yanlış algılamalardan kaynaklanan sıkıntılar yaşandığına dikkati çekerek, şunları söyledi:&lt;br /&gt;“Ancak öğrenmeye ve dinlemeye, anlayış ve saygı köprüleri oluşturmaya ve daha güçlü işbirliği bağlarını oluşturmaya bağlıyız. Farklı dinlere mensup insanları birleştiren unsurların, bizi bölenlerden daha fazla olduğuna inanıyoruz. Obama yönetimi, iletişimimiz, ortaklıklarımız ve siyasetlerimizin bu temel inancı yansıtmasını sağlamak için gayret gösterecek. Hepimiz, çocuklarımızın barış ve refah içinde birlikte yaşayabileceği bir dünya hedefi için birlikte çalışmalıyız.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8830858331680376262?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8830858331680376262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8830858331680376262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/abdden-islam-yaknlk.html' title='@ Abd&apos;den Islam a yakınlık...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SrF-FvQEBCI/AAAAAAAABpI/Ndnaqj0Q5Kc/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4781722103200601875</id><published>2009-09-14T12:51:00.002+03:00</published><updated>2009-09-14T12:51:53.700+03:00</updated><title type='text'>@ Ukrayna'nın yerini Türkiye alacak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sq4SMTUTRKI/AAAAAAAABpA/C5srU_iZnPQ/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 151px; height: 78px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sq4SMTUTRKI/AAAAAAAABpA/C5srU_iZnPQ/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381258607307474082" /&gt;&lt;/a&gt;Rusya Başbakanı Vladimir Putin, önümüzdeki dönemde Rus doğalgazın ihracında transit ülke olan Ukrayna'nın yerini Türkiye'nin alacağını söyledi.&lt;br /&gt;Rusya üzerine araştırmalar yapan uzmanların yer aldığı Valday Grup'la görüşmesinde Putin'in, Türkiye ile enerji ilişkilerine değindiği ve bu konuda Ukrayna'nın yerini gelecekte Türkiye'nin alabileceğini söylediği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;Rusya, Avrupa doğalgaz sevkiyatının yüzde 80'inini Ukrayna üzerinden yapıyor. Bu ülke ile siyasi ve ekonomik konularda sorun yaşayan Moskova, enerji ulaşım yollarını çeşitlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Kuzey Akım doğalgaz boru hattı ile Avrupa'nın kuzeyine ulaşmayı planlayan Moskova, Güney Akım doğalgaz boru hattı ile ilgili de çalışmalarını yoğunlaştırdı.&lt;br /&gt;6 Ağustos'ta Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştiren Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la Güney Akım anlaşmasını parafe etti.&lt;br /&gt;Valday Düşünce Grubu ile kapalı kapılar ardında görüşen Putin'in açıklamaları kısmi olarak basına yansımaya devam ediyor. Putin'in 2012'de yeniden Kremlin'e dönebileceği sinyallerinin geldiği görüşmede Putin'in Türkiye ile ilgili de açıklamalarda bulunduğu kaydedildi.&lt;br /&gt;The Moscow Times'da yer alan haberde, Alman düşünce kuruluşu uzmanı Aleksander Rahr'ın Rusya'nın doğalgaz ihracı ile ilgili sorusunu yanıtlayan Putin'in batı transit yolu olarak Ukrayna'nın yerini artık Türkiye'nin alacağını söylediği yer aldı.&lt;br /&gt;Kommersant gazetesi de, Putin'in Erdoğan'la yapacağı telefon görüşmesi nedeni ile toplantının 2,5 saatte bitirilmek zorunda kalındığını yazdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4781722103200601875?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4781722103200601875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4781722103200601875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/ukraynann-yerini-turkiye-alacak.html' title='@ Ukrayna&apos;nın yerini Türkiye alacak'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sq4SMTUTRKI/AAAAAAAABpA/C5srU_iZnPQ/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6803112231835159366</id><published>2009-09-14T12:48:00.001+03:00</published><updated>2009-09-14T12:49:23.482+03:00</updated><title type='text'>@ Darwin filmini ABD istemiyor!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sq4RmmNjf9I/AAAAAAAABo4/9rrNRIbNXA4/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 153px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sq4RmmNjf9I/AAAAAAAABo4/9rrNRIbNXA4/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381257959544422354" /&gt;&lt;/a&gt;Charles Darwin'in hayatını konu alan İngiliz yapımı bir film Amerikalı izleyicilerin evrim teorisini çok tartışmalı bulduğu gerekçesiyle ABD'de dağıtım yapacak şirket bulamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra) -- Başrolünde Paul Bettany'nin oynadığı "Creation"  (Yaratılış) adlı filmde Darwin'in "Canlıların Kökenleri"ni yazdığı sırada "iman ve akıl arasında verdiği mücadeleyi" konu alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde Darwin 10 yaşındaki kızı Annie'nin ölümünden sonra tanrıya inancını yitirmiş bir kişi olarak betimleniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılışı Toronto Film Festivali'nde yapılan filmin İngiltere prömiyeri de pazar günü yapılacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film Avusturalya'dan İskandinav ülkelerine kadar dünyanın hemen heryerinde gösterime girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Amerikan dağıtım şirketleri Amerikalıları kızdıracağı gerekçesiyle bu filmin dağıtımını yapmayı redediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki Gallup tarafından geçtiğimiz şubat ayında yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre Amerikalıların yüzde 39'u evrim teorisine inanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmleri Hristiyan bakış açısından eleştiren etkili internet sitesi Movieguide.org, Darwin'i öjenklerin babası olarak tanımlayıp bilimadamını "ırkçı, bağnaz ve bıraktığı miras kitlesel cinayet olan 1800'lerin doğabilmicisi" olmakla suçladı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; "Creation"ın Oscar'lı yönetmeni jeremy Thomas "Canlıların Kökenleri' kitabının yayımlanmasında 150 yıl sonra bu düşünce ve tavırların hala varolması karşısında afalladığını söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thomas, "2009 yılından karşı karşıya bulunduğumuz durum budur. Çok şaşırtıcı bir durum. Filmin Amerika'da bir dağıtımcısı yok. Dünyanın başka her tarafında anlaşmaları yapıldı ama içeriği nedeniyle Amerika'da dağıtımcısı yok. Filmi görenler bunun bu yıl gördükleri en iyi film olduğunu söylüyorlar ama ABD'de kimse bunu dikkate almıyor. Bu konunun Amerika'da hala hassas bir konu olmaya devam ediyor olmasına inanamıyorum. Burada hala dünyanın altı günde yapıldığına inanıyorlar. New York ve Los Angeles'in dışındaki Amerika'da din hüküm sürüyor" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6803112231835159366?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6803112231835159366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6803112231835159366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/darwin-filmini-abd-istemiyor.html' title='@ Darwin filmini ABD istemiyor!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sq4RmmNjf9I/AAAAAAAABo4/9rrNRIbNXA4/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7988665873063988337</id><published>2009-09-12T15:04:00.004+03:00</published><updated>2009-09-14T12:49:55.736+03:00</updated><title type='text'>@ Seller ve 9 rakamı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SquPJF2FOWI/AAAAAAAABow/ZzjRZj6t6tg/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SquPJF2FOWI/AAAAAAAABow/ZzjRZj6t6tg/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380551566174796130" /&gt;&lt;/a&gt; Marmara, 1949’dan bu yana 30’ar yıllık aralarla büyük ölçekli ve ölümlü sel felaketleri yaşadı. Ancak ilginçlik bu kadarla kalmadı. Yaşanan felaketlerin tarihleri de ürkütücü bir eşlikle 9 Eylül tarihlerinde gerçekleşti ve tarihlerin son yıllarında da 9 rakamı yer aldı. Böylece, Marmara Bölgesi, yaşadığı seller ve bu sellerdeki üç dokuzlu tarihle bir sır oluşturdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda 9 Eylül 1949 (09.09.1949), 9 Eylül 1979 (09.09.1979) ve 9 Eylül 2009 (09.09.2009)’daki sellerde Hürriyet’in birinci sayfaları görülüyor. 1949’da yaşanan felaket için “Seller büyük hasara sebep oldu” başlığının altında, İstanbul’da bazı yerlerin sular altında kaldığı, selin Bursa ile Mudanya, Gemlik ve Yalova arasındaki ylolların da kapandığı belirtiliyordu. 1979’daysa, 15 dakikada yağan yağmurun neden olduğu sellerin 15 kişinin ölümüne yol açtığı ifade ediliyordu. Önceki günse İstanbul’u dünyaya megaköy olarak tanıtan son felaket “Tsunami gibi” başlığıyla anlatılıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7988665873063988337?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7988665873063988337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7988665873063988337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/0909-sel-srr.html' title='@ Seller ve 9 rakamı...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SquPJF2FOWI/AAAAAAAABow/ZzjRZj6t6tg/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7859386454224958972</id><published>2009-09-12T15:02:00.001+03:00</published><updated>2009-09-12T15:04:12.164+03:00</updated><title type='text'>@ Amerikalıların İslam dini hakkındaki bilgisi...</title><content type='html'>Amerika'da İslam'ın şiddeti teşvik ettiğini düşünenlerin oranında iki yıl öncesine göre az da olsa bir düşüş yaşandığı ortaya çıktı. Pew Forum tarafından yapılan araştırmada, genellikle başka dinleri ve kültürleri bilmemekle suçlanan Amerikalıların son yıllarda az da olsa İslam hakkında bilgi edindiklerini ortaya koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜZDE 58'İ AYRIMCILIK YAPILDIĞINI DÜŞÜNÜYOR&lt;br /&gt;Pew Araştırma Merkezi tarafından 4 bin Amerikalı yetişkin üzerinde yapılan araştırmaya göre, Amerikalıların yüzde 58'inin Müslümanların ABD'de ayrımcılığa tabi tutulduğunu gösterdi. İki yıl önce yapılan araştırmada İslam'ın şiddeti teşvik eden bir din olduğunu düşünenlerin sayısı 45 iken, bu oran son araştırmada yüzde 38 olarak görüldü. Ancak bu oran 2001'deki 11 Eylül olaylarının ertesi yılında (2002) yapılan araştırmadaki oranın üstünde. 11 Eylül saldırılarından sonra yapılan araştırmada İslam'ın şiddeti teşvik ettiğini düşünenlerin oranı yüzde 25 olarak belirlenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMERİKALILAR AYNAYA BAKMAYA BAŞLAMIŞLAR&lt;br /&gt;Araştırmada İslam'la ilgili görüş bildirenlerin büyük bölümünün kendi inanç değerleri üzerinden yorum yaptığı belirtilirken, Pew Araştırma Merkezi'nden Michael Dimock, Amerikalıların büyük bir bölümünün Müslümanların ayrımcılığa tabi tutulduğunu düşünmesiyle ilgili olarak, “Bu bir çeşit kendine aynada bakmaktır ve insanlar ayrımcılığa tabi tutulanlarla empati kuruyorlar” yorumunu yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EN FAZLA CUMHURİYETÇİLER AMA ORANLARI BİRAZ DÜŞTÜ&lt;br /&gt;Öte yandan, araştırmada İslam'la ilgili olarak olumsuz görüş bildirenlerin büyük bir bölümünün eski Başkan George Bush'un partisi Cumhuriyetçi Parti'nin tabanını oluşturan Evanjelikler ve Neo-Conlar olması dikkat çekti. Araştırmaya göre kendisini Cumhuriyetçi Partili olarak görenlerin yüzde 55'i İslam'ı ‘şiddet' olarak görüyor. Bu oran iki yıl önceki araştırmada yüzde 68 olarak çıkmıştı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;LİBERAL VE DEMOKRATLAR ARASINDA DAHA AZ&lt;br /&gt;Kendilerini liberal ve demokrat olarak adlandıranların ise yüzde yüzde 25'i İslam'ı ‘şiddet' olarak görürken, bu oran iki yıl önceki araştırmayla aynı kaldı. Araştırmaya katılan ve kendisini beyaz Evanjelik Proteston olarak tanımlayanların yüzde 53'ü İslam'ın şiddeti teşvik ettiğini düşünürken, beyaz Katoliklerin yüzde 38'i, siyah Protestanların yüzde 30'u ve diğer beyaz Protestanların yüzde 39'u bu görüşü paylaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜZDE 36'SI NE ‘ALLAH'I NE ‘KUR'AN'I BİLİYOR&lt;br /&gt;Araştırmada dikkati en çeken en önemli hususlardan biri de Amerikalıların İslam'ı ne kadar tanıdıklarına dair oldu. Araştırma, Amerikalılar İslam'la ilgili son dönemde az da olsa biraz bilgi sahibi olduklarını gösteriyor ancak çoğunluğun İslam'la ilgili bir bilgisi bulunmuyor. Araştırmaya göre, Amerikalıların yüzde 41'i Müslümanların kutsal kitabının ‘Kur'an' ve Tanrıya İslam'da ‘Allah' denildiğini biliyor. Bu oran iki yıl öncesinde yüzde 33 oranındaydı. Araştırmada, sadece ‘Allah' ya da sadece ‘Kur'an'ı bilenlerin oranı yüzde 50'inin biraz üstündeyken, bu iki terim hakkında hiçbir bilgisi olmayan Amerikalıların oranı ise yüzde 36 olarak görüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Nedim Aslan/habervaktim.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7859386454224958972?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7859386454224958972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7859386454224958972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/amerikallarn-islam-dini-hakkndaki.html' title='@ Amerikalıların İslam dini hakkındaki bilgisi...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5933706404548615473</id><published>2009-09-09T12:56:00.000+03:00</published><updated>2009-09-09T12:57:46.464+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye Süper Güç Olacak!</title><content type='html'>ABD'li ünlü gelecek gurusu James Canton, krizden erken çıkacak ülkeler arasında gösterdiği Türkiye'nin yakın gelecekte önemli stratejik misyonlar üstlenerek model ülke olacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından The Institute for Global Futures'in kurucusu James Canton, küresel krizle birlikte dünyada dengelerin değişmeye başladığını belirterek, daha global düşünen, teknoloji ve inovasyona (yenilik) ağırlık verecek stratejileri hayat geçiren Türkiye'nin ilk modern müslüman süper güç olabileceğini söyledi. Canton, "Türkiye, teknoloji ve inavosyona adapte oldukça global sisteme daha hızlı ayak uyduracak. Önümüzdeki dönemde dünyada önemli bir model ülke olacak. Bugüne kadar hep coğrafi üstünlüğü ile değerlendirilen Türkiye'nin artık bunun da ötesine geçme zamanı geldi. Atacağı adımlarla ilk modern müslüman süper güç olarak tarihi açıdan önemli bir rol üstlenecek" dedi. Dünyanın bundan sonra da değişik krizler yaşayacağını savunan Beyaz Saray'ın Bilim ve Teknoloji Ofisi eski Danışmanı James Canton, "Son 20 yıla baktığımızda ortalama her 5 yılda bir çeşitli krizler meydana geldi. Gelecekte bizleri yeni krizlerin beklediğini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Değişen dünyada önümüzdeki dönemlerde bizleri farklı yeni krizler bekliyor" dedi. Krizlerin beraberinde karşı konulamaz fırsatlar da ortaya çıkartacağını söyleyen Canton, Türkiye gibi gelişen ülkelerin etkin teknoloji yatırımı, altyapı desteği, lojistik ve iletişim endüstrisinde anahtar rol üstleneceğini belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'YENİ KURUMLAR ÇIKACAK' &lt;br /&gt;Yaşanan global krizin, ilerideki krizlerde mücadele edebilecek yeni ve güçlü kurumlar ortaya çıkarmaya başladığını kaydeden Canton, yeni krizlerde daha iyi mücadele verilerek etkin kararlar alınacağını belirtti. Canton, bundan sonraki krizlerin son yaşanılan kadar güçlü ve yıkıcı olmayacağını söyleyerek yeni endüstrilerin ve yeni oyuncuların sahaya ineceğini söyledi. Canton, "Global dünya yakın gelecekte yeni sürpriz ve değişimlere gebe. Şuan herkes ekonomide ortaya çıkan risklere odaklandı. bu yüzden birçok kimse büyük resmi göremiyor. Ekonomik dengeler tamamen değişiyor ve önümüzdeki dönemde fırsatları iyi değerlendiren yeni oyuncularla tanışacağız. Kriz, yeni endüstriler meydana getiriyor ve inovasyon alanında büyük değişimler yaşanıyor. Tüm bunlar olumlu gelişmeler ve kriz sonunda kimlerin kazanan ve kaybeden olduğunu belirleyecek" dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5933706404548615473?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5933706404548615473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5933706404548615473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/turkiye-super-guc-olacak.html' title='@ Türkiye Süper Güç Olacak!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2728646643618139719</id><published>2009-09-09T02:12:00.001+03:00</published><updated>2009-09-09T02:13:31.317+03:00</updated><title type='text'>@ Yeni düzenin öncüsü Türkiye olacak...</title><content type='html'>Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Tiflis yolunda Türkiye'nin kendisini ve bölgesini ilgilendiren dünya meselelerinde 'düzen kurucu, öncü rol oynaması gerektiğini' ve dış aktörlerin de Türkiye'nin bu rolünü benimsediğini açıkladı.  Davutoğlu, 'Yeni düzenin öncülüğünü biz yapacağız' dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu, Gürcistan yolunda uçakta AKŞAM'ın sorularını yanıtladı. Geçen hafta Ermenistan ile normalleşme süreci çerçevesinde dile getirdiği ve 'neo-Osmanlıcı'  tepkilerine yol açan 'Türkiye'nin yeni düzen kurma misyonu' projesinin ayrıntılarını anlattı. İşte &lt;br /&gt;Davutoğlu ile sohbetimizden satır başları:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİLİNÇLİ  KULLANIYORUM: Evet 'düzen' kavramını  bilinçli olarak kullanıyorum. Soğuk savaş düzeni kalktı ama yeni düzen kurulmadı. Bunu kuracak aktörler soğuk savaşta olduğu gibi sadece iki aktör değil. Mesela Kafkasya'da düzeni Sovyetler ile ABD oturur tartışır ve kurarlardı. Ama şimdi Irak örneğinde görüldüğü gibi ABD tek başına kuramıyor. Gürcistan örneğinde görüldüğü gibi Rusya da kuramıyor. Başarı kazandı ama bir düzen kuramadı. Sadece kendi çıkarını koruyan bir statü tahkim etti.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE DÜZEN KURUCU OLMALI: Bizim dediğimiz Türkiye'nin düzen kurucu rolü.  Gerek Ortadoğu gerek Kafkaslar'da yeni düzen kurulması gerekir. Bunu kurarken biz aktif rol almak istiyoruz. Bu bir emperyal dürtü (kendine yöneltilen neo-Osmanlıcı iddialarını kastederek) değil. Bir gereklilik. 'Yeni bir düzen kurulması lazım, başkaları kursun, biz sonra intibak ederiz' deyip geri çekilebilirsiniz. Ama bu Türkiye'nin büyüklüğüne, ulusal çıkar anlayışına yakışmaz. Ya bir kaos yaşayacağız ve bu bizim işimize geliyor diyeceğiz ya da biz bir düzen fikrinin öncülüğünü yapacağız &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIŞ AKTÖRLER DE BENİMSİYOR: Türkiye'siz bir düzen kurulamaz. Dış aktörler bile Türkiye'nin düzen kurucu rolünü benimsiyor. İsveç'teki AB toplantısında 27 bakana konuştum. İki saatlik oturumun bir saat onbeş dakikasında ben konuştum. Ben emperyal dürtüyle, 'Osmanlı'nın çocuğuyum, dinleyeceksiniz beni ha yoksa falan' demedim.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIRBİSTAN'DA DÜZENİ BİZ KURDUK: Kim düşünebilirdi ki ben Sırbistan Dışişleri Bakanı'nı alıp Sancak'a gidiyorum ve biz orada iki partinin uzlaşmasını sağlıyoruz. Ama ne yaptık. Sırbistan hükümetini kuran hamleyi Türkiye yaptı. Tadiç hükümeti için iki oyu sağlayan ve iktidara gelmesini sağlayan biziz. Niye yaptık? Orada ılımlı bir hükümet olsun ki Kosova ile çatışmasın, Bosna - Hersek'te sorun yaratmasın.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE HAMLELERİMİZ: Kimseyi dışlamayan, empoze etmeyen katılımcı bir düzen bizim dediğimiz. İşte Ermenistan örneği. En katı düşman ülkelerle ilişkileri normalleştiriyoruz. Mısır gibi sizi rakip gibi gören ülkeyle oturup Ortadoğu'da neler yapabileceğimizi tartışıyoruz. Irak'a komşu ülkeler toplantısı, Suriye-İsrail görüşmeleri, Lübnan'da hükümetin kurulması için gösterilen çaba,  Irak'ta Sünnilerin demokratik sürece dahil edilmesi düzen hamleleridir. Bugün geliş amacımız Gürcü-Abhaz meselesi de hallolursa o da düzen hamlesidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU EMPERYAL DÜRTÜ DEĞİL: Bu hamleleri yapmadan Türk'ün Türk'e propagandası gibi Ankara'da oturup 'Biz şanlı milletiz, güçlü tarihimiz var' desek o zaman dedikleri gibi 'emperyal' bir şey olur. Öyle değil. Ama sen yapmazsan başkası kendi düzenini sana empoze edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kaptanı Saakaşvili'den isteyecek&lt;br /&gt;Son dönemde Gürcistan 5 Türk gemisine Karadeniz'de durdurarak el koydu. Bunların üçü açık denizlerde yaşandı. Son yaşanan Buket gemisinin durdurularak kaptan ve mürettebatının tutuklanmasında gerilimin düşürülmesinde bizzat Davutoğlu devreye girdi. Personel serbest bırakıldı. Ancak geminin kaptanı Coşkun Mehmet Öztürk'ün serbest bırakılması konusunda nihai kararı Davutoğlu'nu bugün kabul edecek Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili verecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TİFLİS'E İKİ MESAJ&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu'nun, Gürcistan'daki dünkü temaslarından edindiğimiz izlenime göre, Davutoğlu Tiflis'e şu iki önemli mesajla geldi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Türkiye'nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ankara'da imzaladığı kapsamlı anlaşmalar ile geçen hafta Ermenistan ile başlatılan normalleşme süreci Gürcistan yönetimini kaygılandırmış. Davutoğlu bu gelişmelerin Gürcistan'ın çıkarlarına zarar vermeyeceğini tam tersine bölgesel istikrar ve kalkınma için büyük imkan yaratacağının altını çizdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Gürcistan'ın Türk gemilerine yönelik kötü muamelelerinin ardında yatan asıl sorun Gürcistan ile Abhazya arasındaki kötü ilişkiler. Gürcistan sadece Rusya tarafından tanınan Abhazya'ya yönelik katı bir izolazyon politikası uyguluyor. Davutoğlu, Tiflis'e 'Bizim Abhazya'yı tanıma niyetimiz yok. Ama sizin de Abhazya'yı izole etme politikanızdan vazgeçmeniz gerekir. Siz böyle yaptıkça onları Rusya'nın daha fazla kucağına iteceksiniz' mesajını iletti.  Bu konu sadece Gürcistan için değil Türkiye için de önemli. Çünkü Türkiye'de Abhaz kökenli 400 bin kişi var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERİVAN İLE NORMALLEŞME&lt;br /&gt;Davutoğlu bu çerçevede Gürcü meslektaşı Vaşadze'den Türkiye'nin Abhazya'ya bir yetkili göndermesi için istediği izni de kopardı. Davutoğlu ile aynı uçakta gelen Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ünal Çeviköz bugün Abhazya'ya geçerek Türkiye'nin mesajlarını bizzat götürecek. Gürcü makamları tanımadıkları Abhazya'ya bir Türk diplomatının gidişine ilk kez izin vermiş olacak. &lt;br /&gt;Çeviköz de Abhaz makamlarına 'Bağımsızlık vizyonunuzu gözden geçirin' mesajını iletecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2728646643618139719?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2728646643618139719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2728646643618139719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/yeni-duzenin-oncusu-turkiye-olacak.html' title='@ Yeni düzenin öncüsü Türkiye olacak...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1072749220617206740</id><published>2009-09-08T23:42:00.001+03:00</published><updated>2009-09-08T23:44:21.374+03:00</updated><title type='text'>@ Belçika Devleti iflas mı ediyor?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SqbCGfmHGPI/AAAAAAAABoo/gD0Yzniri7M/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 156px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SqbCGfmHGPI/AAAAAAAABoo/gD0Yzniri7M/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379200221756987634" /&gt;&lt;/a&gt;Belçika Federal Devleti’nin sürekli güncellenen ve her güncellendiğinde ülkeyi daha karamsar bir havaya sokan bütçe açığı rakamları çiçeği burnunda Bütçe Bakanı Guy Vanhengel’in derin bir umutsuzluğa sevk etti. Bakan Vanhengel, “Belçika’nın durumunu bir firma gibi incelersek, sanal olarak iflas durumunda olduğunu görürüz” diyerek, kuzeyiyle güneyi arasında yaşanan çekişmelerden ve kurumsal reform tartışmalarından yorulan ülkenin dikkatini gittikçe kötüye giden ekonomiye çekmeyi başardı.&lt;br /&gt;Belçika için eldeki ekonomik veriler iç açıcı değil. Son güncellemeyle birlikte bu yıl öngörülen bütçe açığı 25 milyar Euro. En iyimser tahminler bile Belçika’nın 2012’den önce bütçede denge sağlayamayacağını gösteriyor. İşsiz sayısı, bugüne kadar ekonomik refahıyla övünen Flaman Bölgesi’nde yüzde 20’nin üzerinde bir oranında artış gösterdi. Brüksel Bölgesi’nde neredeyse her üç gençten biri iş beklerken, Belçika genelinde 25 yaşın altındaki gençlerdeki işsizlik oranı son üç ayda yüzde 88 oranında artış gösterdi. &lt;br /&gt;Geçen ay iflas eden şirket sayısında rekor düzeyde artış gözlenirken, birçok firma, krizin etkisinden yavaş yavaş kurtulduğunu görmesine rağmen işçi çıkarmaya veya yeni eleman alma konusunda tereddüt etmeye devam ediyor.&lt;br /&gt;Ülkenin toplam ise borcu 321 milyar Euro’ya ulaştı ve önümüzdeki 6 yıl boyunca her yıl en azından 25 milyar Euro’luk sabit borç kapatmak durumunda. &lt;br /&gt;Bütün bu veriler “Belçika Devleti iflas mı ediyor” tartışmalarını beraberinde getirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1072749220617206740?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1072749220617206740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1072749220617206740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/belcika-devleti-iflas-m-ediyor.html' title='@ Belçika Devleti iflas mı ediyor?'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SqbCGfmHGPI/AAAAAAAABoo/gD0Yzniri7M/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2506993142191241908</id><published>2009-09-07T17:58:00.002+03:00</published><updated>2009-09-07T18:02:51.129+03:00</updated><title type='text'>@ İnsan doğuştan Allah'a inanıyor..</title><content type='html'>Yapılan araştırma insan beyninin doğuştan doğaüstü inançlara fiziksel olarak bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacıların dediğine göre, tanrıya inanmaya programlıyız çünkü bize hayatta kalmak için bambaşka bir neden sunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların gelişme sürecinde yaşadıkları dini eğilimler aslında doğdukları anda beyinlerinde bulunan inanç merkezlerinde temellenmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNANÇ, BEYİNDEKİ ELEKTRİKSEL FAALİYETLERİN SONUCU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bristol Üniversite’sinde gelişim psikolojisi profesörü Bruce Hood’un yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği bilgilere göre, insan beyni doğuştan doğaüstü inançlara fiziksel olarak bağlantılı. Bu fiziksel bağ da insan gelişiminin sonunda dine inancın gelişmesinde gerekli psikolojik tabanın oluşmasında önemli bir rol oynamakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dini duyguların ve deneyimlerin beynin belirli bir bölgesindeki aktiviteye bağlı olması teorisi üzerine yapılan başka araştırmalarda elde edilen sonuçlar, Hood’un bulgularıyla uyum göstermekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddialara göre beynin bu bölgeleri ruhani hislerin algılanması için elektriksel faaliyetlerde bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNANÇLARI TERK ETMEYE ÇALIŞMAK NAFİLE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hood’un elde ettiği bulgular, Tanrı Yanılgısı’nın yazarı Richard Dawkins gibi dine inancın, az eğitimden ve küçük yaşta dinin doktrinleştirilmesiyle gerçekleştiğini düşünen ateistler için tezat teşkil etmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hood’a göre, inançlardan uzaklaşmaya, onları terk etmeye çalışmak nafile çünkü onlar beynin en temel seviyesinde bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Araştırmalarımız gösterdi ki; çocuklar, doğal ve sezgisel muhakemeyle dünyanın nasıl döndüğüne ilişkin doğaüstü inançlara sahip olabiliyorlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Büyüyüp geliştikçe, bu inançlar yerini daha mantıksal yaklaşımlara bırakıyor. Ama mantıkdışı, doğaüstü inançlara inanma eğilimi, dini inançta vücut buluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sonuçlarını bu hafta Britanya Bilim Derneği’nin yıllık toplantısında açıklayacak olan profesör; örgütlenmiş dini, birbiriyle ilişkili doğaüstü inançların bir parçası olarak gördüğünü belirtiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2506993142191241908?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2506993142191241908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2506993142191241908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/insan-dogustan-allaha-inanyor.html' title='@ İnsan doğuştan Allah&apos;a inanıyor..'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-52070547435197064</id><published>2009-09-07T14:10:00.000+03:00</published><updated>2009-09-07T14:11:42.385+03:00</updated><title type='text'>@ Time: Sınırın açılması, Türkiye’nin bölgesel ağır siklet olma iddiasını güçlendirir</title><content type='html'>Türk-Ermeni sınırının açılmasının Türkiye’nin bölgedeki konumunu önemli ölçüde güçlendireceği yorumları yapılıyor. Time dergisi, sınırın açılmasının, Türkiye’nin “bölgesel siyasi ağır siklet” olma iddiasını güçlendirmeye katkıda bulunacağını belirtti.&lt;br /&gt;Uluslararası Kriz Grubu uzmanı Hugh Pope da, “Hem Türkiye, hem de Ermenistan cesur ve devlet adamına yakışan bir adım attı. Başarılı olursa ikisi kazanacak” dedi.&lt;br /&gt;The Time dergisi, “Türkiye ve Ermenistan: Bir Asırlık Kan Davasında Buzlar Eriyor?” başlıklı analizinde iki ülkenin arasında varılan mutabakatın önemini vurgularken petrol ve gaz boru hatlarının geçtiği Kafkas bölgesinin ABD ve Rusya için taşıdığı öneminin altını çizdi.  Obama Yönetiminin, Türk-Ermeni ilişkilerinin tesis edilmesinin dış politikasının bir önceliği olduğu işaretini verdiğini kaydeden dergi, “Ancak tarih, dünyanın bu bölgesinde güçlü bir sabotajcıdır ve daha önce görüşmeler onun ağırlığı altında çökmüştü” diye yazdı.&lt;br /&gt;Yeni plana göre, bir tarih komisyonunun kurulacağına, Türkiye’nin de, önce Karabağ sorununun çözülmesi ısrarından vazgeçtiğine dikkat çekildiği analizde Uluslararası Kriz Grubu uzmanı Hugh Pope’nin değerlendirmelerine yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hugh Pope, “Hem Türkiye, hem de Ermenistan cesur ve devlet adamına yakışan bir adım attı. Başarılı olursa ikisi kazanacak” şeklinde konuştu. Pope, “Eğer (görüşmeler) başarılı olursa Türkiye, son dönemde sonmuş olan iç reformcu, bölgesel barış yapıcısı ve Avrupa Birliği üyelik sürecini ciddi olarak ilerleten ülke olarak itibarını büyük ölçüde geri kazanabilir” yorumunu da yaptı.&lt;br /&gt;Time, Kars Ticaret Odası Başkanı Ali Güvensoy’un sınırın açılmasının bölge ekonomisinin yüzde 20 büyüyebileceği tahmine de dikkat çektiği analizinde “Sınırın açılması aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel siyasi ağırsıklet olma iddiasını güçlendirmeye katkıda bulunacak” değerlendirmesini de yaptı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-52070547435197064?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/52070547435197064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/52070547435197064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/time-snrn-aclmas-turkiyenin-bolgesel.html' title='@ Time: Sınırın açılması, Türkiye’nin bölgesel ağır siklet olma iddiasını güçlendirir'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8637151637385288102</id><published>2009-09-01T04:59:00.001+03:00</published><updated>2009-09-01T05:00:59.314+03:00</updated><title type='text'>@Medvedev'den Kafkas açılımı...</title><content type='html'>Rusya, Müslüman din adamlarından halkı terörden uzak tutmaları için yardım istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafkaslar 4 yılın en kanlı dönemini yaşıyor. Bölge liderlerini, güvenlik güçlerini hedef alan terör saldırılarının önünü kesmek isteyen Rusya Müslüman din adamlarından halkı terörden uzak tutmaları için yardım istedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Rusya lideri Dmitri Medvedev, Kuzey Kafkaslar'da arka arkaya yaşanan terör saldırıları sonrası bölgede yeni açılımlara hazırlanıyor. Temmuz ayında Rusya'nın İnguşetya Cumhuriyeti'nde bir polis karakoluna düzenlenen bombalı saldırıda 25 kişinin ölmesini ve İnguşetya Cuhurbaşkanı Yunus-Bek Evkurov'a düzenlenen suikasti milat olarak kabul eden Rusya Müslümanları yanına çekerek terörü durdurmayı planlıyor. Aybaşında güvenlik yetkilileriyle bir araya gelen Medvedev cuma günü de Soçi'de bölge liderleri ve Müslüman din adamlarıyla bir araya geldi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'SİLAHLA TERÖR ÇÖZÜLMEZ'&lt;br /&gt;Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov, İnguşetya Cuhurbaşkanı Yunus-Bek Evkurov ile bir araya geldi. Liderler saldırıları ve alınacak önlemleri görüştü. Ardında da Kuzey Kafkaslar'daki etkili Müslüman din adamlarıyla bir araya geldi. Çeçenistan ve İnguşetya'daki radikal İslami hareketin yayılmasında endişe eden Rus lider Müslüman liderlerden gençlerin teröristlerin ağına düşmesinin engellenmesinde yardım istedi. Medvedev, "Bölgede sizlerin desteği olmadan Kafkas sorununun üstesinden gelmemiz mümkün değil. Rusya hükümetinin tam desteğini her zaman yanınızda hissedebilirsiniz" dedi. Aşırılıklarla ilgili İslamcı tamlamasının kullanılmasının doğru olmadığını kaydeden Medvedev, "Bu tür insanlar için sadece 'haydut' demeliyiz. Buna herhangi bir dini referans koymak doğru değil. Bunlar kendilerini samimi Müslümanlar olarak tanımlasa da öyle olmadıklarını biliyoruz" diyerek sözlerini bitirdi. İntihar saldırısında yaralanan İnguşetya lideri de, "Askeri yöntemlerin başarı getirmediğini görüyoruz. Yeniden toplum değerlerini oluşturmamız gerekli" ifadesini kullandı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;TELEVİZYON KURULSUN&lt;br /&gt;İslam'ın temel prensiplerinin anlatılabileceği bir televizyon kanalı kurulmasını öneren Medvedev İslami eğitimin yayılmasını sağlayarak radikallerin önüne geçmek istediklerini belirtti. Medvedev, "Şimdi dijital yayına geçildi. Geniş imkanlar sağlıyor. Ülkemizde İslamiyeti, gelenekleri anlatacak bir televizyon kanalı kurulması gerektiğini düşünmeliyiz." önerisinde bulundu. Radikal internet sitelerinin kapatılmasının da cevap olamayacağını söyleyen Medvedev bunun yerine İslam'ın esas değerlerinin tanıtıldığı internet siteleri kurmak gerekli dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8637151637385288102?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8637151637385288102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8637151637385288102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/09/medvedevden-kafkas-aclm.html' title='@Medvedev&apos;den Kafkas açılımı...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3134013077282110390</id><published>2009-08-27T14:27:00.002+03:00</published><updated>2009-08-27T14:28:50.198+03:00</updated><title type='text'>@ ''Dünya krizden 4 yılda çıkar''</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SpZtzcSkEmI/AAAAAAAABog/f3DsZKZDK1U/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 140px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SpZtzcSkEmI/AAAAAAAABog/f3DsZKZDK1U/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374603935848075874" /&gt;&lt;/a&gt; 2001 Nobel ekonomi ödülünün sahibi Amerikalı Joseph Stiglitz, dünyanın küresel mali krizden ancak 4 yılda çıkacağını, konjonktürdeki hafif düzelmenin bir "illüzyondan" ibaret olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız Challenges dergisinin perşembe günkü sayısında çıkacak mülakatında Stiglitz, "4 yıl içinde krizden yeni çıkmış olacağız" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya ekonomisinin hala zayıf olduğu görüşünü dile getiren Stiglitz, şirketlerin kriz yüzünden varlıklarının erimesinin yavaşladığını, bunun da konjonktürde bir iyileşme illüzyonuna yol açtığını, ama krizin bitmediğini belirterek, "Aslında normal bir resesyona geri döndük" ifadesini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin eski başkanı Bill Clinton'ın danışmanlığını yapmış olan ekonomist, bazı ülkelerin (Japonya, Fransa, Almanya, vs) ekonomik büyüme ortamına geri dönüşlerinin resesyonun sonu anlamına geldiği fikrini reddetti ve "Bu yanlış. İnsanların çoğu, işsizlik oranı yüksekse, iş bulmak zorsa resesyon olduğunu sanıyor. Şirketler için, kapasitelerinde fazlalık varsa resesyon vardır" açıklamasında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lehman Brothers'ın iflasından bu yana Stiglitz, "ekonomiyi sallandırmamaları için büyük bankaların ortadan kaldırılması gerektiğini" ve bankaların şeffaflığının artırılmasını savunuyor ve "kayıplarını ilan etmemek için bankaların muhasebe normlarını değiştirmelerine izin verildiği" suçlamasında bulunuyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3134013077282110390?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3134013077282110390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3134013077282110390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/08/dunya-krizden-4-ylda-ckar.html' title='@ &apos;&apos;Dünya krizden 4 yılda çıkar&apos;&apos;'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SpZtzcSkEmI/AAAAAAAABog/f3DsZKZDK1U/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7579184604486720767</id><published>2009-08-26T05:38:00.002+03:00</published><updated>2009-08-26T05:40:49.861+03:00</updated><title type='text'>@ Avrupa'da Islam hakimiyeti!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SpSgn2AP-3I/AAAAAAAABoY/HFjmVmOqYZk/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 65px; height: 85px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SpSgn2AP-3I/AAAAAAAABoY/HFjmVmOqYZk/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374096861731748722" /&gt;&lt;/a&gt;YamanTörüner'in Milliyet Gazetesindeki  makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York’taki kulelerin yıkılacağını önceden gören Nostradamus’un kehanetleri bir bir çıkıyor. Nostradamus, kehanetlerinde, İran’ın Avrupa’yı işgal edeceğini söylemişti. Şimdi, bu kehaneti de gerçekleşiyor. İran’ın Avrupa’yı işgal edeceği kehaneti, herkese “akıl dışı” gelmişti. Ancak, “İslam Cumhuriyeti” modelinin önümüzdeki 30- 50 yıl içinde kaçınılmaz olarak tüm Kıta Avrupa’sı ülkelerinde uygulanacağı anlaşılıyor.&lt;br /&gt;- Tarih boyunca nüfusunun büyüme oranı yüzde 1.9’u aşmayan hiçbir kültür veya millet varlığını koruyamadı. İşte bunun için Tayyip Erdoğan “en az 3 çocuk” yapın diyor. &lt;br /&gt;- Avrupa Birliği’nde (AB), nüfusun büyüme oranı, 31 ülkenin ortalaması olarak, sadece yüzde 1.38. Ancak, AB’de artan göçler nedeniyle, nüfus azalmamış gibi görünüyor. AB, önümüzdeki 30-50 yıl içinde eski kimliğini tamamen kaybedecek.&lt;br /&gt;- AB’ye göç edenlerin yüzde 90’ı Müslüman. İslam, Avrupa ülkelerini ele geçiriyor. Çünkü, Müslüman ailelerin ortalama çocuk sayısı 8.1.&lt;br /&gt;- Halen, Güney Fransa’da, kiliseden fazla cami var. 39 yıl sonra Fransa bir “İslam Cumhuriyeti” olacak.&lt;br /&gt;- 30 yıl sonra, İngiltere’de halen 82.000 olan Müslüman sayısı 2.5 milyona çıkacak. Ama bu ülkede yine de Müslümanlar idareyi ele geçiremiyor.&lt;br /&gt;- Hollanda’da halen doğan çocukların yüzde 50’si Müslüman. Hollanda, 15 yıl içinde, bir “İslam Cumhuriyeti” olacak. Bir sıralama yapılırsa, Avrupa’da, İslama ilk teslim olacak olan ülke Hollanda.&lt;br /&gt;- Birkaç yıl içinde Rus ordusunun yüzde 40’ı Müslümanlardan oluşacak.&lt;br /&gt;- Belçika’da halen nüfusun yüzde 25’i Müslüman. Bu ülkede, yeni doğan her çocuğun yüzde 50’sinin Müslüman olduğunu düşünürsek, 20 yıl içinde Belçika’nın da düşeceğini varsayabiliriz.&lt;br /&gt;- Sadece 17 yıl sonra, Kıta Avrupa’sında doğan çocukların yüzde 65’i Müslüman olarak doğacak. Yani, Avrupa’da, “İslam Cumhuriyeti” sayısı gitgide artacak. İşte bu nedenle, Avrupa ülkeleri daha yaygın biçimde “türban”a karşı çıkıyorlar ve Müslüman ailelere kendi kültürlerini aşılamak istiyorlar. Ama artık çok geç.&lt;br /&gt;- “Alman ırkı” gittikçe azalıyor. Alman İstatistik Ofisi’ne (Germany Federal Statistics Office) göre, 2050 yılında Almanya bir “İslam Cumhuriyeti” olacak. Başbakan Merkel, Tayyip Bey’le görüşürken de bu korkularını dile getirmişti. Bu ülkelerde yıllardır uygulanan ve bizi de etkileyen, “az ama kaliteli nüfus” sloganı belki de tamamen iflas etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD farklı mı?&lt;br /&gt;ABD bu konuda yıllar önce tedbir almaya başladı. ABD’de nüfus artış hızı yıllık yüzde 1.6 seviyesinde. Ülkeye göç etmiş bulunan Latinler sayesinde bu oran yüzde 2.11’e yükseliyor. Yani, ABD, Hıristiyan Latinlere kucak açarak, ülkesini bir “İslam Cumhuriyeti” olmaktan korumuş görünüyor. Bu nedenle, ABD’de İspanyolca resmi dil olarak kabul edildi. Yine de ABD’de 1970 yılında 100.000 olan Müslüman sayısı 2009’da 9 milyon kişiye çıktı.&lt;br /&gt;5- 6 yıl içinde dünyada Müslüman sayısı Hıristiyan sayısını geçecek. Kıta Avrupa’sında, “İslam Cumhuriyeti” sayısı önümüzdeki 50 yıl içinde gitgide artacak. Ekonomilerin tüketim biçimi de buna paralel biçimde değişecek. &lt;br /&gt;Kısacası, İslam âleminin teröre, canlı bombaya, istilaya ihtiyacı yok. Bu gelişme karşısında, Avrupa’nın alacağı karşı tedbirleri de göz ardı etmeden, sadece, beklemeleri yeterli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7579184604486720767?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7579184604486720767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7579184604486720767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/08/avrupada-islam-hakimiyeti.html' title='@ Avrupa&apos;da Islam hakimiyeti!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SpSgn2AP-3I/AAAAAAAABoY/HFjmVmOqYZk/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3999112178378821365</id><published>2009-07-27T01:13:00.002+03:00</published><updated>2009-07-27T01:15:30.562+03:00</updated><title type='text'>@ The Guardian: Türkler izin vermiyor!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmzVcnmhReI/AAAAAAAABoQ/mso00D12VlQ/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmzVcnmhReI/AAAAAAAABoQ/mso00D12VlQ/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362895943935018466" /&gt;&lt;/a&gt; İngiliz The Guardian gazetesi, Avrupa'da radikal İslamcı akımların oluşmasının inancını kaybettiğini, bu noktada Türklerin aşırı radikal bir İslamcı inancın oluşumuna kuvvetli bir şekilde direndiğine dikkat çekti. The Guardian'ın Pazar günleri The Observer adıyla yayınlanan gazetesinde "Avrupa'da radikal oluşumlar solmaya başlıyor" başlığıyla yer alan haberde yıllar önce Madrid ve Londra'da yaşanan terör saldırıları ile Hz Muhammed'i (s.a.s) tasvir eden karikatürlerin ardından bütün Avrupa'nın radikal İslamcı oluşumların yükseleceğini beklediğini; ancak bugün tam tersinin görüldüğünü vurguladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Observer ayrıca, 2005 yılında Fransa'da başlayan Afrikalı göçmenlerin isyan olaylarını ardından dünyaca ünlü çok sayıda tarihçinin Avrupa'nın gelecekte büyük İslamcı olaylara gebe olduğunu ve hatta tarihçi Bernard Lewis'in "Avrupa İslamlaşacak" dediğini hatırlattı. Ancak her şeyin beklendiği gibi olmadığının altını çizen gazete, Avrupa'da radikal bir akımın oluşmasının önündeki en büyük direnişin Türk asıllı göçmenlerin oluşturduğunu yazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberde yer alan ve Avrupa genelinde yapılan bir anket araştırmasında "Avrupa ülkelerinde sivilleri hedef alan bir saldırı sizce haklı çıkarı var mıdır?" sorusuna Fransa'da yaşayan Müslümanların yüzde 82'sinin, Almanya'daki Müslüman nüfusun ise yüzde 91'inin "hayır" dediği ortaya çıktı. Araştırmayı yapana Gallup şirketi yetkililerinden Magali Rheault, "Bu sonuçlar son bir kaç yıldır aynı seviyede. Müslüman halk ile aşırı grupların birbirinden ayırmak çok önemli. Müslüman halk aşırı radikal grupların davranışlarından çok uzak." yorumunu yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada İngiltere'de olası bir terör saldırısına karşı alarm seviyesinin "güçlü" seviyesinden olması ihtimaller dahilinde olan "önemli ihtimal" seviyesine indirildiğini yazan gazete, bunun oluşmasında İngiltere'de yaşayan Müslümanların aşırı radikal gruplara karşı gösterdikleri duruşun da önemli etkenler arasında yer aldığı ifadelerini kullandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberde Türklerin Avrupa'daki sosyal hayata olan etkisini de ele alan gazete, Hollanda gizli servisi tarafından yakın zaman önce yapılan bir araştırmada özellikle Avrupa'daki Türk toplumunun kıtada İslamcı radikal grupların oluşmasına karşı bir panzehir görevi üstlendiğine işaret etti. Gizli servisin araştırmasında ayrıca, yakın ve orta vadede mevcut aşırı grupların Türk toplumu içinde kabul görmeyeceği de vurgulandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3999112178378821365?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3999112178378821365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3999112178378821365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/guardian-turkler-izin-vermiyor.html' title='@ The Guardian: Türkler izin vermiyor!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmzVcnmhReI/AAAAAAAABoQ/mso00D12VlQ/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7472692356965584417</id><published>2009-07-24T13:16:00.001+03:00</published><updated>2009-07-24T13:18:41.524+03:00</updated><title type='text'>@ The Economist'den Türkiye'ye övgüler...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmmKU5Wez9I/AAAAAAAABoI/rOUhwAsfhWM/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmmKU5Wez9I/AAAAAAAABoI/rOUhwAsfhWM/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361968922958417874" /&gt;&lt;/a&gt; İngiliz The Economist dergisi, bu haftaki sayısında Türkiye'nin dış politikasına geniş yer ayırdı. Türkiye'nin dışarıdaki gücü için "babalarından kalma rüya" tabirini kullanan dergi, Ankara'nın Arap dünyası, İsrail, İran, Amerika ve Avrupa ülkeleriyle iyi ilişkiler içinde olduğunun altını çizdi. The Economist, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un Türkiye için kullandığı "dünyanın yükselen yeni küresel gücü" tabirine dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran'daki seçimlerin hemen ardından Türkiye'nin Mahmud Ahmedinejad'ı kutlayan ilk ülkelerden biri olduğunu vurgulayan derginin haberinde, bunun, Türkiye'nin bazı kesimlerce batı dünyasına sırtını döndüğüne yönelik bir işaret olarak algılandığını yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, "İnsanlar sadece olayların bir yanını görüyor" sözlerine dikkat çeken The Economist, şu yorumu kullandı: "Türkiye'nin İran ile olan iyi ilişkileri, Batı dünyasının da işine yarıyor. Örneğin İngiltere'nin Tahran Büyükelçiliği'nde göz altına alınan İngiliz diplomatların serbest bırakılmasındaa Türkiye'nin payı büyüktü. Bunun yanı sıra Amerikalı askerler tarafından 2007 yılında Irak'ta yakalanan 5 İranlı diplomatın da serbest bırakılmasında da Türkiye'nin payı yine büyük"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Economist, Türkiye'nin İsrail ile de ilişkileri iyi olan nadir Müslüman ülkelerden biri olduğunu, Uygur Türkleri konusunda Çin'e kafa tuttuğunu, ve bölgesinde ağırlığı olan bir ülke olması hasebiyle Amerikan Başkanı Obama'nın ziyaret ettiği ilk Müslüman ülke olduğunu yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"DAVUTOĞLU, EN ETKİLİ DIŞİŞLERİ BAKANLARINDAN BİRİ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberinde sık sık Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu metheden The Economist, Davutoğlu'nun Türk Dış Politikası'nın mimarlarından biri olduğunu yazdı. Davuoğlu'nun Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en etkili dışişleri bakanlarından biri olduğuna dikkat çeken The Economist, "Davuoğlu'nun stratejisi iki temel üzerine kurulu. Bunlardan biri 'komşu ülkelerle sıfır problem', diğeri ise 'stratejik derinlik" ifadelerine yer verdi. Haberde, "Türkiye, her ne kadar Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan ülkelerle sıkı işbirliği içine girmiş olsa da, bunlardan hiç biri ülkeyi Avrupa Birliği'nden uzaklaştırmadı" denildi. Davutoğlu'nun, Fransa ve Almanya'nın Türkiye'ye karşı takındığı tavırlardan etkilenmediğini yazan The Economist, Davutoğlu'nun, "Bunlara kızmak, şikayet etmek yerine bu ülkelerle iş birliğine gitmeliyiz" sözlerine yer verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fransa ve Almanya, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne limanlarını açmayan Türkiye'yle Avrupa Birliği üyelik görüşmelerini dondurur mu?" sorusunu soran The Economist, "Türk siyasiler, Türkiye'den çok Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı olduğu görüşündeler. En son Türkiye'den geçecek olan Nabucco projesinin imzalanması bu inancı daha da pekiştirdi" yorumunu yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"TÜRKİYE'NİN STRATEJİK KONUMU, BİR KEZ DAHA GÜCÜNÜ KANITLADI"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin stratejik konumunun, bölgesinde istikrar için bir güvence olduğuna işaret eden The Economist, Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesi için geri sayım başlarken, Türkiye'nin Arap ve Kürt kökenli topluluklar arasında çıkması muhtemel bir çatışmayı önlemeye çalıştığını yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Davutoğlu'nun ABD ile son derece iyi ilişkilere sahip oldukları yönündeki açıklamalarını haberine taşıyan The Economist, batılı bir diplomatın, "Ne zaman olay Türkiye-Ermenistan ilişkilerine gelse, her zaman kazanan taraf Türkiye oluyor" sözlerini aktardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7472692356965584417?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7472692356965584417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7472692356965584417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/economistden-turkiyeye-ovguler.html' title='@ The Economist&apos;den Türkiye&apos;ye övgüler...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmmKU5Wez9I/AAAAAAAABoI/rOUhwAsfhWM/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4281890033341880086</id><published>2009-07-23T21:25:00.001+03:00</published><updated>2009-07-23T21:26:33.644+03:00</updated><title type='text'>@ Endonezya'dan  Hilafet çağrısı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmirSpmea7I/AAAAAAAABoA/oJ705jL7xRk/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmirSpmea7I/AAAAAAAABoA/oJ705jL7xRk/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361723693277801394" /&gt;&lt;/a&gt; Hizb-ut Tahrir cemaatinin Endonezya’nın başkenti Cakarta'da düzenlediği Uluslararası Ulema Konferansı’nda konuşan binlerce ulema hilafet çağrısı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizbu't Tahrir hareketinin Endonezya'nın başkenti Cakarta'da düzenlendiği Hilafet konferansına binlerce alim ve düşünür katıldı. "Uluslararası Ulema Konferansı" adıyla düzenlenen toplantıda katılımcılar, İslami Hilafet Devleti'nin yeniden kurulması için desteklerini bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cakarta'da toplanan onbin katılımcı arasında Endonezya, Malezya, Lübnan, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Türkiye, Filistin ve Cezayir'den İslam bilginleri de vardı. Türkiye'den toplantıya 8 kişinin katıldığı belirtildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulema tarafından imzalanan sonuç bildirgesinde İslam'ın ve Müslümanların izzetini ve şerefini tekrar ayağa kaldıracak, sorunlarını en doğru şekilde çözecek ve İslam'ın kutsiyetini tüm dünyaya yayacak tek yolun Hilafet Devleti'ni kurmaktan geçtiği bildirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılımcılar ayrıca peygamberlerin takipçileri olarak Hilafet'in yeniden tesisi için çalışmanın ve insanları korumanın, onlara rehber olmanın kendilerinin bir görevi olduğunu da ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferansta ayrıca Hizb-ut Tahrir lideri Şeyh Ata Ebu Reşta da bir konuşma yaptı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4281890033341880086?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4281890033341880086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4281890033341880086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/endonezyadan-hilafet-cagrs.html' title='@ Endonezya&apos;dan  Hilafet çağrısı...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmirSpmea7I/AAAAAAAABoA/oJ705jL7xRk/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6685786148089100284</id><published>2009-07-23T02:14:00.003+03:00</published><updated>2009-07-23T02:18:25.977+03:00</updated><title type='text'>@ Büyük resmi görmeyi deneyelim!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmedfRmxpgI/AAAAAAAABnw/Q5MKXcbvAM8/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 76px; height: 76px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmedfRmxpgI/AAAAAAAABnw/Q5MKXcbvAM8/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361427042035410434" /&gt;&lt;/a&gt; Yiğit Bulut'un bugünkü makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımın başlığı, "Büyük resmi görmeyi deneyelim" şeklindeydi ama "okunacakların ilk olduğuna" vurgu yapmak adına değiştirdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya dün başladım, bugün kaldığım yerden devam edeceğim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduklarınız karşısında "çok şaşırabilir", hatta "Bu kadarı da fazla" diyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlarım, ne deseniz, ne düşünseniz, bana ilk etapta tepki de verseniz; gördüğüm, hissettiğim "bazı şeyleri" sizlerle paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda "Kuzey Irak, Türkiye'ye katılmak" istiyor algılamasının "odak" olduğu bir haber çıktı ve günlerce gazete köşelerinde, televizyonlarda "Olabilir mi" sorusuna cevap aradık. En önemlisi, hiç tartışmadığımız "detayları" tartıştık. Bazılarımızın "hoşuna bile gitti"! Genişleyen toprakları ile "yeni ve büyük Türkiye"!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu "haberi" siyasi otoritenin yürüttüğü ama net olarak ortaya koymadığı "açılımı" desteklemek "amacında" görenler oldu, tam tersi bunları "Açılımları engellemek için yapıyorlar" diyenler de çıktı. Sonuç değişmedi; ilk defa böyle bir "tez" tartışılır hale geldi. Bir not düşeyim; konu hakkında pazartesi günü, büyük bir gazetede bir dostumuz şöyle yazmış: "Kuzey Irak, Bağdat'a değil, Ankara'ya bakıyor!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, çok kısa bir süre içinde "Dışişleri Bakanımız Davutoğlu", Kuzey Irak'a gidecek ve oradaki "yetkililer" ile "eş kabine" toplantısı düzenleyecek. Burada bir not düşeyim; Kuzey Irak "artık" Türkiye'ye gerçekten daha yakın! Yabancılar ile iş yapan bazı işadamları, çok hızlı kararlar alarak Kuzey Irak'ta petrol çıkarmaya başladılar! Bugüne kadar "Oraya para yatırılır mı" diyenler, şimdi oraya para akıtıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi "bakış açımızı" biraz değiştirelim ve "Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan" çizgisine bakalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ile Ermenistan arasındaki "ilişkinin düzelmesi" hatırlarsanız, ABD Başkanı "seviyesinde" ele alınmış ve Obama'nın devreye girdiği bu denklem, AB'den de "destek" görmüştü. Bu yapılırken özellikle Azeriler ile aramızın açılmaması için yoğun çaba sarf edilmiş ve AB için önemli olan "Azeri gazı" tehlikeye atılmadan konu gündeme gelmişti. Burada bir not: Azeriler ile aramızda kullandığımız slogan basit: Tek millet, iki devlet!&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, yukarıda yazdıklarıma ilişkin sizler de "yüzlerce detay" bulabilirsiniz. Teferruatta boğulmadan "öze" gelelim ve "büyük resmi" çizmeye başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceksiniz ki; "çok zor değil", zaten köşe yazarları ve siyasetçiler de gündeme getirdi; "Kuzey Irak'ın da içinde olduğu bir federasyon" fikrine kamuoyu alıştırılmak isteniyor olabilir. Konu bununla "sınırlıysa" haklısınız, yazdıklarımızda "yeni bir şey yok". Ama ben konunun "bu kadar basit" olduğunu düşünmüyorum. Resme biraz daha büyük bakın ve şöyle bir soruya cevap arayın: Avrupa sınırından başlayan ve Orta Asya'ya Azerbaycan ile giren, Hazar'a kıyısı olan ve Kuzey Irak ile iran'ın "bir bölümünü" de içine alan bir "yapı" tek elden yönetilseydi, "yeni dünya düzeni" için nasıl olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha açık yazayım: Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Irak ve bölünen iran'ın bir bölümünü "kapsayan", dört tarafı denizlerle çevrili, Hazar'a çıkmış bir "konfederasyon"!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir detay daha var: AB "yeni Batı Roma ise", Doğuda "daha güçlü bir karşıt parçaya" ihtiyaç yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, bü soru size "hayal" gelmesin. AB'den gelen, özellikle "Sarkozy ve Merkel'ih" sizin yeriniz "bulunduğunuz bölgede yeni bir birlik" açıklamalarının detayları, iran içinde yaratılan seçim sonrası karışıklık ile bölünme yolunda ilk kıvılcımların denenmesi, Kuzey Irak'ta "yaratılan hava" ve daha birçok detay; "acaba" sorusunu güçlendiriyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha açık yazayım; ilk duyduğumda benim de "hayal" dediğim ama özellikle dışarıdan içeriye yaşananları analiz edince; böyle bir "proje var mı" gerçekten noktasına takıldığım bir tez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, bu tezi ben "bulmadım" veya "aklıma geldiği" için yazmadım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güvendiğim ve özellikle Amerika'da askeri çevreler ve düşünce kuruluşları için "itibar sahibi" olarak nitelendirebileceğim akademisyen bir dostum ile "konuşurken" gündeme geldi. Onun havasından, bunların "gündeme geldiğini" ve birileri için "gayet doğal" bir yapı içinde konuşulduğunu anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizden ricam, bu yazıyı okurken "bugünden yarını" düşünmeyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, böyle bir yapıyı, birileri "bugün için değil" ama gelecek 20 yıl için "bazı yerlerde" konuşuyorlar. Sorguluyorlar. Yeni dünya düzenini kurarken "acaba" diyorlar. Onlar bunların üzerinde duruyorlarsa, Türk kamuoyunun da "bilmek hakkıdır" diye düşünüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son soru: Bu "projeye" içeride kimler karşı çıkar? Kimleri "şimdiden bastırmak" gerekir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6685786148089100284?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6685786148089100284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6685786148089100284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/yigit-bulutun-bugunku-makalesini-asagda.html' title='@ Büyük resmi görmeyi deneyelim!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmedfRmxpgI/AAAAAAAABnw/Q5MKXcbvAM8/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5091879555613689688</id><published>2009-07-23T02:08:00.003+03:00</published><updated>2009-07-23T02:10:31.776+03:00</updated><title type='text'>@ Ingiliz gözüyle Türkiye dış politikalari...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmecXaML-gI/AAAAAAAABno/-rEADAf2BiU/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 100px; height: 100px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmecXaML-gI/AAAAAAAABno/-rEADAf2BiU/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361425807389227522" /&gt;&lt;/a&gt; Chatham House olarak bilinen İngiltere’deki Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsünün Müdürü Robin Niblett, dış politikada Türkiye’nin, aynı anda birçok yerde etkili olmaya çalışmak gibi bir riskle karşı karşıya olduğunu belirterek, bazı odaklanma alanları belirlemenin, Türkiye’nin daha etkin olmasını sağlayabileceği görüşünü dile getirdi. Bugün kendisini stratejik olarak son derece önemli bir bölgede bulan Türkiye’nin, en ilginç jeopolitik sorunların kesişme noktasında olduğunu keşfettiğini söyleyen Niblett, Türkiye’nin özellikle son 2-3 yıldır üstlendiği aktif dış politikanın yanı sıra iç politikasındaki gelişmeler ile uzun vadede gerçekten güçlü bir dış politika rolü üstlenme kapasitesi arasındaki karşılıklı etkileşimle yakından ilgilendiklerini kaydetti.&lt;br /&gt;Türkiye’nin bölgesindeki anlaşmazlıklarda arabuluculuk rolü üstlenmeye yönelik girişimleri konusunda da Niblett şunları kaydetti: ‘’Bana kalırsa Türkiye’nin karşı karşıya olduğu risk, aynı anda birçok yerde etkili olmaya çalışması. Çin, Suriye, Gazze, Irak, Afganistan-Pakistan meselesi... Bu kadar dış politika aktivizmini sürdürebilmek, derin diplomatik kapasite gerektiriyor. Bence bu olumlu bir istek ve Türkiye’nin oynayabileceği rolün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak bunları nasıl yönettiği, bu farklı zorluklar arasında enerjisini nasıl paylaştırdığı konusu çok ilginç olacaktır. Türkiye bu anlamda bazı konularda daha destekleyici bir rol üstlenirken bazılarında daha aktif rol oynamayı isteyebilir. Bu aşamada bazı odaklanma alanları belirlemenin daha etkin olmasını sağlayabileceğini düşünüyorum. Belki Suriye ile kuzey Irak ve Irak’ın istikrar kazanması odaklanılacak iki alan olabilir. Bu sırada ABD de örneğin Arap-İsrail meselesinde daha aktif bir rol oynayabilir.’’ Niblett, Türkiye’nin, özellikle de ekonomik potansiyeli dolayısıyla Karadeniz ve Kafkaslar bölgesinde de oldukça güçlü bir aktör olabileceğine işaret ederek, ‘’Türkiye’nin değişim yaratacak güçlü bir ülkeden çok, diğerlerinin anlaşmaya varmasına yardımcı olacak dürüst bir aracı olarak görüldüğünü düşünüyorum. Bu çok farklı bir rol. Bu, bir dönem ABD’nin oynayabildiği ama Bush döneminde uzaklaştığı bir rol’’ diye konuştu. Londra / aa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5091879555613689688?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5091879555613689688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5091879555613689688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/ingiliz-gozuyle-turkiye-ds-politikalari.html' title='@ Ingiliz gözüyle Türkiye dış politikalari...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmecXaML-gI/AAAAAAAABno/-rEADAf2BiU/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2896889448381279912</id><published>2009-07-23T02:03:00.001+03:00</published><updated>2009-07-23T02:06:15.432+03:00</updated><title type='text'>@ Avrupa Birliği'nde dinin rolü ne kadar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmebWnQ3LPI/AAAAAAAABng/9_PTUZGKfNk/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmebWnQ3LPI/AAAAAAAABng/9_PTUZGKfNk/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361424694206999794" /&gt;&lt;/a&gt; Bir ekonomik topluluk olarak kurulan AB, 27 üyeli bir siyasi birliğe dönüştü. Peki, Avrupayı ve birliğe üye ülkeleri özünde bir arada tutan ortak değerler hangileri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruyu yanıtlayan Köln Üniversitesi’nde Uluslararası Hukuk Profesörü olan Bernhard Kempen, Avrupa Birliği’nin öncelikle kamusal açıdan kurumsallaştırılmış, insan onurunun güvence altına alındığı, bireysel ve temel medeni hakların en önemli değerler olarak benimsendiği bir yapı olduğuna dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;Bununla birlikte Kempen, birliğin dini özgürlüklerin korunduğu ve kiliselerin kendilerini yönetebilmelerine izin verilen bir zemini olduğuna dikkat çekiyor. Hukukçu Kempen, “Tanrısız bir topluluk benim düşünemeyeceğim bir durum. Gayet tabi ki birlik içindeki semavi bağı korumak durumundayız. Aksi takdirde birlik içerden çöker” diyor.&lt;br /&gt;Dini mirasla ne kastediliyor?&lt;br /&gt;Tanrı sözcüğü Avrupa Anayasası’na girmedi. Lizbon Antlaşması’nda da bunun yerine “dini mirastan” söz edildi. Bu muğlâk bir ifade. Hiçbir şeyi dışlamadığı gibi ne içerdiği de belirsiz. Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam olabilir. Hıristiyanlar, Lizbon Antlaşması’nda Tanrı’ya atıf yapılmasının yanı sıra Avrupa’nın Hıristiyan temellerine dikkat çekilmesini istemişlerdi.  Papa II. Johannes Paul, Hıristiyanlığı Avrupa’nın anadili olarak tanımlamıştı.&lt;br /&gt;Köln Üniversitesi'nde kilise hukukçusu olan Profesör Stefan Muckel, Hıristiyanların Avrupa Birliği’nden beklentilerini şu sözlerle aktarıyor:&lt;br /&gt;“Avrupa’nın yeni antlaşmasının giriş bölümü Hıristiyanların beklentisine yanıt vermiyor. Ancak şu da kabul edilmeli. Lizbon sonrası, bugüne kadar olduğundan çok daha farklı olarak, Avrupa hukukunda kilise ve dini toplulukların hukuki statüleri kadar bireysel dini haklarını da çok kapsamlı bir şekilde korumaya dönük çok çeşitli karar alma süreçleri olacaktır.”&lt;br /&gt;AB diyalog öngörüyor&lt;br /&gt;Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift:  &lt;br /&gt;Avrupa Birliği açısından kiliselerle dini topluluklar özellikle Avrupa'nın bütünleşmesi bakımından vazgeçilmez ortaklar konumundalar. Hatta Lizbon Antlaşması, birliğin kilise ve dini topluluklarla açık, şeffaf ve düzenli bir diyalog yürütmesini öngörüyor. Bununla birlikte bu diyalogun esasları ayrıntılı bir şekilde belirtilmiyor. &lt;br /&gt;Erfurt Üniversitesi'nden Teolog Christof Mandry ise şu görüşü savunuyor:&lt;br /&gt;“Avrupa'ya ve dini mirasa nelerin dâhil olduğunu söylemek sadece tarihle ilgili bir konu değil. Avrupa'ya nelerin ait olacağı, aynı zamanda geleceği de ilgilendiren siyasi bir konu. Bu nedenle Avrupa bilincine ve siyasi birliğine uyum sağlamanın, Müslümanları da ilgilendiren bir konu olduğunu ve bu özdeşleşme imkânının onlara da tanınması gerektiğini, kabul edilebilir buluyorum.”&lt;br /&gt;Özetle Lizbon Antlaşması'nda yer alan dini miras ifadesi birliğin gelişiminde açık kapı bırakıyor. Bu nedenle Avrupa değişime açık bir zemine sahip. Kaynak: http://www.8sutun.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2896889448381279912?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2896889448381279912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2896889448381279912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/avrupa-birliginde-dinin-rolu-ne-kadar.html' title='@ Avrupa Birliği&apos;nde dinin rolü ne kadar'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmebWnQ3LPI/AAAAAAAABng/9_PTUZGKfNk/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1156410297478187290</id><published>2009-07-22T02:19:00.002+03:00</published><updated>2009-07-22T02:25:09.445+03:00</updated><title type='text'>@ 21. yüzyılda batı dünyası Allah’a yöneliyor...</title><content type='html'>21. yüzyılda Batı dünyası hızla ateizm saplantısından kurtulup Allah’a yöneliyor. Dış basında sürekli ünlü politikacıların, yazarların, sanatçıların inançlı olduklarını nasıl ifade ettiklerini okuyoruz. Bu sözlerden örnekler vermek istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MADELEINE ALBRIGHT, Eski ABD Dışişleri Bakanı:&lt;br /&gt;"Geçen sene devletin internet sayfasında "Amerika'da İslam" başlıklı bir bölüm açılmasından memnuniyet duyuyorum. Bunun amacı herkesin İslam'ın Amerikan hayatındaki pozitif gücünü görmesini sağlamak..." 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PRENS CHARLES, İngiltere Prensi:&lt;br /&gt;".Kontrolden çıkan modern materyalizm çağında Batı'nın İslam dininden öğreneceği çok şey olduğunu söyleyen Prens Charles, tahrip edilen masumiyetin ve kaybolan tevhidi kainat anlayışının İslam'ın katkısıyla yeni bir boyut kazanabileceğini açıklıyordu."2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra'nın batısındaki ilk resmi İslami okulu ziyaret eden Prens Charles, dinin topluma kazandırdıklarının çok önemli olduğuna dikkat çekmiştir: "İslam dininin toplumumuza kazandırdığı değerleri takdir ediyor ve bundan memnunluk duyuyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jean-Claude Van Damme, sinema oyuncusu:&lt;br /&gt;Allah'a çok uzun zamandır inanıyorum. Ancak birkaç senedir Allah'ı seviyorum. Bazı insanlar bunu duymak istemiyorlar. Çok güçlü ve oldukça iyi bir şekilde geri döndüm. İyi bir insan olmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım." Ve Van Damme aksiyon filmlerini seyredenler için bazı haberler veriyor: "dövüş sahnelerinin çoğu etki altında yapıldı." "Tüm aksiyon sahnelerini hastayken yaptım" diyor Van Damme, hap kullandığını kastederek. "Uyku haplarına bağımlı olmuştum". İyileşmesini Allah'ın yardımına ve rehabilitasyon merkezine bağlıyor...3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jennifer Aniston, sinema oyuncusu:&lt;br /&gt;"... Allah'a inanıyorum. Bizim güçlü olduğumuzu ve tüm bunları da kendi kendimize yaptığımızı sanmıyorum..."4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirk Douglas, sinema oyuncusu:&lt;br /&gt;"Geçirdiğim felcin en önemli sonuçlarından biri Allah'a olan inancımı bir kez daha göstermiş olması. Felçten sonra fark ettim ki, konuşabilme mucizesini artık bir lütuf olarak görüyorum..."5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denzel Washington, sinema oyuncusu:&lt;br /&gt;"... Benim için önemli olan şeyler kafamda çok açık: Allah, aile... Bu sırayla... Bu Allah'ın planı, benim değil... Dünyanın bütün ağırlığını her gece yatağıma taşımak zorunda değilim. Bunun yerine duamı ediyorum ve güzelce uyuyorum..."6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Allah'ın elini hayatımda hissettim ve bundan hiç şüphem yok... Eşim oldukça dindar... Tüm duaları biliyor... Çocuklara da duaları öğretti ve şimdi benden daha çok dua biliyorlar!... Geçen akşam bir arkadaşımız bize yemeğe geldi ve hepimiz yemekten önce şükür duası yaptık... Çocuklar İncil'den ezbere bildikleri dört duayı okuduktan sonra..."7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gwyneth Paltrow, sinema oyuncusu:&lt;br /&gt;Ben kadere inanırım ve herşeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanırım. Hiçbir şey kaza sonucu olmaz."8&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arnold Schwarzenegger, sinema oyuncusu:&lt;br /&gt;Arnold Schwarzenegger: Ben Allah'a inanırım ve bu yüzden ... şeytana da inanırım. ... hepimiz iyiye ve kötüye inansak daha iyiye gideriz. Bu hergün başımıza gelen birşey. Aklınıza kötü düşünceler gelir. İyiyi mi seçmelisiniz yoksa kötüyü mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanın yapacağı hiçbir teklif beni ayartamaz. Yapacağı her teklif geçici bir zevk olacaktır. İyi ve güzel olan şeyler aynı zamanda geri de tepebilir. Bu yüzden kolay yolu seçmemelisiniz. Amacınızı belirleyip hiçbir şeyin sizi yoldan çıkarmasına izin vermemelisiniz."9&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shakira:&lt;br /&gt;"Allah'a teşekkür ederim. Çünkü bu bana ALLAH'tan bir hediye..." (Latin Müzik Ödülleri Töreni Konuşması 2000)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinéad O'Connor:&lt;br /&gt;"...Allah'a bana yardım etmesi için yalvarırdım. Ve Allah bana yardım etti, bana sesimi, içgüdülerimi ve hislerimi verdi. İçimizde olan Allah'tır."10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.J. McLean (Back Street Boys Grubu):&lt;br /&gt;A.J. McLean: "Allah... Allah'tan herşeyi isteyebilirsiniz. Eğer ailenizle konuşamıyorsanız, aileniz veya arkadaşlarınız yoksa, daima Allah'la konuşabilirsiniz. Her zaman huzuru bu şekilde bulabilirsiniz... Allah bizi birarada tuttu, bize güç verdi. Bizi daha uzun süre birarada göreceksiniz çünkü biz inançlıyız ve biz her zaman Allah'a yakın olduk."11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar dünyanın en hızlı büyüyen grubu... " (USA TODAY, Nüfus referans bürosu, 17 Şubat 1989, s.4A)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İslam Kuzey Amerika'da en hızlı büyüyen din..." (TIMES MAGAZINE )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İslam Amerika'da büyümeye devam ediyor, hiçkimse bundan şüphe etmiyor!" (CNN, 15 Aralık, 1995)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hillary Clinton: "İslam Amerika'da en hızlı büyüyen din. Birçok insanımız için bir yol gösterici ve denge unsuru." (LOS ANGELES TIMES, 31 Mayıs 1996, s.3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'nin ünlü gazetesi Daily Telegraph'da 23 Aralık 1997'de yayınlanan bir makalenin başlığı şuydu: "Amerikan Anketlerinde Sonuç Allah'a Dönüş". Bu makalenin önemli bölümleri şöyledir: "Amerika, dini inançta güçlü bir dirilme yaşıyor. Son on yılda Allah'a ve mucizelerin varlığına inanan insanların yüzdesi çok fazla arttı... Sonuç olarak tüm zamanların en yoğun şiddet ve uyuşturucu bağımlılığıyla birlikte daha fazla sayıdaki insan bir sığınak olarak kiliselere dönüyor."12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://www.batidunyasi.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 http://usinfo.state.gov/usa/islam/s122000.htm&lt;br /&gt;2 Aksiyon Dergisi, 31 Nisan - 5 Mayıs 1997&lt;br /&gt;3 http://mrshowbiz.go.com/news/Todays_Stories/970411/4_11_97_3vandamme.html&lt;br /&gt;4 http://www.youmagazine.com/celebrities_index.html &lt;br /&gt;5 http://people.aol.com/people/pprofiles/kdouglas/archives/archive1.html &lt;br /&gt;6 http://dev.celebsites.com/denzelwashington/ (McCalls, Temmuz 2000 röportajı) &lt;br /&gt;7 http://dev.celebsites.com/denzelwashington/ (Weekend Conversation with Denzel &lt;br /&gt;Washington, 12 Aralık 1999)&lt;br /&gt;8 CNBC-e televizyonu&lt;br /&gt;9 http://www.sinemafanatik.com/&lt;br /&gt;10 Time International Magazine, sayi. 45, 9 Kasim 1992, s. 57&lt;br /&gt;11 http://www.amuznet.com/chat_ajmclean.asp&lt;br /&gt;12 http://www.telegraph.co.uk&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1156410297478187290?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1156410297478187290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1156410297478187290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/21-yuzylda-bat-dunyas-allaha-yoneliyor.html' title='@ 21. yüzyılda batı dünyası Allah’a yöneliyor...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7185333151479994837</id><published>2009-07-20T02:07:00.002+03:00</published><updated>2009-07-20T02:15:16.577+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye, İslâm âlemi için yeni bir tecrübe...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmOoyCNnBmI/AAAAAAAABnY/fvh_-fuAlp8/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmOoyCNnBmI/AAAAAAAABnY/fvh_-fuAlp8/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360313559041902178" /&gt;&lt;/a&gt; Arap dünyasında en çok izlenen televizyon kanallarının başında gelen MBC kanalının Prime Time'da en çok izlenen "El-Hayatu Kelime" isimli programının geçen haftaki özel konusu Türkiye idi. Riyad'ta canlı olarak 11 Temmuz 2009 Cuma günkü yayınlanan programda seçilen başlık ise "Türkiye…Yeni bir Tecrübe" oldu. Temmuz 2009'un ilk haftasında bir dizi sempozyum ve toplantıya iştirak etmek üzere ülkemizi ziyaret eden Dr. Selman El Ûdeh, bu seyahat neticesindeki intibalarını haftalık programında izleyicilerine aktardı. Programda Türkiye'nin İslâm dünyası için model olması, Avrupa Birliği'ne katılma süreci, son yıllarda modernleşme yolunda katettiği mesafe, Türklerin İslâm dünyasıyla aynı safta yüzyıllar boyunca karşılaştıkları problemlere karşı birlikte durduğu konularına değinildi. Bunun yanında son yıllarda da gerek Gazze için Davos'taki duruşu, gerekse dünyanın dört bir yanındaki ezilen Müslümanlara sahip çıkması ile Türkiye'nin İslâm dünyasında dikkatleri çekmeyi başardığını söyleyen Ûdeh, Arap dünyasında Türkiye hakkında fazla bir şeyin bilinmediği, mevcut bilgilerin sathi ve kulaktan duymanın ötesine geçmediğini dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Son yıllarda da gerek Gazze için Davos'taki dik duruşu, gerekse dünyanın dört bir yanındaki ezilen Müslümanlara sahip çıkması ile Türkiye'nin İslâm dünyasında dikkatleri çekmeyi başardığını söyleyen Ûdeh, Arap dünyasında Türkiye hakkında fazla bir şeyin bilinmediği, mevcut bilgilerin sathi ve kulaktan duymanın ötesine geçmediğini dile getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda gerçekleşen seçimlerindeki şeffaflığı, sosyal altyapının sağlamlaştırılmasında toplumun katkısı, iktisadî alanda başarısı, rasyonel ve yapıcı hedefleriyle, Türkiye altyapısının başları döndüren bir hızla gelişmekte olduğunu dile getiren Ûdeh, "5-10 sene evvel Türkiye'yi ziyaret edenimizin, şu sıralarda tekrar ziyaret etmesi durumunda, sunulan hizmetler ve kalitesi açısından çok büyük farklılıkların olduğunu görecektir" şeklinde konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7185333151479994837?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7185333151479994837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7185333151479994837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/turkiye-islam-alemi-icin-yeni-bir.html' title='@ Türkiye, İslâm âlemi için yeni bir tecrübe...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SmOoyCNnBmI/AAAAAAAABnY/fvh_-fuAlp8/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3349210260466520566</id><published>2009-07-17T00:24:00.000+03:00</published><updated>2009-07-17T00:26:03.503+03:00</updated><title type='text'>@ Özal’ın rüyasının ötesinde...</title><content type='html'>Mustafa Özcan'ın bugunku köşe yazısı:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ertuğrul Özkök yazdı ya da yeniden hatırlattı: “Özal, olaylar bu şekilde gelişirse, önümüzdeki 20-30 yıl içinde Gürcistan, Nahcıvan ve Kuzey Irak, Türkiye’nin arka bahçesi olur…” demiş. Nabucco imza töreninde Gürcistan lideri Saakaşvili ve diğer bölge ülke liderleri vardı. Nuri Maliki de törende hazır bulunanlar arasındaydı ve Irak doğalgazının yarısını bu hat üzerinden dış piyasalara aktarmaya hazır olduklarını söyledi. Gürcistan bir biçimde Türkiye ile birleşmeye hazır olduklarını daha öncesinde ilan etmişti. Bu Türkiye’nin Kafkaslar’a doğru genişleme istidadı ve potansiyeli anlamına geliyor. Şimdi Kürtlerin Musul vilayeti çerçevesinde Türkiye ile birleşmek istediklerini yabancı kaynaklar da aktarıyor. Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi gerekirse Musul’da Türkiye’ye askeri üs verebileceklerini duyurmuştu. Bütün bunların anlamı Türkiye’nin Özal’ın rüyasının ötesine geçtiğiydi. Özal’ın ölümünün üzerinden 20 yıl geçmeden bütün bu öngörüler oldu da bitti bile. Geride daha büyükleri veya Özal’ın öngörmedikleri yani rüya ötesi kaldı. Özal’ın ölümünün üzerinden 30 yıl geçmeden bir şekilde Ortadoğu’da yeni Osmanlı düzeninin hakim olduğuna şahit olabiliriz. Çoğu gitti azı kaldı ve bu süreç giderek hızlanıyor. Hızlandıkça da kartopu gibi büyüyecek. ABD’nin çekilme planı ve 12 Haziran (2009) tarihinde yaşanan Türkiye merkezli ve bölgesel olaylar Türkiye’nin önündeki son engelleri de kaldırmış oldu. Türkiye’nin önü şimdi siyasi olarak düz bir ova gibi. Bunun Allah’ın takdirinin dışında hiçbir anlamı da yok. Hiç kimsenin iradesi de. 1 Mart tezkeresi geçmiş olsaydı şimdi bırakın Ortadoğu’da önümüzün açılmasını bahtımız kararmıştı bile. Bundan dolayı Cengiz Çandar gibi tezkereciler yeni gerçekleri görmekte zorlanıyorlar. Kürtlerin Türkiye ile bütünleşme eğilimlerine dudak bükebilirler. Lakin bu dudak bükme gerçekleri değiştirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmayanlar olsa da tarihin akışı değişmez. Nitekim, 1 yıldır Kürtlerin Türkiye ile birleşme fikrini billurlaştırdıklarını ve netleştirdiklerini söyleyen Uluslararası Kriz Grubu’nun Raportörü Joost Hiltermann Cengiz Çandar gibi Kürtlerin Türkiye’ye katılımına şüphe ile yaklaşsa ve pek de inanmasa da yine de Kürtlerin buna kuvvetli bir şekilde inandıklarını da söylemeden edemiyor. Merkezi Brüksel'de bulunan Uluslararası Kriz Grubu'nun Türkiye'de yankı bulan "Kuzey Iraklı Kürt liderlerin Türkiye ile birleşmek istediği" yönündeki raporunu kaleme alan analist Joost Hiltermann, bu senaryoyu gerçekçi bulmadığını söylüyor. Raportör, Sabah’a verdiği demecinde, Kuzey Irak'ın "yeni Musul" olarak Türkiye'ye bağlanması ihtimalini "gerçek dışı" bulmakla birlikte, üst düzeydeki Kürt liderlerin, Bağdat yönetimine karşı bu inancı taşıdığını itiraf ediyor. Hiltermann, Kuzey Irak'ın Türkiye ile birleşmesini isteyen Kürt çevrelerinin adını gizli tutma sözü verdiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Joost Hiltermann, Barzani'nin yakın çevresinin Türkiye ile "siyasi birliği" arzulamadığına dikkati çekerken Barzani cephesininse Kuzey Irak için 'bağımsızlık' rüyasını taşıdığını fakat Türkiye'nin buna hiçbir zaman izin vermeyeceğinin farkında olduğunu ifade ediyor. Kuzey Iraklıların ne Bağdat'ın Maliki yönetimine ne de İran'a güvendiklerini, ABD'nin çekilmesi sürecinde bir tek Türkiye'ye bel bağladıklarını öne süren Hilterman'ın, değerlendirmelerinin bazıları şöyle: Son bir yıldır Kuzey Irak'taki bazı Kürt çevrelerinin Türkiye ile "siyasi birlik" senaryosunu geliştirdiklerini gördüm. En büyük neden ABD'nin çekilecek olması ve Bağdat yönetimi ile Kuzey Irak'ın giderek arasının açılması. Ancak ricaları üzerine adlarını vermedim. Sadece üst düzey bir Kürt lider ve bir Kürt Bakan olduğunu söyledim. Ben kendilerine de böyle bir ihtimalin 'gerçekdışı' olduğunu söyledim. Ama onlar yine de bu inancı besliyorlar. Barzani'nin yakın çevresi daha çok bağımsızlık umudunu taşıyor. Fakat onlar da Bağdat'a karşı Türkiye'nin korumasının öneminin farkında. Ne Bağdat'a ne de İran'a güveniyorlar. Türkiye'nin Kuzey Irak'ın bağımsızlığını asla desteklemeyeceğinin de farkındalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı’nın çökmesi de gerçekçi değildi, kimilerine göre dirilmesi de aynı şekilde öyle olabilir. Lakin gerçekler kimilerinin gerçekçi bulup bulmadıklarına göre şekillenmez. Tarihin seyri ve akışı kimilerinin gözlerini karartmasıyla değişmez. Gözleri kapatmakla güneş kararmaz. Arapların deyimiyle güneş çuvalla örtülmez veya bizim deyimimizle balçıkla sıvanmaz. Nabucco, Türkiye’nin Özal’ın da rüyasından öteye geçtiğini gösteriyor. Tarih Türkiye’nin önündeki çakılları temizliyor. Türkiye istikbalinde, yeniden muhteşem tarihine geri dönüş yapıyor. Katar’da yayınlanan el Arab el Yevm’de yazan Havas Takiye’nin Radikal çeviride iktibas edilen ‘Körfez İran’a karşı Türkiye’ye sarılıyor’ haberi de bu yönde bir başka kanıtı temsil ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3349210260466520566?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3349210260466520566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3349210260466520566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/ozaln-ruyasnn-otesinde.html' title='@ Özal’ın rüyasının ötesinde...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6533646306656240853</id><published>2009-07-09T00:25:00.001+03:00</published><updated>2009-07-09T00:28:11.097+03:00</updated><title type='text'>@ Obama: ABD ve Rusya, en dindar ülkeler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SlUPYMAz2LI/AAAAAAAABnQ/FBH8HHUcuzc/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SlUPYMAz2LI/AAAAAAAABnQ/FBH8HHUcuzc/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356204240042973362" /&gt;&lt;/a&gt;Görüşmede Kiril, 2 ülke Hristiyan toplumları arasında diyalogun çok önemli olduğuna dikkat çekerek, "İki ülke kardeş olmalı." dedi. Kiril, Rusya'da birçok kimsenin ABD'nin yeni başkanını iki ülke ilişkilerinin gelişimini sağlayan bir kişi olarak gördüklerini belirtti. Obama da cevaben, "ABD ve Rusya, aynı Hristiyan değerler sistemine sahip. Bizler en dindar ülkeleriz." değerlendirmesinde bulundu. Obama, Hristiyan birliğini teşvik eden çalışmalarından dolayı da Kiril'e teşekkür etti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6533646306656240853?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6533646306656240853'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6533646306656240853'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/obama-abd-ve-rusya-en-dindar-ulkeler.html' title='@ Obama: ABD ve Rusya, en dindar ülkeler'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SlUPYMAz2LI/AAAAAAAABnQ/FBH8HHUcuzc/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6276412985738987680</id><published>2009-07-02T02:02:00.001+03:00</published><updated>2009-07-02T02:05:50.969+03:00</updated><title type='text'>@ Newsweek: Türkiye, kriz sonrası hızlı parlayacak</title><content type='html'>ABD’de yayımlanan Newsweek dergisinin 13 Temmuz 2009 tarihinde çıkacak olan sayısında, Türkiye’nin kriz sonrasında parlayacağı yorumuna yer verildi. New York merkezli Traxis Partners Hedge Fonu İdari Ortağı Barton Biggs imzasıyla “Türkiye karar aşamasında” başlığıyla yayınlanan yazıda, “Dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olan, çok geniş gizli gücüyle 71 milyon nüfuslu ülke için elinde olmayan kriz çok üzücü durum. Avrupa Birliği’ndekilerin aksine, Türkiye’nin nüfusu ve işgücü artmakta. Halkı ve bankaları, kamu sektörü büyük borç içinde değil. Bankaları Avrupa, İngiltere, ABD ile karşılaştırıldığında tümüyle daha sağlıklı” denildi. Türkiye’nin büyük, işleyen demokratik bir Müslüman ülke olarak Orta Doğu’daki diğer ülkelere örnek olduğu, AB’nin güney kanadında bir dayanak noktası olduğuna işaret edilen yazıda, “Türkiye, Avrupa’nın en büyük ve muhtemelen en güçlü ordularından birine sahip. Gelibolu’dan Kore ve Vietnam’a kadar ‘Türklerle uğraşma’ efsanesi devam etmektedir” görüşüne de yer verildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6276412985738987680?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6276412985738987680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6276412985738987680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/07/newsweek-turkiye-kriz-sonras-hzl.html' title='@ Newsweek: Türkiye, kriz sonrası hızlı parlayacak'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7795120310578936158</id><published>2009-06-24T12:52:00.002+03:00</published><updated>2009-06-24T12:53:21.724+03:00</updated><title type='text'>@ Rusya'dan İslamiyet açılımı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SkH3iUU0SOI/AAAAAAAABnI/EbfK_PoabdY/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SkH3iUU0SOI/AAAAAAAABnI/EbfK_PoabdY/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350830001236494562" /&gt;&lt;/a&gt;Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, yeni İsrail hükümeti dahil, tarafların 2009 sonunda Moskova'da Ortadoğu zirvesinin gerçekleştirilmesi konusunda hemfikir olduklarını söyledi. Bir yıldan bu yana Ortadoğu barış görüşmelerine ev sahipliği yapmak için çalışan Moskova, hedefine ulaştı. ABD Başkanı Barack Obama'nın Mısır'a gerçekleştirdiği ziyaret ve İslam dünyasına yönelik konuşmasının ardından, Rusya liderinin de bölgeye gitmesi dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kremlin'den yapılan açıklamada, Kahire'de Arap Ligi'ne üye ülkelerin temsilcileri ile bir araya gelen Medvedev, "Yeni İsrail hükümeti dahil olmak üzere, taraflar 2009 sonunda Moskova'da gerçekleşecek zirveye katılacaklarını resmen bildirdi." dedi. Medvedev, İsrail-Filistin sorunun Doğu Kudüs'ün başkent olacağı Filistin devletinin kurulması ile çözülebileceğini söyledi ve Moskova'da gerçekleşecek konferansta konu ile ilgili önemli gelişmeler sağlanabileceğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medvedev şu tespitlerde bulundu: "Öncelikle Filistin ve diğer Arap topraklarındaki işgalin sona ermesi gerekiyor. Kapsayıcı ve adil bir güvenlik yapısı kurulmalı. Bunun sonucunda da Doğu Kudüs'ün başkent olacağı, bağımsız, egemen ve yaşayabilir bir Filistin devleti kurulmalı. Bu devlet tüm komşuları ile, elbette İsrail ile de barış içinde yaşamalı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rusya, İslam dünyasının bir parçası"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya'nın İslam dünyasının bir parçası olduğuna değinen Medvedev, "Ülkemizde farklı inanç ve kültürlere saygı geleneği var. Size doğrudan şunu söylüyorum: Ülkemizin İslam dünyası ile dostluk kurma yönünde bir çaba göstermesine gerek yok. Bizim ülkemiz zaten İslam dünyasının bir parçası. Rusya'da yaklaşık 20 milyon Müslüman yaşıyor. Bu rakamlar durumu anlatıyor. Rusya İslam Konferansı Teşkilatı'nda da gözlemci statüsünde faaliyet gösteriyor." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı inançların birbirlerine karşı saygılı olmaları yönündeki yaklaşımın Rusya'nın öncelikleri arasında olduğuna değinen Rusya lideri, Obama'nın konuşmasına atıfta bulunarak, dünyanın ne kadar değiştiğine dikkat çekti. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mabarek'le de bir görüşme gerçekleştiren Medvedev, bu ülke ile askeri, enerji ve ticaret alanlarında bir dizi anlaşma imzaladı. Medvedev'in Afrika gezisine Mısır'ın ardından Nijerya, Namibya ve Angola ile devam etmesi bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamas ve Hizbullah zirveye çağrılmayacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamas'la kurduğu temas nedeni ile İsrail'in tepkisini çeken Moskova'nın zirveye Hamas ve Hizbullah temsilcilerini çağırmayacağı kaydediliyor. İsrailli yetkililerin Rusya'dan Hamas ve Hizbullah'ın temsilcilerinin zirveye katılmamaları yönünde garanti almalarının ardından davete olumlu cevap verdikleri belirtiliyor. Diğer taraftan Filistin lideri Mahmut Abbas da Moskova zirvesine katılabileceklerini, ancak İsrail'in yerleşim yerleri açmayı durdurmasının ve iki devletli çözüm önerisine sıcak bakmasının şart olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail ve Filistin yönetimi arasında ABD eski Başkanı George W. Bush'un ev sahipliğinde Kasım 2007'de gerçekleşen görüşmelerde ilerleme sağlanamamıştı. Aralık 2008'de İsrail'in bin 300 Filistinli'nin ölümü ve 5 binden fazla Filistinli'nin de yaralanmasına neden olan Gazze saldırısının ardından görüşmeler kesilmişti. Haziran 2007'de Gazze'de kontrolü ele geçiren Hamas, bölgede etkinliğini sürdürürken, uluslararası areneda resmen tanınan Fetih hareketi ve Cumhurbaşkanı Mahmut Abbas da Batı Şeria'da faaliyet gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Mayıs 2008'de yaptığı davette geçen yaz Moskova'da Ortadoğu zirvesi yapılmasını istemiş, ancak İsrail kısa sürede hazırlığın yapılamayacağı gerekçesi ile karşı çıkmıştı. Birleşmiş Milletler, Rusya, ABD ve Avrupa Birliği temsilcilerinin katılımı ile oluşturulan Ortadoğu Dörtlüsü, İsrail-Filistin sorununun çözümü için çalışmalarını sürdürüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7795120310578936158?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7795120310578936158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7795120310578936158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/06/rusyadan-islamiyet-aclm.html' title='@ Rusya&apos;dan İslamiyet açılımı'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SkH3iUU0SOI/AAAAAAAABnI/EbfK_PoabdY/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2693870948474572879</id><published>2009-06-20T01:24:00.003+03:00</published><updated>2009-06-20T01:29:46.178+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye'nin dünyadaki rolü artacak!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjwRSAxXAUI/AAAAAAAABnA/I8HWNYORXyA/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 143px; height: 87px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjwRSAxXAUI/AAAAAAAABnA/I8HWNYORXyA/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349169458551652674" /&gt;&lt;/a&gt;Türk ekonomisinde toparlanmanın işaretlerinin görüldüğünü belirten IMF Birinci Başkan Yardımcısı John Lipsky, krizden çıkışta Türkiye’nin dünyada rolünün artacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IMF Birinci Başkan Yardımcısı John Lipsky, küresel kriz ortamında Türkiye ekonomisi için ‘iyimser cümleler’ kurdu. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) Bodrum’da düzenlenen Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında konuşan Lipsky, 2009 yılının son döneminden itibaren küresel ekonomik krizden zarar gören ülkelerin yavaşça toparlanma içine gireceklerini, Türkiye’nin hem bölgesinde hem de dünyada artan rol oynayacağını söyledi. Türkiye’nin geçen yıl dördüncü çeyrekte yıllık bazda yüzde 6.2 daraldığını, bu yıl ilk çeyrek sonuçlarının, sanayi üretimi, kapasite kullanımı ve istihdamda 2001’deki krize göre daha hızlı küçüldüğü için çok daha kötü olması olasılığı bulunduğunu belirten Lipsky, bunun sonucu IMF’nin, bu yıl Türkiye’de ekonomik faaliyetlerde yüzde 5 azalma öngördüğünü ifade etti. Lipsky, Türk ekonomisinin esneklik ve direnç gösterdiğini, bankacılık sektörünün önemli kárlar sağladığını ve güçlü sermaye yapısı olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel sektörün önceki krizlerdeki acı deneyimlerinden iyi dersler çıkardığını söyleyen Lipsky, uluslararası yatırımcı güveninin düzelmesinin faiz oranlarının istikrara kavuşmasına yardımcı olduğunu ve Türk tahvillerinin Eylül 2008’den önceki seviyesine döndüğünü bildirdi. Tüketici güveninin güçlü biçimde geri geldiğini söyleyen Lipsky, özel sektöre kredi vermenin olumlu ivme kazandığını, bütün bu işaretlerin Türk ekonomisinin düzelmenin eşiğinde olabileceğini gösterdiğini belirtti. Lipsky, artan bütçe açığı ve zayıflayan kredi kalitesinin, güçlü biçimde halledilmediği sürece büyümenin görünümünü olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Lipsky, Türkiye’nin geleceği için büyük iyimserliğe sahip olduğunu ve her şekilde Türkiye’ye desteğe hazır olduklarını ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZARAR 2. DÜNYA SAVAŞI’NDAN BÜYÜK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel krizin dünyaya maliyetinin 2. Dünya Savaşı’ndan büyük olacağını ifade eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Küresel finansal koşullardaki aşırı sıkılık devam ediyor. Sağlam bir getiriyle hesapları kitapları yapıp yatırım kararı verelim. ÖTV ve KDV indirimlerinin ilelebet olmayacağının önemli sinyalini verdik. İndirimlerin yavaş yavaş kalkmasının uygun olduğunu düşündük.’ Hükümetin orta vadeli program üzerinde çalıştığını dile getiren Bakan Ali Babacan, bunun güçlü yapısal reformları içerdiğine işaret etti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2693870948474572879?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2693870948474572879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2693870948474572879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/06/turkiyenin-dunyadaki-rolu-artacak.html' title='@ Türkiye&apos;nin dünyadaki rolü artacak!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjwRSAxXAUI/AAAAAAAABnA/I8HWNYORXyA/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5379422920695500480</id><published>2009-06-17T13:45:00.001+03:00</published><updated>2009-06-17T13:46:26.455+03:00</updated><title type='text'>@ Vicdandan kaçış yok!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjjJeXbeBXI/AAAAAAAABm4/IUNRU9SVVJg/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 143px; height: 87px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjjJeXbeBXI/AAAAAAAABm4/IUNRU9SVVJg/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348246081024951666" /&gt;&lt;/a&gt;Rus bilimcilerin  yaptığı araştırma, her insanın bilimsel olarak vicdan sahibi olduğunu ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya'daki Beyin Araştırmaları Enstitüsü'nden uzmanlar, insan beyninin sözgelimi kişi yalan söylediğinde tepki verdiğini ve bu durumu protesto ettiğini ortaya koydu. Araştırmacılar ayrıca, vicdanın bilgisayar ekranında izlenebileceğini de belirtiyor. Rus biliminsanlarının araştırması, vicdansız insan olmadığını öne sürüyor. Hatta uzmanlar, vicdanın oluşumunu da gözlemlemeyi başardı. Araştırmanın en ilginç taraflarından biri uzmanların, yalan söyleme üzerinde çalışırken, vicdan olgusuyla tesadüfen karşılaşmış olmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel bir bilgisayar programıyla, bu programa özel bağlantılarla bağlı insan beyninin faaliyetlerini değişik durumlarda izleyen araştırmacı ekipten Maxim Kireev, deneylerden birini şöyle anlatıyor: "Monitörde aşağı ve yukarı oklar görüyorsunuz. Göreviniz basit bir bilgisayar oyunu oynamak. Yapmanız gereken tek şey yalan söyleyemek. Ekranda yukarı doğru bir ok gördüğünüzde aşağı doğru bir ok gördüğünüzü söylemek ve yukarı doğru bir ok gördüğünüzde ise tam tersini. Böylece özel bir bilgisayar programı sayesinde beynin reaksiyonları algılanabiliyor ve beynin yalan söylerken ya da doğru söylerken ne durumda olduğunu bilgisayar üzerinden görebiliyoruz. Bir insan yalan söylemek üzereyken bile beyni, aynı anda protestoya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O anda vicdan uyanıyor. Ancak bu durum çıplak gözle görülemiyor. Kişi herhangi bir acı hissetmiyor, terlemiyor ya da elleri titremiyor. Beynin protestosu ancak özel bir bilgisayar programı aracılığıyla izlenebiliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALKOL ÇÖZÜM DEĞİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus Bilimler Akademisi Beyin Araştırmaları Merkezi müdürü Svjatoslav Medvedev, "Beynimizde bizi bir şeyi yanlış yaptığımız konusunda bilgilendiren bir mekanizma var. Bu mekanizma vicdan azabı ya da pişmanlık olarak bilinan olguyu devreye sokuyor ve gerçekten de vicdanımızdan nefret etmemize yol açan pişmanlığımız. Birçok insan bu yüzden bundan kurtulmaya çalışıyor. Ve bunun en popüler yolu da alkol tüketimidir. Ancak genelde pişmanlık içki mahmurluğu sırasında çok daha güçlüdür" diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova Dilbilimsel Programlama Merkezi'nden Andrey Kenig ise, "Vicdan azabından kurtulmak için bazı fikirler bulmak gerekir. Sözgelimi, kişi ülkesi için bir şey yaptığını söyleyerek, yaptığı şeyden dolayı başkasının acı çektiğini düşünüp çekeceği vicdan azabından kurtulmayı tercih edebilir. Bu telkin, çok sayıda ülkenin ordularında yaygın olarak kullanılıyor. Sözgelimi ABD ordusu yetkilileri, Amerikan askerlerinin Irak savaşında suçluluk ve vicdan azabı çekmemeleri için telkin uygulamasına gitmiştir" diyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5379422920695500480?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5379422920695500480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5379422920695500480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/06/vicdandan-kacs-yok.html' title='@ Vicdandan kaçış yok!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjjJeXbeBXI/AAAAAAAABm4/IUNRU9SVVJg/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-904786622335220494</id><published>2009-06-12T23:21:00.003+03:00</published><updated>2009-06-12T23:24:20.858+03:00</updated><title type='text'>@ Müslüman Türkiye, AB için açık avantajdır</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjK5WGymljI/AAAAAAAABmw/rUWlc7MusmA/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 178px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjK5WGymljI/AAAAAAAABmw/rUWlc7MusmA/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346539497073317426" /&gt;&lt;/a&gt;AB Komisyonu Genişleme Müdürü Michael Leigh, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili değişik kesimlerden değişik görüş ve tartışmaların ortaya atılmasına rağmen, müzakerelerin ilerlediğine dikkati çekti ve "Müslüman, demokratik ve laik bir ülkenin, AB için açık avantaj" olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra'da Yabancı Basın Kulübü'nde brifing veren Leigh, genişlemenin AB'nin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;Michael Leigh, Türkiye'nin AB için önemini vurgulayarak, Türkiye'nin bölgesel çatışmaların önlenmesi, enerji güvenliğinin sağlanması ve medeniyetler arası diyalog gibi konularda anahtar önem taşıdığını bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik alanda da AB'nin Türkiye'nin en önemli ihracat alanı olduğunu ve AB şirketlerinin Türkiye ile ticaret ve yatırım yaptıklarını hatırlatan Leigh, Türkiye'nin sunduğu istikrar ve tahmin edilebilirliğin de önemli olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbrıs sorununun çözümünün önemine de işaret eden Leigh, Türk ve Rum liderleri arasında sürdürülen görüşmelerin başarıyla sonuçlanmasını dilediklerini kaydetti.&lt;br /&gt;Türkiye ile şu ana kadar 10 faslın müzakereye açıldığını, çevre ve rekabet gibi fasılların da yılın ilerleyen dönemlerinde gündeme girebileceğini kaydeden Leigh, enerji gibi bölümlerde de gelecek aylarda ilerleme sağlamayı umduklarını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılın başında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinden gelen, reformların sürdürüleceği yönündeki açıklamalardan büyük cesaret aldıklarını belirten Michael Leigh, reformlara devam edilmesini istediklerini belirtti. Leigh, bunlar arasında anayasa reformu, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler, temel hak ve özgülükler bulunduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leigh, üyelik müzakerelerinin 27 üye ile Türkiye arasında yürütüldüğünü, AB'nin tek başına kurum olarak müzakere etmediğini, bu nedenle süreci bütün üye ülkelerin desteklemesi gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;Önümüzdeki dönemde enerji dahil farklı fasıllarda ilerleme beklediklerini bildiren Leigh, "AB, dinin üyelik konusunu ve Türkiye ile ilişkilerin durumunu belirleyecek bir faktör olmadığı görüşündedir" dedi. (AA)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-904786622335220494?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/904786622335220494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/904786622335220494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/06/musluman-turkiye-ab-icin-ack-avantajdr.html' title='@ Müslüman Türkiye, AB için açık avantajdır'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SjK5WGymljI/AAAAAAAABmw/rUWlc7MusmA/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6672417356840558135</id><published>2009-06-04T00:06:00.000+03:00</published><updated>2009-06-04T00:07:48.399+03:00</updated><title type='text'>@ Yeni Türk Yüzyılı</title><content type='html'>Mustafa Özcan'ın Vakit'deki makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21’inci yüzyıl ile alakalı olarak çeşitli öngörüler dile getirilmiştir. Neoconlar 20’nci yüzyıl gibi 21’inci yüzyılı da yine Yahudi-Amerikan yüzyılı yapmak istemişlerdir. PANAC adlı projeleri de bunun ispatı nevindendir. Kimileri de, 21’inci yüzyıla Çin yüzyılı olarak bakmakta veya hayal etmektedir. Acaba bu yüzyıla Türk yüzyılı olarak bakan da var mıdır? Şimdiye kadar doğrudan bunu teyit eden bir Türk projesi bilmiyoruz. Lakin Batılılar ve onların arkasından Araplar, Türkiye’nin Heartland yani dünyanın kalbi ve kalbistanı olduğunu ve 21’inci yüzyıla dünyanın kalbinin damgasını vuracağını ve hükmedeceğini söylemektedirler. Kimileri temelleri 19’uncu yüzyılda ortaya atılan heartland projesine de yeni Osmanlıcılık gibi karşı çıkacaklardır. Olsun! Arap yazarlarından Dr. Osman el Muayni dünyanın kalbinin Avrasya olduğunu ve Avrasya’nın kalbinin de Türkiye olduğunu beyan ediyor. Soğuk Savaş döneminde kalbistan veya heartland, Doğu ile Batı arasında bölünmüş ve kimlik kaybına ve krizine uğramıştı. 21’inci yüzyılda ise Doğu ile Batı arasındaki farkların izole olmasıyla birlikte Anadolu veya dünyanın kalbi yeniden eski kimliğine kavuşmaya ve bürünmeye başladı. Türkiye, dünyadaki üç kıtayı birbirine bağlıyor. Laik kimliğiyle Batı’ya ve Avrupa’ya açılırken Türk kimliğiyle Orta Asya’ya ve İslami kimliğiyle de Ortadoğu’ya açılıyor. Huntington ve Papa 16’ncı Benediktus, Türkiye’nin Batı yerine İslam dünyasına yönelmesini tavsiye etmişti. Türkiye gücünü İslam dünyasından alarak Batı yoluna yeniden devam edebilir. Nitekim, Yavuz’dan sonra Kanuni Sultan Süleyman yeniden ve duraksamadan Batı’ya yürümüştür. SSCB’nin çöküşü yani 1991 yılıyla birlikte Türkiye’nin güneşi yeniden parlamaya başlamıştır. SSCB’nin çöküşü Türkiye’nin yeni miladı olmuştur. ABD’nin Afganistan ve Irak’ta sürçmesi de ikinci miladıdır. Soğuk Savaşın ortadan kalkmasıyla birlikte Türkiye’nin öneminin kalıp kalmadığı tartışılırken Türkiye figüran olmaktan çıkmış, bilmeden aktör ve faktör haline gelmiştir. Batı’nın SSCB karşısındaki vekili olmaktan çıkmış, kendi vekili olmuştur.&lt;br /&gt;¥&lt;br /&gt;Irak’ın Saddam sonrasında denklem dışına çıkmasıyla birlikte Arap basınında bir ifade dikkati çeker olmuştur. Gıyabu’l Arab. Yani Arapların yokluğu. Bu yokluğu ilk değerlendiren ülkelerden birisi İran olmuştur. Lakin son RAND raporunda olduğu gibi İran’ın yayılma istidadı zayıftır. Yayılma istidadı tek boyutludur; sadece ABD ile gerilim üzerinedir. Bu siyaset güven kaybettiğinde veya değişikliğe uğradığında kendini iptal edecektir. İran bölge gücüdür ama İslam dünyasının küresel gücü değildir. Bölge ülkeleriyle kimlik sorunları vardır. Orta Asya ile alakalı olarak etnik kimlik farkı olduğu gibi, Arap dünyasıyla da mezhebi kimlik sorunu yaşamaktadır. Bunlara ilaveten bir de bölgeyle tarihi irtibatı zayıftır. Türk hakimlerinin Merv ve Rey’de oturdukları dönemden sonra İran’ın bölgeyle tarihi bağları zayıflamıştır. İki Körfez Savaşı sonucu gelen Arapların yokluğu pekişirken Türkiye’nin rolü ve varlığı yavaş yavaş devreye girmiştir.&lt;br /&gt;ABD’ye yönelik güvensizlik ve İran korkusu nedeniyle Araplar Türk nüfuzu karşısında alternatifsizdirler. Ortadoğu’da hep böyle olagelmiştir. Abbasi döneminde Bermekiler ve İran nüfuzundan ve entrikalarından bıkan ve bunalan Araplar çareyi Türklere açılmakta bulmuşlardır. Pers veya İran nüfuzunu Türk nüfuzu izlemiş ve bu nüfuz bir daha da 1917’ye kadar sökülememiştir. İran daima öncü olmuş lakin yerini bir müddet sonra Türklere bırakmıştır. Tarih yeniden tekerrür etmektedir. Devrim sonucu gelen İran rejimi Safevilerin devamı olarak görülmeseydi Türkiye’nin yerini İran alabilir ve yeni bir Selçuklu idaresi gibi boy atabilirdi. Lakin tarih farklı bir şekilde tecelli etmiştir. İran’daki rejim Safevilerin değil de Selçukluların devamı olarak algılansaydı, yine de 21’inci yüzyıl Türk yüzyılı olacaktı. Fakat bu defa İran üzerinden gerçekleşecekti.&lt;br /&gt;¥&lt;br /&gt;Dr. Osman Muayni Türkiye’de bir üçüncü cumhuriyet döneminden bahsetmektedir. Geçenlerde belki de bunu en iyi somutlaştıran ifadelerden birisi Ahmet Davudoğlu’nun sözleri olmuştur: “Şu anda çevremizdeki bölgelerde Türkiye'nin iradesi, haberi, onayı olmadan herhangi bir gelişme yaşanmaz. İnşallah Cumhuriyet'in 100'üncü yılını kutladığımızda Türkiye'nin onayı ve haberi olmaksızın dünyada hiçbir şey olmayacak”. Osman el Muayni, Özal dönemine ikinci cumhuriyet derken AKP dönemine de üçüncü cumhuriyet demektedir. Bu dönemin genel ideolojisini de Abdulaziz Buteflika’nın ifade ettiği gibi Yeni Osmanlıcılık olarak isimlendirmektedir. Yeni Amerikan yüzyılı yerine yeni Türk yüzyılı yükseliyor. Bunun coğrafi dayanağı, heartland yani dünyanın kalbidir ve bu kalp Turan ile Arabistan’ı ya da Türkistan ile Arabistan’ı birleştirmekte ve Batı’da da boy atmaktadır. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başlarında, Batıda çeşitli jeopolitik teoriler geliştirilmiştir. 'Kara Hakimiyet Teorisi'nin kurucusu İngiliz Halford Mackinder (1861-1947), 'Demokratik İdealler ve Hakikatler' adlı eserinde; 'Devletler, ya karada güçlü, ya da denizde güçlüdür. Eğer her ikisinde de güçlü ise, artık bu amfibi (karada ve denizde güçlü) devlettir. Yani her tür devletten daha güçlüdür.' der. Dünyanın kalbi teorisi Mackinder’e aittir ve Osman el Muayni buna dayanarak yeni bir Türk yüzyılından bahsetmektedir. Bunun ideolojik yüzü de bu defa Orta Asya’yı da kapsayacak şekilde yeni Osmanlıcılık olacaktır. Avrasya’nın kalbi, Türkiye’nin hedefi, Orta Asya ile Ortadoğu’yu ya da Arabistan ile Türkistan’ı birleştirmek olmalıdır. Türk yüzyılının nabzı bu bölgede atmaktadır. Kenarlarını unutmadan. Tabii ki bu Türk yüzyılı İslam kimliği içinde bir Türk yüzyılı olmaya adaydır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6672417356840558135?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6672417356840558135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6672417356840558135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/06/yeni-turk-yuzyl.html' title='@ Yeni Türk Yüzyılı'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8907640673033937232</id><published>2009-05-31T02:48:00.001+03:00</published><updated>2009-05-31T02:50:57.244+03:00</updated><title type='text'>@ Der Spiegel: 'Osmanlı'nın dönüşü'</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SiHGVuOuY8I/AAAAAAAABmg/n2noUM54XkU/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SiHGVuOuY8I/AAAAAAAABmg/n2noUM54XkU/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341768709527462850" /&gt;&lt;/a&gt;Almanya'nın önde gelen siyasi dergilerinden 'Der Spiegel', Türkiye'nin AB'nin tutumuna öfkelenerek, doğu ve güneydoğudaki komşularına yöneldiğini ve bölgesinde önemli bir güç haline geldiğini yazdı.Dergide "Osmanlı'nın Dönüşü" başlığıyla yayımlanan ve Türkiye'nin bölgesinde güçlenmesinin Avrupa için iyi olup olmadığı sorusuna yanıt aranan yazıda, Türkiye'nin son yıllarda dünyanın en önemli devlet adamlarını ağırladığı, Orta Doğu konusunda yoğun şekilde çaba harcadığı ve Ermenistan'la bile ilişkilerini geliştirdiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin yaşadığı bu olumlu gelişmelerin "suçlusunun" da Avrupa olduğuna dikkat çekilen yazıda, AB'den beklediği ilgi ve desteği göremeyen Türkiye'nin, tüm komşularıyla ilişkilerini geliştirme yoluna gittiğini, yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da, her ne kadar Türkiye'nin AB üyeliğini desteklese de, ülkesinin sadece Batı'ya yönelmesinin Türkiye gibi çok yönlü bir ülke için sağlıklı olmayacağını söylediği ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davutoğlu'nun, Türkiye'nin Avrupa için bir yük değil, bir zenginlik olacağını, ayrıca siyasi istikrarı sağladığı, güvenli bir enerji koridoru oluşturduğu ve Avrupa'nın güneydoğu kanadında güçlü bir ortak olduğu için Avrupa ülkelerinin bundan memnuniyet duymaları gerektiğini kaydettiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıda ayrıca, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun Türkiye'yle müzakerelerin planlandığı gibi sürdürüldüğünü söylemesine rağmen, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin tartışmaların da hala devam ettiğine işaret edildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8907640673033937232?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8907640673033937232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8907640673033937232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/der-spiegel-osmanlnn-donusu.html' title='@ Der Spiegel: &apos;Osmanlı&apos;nın dönüşü&apos;'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SiHGVuOuY8I/AAAAAAAABmg/n2noUM54XkU/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5467691745854870316</id><published>2009-05-31T02:40:00.002+03:00</published><updated>2009-05-31T02:43:25.652+03:00</updated><title type='text'>@ "İslam güneşi yeniden doğacak"</title><content type='html'>Tunus Nahda hareketinin lideri Raşid Gannuşi ile yapılan röpotajı aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünizmin ardından kapitalizmin de çöktüğünü bildiren Gannuşi, "İnsanlığın üzerine adaletin ve huzurun kaynağı İslâm güneşi yeniden doğacak. Aslında insanlık da bu sistemi arıyor. Biz içinde yaşadığımız için bunun farkında değiliz" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESAM'ın düzenlediği Ekonomik kriz ve İslâm konulu 18. Müslüman Topluluklar toplantısına iştirak eden Müslüman düşünür ve Tunus Nahda hareketinin lideri Raşid Gannuşi ile gündemdeki konuları konuştuk. Komünizmin ardından kapitalizmin de çöktüğünü bildiren Gannuşi, "İnsanlığın üzerine adaletin ve huzurun kaynağı İslâm güneşi yeniden doğacak. Aslında insanlık da bu sistemi arıyor. Biz içinde yaşadığımız için bunun farkında değiliz" dedi. Gannuşi ile sohbetimiz şöyle sürdü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünizm ve kapitalizm insanlığa neden huzur getiremedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü her ikisi de Allah'a inanmayan, Allah'ın emirlerine uygun olmayan sistemlerdi. Komünizm; ferdi mülkiyete yer vermediği gibi, arz-talep dengesini de dikkate almadığından, yıllarca insanlara kan kusturdu. Kapitalzm de (haşa) "Allah'a, ihtiyacımız olmadan da biz bu işi yaparız" dediği, Allah'a inanmadığı, milyonlarca insanın emeğini sömürdüğü için yıkılıp gitti. Her ikisinin de adalet anlayışı yok. Her ikisinin de insan haklarına saygısı yok. Her ikisinin de Allah inancı yok. Şimdi insanlık İslâm nizamını bekliyor. İslâm nizamı uygulandığı zaman insanlık altın çağını, saadet asrını yaşamış. Allah'a inanan, insan haklarına saygılı, ferdin hakkını ferde, toplumun hakkını topluma sunan en adil sistem İslâm nizamıdır. Bu nizamı iyi aınlamalı ve iyi anlatmalıyız. Çünkü insanlığın aradığı nizam İslâm nizamıdır. İslâm güneşinin yeniden insanlığın üzerine doğacağı günler yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce bu ekonomik krizin kaynağı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sömürgeci kapitalist sistemin ahlaksız ve Allah'a inanmayan hareketlerinin sonucudur. İnsanlara tüketim modeli körüklenmiş, karşılıksız para basılmış, sonuçta kapitalist sistemle birlikte Batı medeniyeti iflas etmiştir. Dün sosyalist sistemin çökmesine şahit olmuştuk. Şimdi kapitalist sistem de çöktü. İnşallah Müslümanlar yeniden dünya hakimiyetinde yeniden yerlerini alacaklar. İslâm medeniyetinin tarihteki zaferlerini yeniden yaşayacağız. Tabi güzel günleri görmek için daha çok çalışmalıyız. Akıllı olmalıyız. Yer yüzünü yeniden inşa için, insanlığın 2 cihan saadetine kavuşması için gecemizi gündüzümüze katmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dünyasındaki işgaller konusunda ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da yine vahşi Batı medeniyetinin bir ürünü olmakla birlikte Müslümanlar birbirlerine düşürülmüştür. Aklımızı başımıza devşirmeli, birlik olmalıyız. Birlik olursak daha güçlü oluruz. 20 yüzyılda da İslâm dünyasının büyük bölümü işgal altındaydı. Müslümanlar bu işgallerden kurtulmak için bağımsızlık mücadelesi verdiler. Bu sırada Batılılar başımıza bizim gibi görünen adamlar buldular. Bizi bu şekilde sömürdüler. Yine kendi sistemlerine hizmet ettirdiler. Bugün bakınız, nerede işgal varsa, orada direniş var. Müslüman direnişçiler, en modern silahlara sahip en güçlü ordulara kök söktürüyorlar. Bu da Müslümanların imanlarının sağlam olmasından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sömürgeci Batı medeniyetinin hegemonyasından kurtulmak için neler yapmalıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Allah'a gerçekten inanmalıyız. Çünkü Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki: "Ey iman edenler, iman ediniz" Sağlam bir imanın yanında insanlarımızı iyi eğitmeliyiz. İyi bir eğitim için de eğitim sistemimizi Batı medeniyetinin hegemonyasından kurtarmalıyız. Bunun için akil adamlar yetiştirmeliyiz. Kabiliyetli gençleri seçerek çok iyi eğitim vermeliyiz. İnsana yatırım yapmalıyız. Sömürgeciler, dünyayı mafya gibi yönetiyorlar. Onların silahıyla onları vurmalıyız. Bugün artık Batı medeniyeti çöktü. Gözümüzde büyüttüğümüz ABD, Körfez ülkelerinden borç isteyecek hale geldi. Batı medeniyetinin karşısında tek alternatif sistem kalmıştır: O da İslâm medeniyetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların bugünkü durumunu nasıl buluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmi uyanış başlamıştır. Yani yükseliş devrine geçilmiştir. Nerede öğrenci seçimi olsa Müslüman gençler kazanıyor. Müslümanlar sivil toplum kuruluşlarında söz sahibi oluyorlar. İnterneti en iyi Müslümanlar kullanıyor. Uluslar arası arenada yardım kuruluşlarımız varlığını ispatladı. Eskidenr bir felaket yaşansa oraya kızıl haç yardım götürürdü. Şimdi Allah'a şükür Müslümanların Hilal-i Ahmer'e (Kızılay) benzeyen İHH gibi Can Suyu gibi onlarca kuruluşu var. Bunları kimse küçümsemeye kalkmasın. Bu hareketlere balta vurmaya kalkanlar olabilir. Bunları istismara yeltenenler çıkabilir. Bunlara fırsat vermemeliyiz. Bu kurumları gözümüz gibi korumalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar niçin birlik olamıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlik olmaya mecburuz. Bakınız Allah'a ihtiyaçlarının kalmadığını söyleyen Batılılar, daha önce birbirlerini yiyen Avrupalılar, 36 ülkeyi bir araya getirdiler ve bir birlik oluşturdular. Kime karşı? Tabii ki biz Müslümanlara karşı. Onların niçin tek para birimleri var da bizim niye olmasın? İnfak olayı ve dayanışma çok önemli. Alemlere rahmet olarak gelen Peygamber Efendimiz bir gün 3 defa "İman etmedi iman etmedi iman etmedi" buyuruyor. Ashab-ı Kiram: "Kim iman etmedi Ey Allah'ın Resulü?" diye soruyor. Peygamber Efendimiz: "Komşusu açken, tok yatan" cevabını veriyor. Birlik için dayanışma ve yardımlaşma şart. Fakirlerimizi gözetmeliyiz. Hz. Ömer devrinde Arap yarımadasında zekat verilecek Müslüman kalmamış. Dayanışma işte budur. Zekat; fakirin hakkıdır. Zenginlerimiz zekatını vergi öder gibi değil, yürekten vermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin davası ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz direnen kardeşlerimize sahip çıkacağız. Her platformda gündeme getireceğiz. Unutturmak isteyenlere karşı dirneniş sergileyeceğiz. Dünyanın en güçlü zannedilen ordularına karşı direnen Gazzeliler gibi metin olacağız. Bugün Filistinlileri bölmek istiyorlar. Filistinli kardeşlerimiz de onları sevenler de Siyonistlerin bu oyununu tersine çevirmelidir. Hamas asla devre dışı bırakılamaz. Hamas hesaba katılmadan yapılan hiçbir barış planı Filistin'e barış getirmez. Filistine barış gelmeden dünyaya barış gelmez. Siyonist İsrail kanser hücresi gibi. Sürekli yayılmak istiyor. Yayılmak isterken, Filistinlileri de Filistin'i de yok ediyor. İnşallah bunu başaramayacak. Daha önce Lübnan'da hezimete uğradılar, sonra Gazze'de. Bu son çırpınışları olur inşallah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5467691745854870316?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5467691745854870316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5467691745854870316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/islam-gunesi-yeniden-dogacak.html' title='@ &quot;İslam güneşi yeniden doğacak&quot;'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4558382948551266932</id><published>2009-05-29T00:02:00.001+03:00</published><updated>2009-05-29T00:04:09.547+03:00</updated><title type='text'>@ AB, dünya üzerinde etkili olmak için Türkiye'ye muhtaç</title><content type='html'>Le Figaro gazetesinin 28 Mayıs 2009'daki başyazısının tercümesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarılı bir diplomat olan İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ülkesinin dönem başkanlığını devralacağı 1 Temmuz'dan itibaren önemli bir rol oynamaya hazırlanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Parlamentosu seçimlerine iki hafta kala Eski Kıta'nın gündemdeki sorunları hakkında görüşlerini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveç'in başkanlık dönemindeki öncelikleri ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu başkanlık döneminin başarılı olmasını ve özellikle de Lizbon Antlaşması'nın yürürlüğe girmesinden önceki son başkanlık dönemi olmasını diliyorum. Olağanüstü sorunlarla karşı karşıyayız. Son kuşağın hiç görmediği ölçüde etkili bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Aralık ayında gerçekleşecek Kopenhag zirvesi perspektifinde olduğumuz bu dönemde iklim sorunu da asrımızın sorunu olarak etkisini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni İsveç hükümeti Volvo ve Saab gibi otomobil üreticisi şirketlere yardım konusunda çekimser. Siz Avrupa otomobil sanayiinin kurtarılabileceğine inanıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz İsveç'te sanayide dönüşüm konusunda büyük bir tecrübeye sahibiz. Tersanelerimizi kurtarmak için çok uğraştık ve boşu boşuna çok para harcadık. Bugün Malmö kentinde artık tersane bulunmamaktadır, ancak eskisi kadar istihdam sağlanmaktadır ve bu istihdam yenilikçi şirketler tarafından sağlandı. Sanayi politikamız geleceğe yöneliktir. Bu, otomobil sanayiini mahkum ettiğimiz anlamına gelmiyor. Ancak şirketlerin sahipleri değişecek ve rantabl yeni alanlara yönelecektir. Vergi verenlerden sağlanan geliri var olan yapıları sübvanse etmek için harcamak, parayı saçıp savurmak anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde siz kriz döneminde "koruyucu Avrupa" fikrine karşısınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'nın refahı ekonomide korumacılık üzerine değil, pazarlara açılma üzerine kuruludur. Bu durum büyük şirketlerinin rekabet gücü son derece yüksek olan Fransa için de geçerlidir. Benim Avrupa vizyonum, bazılarında gözlemlediğim kadar savunmacı değil. Benim saldırgan bir anlayışım var, daha rekabetçi olabileceğimizi düşünüyorum. Dünyadan korkmamamız, aksine dış dünyayı fırsatlar kaynağı olarak değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baltık ülkeleri, Orta Avrupa ve Balkanlar konusunda endişeli misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik durum iki ay öncesine göre daha az tehdit edici durumda. Letonya'nın durumu son derece düşündürücüdür. Ukrayna'da da sorunlar ağır. Balkanlar'da savaş riski yok; ama kriz, milliyetçiliği güçlendirebilir. Bu sorundan kaçınmak için Avrupa Birliği'nin genişleme sürecini, her ne kadar bu ülkelerin AB'ye üye olma yolunda kat etmeleri gereken çok mesafe varsa da, kesinlikle durdurmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zorunluluk Türkiye'yi de kapsıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Kesinlikle. Avrupa'nın en önemli stratejik hedefi Türkiye'nin kendisine yönelmesi olmalıdır. Eğer Türkiye'ye kapıyı kapatırsak milliyetçi eğilimleri başka bir yöne yöneltmiş oluruz ve dünyanın geri kalanı üzerinde son derece olumsuz bir işaret vermiş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Türkiye AB'ye girerse, üye ülkeler içinde en kalabalık nüfusa sahip ülke olacağından, son derece önemli bir siyasî ağırlığı olmayacak mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumun endişeye neden olduğunu anlıyorum. Tüm genişleme süreçleri kaygılara ve muhalefete neden olmuştur. Ancak yine tüm genişleme süreçleri de başarılı olmuştur. Ben genişleme sürecinin tamamlanmış olduğunu düşünmüyorum. Avrupa her genişleme süreci sonrasından dönüştü ama bugün geldiği noktada dünya üzerinde her zamankinden daha etkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokmak, Fransa, Almanya gibi diğer ülkeleri Avrupa üzerindeki etkilerini yitirmeye mahkum etmek anlamına gelmektedir. Bu durum komplo teorilerini başlatıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, zamanında De Gaulle'ün Büyük Britanya hakkında öne sürüdüğü argümandır. Ancak dünya üzerinde bir ağırlığa sahip olmak istiyorsak Avrupa'nın bir kısmının Birliği olmaktansa Avrupa Birliği olmak daha iyidir. Gelecek onyıllarda AB, Türkiye'nin ekonomik ve demografik dinamizmine muhtaç olacaktır. Avrupa, Türkiye vasıtasıyla İslam dünyasıyla önemli bir uzlaşma etkeni haline gelebilir. Üstelik biz Kıbrıs'ın, Suriye açıklarında bir ada olmasına karşın, Avrupa içinde olduğuna inanıyoruz, bu durumda Türkiye'nin yerinin Avrupa'da olmadığını savunmak zorlaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ile üyelik görüşmelerinde yeni bölümler açacak mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Avrupa Konseyi üyelerinden biriyiz. Bu konu AB dönem başkanlığından çok 27 üyenin tümünü birden ilgilendirmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4558382948551266932?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4558382948551266932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4558382948551266932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/ab-dunya-uzerinde-etkili-olmak-icin.html' title='@ AB, dünya üzerinde etkili olmak için Türkiye&apos;ye muhtaç'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1170645203973840414</id><published>2009-05-28T04:59:00.001+03:00</published><updated>2009-05-28T05:00:51.569+03:00</updated><title type='text'>@ Osmanlı yeniden mi dönüyor?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sh3wSeN_uEI/AAAAAAAABmY/-LcNi-UtUZ8/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sh3wSeN_uEI/AAAAAAAABmY/-LcNi-UtUZ8/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340688933271353410" /&gt;&lt;/a&gt;Amerikan aylık haber dergisi Foreign Policy, son sayısında 'Osmanlı Devleti'nin Dirlişi' başlıklı bir makale yayımladı. Makalede, Türkiye nin son zamanlarda özellikle komşuları ve Orta Doğu ülkeleri ile geliştirdiği ilişkilerinin, "Osmanlı Devleti tekrar mı dirliyor?" sorusuna yol açtığı savunuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, 90 yıldır Doğuyu "gericilik" batıyı ise "modernlik olarak algıladığını öne süren Foreign Policy, bu yüzden de Türkiye nin yüzünü hep Avrupa'ya çevirdiğini bildirdi.&lt;br /&gt;Bir zamanlar İstanbul'daki Sultanlar tarafından yönetilen şimdiki Arap ülkelerinin, bu süreçte Türkiye'ye şüpheyle baktıklarını dikkat çeken dergi, Türkiye'nin son zamanlarda Arap ülkeleri ile geliştirdigi ilişkilerden sonra Arapların da Türkiye ye bakış açısının olumlu yönde degiştigini ifade etti. Gelişen ilişkilere örnek olarak da, Türk yapımı olan 'Gümüş' televizyon dizisinin, Arapça olarak yayınlanmasından sonra Orta Doğu'da 85 milyon izleyici tarafından izlenerek reyting rekorları kırması gösterildi. Makalede, dizi hayranı pek çok Arabın, yapımdaki yerleri görmek için İstanbul'a geldikleri aktarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makalede, Şubat ayında merkezi Londra'da olan Arap yanlısı Asharg Alawsat gazetesinin, Arap dünyasının Türkiye'ye karşı değişen tutumunu ön plana çıkarttığı, "Osmanlı İmparatorluğunun Dönüşü" başlığıyla haber yayımladığı hatırlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKASI AK PARTİ İLE DEĞİŞTİ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Foreign Policy'ye göre, Türkiye'nin dış politikası Ak Parti yönetimiyle değişti ve tüm bu yeni oluşumun arkasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu var.&lt;br /&gt;Davutoğlu'nun 2001'de kaleme aldığı 'Stratejik Derinlik: Türkiye'nin Uluslararası Konumu' adlı kitabından alıntı yapan dergi, Dışişleri Bakanı'nın "Türkiye'nin bölgedeki tarihi bağlarından kaçması, aynı zamanda politik ve ekonomik fırsatlardan da kaçmaktır" şeklindeki sözlerine yer verdi.&lt;br /&gt;Türkiye'nin bu yönde bir strateji geliştirmesinin, ülkeye olumlu yansıdığı kaydedilen makalede, Türkiye'nin 2005-2008 yılları arasında Suriye, İran ve Irak ile 7,3 milyar dolar olan ticaretini 14,3 milyar dolara çıkardığı vurgulandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1170645203973840414?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1170645203973840414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1170645203973840414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/osmanl-yeniden-mi-donuyor.html' title='@ Osmanlı yeniden mi dönüyor?'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sh3wSeN_uEI/AAAAAAAABmY/-LcNi-UtUZ8/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1276964899977270377</id><published>2009-05-25T18:24:00.002+03:00</published><updated>2009-05-25T18:27:55.530+03:00</updated><title type='text'>@ Başbuğ ''Neo-Osmanlı'' mı?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Shq4wTQx1YI/AAAAAAAABmQ/fyOq1cSG3qE/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Shq4wTQx1YI/AAAAAAAABmQ/fyOq1cSG3qE/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339783448145024386" /&gt;&lt;/a&gt; Son yıllarda Türkiye ile ilgili konularda dışpolitika uzmanları özellikle bir kavram üzerinde duruyor: Neo (Yeni) Osmanlılar… Kimsenin “ben neo-Osmanlıyım” dediği yok ancak kavramsallaştırmayı yapanlar bunu daha çok bir tavrı betimlemek için kullanıyor. O tavır şöyle özetlenebilir: Dışpolitikada aktif; Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’da, özellikle de eski Osmanlı coğrafyasında etkin; küresel meselelerle ilgili; komşularıyla sıfır problem ilkesi çerçevesinde bölgesinde barış havzası olma yetisi… Kısaca önce bölgesel, ardından da küresel bir güç olarak “büyük Türkiye” hayali… Türkiye’nin dışpolitika mimarları her fırsatta Türkiye’nin güçlü ve büyük bir ülke olduğunu söylüyor, Türkiye vatandaşlarının bu önemin farkına varmasını istiyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sıklıkla bunun altını çiziyor. Elbette bu fikrin mimarı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Başbuğ’un dün yaptığı konuşmanın bir bölümü “yeni-Osmanlıcılık” diye adlandırılan yaklaşımla büyük bir paralellik taşıyordu. Genelkurmay Başkanı Başbuğ gazetecilerin kendisine ABD Genelkurmay Başkanı ile görüşmesini hatırlatınca bakın ne söyledi: “Türkiye'de bir şey var. İlla, 'Birisi Türkiye'ye geldiği zaman Türkiye'den bir şey ister.' Niçin böyle görüyoruz? Türkiye illa bir şey istenecek bir ülke midir? Bunu silelim artık. Türkiye gerçekten büyük bir ülke. Büyüklüğümüzün biz farkında değiliz. Türkiye sadece bir şey istemek için gelinen bir ülke değil. Çeşitli konularda 'Türkiye ne düşünür, olayları nasıl değerlendiriyor, ayrıca Türkiye bu konulara ne gibi katkılarda bulunabilir...' Bunların arandığı bir ülke Türkiye.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylediğimiz gibi Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bu sözleri altı çizilecek ve alkışlanacak türden. Sabah yazarı Erdal Şafak’ın da dediği gibi bu Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay arasında bir vizyon birliğinin oluştuğunu gösteriyor. Ancak dahası da var… Başbuğ’un bu çıkışı “haklı özgüven”in artık devlet kademesine yerleştiğini, bundan sonra da büyük bir ihtimalle toplum kademesine yayılacağını gösteriyor. Bu özgüven büyümek ve gelişmek isteyen her toplumun olmazsa olmazı niteliğinde. Türkiye kabuğunu kırıyora benziyor. Ta ki enerjisini tüketen iç çatışmalardan uzaklaşsın. Ta ki Kür sorunu diye adlandırılan kimlik problemini çözsün… Ve Başbuğ geçtiğimiz hafta “ordunun dinle problemi olamaz” dedi ancak ta ki devlet toplumunun muhafazakar ve dindar kesimiyle ilişkilerini yeniden gözden geçirsin. Alevilere yönelik ayrımcı politikalardan uzaklaşsın (İlköğretim kitaplarına koyulacak Alevilik ile ilgili bölümlerin Aleviler tarafından hazırlanması heyecan verici). Kürdüyle, dindarıyla, Alevisiyle kendi toplumunun öğelerini iç tehdit olarak görmekten vazgeçsin. Laiklik tartışmaları sona ersin… Kimse ne devletin laik sistemiyle uğraşsın… Ne de laikliği “dine karşı” bir sistem olarak yorumlayarak muhafazakar kesim üzerinde baskı kurmaya kalksın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunu başaran, korkularından arınmış, ileriye bakan Türkiye gerçekten büyük bir Türkiye olacak. Bu arada başlığa bakıp da aldırmayın. Biz sadece gazetecilik yaparak kelimelerle oynadık. Başbuğ’un bu önemli duruşunu kavramsallaştırmaya, bir şeylerle yaftalamaya gerek yok. Her ne kadar birileri ısrarla buna yeni-Osmanlıcılık dese de ne hükümet, ne de Genelkurmay “Osmanlıcılık” kavramını hak ediyor. Herkes ülkesinin büyümesini, büyük Türkiye’yi istiyor. Yaftalanacaksa bu şekilde yaftalanması en iyisi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1276964899977270377?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1276964899977270377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1276964899977270377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/basbug-neo-osmanl-m.html' title='@ Başbuğ &apos;&apos;Neo-Osmanlı&apos;&apos; mı?'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Shq4wTQx1YI/AAAAAAAABmQ/fyOq1cSG3qE/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5151708639536874255</id><published>2009-05-24T23:26:00.004+03:00</published><updated>2009-05-24T23:35:04.017+03:00</updated><title type='text'>Sosyal Kriz alarmı!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShmvG_QN4oI/AAAAAAAABmI/a7XOhjeZgLw/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 160px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShmvG_QN4oI/AAAAAAAABmI/a7XOhjeZgLw/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339491367817962114" /&gt;&lt;/a&gt;Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, finansal krizin, ekonomik krize dönüştükten sonra ciddi bir insani ve sosyal kriz olasılığının bulunduğu söyledi. Zoellick, "Büyük bir finansal kriz gibi başlayan olay, çok derin bir ekonomik krize dönüştü ve şimdi büyük bir işsizlik krizine doğru gidiyor. Eğer önlem almazsak, çok önemli siyasi etkileri olan, ciddi bir insani ve sosyal kriz haline gelme riski bulunuyor" uyarısını yaptı.&lt;br /&gt;Robert Zoellick, İspanya'nın en büyük gazetesi El Pais ile yaptığı söyleşide, küresel kriz ve etkilerine ilişkin sorularını yanıtladı. Zoellick, finansal piyasaların bir miktar toparlandığını, bazı gelişmiş ve yükselen ülkelerde borsaların çıkmaya başladığını kaydederek, "Ancak dikkatli olmak lazım çünkü üretim kapasitesi kullanımı hala çok düşük olmayı sürdürüyor ve bu bir alarm sinyalidir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daralmanın frenlendiği için G-7 ve G-20 maliye bakanlarının bir miktar rahatlama işaretini verdiğini de belirten Zoellick, büyümenin düşük veya negatif olsa da senaryonun daha az kötü olduğunu söyledi. Buna karşın Zoellick "Siz ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Hiç kimsenin kesin olarak bilemeyeceği, çok yüksek bir belirsizlik ve risk var. Ve gelişmeye odaklanan, uluslararası finansal bir kuruluş riskleri görmezlikten gelemez" karşılığını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"BİRÇOK RİSK VAR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Bankası Başkanı, "En tehlikeli riskler nedir?" sorusuna da, "Birçok. Ancak belki en başlıca risk, finansal sistemi reabilite etmeyi sürdürme gereğidir: ABD bu yönde adımlar attı ancak hala tüketici kredileri, kredi kartları veya emlak sektörü ile ilgili ciddi zorlukları olan bankalar var" karşılığını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krizin Doğu Avrupa'da yarattığı sorunlara değinirken de altı büyük Avrupa bankasının, bölgenin finansal sisteminin yüzde 90'ını oluşturduğuna işaret ederek, bu bankaların sermayelerini geri çekmesi halinde etkisinin "çok olumsuz olacağı"nı söyledi. Bu nedenle bu bankalara 31 milyar dolar sağladıklarını, AB'nin de 20 milyar doları bulacak bir katkısı olduğunu söyleyen Zoellick, toparlamanın ne zaman başlayacağı ilişkin bir soru üzerine de şu değerlendirmesini yaptı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"SANAYİDE KULLANILMAYAN BÜYÜK BİR KAPASİTE VAR, İŞSİZLİK ARTIYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bazıları 2009 sonunda, bazıları 2010 başında diyor. Ne olursa olsun, uzun bir süre düşük düzeyde bir toparlama olacak çünkü sanayide kullanılmayan çok büyük bir kapasite var ve işsizlik artmaya devam ediyor. Ve bu popülist ve korumacı politikalar için çok uygun bir ortam oluşturuyor. Yükselen ülkeler arasında da büyük farklılıklar var."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert Zoellick, 1930 yıllarına benzer bir çöküşün tekrarlanmasının olasılığının "düşük" olmakla birlikte sıfır olmadığını vurgularken de o yıllara göre en büyük iki farkın, bu defa çok aktif olan merkez bankaların reaksiyonu ve o dönemde piyasaları kapatan korumacılık olduğunu söyledi. Zoellick, 1930 yılları gibi bir çöküşün olasılığına inanmamakla birlikte yine "olursa korkunç olur" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artan işsizliğe dikkat çekilerek "Sosyal bir kriz riski görünüyor musunuz?" sorulması üzerine Zoellick, "Olabilir. Büyük bir finansal kriz gibi başlayan olay, çok derin bir ekonomik krize dönüştü ve şimdi büyük bir işsizlik krizine doğru gidiyor. Eğer önlem almazsak, çok önemli siyasi etkileri olan, ciddi bir insani ve sosyal kriz haline gelme riski bulunuyor" uyarısını yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"KIRILGANLIK FONUNU OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORUZ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Bankası Başkanı, küresel bir ekonomin bulunduğu için "ABD büyümese, Meksika ve Orta Amerika büyüyemez. Avrupa tünelden çıkmasa, bunun Afrika ve dünyanın geri kalan kısmı için olumsuz etkileri oluyor. Bu nedenle ilk olarak paraların canlandırma planlarına yönlendirilmesi ve bankaların toksit varlıklarının temizlenmesi mantıklıdır" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci adımın ise, gelişmekte olan ülkelere daha çok yardım sağlanması için baskıyı sürdürmek olduğunu vurgulayan Zoellick, söyleşi sırasında bir "Kırılganlık Fonu"nu oluşturmaya çalıştıklarını, bu fona hükümetlerin canlandırma planlarının yüzde 0.7'siyle katkıda bulunacağını, bunun da 12-13 milyar dolarlık bir gelir anlamına geleceğini, buna ek olarak da Almanya, Japonya ve belki İsveç'ten para eklenmesi gerektiğini söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert Zoellick, G-20 ülkelerinin son toplantılarına değinirken de Londra toplantısının canlandırma planları veya korumacılık tehlikesi konularında çok olumlu çözümler getirdiğini belirterek, bundan sonra da Eylül ayında New York'ta yapılacak olan toplantıda ise kalkınmakta olan ülkelerin spesifik ihtiyaçlarına odaklanması gereğinin altını çizdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5151708639536874255?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5151708639536874255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5151708639536874255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/sosyal-kriz-alarm.html' title='Sosyal Kriz alarmı!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShmvG_QN4oI/AAAAAAAABmI/a7XOhjeZgLw/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4532883985255781627</id><published>2009-05-22T03:42:00.002+03:00</published><updated>2009-05-22T03:52:19.145+03:00</updated><title type='text'>@ Bir zamanlar hepimiz Osmanlıydık!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShX3O8Jq2wI/AAAAAAAABmA/i7hCtzLK_eM/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 135px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShX3O8Jq2wI/AAAAAAAABmA/i7hCtzLK_eM/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338444769354504962" /&gt;&lt;/a&gt;Yasir Arafat öncesi Filistin davasının liderlerini fazla tanımıyoruz. Hacı Emin el Hüseyni, İzzetin el Kasım, Abdulkadir el Hüseyni, İzzet Derveze ve Ahmet Şukeyri gibi isimler aslında Filistin mücadelesi her anıldığında anılması gereken isimler. Bu şahsiyetlerin hayatlarını ayrı ayrı okuduğunuzda Filistin davası zihinlerinizde daha da berraklaşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de bu vesile 1908-1980 yılları arasında yaşayan Filistinli ünlü siyaset adamı Ahmet Şukeyri'nin hatıratından bir bölümü timeturk.com okuyucuları için tercüme ediyoruz. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün de ilk lideri olan Ahmet Şukeyri hatıratında hepimizi düşündürecek şu ifadelere yer veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dört yüz yıl boyunca Osmanlı İdaresi döneminde ne aklımıza ne de dilimize ne Arapçılık Hareketi ne de Arap Birliği kavramlarından eser yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uzun süre zarfında da kuşkusuz biz dilimizle, gelenek göreneklerimizle ve kültürümüzle Arap Ümmeti’ydik. Ancak Arap “kimliğimiz” arka plandaydı daha doğrusu başka bir kişilikle entegre olmuştu: O kişilik kuşkusuz o zaman Osmanlı şahsiyetinde, Osmanlı Devleti’nde yani İslam Halifeliğinde temsil edilen İslami şahsiyetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’a en çok hamd ettiğim konulardan biri de çok keskin bir hafızamın olmasıdır. Hayatımın ilk yıllarındaki duygularım bile hafızamda saklıdır. Hafızamın deposunda bu üç terime ait görüntüler çok nettir. Sanki dün kamerayla çekilmiş bugün banyodan çıkmış gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milyonlarca Arap çocuğu gibi ben de bir “Osmanlı” çocuğu olarak yetiştim. Arapça konuşuyordum. Arap yaşam tarzının tekamül ettiği bir Arap şehrinde yaşıyordum. Yemeğimde, içimimde ve giyiyimde bir Arap gibi yaşadım. Ancak bütün bunlara rağmen ben bir “Osmanlı” idim. Bünyesinde en çok Arap ve Türkleri barındıran bir Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı yani…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araplar, Türklerin tabiriyle “Necip” milletti. Benim şehrim olan Akka da okulda Türk vatandaşı ailelere mensup çocuklar vardı. Ben o çocuklara “yedek” arkadaşlar derdim. Bu arkadaşlar kendilerine “Osmaniyyun” (Osmanlılar) derdi. Kimse onların bir gün bile kendilerine “Türk” dediğini duymamıştır. Bu arkadaşlar Türkçe ifadelerle kendilerini “Osmanlı” olarak tanıtıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahleyin bayrağı selamlamak için onlarla aynı sırada beklerdik. Gözlerimizi ve ellerimizi yukarıya doğru kaldırarak dürüst bir huşu ve samimi bir ürperti ile Osmanlının Ay Yıldızlı bayrağına selama durur ve en duru sesimizle Türkçe olarak; “Padişahım Çok Yaşa” diye haykırırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim kuşağın o zamanki padişahı Sultan Mehmed Reşad idi. Lakabı iki karanın ve iki denizin Sultanı iki Harem-i Şerifin hizmetkarı idi. Ondan önceki padişah olan Sultan Abdülhamid’e yetişemedim. Zira tahttan indirildiği yıl olan 1908’de doğmuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sınıflara girer Türkçe olarak yazılmış olan daha çok Osmanoğulları tarihini ve girdikleri savaşları anlatan tarih ve coğrafya kitaplarını okurduk. Biz bu tarihi okurken bize yabancı ve garip bir tarih okuyoruz hissine asla kapılmazdık. Zira o tarihimiz bu da devletimizdi. Padişahlar da padişahımızdı. Zafer kazandıklarında gurur duyduğumuz yenildiklerinde zillet hissettiğimiz padişahlarımız. Zira biz “Osmanlılardık” ve Osmanlılık hem milliyetimiz hem kimliğimizdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Şukeyri 1908-1980&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu milliyetimizden ve kimliğimizden de gocunmazdık. Tam tersine izzet, onur, iftihar ve kıvanç duyardık. Güzel motifleriyle Osmanlı mushafları bizi ne de cezbederdi. Ruslara ve Balkan halklarına karşı Osmanlıların kazandığı zaferleri anlatan Osmanlı marşları bizi ne kadar da sarsıyordu… Osmanlı Hümayun Tuğrasını taşıyan ve harika Osmanlı hattıyla: “Nüfus dairesine kayıtlıdır” ibaresi taşıyan doğum belgemizi cebimize koyduğumuzda benliğimizde hissettiğimiz gurur ve kibirin haddi hesabı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Osmanlılık” en üst kimlikti. Örneğin birisinden bahsederken “Muhammed: Arap asıllı Osmanlı” ve ya “Kemal: Türk asıllı Osmanlı” denirdi. Biz Türkler ve Araplar Osmanlı kimliği içine entegre olmuştuk. Osmanlı kimliği hepimizi gölgeleyen gökyüzü gibiydi. O gökten hepimize bereket ve hayır inerdi."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4532883985255781627?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4532883985255781627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4532883985255781627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/bir-zamanlar-hepimiz-osmanlydk.html' title='@ Bir zamanlar hepimiz Osmanlıydık!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShX3O8Jq2wI/AAAAAAAABmA/i7hCtzLK_eM/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-467297087266207092</id><published>2009-05-19T16:02:00.003+03:00</published><updated>2009-05-19T23:24:40.452+03:00</updated><title type='text'>@ Osmanlı'ya karşı yaptığımız hatayı tekrarlamayalım!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShKuhFJHRoI/AAAAAAAABlw/1ukySqnBs-E/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 146px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShKuhFJHRoI/AAAAAAAABlw/1ukySqnBs-E/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337520391726777986" /&gt;&lt;/a&gt;Londra’da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, Abdulbari Atwan'ın makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap barış girişimine karşı çıkan Netanyahu Obama'yla görüşmeye, İran'a karşı 'ılımlı' Arap desteğini almış şekilde gidiyor. İngilizler ve Fransızların yanında yer alarak Osmanlı'ya karşı yaptığımız hatayı tekrarlamak üzereyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İsrail radyosunun aktardığı açıklamalarında, İran’ın bölgede temsil ettiği tehlike konusunda Araplarla İsrail’in tutumunun uyuştuğunu ve nükleer İran’ın emellerine yönelik ortak İsrail-Arap endişesinin iki taraf arasında görülmemiş bir işbirliği fırsatı yarattığını söylüyor. Bu vurgu bölgedeki stratejik kavramlarda bir darbeyi yansıtıyor ve İran’la mücadelede Arap-İsrail koalisyonuna zemin hazırlıyor.&lt;br /&gt;Netanyahu’nun ziyaret ettiği Mısır ve Ürdün bu açıklamaları ne yalanladı ne de açıklık getirdi. Bu durum açıklamaları ciddiye almamızı, bunları bölgedeki hareketlenmenin, liderler arasındaki karşılıklı ziyaretlerin ve Washington ziyaretlerinin yapısını anlatan bir gösterge olarak görmemizi gerektiriyor. &lt;br /&gt;Arap başkentleri ve özellikle de ‘ılımlı’ başkentler İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ı kabul etmiyor. Veya kabul etseler bile İsrail tehlikesine yönelik tutumun uyumunu teyit eden bir ortak açıklama duymuyoruz. &lt;br /&gt;Netanyahu iki devletli çözümü reddediyor, Arap barış girişimini küçümsüyor, ülkesinin tarihindeki en aşırı hükümete liderlik yapıyor, 1 milyon Arap’ı kovmak ve Mısır’ın El Ali &lt;br /&gt;barajını vurmak isteyen bir faşisti dışişleri bakanlığına atıyor ve Kudüs’teki yerleşimleri genişletme sözü veriyor. Ancak Araplar onu olumlu karşılarken, Müslüman liderlerle, özellikle de İranlılarla böyle bir uyum yok. Netanyahu ABD başkanıyla görüşmesine, İran tehlikesiyle ve ‘ekonomik barış’ konusundaki tezlerine aldığı Arap desteğiyle silahlanarak gidiyor. Arap liderler onu karşılayıp iki devletli çözüm hakkındaki görüşlerini değiştirmekte başarısız olduysa, ABD başkanı niçin Netanyahu’ya bu yönde baskı yapsın veya hükümetine yaptırımlar dayatsın?&lt;br /&gt;Netanyahu Arap ülkelerini barış için değil, İran’la mücadele projesinin, İsrail’in barış veya savaşa muhtemel hazırlıklarının ve yeni Arap-İsrail koalisyonunun etrafında harekete geçirmek için ziyaret ediyor. Üzerinde durulması gereken birkaç nokta var: İlki CIA başkanının ülkesiyle İsrail’in İran’ın nükleer programına yönelik tutumunu eşgüdümlü kılmak amacıyla Kudüs’e yaptığı gizli ziyaret. İkincisi, İsrail’in İran’ın nükleer programına son verilmeden barışla ilgili konuşmaların ertelenmesi üzerinde durması karşısındaki Arap sessizliği. Üçüncüsü, Obama’nın gelecek ay Kahire’de sunacağı ABD planına dair söylentilerin artması. Planın en önemli maddeleri, Araplarla İsrail arasında doğrudan ilişkiler, İsrail’in yerleşim inşasını dondurması ve iki devlet temelinde görüşmelerin kabulü karşılığı Arap barış girişiminin dönüş hakkı maddesinin kaldırılması. Dördüncüsü, Gazze ablukasının sürmesi, İran, Lübnan ve Filistin’deki direnişe karşı kampanyaların hızlanması. Beşincisi, Araplar arası uzlaşı umutlarının buharlaşması. Altıncısı, Arap petrol ülkelerinin ABD’yle dev silah anlaşmalarındaki artış. Yedincisi, İsrail’in dev askeri tatbikatlarının sürmesi; bütün İsrail’i kapsayan tatbikatlarla kamuoyunun kapsamlı savaşa hazırlanması.&lt;br /&gt;Bir ABD-İsrail anlaşmasının eşiğindeyiz. İran’la anlaşma da olabilir veya teşvikleri reddederse İran’a karşı ortak savaş ilan edilebilir. Bu savaşın sonuçları malum, Araplar ağır bedel ödeyecektir. Fakat ‘ılımlı Araplar’, İran teşvikleri kabul ederse yapılacak bir ABD-İsrail-İran anlaşmasının da tehlikelerini gözden geçirmeli. İki durumda da Araplar kaybedecek. Fakat Müslüman bir ülkenin yanında yer alırlarsa kayıp daha az olabilir. Böylece Müslüman Osmanlı İmparatorluğu’na karşı İngiliz ve Fransız emperyalizminin yanında yer alarak yaptıkları hatayı tekrarlamazlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-467297087266207092?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/467297087266207092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/467297087266207092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/osmanlya-kars-yaptgmz-hatay.html' title='@ Osmanlı&apos;ya karşı yaptığımız hatayı tekrarlamayalım!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShKuhFJHRoI/AAAAAAAABlw/1ukySqnBs-E/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7443552766811394715</id><published>2009-05-18T22:53:00.001+03:00</published><updated>2009-05-18T23:01:40.036+03:00</updated><title type='text'>@ Le Monde Diplomatique: Dünyada denklem değişti</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShG-ZyiAgPI/AAAAAAAABlo/V8Zw5T6yxos/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 164px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShG-ZyiAgPI/AAAAAAAABlo/V8Zw5T6yxos/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337256383681167602" /&gt;&lt;/a&gt;Prestijli Fransız aylık gazete Le Monde Diplomatique, yeni ABD yönetimiyle birlikte dünyada denklemin değiştiğini, Orta Doğu'daki yeni denklemin İsrail, İran ve Türkiye üzerine kurulacağını yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama'nın Türkiye'yi seçmesini "Türkiye'nin bölgesel rolünün kabul edilmesi" olarak yorumlayan gazete, Türk-Amerikan ilişkilerindeki değişimin, Suriye için kazanç sağlarken Irak Kürtleri için kayıp olacağını iddia etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Partiyle birlikte Türkiye'nin uyandığını, nüfuz sahnesini genişletmek, Orta Doğu'da bağımsız bir oyuncu ve İslam dünyasında öncü olmak istediğini yazan Le Monde Diplomatique'in Türkçe versiyonunda yeralan analizde, şu görüşler dile getirildi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ABD'nin Türkiye'ye yönelik tutumu, "zararı hafifletme" politikasından çıkıp yarı gerçek ortaklığa doğru gidebilir. Obama'nın ziyareti, bu dönüşümün başlangıcıydı. Amerika, Türkiye'nin bölgesel rolünden yararlanmak istiyor. Türkiye de gerekli bir müttefikten ziyade ortak olduğunu gösterme çabasında. Bu nedenle Türkiye gelecekte Kuzey Irak'a müdahale etmek için oradaki PKK varlığından faydalanabilir... İran, ABD ile Türkiye arasındaki yakınlaşmadan endişe duydu. Siyasi manevralarda ve dünyayla var olan iyi ilişkilerinde Türkiye İran'dan daha üstün durumda ve İran'ın genişleme hedeflerini sınırlamakta da aktif olacağı kesin...Washington'un İran ile arasında ara buluculuk etmesi için Türkiye'ye ihtiyacı yoksa da hem Amerika hem de yakın ülkeler, İran'ın bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için Türkiye'nin bileğine dayanacaklar... "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7443552766811394715?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7443552766811394715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7443552766811394715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/le-monde-diplomatique-dunyada-denklem.html' title='@ Le Monde Diplomatique: Dünyada denklem değişti'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ShG-ZyiAgPI/AAAAAAAABlo/V8Zw5T6yxos/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3019102575070003941</id><published>2009-05-16T01:48:00.003+03:00</published><updated>2009-05-19T03:39:33.346+03:00</updated><title type='text'>@ Yeni bir İslami uyanış devri başladı !</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sg3yDBOGy6I/AAAAAAAABlQ/ArsKMOxgX3M/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 151px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sg3yDBOGy6I/AAAAAAAABlQ/ArsKMOxgX3M/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336187267185036194" /&gt;&lt;/a&gt;Avrasya İslam Şurası'nın son gününde konuşan Mustafa Ceriç'e göre, yeni bir büyük İslami uyanış devri başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Avrasya Şurası kapanış oturumu, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu başkanlığında gerçekleştirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrasya İslam Şurası kapanışında dünyaya çağrıda bulunan Bosna Hersek Uleması Mustafa Efendi Ceriç, "21. yüzyılda Müslümanlığı terörizmle bağdaştırıyorlar. Biz görüşmek istiyoruz, diyalog istiyoruz, dinlerarası, kültürlerarası diyalog istiyoruz" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti'ni örnek almalıyız diyen Kosova İlahiyat Fakültesi Dekanı Recep Boja ise; "Kominizim çöktü ve İslam'ın önü açıldı. İslam tarihi bize şunu göstermiştir: Osmanlı devletini baz almalıyız. Osmanlı topraklarımızdan çekildikten sonra, bizde bir gerileme meydana gelmiştir. Osmanlı çekilince, Müslümanlar ülkelerinde yetim kaldılar, ama yine de dinlerini korudular" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrasya Coğrafyasını değerlendiren Boja, "Ekonomik kriz var ve Müslümanlar arasına fitne sokma hareketi devam etmektedir. Burada bulunan herkes ve kurumlar, sorumluluk sahibidir. Buraya da elde ettikleri beceri ve tecrübeleri getirmektedir. Bu yüzden Şura, çok büyük önem taşımaktadır. Bir şey üretebilmek için elimizde araçlar, enstrümanların olması gerekiyor. Üretim için çalışmalıyız. İman çok önemli, sünnet ve Kur-an'ı örnek almalıyız. İslamiyet'in başlangıcında güzel örnekler var. İmanla ilgili Peygamberimizin güzel hadisleri var. Bunları değerlendirmeliyiz" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dini bilgiyi üretmekte, dağıtmakta çok dikkatli olmamız gerekiyor" diyen Nahçivan Dini İdaresi Başkanı İdris Abbasov, tarihte mezhep ayrılıklarının sonucunun çok ağır yaşadıklarını belirtti. "Türkiye ile aramızdaki 11 kilometrelik sınırda esen rüzgar, bize dinginlik veriyor" diyen Abbasov, eğitimde çoğunlukla Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan gelen eserlerin kendileri için çok yararlı olduğunu da belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dini kaynakların çok taraflı olarak geliştiğine dikkat çeken St. Petersburg Müftüsü Cafer Pançeyev de, "Yüksek teknoloji kapsamında, kaynaklar, insanlar için erişilebilir oldu. İslam'ın sadece bir din değil, aynı zamanda bir hayat tarzı. İnsanların, dini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalarının önüne geçilmesi gerekiyor. Hatalar, dine zarar veriyor" sözleriyle konuya açıklık getirdi. &lt;br /&gt;"Bazı insan sudan yol bulamaz geçmeye, bazısı su bulamaz içmeye. Bizim durumumuz budur." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dinimize, dilimize sahip çıkalım diye Anavatan'a döndük" diyen Kırım Müslümanları Müftüsü Emirali Ablayev ise; "Rus toplumunun içinde yaşamamız çok zor. Bu meseleler, insanı üzüyor. Maalesef bugünkü durumumuz, gerçekten kötü. Biz, bu konuda komşularımızdan yardım bekliyoruz. Bizim durumumuzu soran, halimizi soran yok. Ben cami kurmak için arsa alacağım, ama arsayı vermiyorlar. 'Ben kuracağım' diyorum, ama 'kuramazsın' diyorlar. Elbette onların dediği oluyor. Bana 'Nerede senin Müslüman kardeşlerin' diyorlar" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belarus Müslümanları Müftüsü Ebu Bekir Şabanoviç ise ilk kez katıldığı Avrasya İslam Şurası'nda ülkesindeki sıkıntıları anlattı. Sovyetler Birliği döneminde; ateizmin, adeta Müslümanların üzerinden geçtiğini savunan Şabanoviç, "Bizi öyle bir ezdi ki! Hala toparlanamıyoruz. Bu yüzden ülkemizin büyük çoğunluğu Hıristiyan'dır. Biz, tüm nüfusun yüzde 11'ini oluşturmaktayız. Hepimizin büyük sorumluluğu; 'manevi mirasımızı, yeniden canlandırmak'tır. Bugün, Allahın izni ile biz artık 12 camimizi ve toplum evini yeniden canlandırmış olduk" dedi. Oturum Vekil Başkanı Görmez'in kaynaklardaki hataları ile ilgili sözlerini de anımsatan Şabanoviç, 'Rusça kitapları, makaleleri bizzat kendisinin tercüme edebileceğini' belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ''DÜNYADA MÜLTECİLERİN YÜZDE 70'İ MÜSLÜMAN''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her Müslüman, terörizmden suçlu tutulmaya başlandı" diyen Bosna müftüsü Mustafa Ceriç, "Benim görüşüme göre şimdi bizler, yeni bir İslami büyük uyanış dönemindeyiz. Çünkü komünizim ve ateizm yıkıldı. Yeniden İslamiyet'e dönüş sağlamamız gerekiyor. İran İslam Devrimi, bütün dünyayı etkiledi. Tıpkı Fransız Devrimi gibi. Bence bizler, şimdi Müslümanları yeniden İslamiyet'e döndürme aşamasına geçmiş bulunmaktayız" şeklinde konuştu. Ceriç, Müslümanlar dünyada etkinliğini kaybetmesi konusunu ise bilim ve üretiminin kaybedilmesine bağladı. Ceriç, "57 İslam ülkesinde yaklaşık 500 üniversite var. Sadece Amerika'da 5 bin 700 civarında üniversite var. Hıristiyan dünyasında ise nüfusun yüzde 90'ı okuryazar durumdadır. İslam dünyasında ise okuryazar oranı sadece yüzde 40. Hiçbir İslam ülkesinde yüzde yüz okuryazarlık oranı yakalanmış değildir. Dünyadaki mültecilerin yüzde 70'i Müslümanlardan oluşmaktadır" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arnavutluk İslam Topluluğu Başkanı Selim Muça, İslam'ın kendinden önceki dinlerin izlerini yok etmeye çalışmadığına dikkat çekti. Arnavutluk'ta din adamlarının yaptığı çalışmalar ve Müslüman halkın yaşadığı şehirler hakkında bilgi veren Muça, "Yüzlerce alim, Arnavutluk'ta İslami hayatın korunması, yeniden canlanması ve eserlerin bulunması için çalıştılar. Bunu yaparken karşılarına çıkan engellere de baş eğmediler. Kimi rejimin baskısıyla karşılaştı, işkence gördü, kimi öldürüldü. Ama kimse İslam'ın nurunu söndüremedi. Başkanlık olarak yaptıkları çalışmaları anlatan Muça, amaçlarının yeni nesiller İslam dininin temel bilgilerini vermek olduğunu anlattı. &lt;br /&gt;"Batı Trakya Müslüman Türk azınlık, inanç ve kültür olarak Anavatan Türkiye'nin bir parçasıdır" diyen Batı Trakya Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, "Azınlık hiçbir zaman Türkiye'den uzak kalmamış ve her zaman yardım, destek görmüştür" dedi. Şerif, "Dini bilginin üretilmesi ve yaygınlaştırılması Müftülük tarafından yürütülüyor. Bunun içinde Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan çok büyük yardımlar görüyoruz. Kaynağımız da kurumun yayınları" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatistan İslam Birliği Başkanı Şevko Ömer Basiç ise din eğitimi konusunda özellikle bayanlar ve gençlere önem verdiklerini belirtti. Basiç, her ay bir kitap yayınlamaya çalıştıklarını ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıda konuşan Bosna Hersek Gazi Hüsrev Kütüphanesi Yöneticisi Osman Laviç de, İslam edebiyatının tarihi gelişiminden bahsederek, birbirinden önemli İslam edebiyatı eserlerinin orijinal hali ile kütüphanelerinde saklandığını ifade etti. Yugoslavya'nın dağılmasıyla balkanlarda dini kitapların değişik bağımsız kurumlarca tercüme edilmeye başlandığını anlatan Laviç, "Bu durumda, çeşitli Hıristiyanlık yanlısı kurumlar ve çeşitli mezhepler de fırsat buldular. Bu girişimler sonucunda İslam terminolojinin Hıristiyanlaştırılması, yetersiz ya da yanlış tercüme nedeniyle yanlış anlaşılma gibi zararlı sonuçlar doğdu. Bosna Hersek bölgesinde dini kaynaklar, sık sık propaganda ve politik oyunlar için kullanılıyor. Şu an mevcut durumun olumsuz sonuçlarının bertaraf edilmesi için uzun ve dikkatli bir çalışma yapmamız gerekiyor" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadağ İslam Birliği Başkanı Rıfat Feyziç de, Müslümanların dünyaya entegrasyonun önemine değinerek, "Acaba batılılar İslam anlayışını ne kadar tanıyorlar ya da Müslümanlar batı hakkında ne kadar bilgi sahibidir. Müslümanlar, coğrafi ve kültürel açıdan batı kavramını anlamaya çalışmak zorundadır. Bu şekilde dünyaya entegrasyon ve küreselleşme sürecine daha kolay yaklaşırız. Bunun için de özellikle Balkanlar'daki dini eğitim kurumlarının yeniden yapılandırılması zorunludur" şeklinde konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Osetya Müslümanları Müftüsü Ali Mihaleviç ise kominizim döneminde ülkelerinde Müslümanların ve İslam dininin büyük zarar gördüğünü anlattı. Mihaleviç, "Bu dönemde, Fiziksel olarak Müslümanlar ve ilim adamları ya yok edildiler ya da sürgüne gönderildiler. Ancak bütün bunlara rağmen bu güne kadar dinimizi koruduk. Bugün biz, artık Müslümanlara dış dünya ile etkileşimde bulunma konusunu öğretmemiz gerekiyor. İslam devleti, İslam hilafetinin dağılmasından sonra yüz sene geçmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Müslümanlar nasıl yaşamalılar? Dış dünya ile barışta şeriatın olmadığı devletlerde nasıl yaşamalılar? Bu yüz yirmi sene boyunca Kafkasya'da İslam süreci başta büyük sorunlarla karşılaştı. Bu sorunlar, silahlı çatışmalara dönüştü, önce etnik çatışmalara ve sonra mezhep çatışmasına. Bu çatışmaları isteyenler, hep gençlerimizi kullandılar. Bizim babalarımızın dedelerimizin tüm çalışmaları, gençlerimize yanlış kullanılmış ve anlatılmış. Kafkasya'da bir ateş yakıyorlar ondan sonra senelerce barışmaya çalışıyorlar. Tüm bu yaralarımızın iyileşmesi için aktif katılıma ihtiyacımız var" diyerek açıklamalarda bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk halklarının çıkış noktasından, medeniyetin merkezinden geldiğini belirten Altay Müslümanları Müftüsü Amangeldi Kobdabayev, genel olarak halkın etnik Müslüman olduklarını belirtti. Kobdabayev, "1990 yılına kadar Altay Cumhuriyeti'nde cami yoktu. Dini eğitim için medrese, mescit yoktu. Altay'da halk, İslam'ı atalarından öğrendikleri gibi yaşıyorlar. Anne ve babalar, ayetleri bilmedikleri için, çocuklarına örnek olamamaktadırlar. Bizler, ancak dini eğitim medreselerinde bu eğitimi doğru bir şekilde verebiliriz. Başkentte bu yüzden, içerisinde çocuk yuvalarından kütüphaneye kadar her ihtiyacı karşılayacak bölümleri olan bir merkez kuruluyor" şeklinde konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Buradaki topraklar Altay topraklarına çok benziyor" diyen Kobdabayev, "Biz Bursa'ya geldik ve oradaki tarihi camileri gezme şansı bulduk. Doğa güzelliklerini gördüğümde, anladım eğer atalarımız bu doğa güzelliklerini benzetmese buraya yerleşmezlerdi. İyi ki orada Uludağ varmış, yoksa atalarımız daha ilerilere gidermiş. Ben orada 'Ulu Çınarı' gördüm. Ben onu Türk Devletleri'ne benzetiyorum. Ve bizde işte o çınarın köklerinden geliyoruz" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 yıl önce sıfırdan başladıklarını belirten İnguşetya Müslümanları Müftüsü İsa Hamhoyev, konuşmasında bugün geldikleri noktayı özetledi. Okullarda din eğitiminin olduğundan mutlu olduğunu söyleyen Hamhoyev, kaynakların düzenlemesinin önemine de dikkat çekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkesinde özellikle eğitim için yoğun çalışmalar yaptıklarını belirten Moğolistan İslam Dini İdaresi Başkanı Azathan Muhanoğlu, okullarda din derslerinde okutulan kitapları hazırladıklarını ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaynaklarını kullandıklarını da belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapanışta söz alan Kazakistan Müslümanları Dini İdaresi Başkanı Abdussettar Derbisali ise katılımcılara Orta Asya ve Balkanlarda "Avrasya'da İslam" isimli bir dergi yayınlama önerisinde bulunarak, böylece bir araya gelmeden de bölgede yapılan çalışmalar hakkında iletişim sağlanabileceğini vurguladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3019102575070003941?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3019102575070003941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3019102575070003941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/yeni-bir-islami-uyans-devri-baslad.html' title='@ Yeni bir İslami uyanış devri başladı !'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sg3yDBOGy6I/AAAAAAAABlQ/ArsKMOxgX3M/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7913926286073475705</id><published>2009-05-14T18:10:00.002+03:00</published><updated>2009-05-14T18:14:02.763+03:00</updated><title type='text'>@ Papa'dan Müslüman ve Hristiyanlara çağrı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sgw1JpfANRI/AAAAAAAABlI/UpZ5yEp-0KI/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sgw1JpfANRI/AAAAAAAABlI/UpZ5yEp-0KI/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335698098398180626" /&gt;&lt;/a&gt;Papa 16. Benediktus, Müslüman ve Hristiyanlara, yıkıcı güç olarak nitelediği nefret ve ön yargıları bırakmaları çağrısı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa, İsa peygamberin çocukluğunu geçirdiği Nasıra'da toplananlara, aralarındaki uzlaşmazlıkları bir kenara bırakıp, birlik olmaları mesajını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa 16. Benediktus, "Her iki toplumdaki iyi niyetli insanları, şimdiye kadar yapılmış olan yanlışları düzeltmeye ve insanlık ailesinin babası, tek Tanrımıza olan ortak inancımıza sadakatin gereği köprülerin yeniden kurulması için çalışmaya ve barış içinde birlikte yaşamak için bir yol bulmaya çağırıyorum" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşanmalara ve aykırı evliliklere karşıtlığıyla bilinen Katolik dünyasının ruhani lideri, Nasıra'daki konuşmasında ailenin önemine de değindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıra, İsrail'in Arap vatandaşlarının yoğunlukta yaşadığı en büyük kentlerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıra'ya gelişinde Papa 16. Benediktus, Celile'deki Katolik toplumunun Piskoposu Eliyas Şaktur ile de görüştü. Şaktur, Papa'dan, 1948'de İsrail'in kuruluşu sırasında, Lübnan sınırındaki savaşlar sırasında köylerinden uzaklaştırılan ve o günden bu yana dönmek için mücadele veren Yukarı Celileli Hristiyanlar için yardımcı olmasını istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa, Nasıra'da Hz. Meryem'e İsa'yı dünyaya getireceği Cebrail tarafından bildirilen "Müjde" ya da "Tebliğ" kilisesi adıyla anılan kiliseyi de ziyaret etti. Papa 16. Benediktus, yarın Kudüs'te Eski Kent'te İsa peygamberin öldüğü yerde kurulan Holy Sepulchre (Kutsal Mezar) Kilisesi'ni ziyaret edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa'nın yarın öğle saatlerinde ziyaretini tamamlayıp, Kutsal Topraklar'dan ayrılması bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, İsrail'in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronot'un internet sitelerinden Ynet, Papa'nın kente gelmeden önce, Müslümanların karışıklık çıkarmasına neden olmaması amacıyla, kentin Şehabeddin Camisi'nin imamı Nizam Sakafe'nin kent dışına çıkarıldığını duyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ynet sitesi, Seferberlik Komutanlığının emriyle kentten uzaklaştırılan imama, yarın sabaha kadar kente dönmemesi talimatının verildiğini de açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa, İsrail ve Filistin'e gelmeden önce, Nasıra'da Müjde Kilisesi'nin karşısına bir pankart asılmış, İslam'a ve Hz. Muhammed'e yönelik daha önce sarf ettiği bazı sözleri yüzünden Papa kınanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, İsrail İçişleri Bakanı Eliyahu Yişai, Vatikan'ın Doğu Kudüslü Hristiyan bir çifte vatandaşlık hakkı sağlanması veya geçici oturma izni verilmesi yolundaki talebinin reddedildiğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yişai, Ordu radyosuna yaptığı açıklamada, talebin aralarında güvenlik gerekçesinin de bulunduğu bazı nedenlerle geri çevrildiğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftin, halihazırdaki konumlarının sosyal güvenceye sahip olmalarına engel olduğu için bu talepte bulunduğu kaydediliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7913926286073475705?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7913926286073475705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7913926286073475705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/papadan-musluman-ve-hristiyanlara-cagr.html' title='@ Papa&apos;dan Müslüman ve Hristiyanlara çağrı'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sgw1JpfANRI/AAAAAAAABlI/UpZ5yEp-0KI/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6534906225366117590</id><published>2009-05-13T03:32:00.002+03:00</published><updated>2009-05-13T03:34:18.358+03:00</updated><title type='text'>@ Semâvî dinlerden küresel kriz analizi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgoVgLSeVYI/AAAAAAAABlA/d8OsV5wU228/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 164px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgoVgLSeVYI/AAAAAAAABlA/d8OsV5wU228/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335100351104046466" /&gt;&lt;/a&gt;AB kurumlarının başkanları, Hristiyan, Müslüman ve Yahudi temsilcileriyle “küresel ekonomik ve mali kriz ile Avrupa’da ve dünyada ekonominin yönetimine ahlâki katkı”yı tartıştı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barroso, kriz ve artan işsizlik nedeniyle “yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve anti-Semitizm’e yönelinmemesi” uyarısında da bulunarak “Kriz sadece mali boyutlu değil, değerlerde de kriz yaşanıyor” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans-Gert Pöttering ise bazı Yahudi örgütlerin, “radikal İslamcı gruplarla bağlantılı Müslüman temsilcilerin de davet edildiği” iddiasıyla toplantıyı boykot etmelerini eleştirerek, diyaloğun teşvik edilmesini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıyı boykot eden Avrupalı Hahamlar Konferansı’nda yapılan açıklamada, AB’nin “Anti Semitizm’i onaylayan ve Müslüman Kardeşler’le bağlantısı bulunan Avrupa İslami Örgütler Federasyonu gibi kuruluşları davet etmesinin uygun olmadığı” ileri sürülmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudiler adına sadece Avrupa Hahamlık Merkezi’nden Levi Matusof’un katıldığı toplantıda Müslümanlar, Avrupa İmamlar Birliği’nden Wanis Mabrook, İtalya İslam Toplumu Başkan Yardımcısı Yahya Pallavicini, Avrupa İslami Örgütler Federasyonu Başkanı Şekip Benmakhouf ve Avrupa Müslüman Ağı Başkanı Tarık Ramazan tarafından temsil edildi. Toplantıda Katolik, Protestan, Anglikan ve Ortodoks Kilisesi temsilcileri de hazır bulundu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6534906225366117590?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6534906225366117590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6534906225366117590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/semavi-dinlerden-kuresel-kriz-analizi.html' title='@ Semâvî dinlerden küresel kriz analizi'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgoVgLSeVYI/AAAAAAAABlA/d8OsV5wU228/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8064113478196320542</id><published>2009-05-13T03:07:00.001+03:00</published><updated>2009-05-13T03:10:29.731+03:00</updated><title type='text'>@ Osmanlı Ortadoğu'ya dönüyor...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgoP7OG1DgI/AAAAAAAABk4/Yj5H0FxUwxU/s1600-h/1.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 101px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgoP7OG1DgI/AAAAAAAABk4/Yj5H0FxUwxU/s200/1.Jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335094218647211522" /&gt;&lt;/a&gt;Umman gazetesi Vatan'da gectigimiz hafta yayınlanan, Züheyr Macid'in makalesi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler yeni dışişleri bakanları Ahmet Davutoğlu’na ‘Türkiye’nin Kissinger’i gibi isimler taktılar; &lt;br /&gt;Davutoğlu’nun bu göreve atanmasındaki mesaj Arap-İslam dünyasına, NATO’ya ve okyanuslar ötesine de ulaştı. Zira Türkiye’nin ‘Osmanlı cübbesi’ giyen bir dışişleri bakanı oldu. Mercidabık’ta Memluklularla yaptıkları savaş sonrası doğuya giren Osmanlı geri dönüyor. &lt;br /&gt;Ortadoğu’nun Arap olmasa da iki büyük İslam ülkesinin gölgesinde yaşadığı açık. İran da doğuda önemli bir konuma sahip. İsrail’i de eklediğimizde, bölgede üç temel aktörle karşı karşıyayız. Gelişmeler onlar kanalıyla belirleniyor. Ayrıca çok çeşitli ve farklı ilişkiler de çiziliyor. Bölgenin bu ülkelerle rekabet etmesi zor olacaktır. ‘Yeni Ortadoğu’ isminin önümüzde duran yeni tanıma göre kullanılması mümkün, ancak hali hazırdaki güçler büyük kapasitelere sahip değiller, aslında hareket eden aktörlerden ibaretler. Bu güçler kendi çıkarlarını düşünüyorlar, bölge ülkelerinde askeri ve siyasi yatışmaya ihtiyaç duyuyorlar. Bu yüzden Suriye-ABD ilişkisinin kurulması gerekiyor. İsrail ve İran açısından da aynı durum söz konusu. Bölgede klasik oyun hâkim olmaya devam ediyor ama farklı bir Ortadoğu’nun kanıtı olacak esas unsurların belirmesini beklerken yeni özellikler ortaya çıkıyor olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8064113478196320542?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8064113478196320542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8064113478196320542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/osmanl-ortadoguya-donuyor.html' title='@ Osmanlı Ortadoğu&apos;ya dönüyor...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgoP7OG1DgI/AAAAAAAABk4/Yj5H0FxUwxU/s72-c/1.Jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3210444219943474480</id><published>2009-05-10T14:18:00.001+03:00</published><updated>2009-05-10T14:21:21.793+03:00</updated><title type='text'>@ Ortadoğu'da çözüm için tek adres: Türkiye</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sga4p5UOqXI/AAAAAAAABkw/eVlzOaRZfWk/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 173px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sga4p5UOqXI/AAAAAAAABkw/eVlzOaRZfWk/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334153838566746482" /&gt;&lt;/a&gt;Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf, bölgesinde büyük bir güç olan Türkiye’nin Ortadoğu barışı için anahtar ülke konumunda olduğunu söyledi. İhlas Medya Plaza’da düzenlenen yemekli toplantıda, Ortadoğu ve Filistin-İsrail cephesinde yaşanan gelişmelerle ilgili açıklamalarda bulunan Nebil Maruf, “Türkiye, Batı’yla bağlantısı olan bir köprü görevi üstleniyor. Arap devletleri de, Türkiye’nin Ortadoğu’daki bütün meselelere müdahil olmasını istiyor. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin oynayabileceği etkin rol konusunda herkes müttefiktir. Bu yüzden Ortadoğu’da çözümün adresini Türkiye olarak görüyoruz” diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3210444219943474480?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3210444219943474480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3210444219943474480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/ortadoguda-cozum-icin-tek-adres-turk.html' title='@ Ortadoğu&apos;da çözüm için tek adres: Türkiye'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sga4p5UOqXI/AAAAAAAABkw/eVlzOaRZfWk/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-127437292404329467</id><published>2009-05-08T16:58:00.001+03:00</published><updated>2009-05-08T17:00:45.561+03:00</updated><title type='text'>@ Rusya, din özgürlüğünde sınıfta kaldı!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgQ620GIMUI/AAAAAAAABkg/V5VZBD8fF1Q/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 151px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgQ620GIMUI/AAAAAAAABkg/V5VZBD8fF1Q/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333452572085203266" /&gt;&lt;/a&gt;ABD Uluslararası Dini Özgürlük Komisyonu (USCIRF), Rusya'da dini teşkilatlanma özgürlüğünün olmadığını, Rusya Adalet bakanlığının sahip olduğu geniş yetkilerle dini teşkilatları kontrol altında tutarak, takip ettiğini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle de Müslümanlara karşı baskı ve takiplerin giderek arttığına da vurgu yapıldı. Komisyon raporunda Rusya ile beraber Belorus, Tacikistan, Küba, Venezuella, Mısır, Somali, Afganistan ve Laos gibi ülkeler de dindarlara karşı baskı uygulanan ülkeler arasında gösterildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komisyon üyeleri ABD kongresine tavsiyede bulunarak bu ülkelere karşı yaptırım uygulanmasını istedi. Raporda dini teşkilatlara ve inançlı insanlara karşı bir önceki rapordan bu yana daha olumlu bir görüntü veren tek ülke ise Bengladeş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı raporda Türkiye'de başörtüsü yasağı başta olmak üzere bazı uygulamalar nedeniyle eleştirilmiş ve izlenme listesine alınmıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-127437292404329467?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/127437292404329467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/127437292404329467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/rusya-din-ozgurlugunde-snfta-kald.html' title='@ Rusya, din özgürlüğünde sınıfta kaldı!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgQ620GIMUI/AAAAAAAABkg/V5VZBD8fF1Q/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-261384280454588807</id><published>2009-05-08T15:57:00.001+03:00</published><updated>2009-05-08T16:00:11.972+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye'ye Allah Katından Görev!</title><content type='html'>Sevilay Yükselir'in Sabah'taki yazısının ilgili bölümü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haham Rabbi Froman . İsrail'in önde gelen hahamlarından. Ekip,Türkiye dostu olarak bilinen Froman'a ulaşmak için epeyce çaba sarf etmiş. Çünkü herkesle konuşabilen, kapısı tüm basın mensuplarına açık bir din adamı değil. Ancak, Aşure programının içeriği hakkında biraz bilgilendirince çok ilginç gelmiş, bunun üzerine söyleşi teklifini kabul etmiş ekibin. Demiş ki: "Ülkenizi seviyorum çünkü Türkiye gelecekte dünya barışının mimarı olacak tek ülke." Bunu söylerken gayet ciddi Froman:" Şaka değil. Rüyasını gördüm" demiş ve anlatmaya devam etmiş: &lt;br /&gt;"Rüyamda Türkiye ile ilgili Allah'tan ilham aldım. Çok etkilendim ve hemen İstanbul'a hareket ettim. Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçerken bana bildirilen olayların vizyonunu İstanbul Boğazı'nda gördüm. Türkiye'ye manevi olarak Allah katında bir görev verildi. Dünyada ve Ortadoğu'da barışın mimarı Türkiye olacak ve Türkiye en kısa zamanda, dünya da söz sahibi bir konuma gelecek" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, konu bu kadarla mı kalmış? &lt;br /&gt;Hayır. Sıkı durun! Haham Obama'nın danışmanları tarafından Amerika'ya davet edilmiş. Önümüzdeki günlerde Beyaz Saray'a gidecek ve Obama'ya, "Türkiye'yi ciddiye almaya devam edin. Çünkü geleceğin bir numaralı ülkesi Türkiye olacak" diyecekmiş.&lt;br /&gt;Bunları öğrenince ister istemez insanın aklına şu soru gelmiyor mu?: &lt;br /&gt;"Acaba, Obama'nın ilk yurtdışı seyahatini Türkiye'ye yapmış olmasının ve kaldığı süre içerisinde inanılmaz bir yakınlık göstermesinin sebebi haham Rabbi Froman'ın onun kulağına fısıldadığı kehanet mi?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-261384280454588807?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/261384280454588807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/261384280454588807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/turkiyeye-allah-katndan-gorev.html' title='@ Türkiye&apos;ye Allah Katından Görev!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1070894277639555837</id><published>2009-05-08T02:09:00.001+03:00</published><updated>2009-05-09T15:48:30.162+03:00</updated><title type='text'>@ Avrupalı Müslümanlar...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgV7loVK7FI/AAAAAAAABko/iFkMehBfs_k/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 164px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgV7loVK7FI/AAAAAAAABko/iFkMehBfs_k/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333805220101811282" /&gt;&lt;/a&gt;Uluslararası bir anketin sonuçları Avrupa'da yaşayan müslümanların Amerika'da yaşayan müslümanlardan daha çok dışlanmışlık duygusu yaşadıklarını, iş ve eğitim konularında çektikleri yoksunlukların bu hislerini pekiştirdiğini ortaya koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anket sonucu hazırlanan raporda, Fransa'da, İngiltere ve Almanya'da yaşayan müslümanların yaşadıkları ülkelere önceden tahmin ettiklerine oranla daha fazla bağımlılık hissettikleri ve bu nedenle de uyum sağlayabilmek için güçlü isteklerinin olduğu ifade edildi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gallup İslami Araştırmalar Merkezi, yaptığı araştırmada, Amerika'ya daha uzun süre göçün olmasının ve ekonomik büyümenin entegrasyona yardımcı olduğunu, Avrupa'daki müslümanların topluma uyum sağlamak için aşırı uğraşmalarına karşın bunda her zaman başarılı olamadıkları sonucuna vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sonuçlara istinaden bir raporun hazırlanmasına katkıda bulunan Gallup İslam Araştırmalar Merkezi Uygulama Müdürü ve ABD Başkanı Barack Obama’nın danışmanı Dalya Mücahid şöyle dedi; ''görünen o ki müslümanların durumları ve uyum sağladıkları yönündeki varsayımlar doğru değilmiş. Avrupalı müslümanlar büyük toplumun bir parçası olmak ve topluma daha fazla oranda katılmak istiyorlar''. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika ve Kanada'da Bu Hisler Daha Az Oranda &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıl Haziran-Temmuz aylarında Avrupalı müslümanların uyum sağlamaları hususunu araştırmak üzere gerçekleştirilen ve türünün ilk örneği kabul edilen bu ankete en az 500 müslüman katıldı.  Ankette ayrıca belli konularda karşılaştırma yapmak için her devletten rastgele 1000'in üzerinde şahsın da görüşüne yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anket, Almanya'da yaşayan müslümanların %38'inin, İngiltere'dekilerin %35'inin, Fransa'da yaşayanların da %29'unun dışlandıklarını oysa bu rakamların Amerika'da %15, Kanada'da ise %20 oranında olduğunu ortaya koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalya Mücahid bu konuda şöyle dedi; ''bunu iki yeni devlet sayılan Amerika ve Kanada'da meydana gelen göç tarihindeki gelişmeyle açıklamak mümkündür. Kuzey Amerika'daki daha iyi iş ve yüksek eğitim olanakları senelerin geçmesiyle uyumu ve toplumsal gelişmeyi daha da artırdı''. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankette elde edilen sonuçlardan birisi de Avrupalı müslümanlarla yaşadıkları toplum arasındaki görüş farklılığının yarattığı boşluk. Örneğin Fransa'da yaşayan müslümanların yaklaşık yarısı (46), topluma uyum gösterdiklerini hissettiklerini açıklarken Fransızlardan sadece %22'si ülkelerinde yaşayan müslümanlara karşı aynı duyguları beslediklerini söyledi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'da Müslümanların %35'i uyum içinde yaşadıklarını söylerken Alman toplumundan sadece %13'ü aynı görüşü paylaştı. İngiltere'de toplum, müslümanların %20'sini uyumlu görürken müslümanların sadece %10'u uyumlu olduklarına inandıklarını ifade etti.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalya Mücahid'in araştırma alanındaki iş arkadaşı Muhammed Yunus; ''bu sonuçlar, Avrupa'nın genelindeki müslümanların entegrasyonu hakkında bir genelleme yapmanın ve bu sonuçlara dayanarak bir politika geliştirmenin ne kadar zor olduğunu ortaya çıkarmıştır'' dedi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da yaşayan müslüman azınlıkların toplam sayısını ortaya koyan resmi bir sayım bulunmuyor. Ancak bazı islami kaynaklar Avrupa'da yaşayan müslümanların 25 milyon olduğu tahmininde bulunuyorlar. Toplam Avrupa kıtası nüfusu ise 507 milyondur. Amerika'nın toplam 300 milyon nüfusundan sadece 7 milyonu müslümandır. 30 milyon nüfuslu Kanada'da ise 600 bin müslüman yaşamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1070894277639555837?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1070894277639555837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1070894277639555837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/avrupal-muslumanlar-uyumlu-ckt.html' title='@ Avrupalı Müslümanlar...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgV7loVK7FI/AAAAAAAABko/iFkMehBfs_k/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-48883934736528831</id><published>2009-05-08T01:02:00.003+03:00</published><updated>2009-05-08T01:04:53.319+03:00</updated><title type='text'>@ Yeni İsrail hükümeti, Çin ve Rusya'yı Müslümanlara karşı kışkırtıyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgNa-27TZAI/AAAAAAAABkY/SxUnSZ4UzRk/s1600-h/1.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 69px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgNa-27TZAI/AAAAAAAABkY/SxUnSZ4UzRk/s200/1.Jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333206419679437826" /&gt;&lt;/a&gt;Ahmed Amrabi'nin, Katar Gazetesi, El Vatan'daki yazısını aşağıda okuyabilirsiniz:  Binyamin Netanyahu - Avigdor Lieberman hükümetinin kurulmasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti, ancak iki lider de nükleer İran’ın İsrail için ölüm kalım hesapları açısından en büyük tehlikeyi oluşturduğunu dünyaya hatırlatmaktan bir an bile vazgeçmediler. Fakat Lieberman son olarak benzer bir tehdit kaynağı ilave etti: Nükleer Pakistan.&lt;br /&gt;İran’ın nükleer programı nükleer silah üretme düzeyine ulaşmış değil ancak Pakistan’ın durumu farklı. Pakistan birçok nükleer bombaya sahip. Bu ülkede iktidar tabakasının ABD ve genel olarak Batı destekçisi olmasına rağmen, İsrail’in aşırı sağcı liderleri ve Washington’ı endişelendiren şey, radikal İslamcı akımın bir gün iktidarı ele geçirmesi ve dolayısıyla nükleer silahları denetimi altına alması. &lt;br /&gt;Bu bağlamda Lieberman ‘nükleer ve istikrarsız Pakistan’ ifadesini kullanıyor.&lt;br /&gt;Evet Pakistan gerçekten istikrarsız. &lt;br /&gt;Bu istikrarsızlık Pakistan Talibanı’nın iktidara gelmesiyle ‘son bulabilir’. &lt;br /&gt;Burada Usame bin Ladin ve Kaide’nin de desteğiyle Afgan Taliban’ıyla koalisyon ihtimali doğuyor. Lieberman bu ihtimale dair yorumunda, böyle bir senaryonun sadece İsrail ve ABD açısından değil, Rusya ve Çin açısından da sevindirici olmayacağını ifade etti.&lt;br /&gt;Lieberman bir Rus gazetesiyle yaptığı söyleşide, İslami tehlikenin Batı’yı tehdit ettiği kadar, Rusya’ya komşu Orta Asya ülkelerindeki direnişçi İslami hareketler ve Çin’deki isyancı Müslüman azınlık dikkate alınırsa, Rusya ve Çin’i de tehdit ettiğine kanıtlar sundu. Lieberman, &lt;br /&gt;“O halde İsrail, Rusya ve Çin’le birlikte Batılı ülkeleri içeren, İslami güçlere karşı bir cephe kurmak için niçin girişimde bulunmuyor?” diye soruyordu. Lieberman Amerikan Yahudi hareketinin bu rolü üstleneceğini ifade etmek istemedi, ancak açıklamalarından çıkarılan sonuç bu. Peki şimdi Araplar ve Müslümanlar ne diyecek? Sorun uluslararası bir ideoloji bir yana, bölgesel bir ideolojimizin bile olmamasından kaynaklanıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-48883934736528831?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/48883934736528831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/48883934736528831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/yeni-israil-hukumeti-cin-ve-rusyay.html' title='@ Yeni İsrail hükümeti, Çin ve Rusya&apos;yı Müslümanlara karşı kışkırtıyor'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgNa-27TZAI/AAAAAAAABkY/SxUnSZ4UzRk/s72-c/1.Jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8304379541882668253</id><published>2009-05-07T01:07:00.003+03:00</published><updated>2009-05-07T01:10:09.394+03:00</updated><title type='text'>@ Yeni Türk Osmanlıcılığı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgIKuLEVsaI/AAAAAAAABkQ/Gvm6hx_z-h8/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgIKuLEVsaI/AAAAAAAABkQ/Gvm6hx_z-h8/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332836697121337762" /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye'nin iç siyasi gelişmeleri bile artık Ortadoğu'dan yakın takip ediliyor. Ahmet Davutoğlu'nun yeni kabinede Dışişleri Bakanlığı görevine gelmesine Ürdünlü yazarın yorumu bakın nasıl olmuş? Mahcub El Zuveyri'nin, Ürdün gazetesi El Ghad'daki makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türk medyasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dışişleri ve Ekonomi bakanlarını kapsayan bir rotasyona gideceği yazılmıştı. O vakitler tahminler eski Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın, Ekonomi bakanı olarak atanacağı ve onun yerini Başbakan'ın siyaset danışmanlarından Ahmet Davutoğlu'nun alacağı yönündeydi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beklentiler kararlara dönüştü ve Türk hükümetindeki bakanlık rotasyonu bilfiil yapıldı. Başbakan bu rotasyonu 'hükümete yeni dinamizm kazandıracak' şeklinde tanımladı. Bu rotasyonun sadece Türk iç şartlarında değil, bölgesel bağlamda bakıldığında da önemli olduğu görülür.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye'nin AB müzakerelerinde belirgin bir isim sayılan yeni Ekonomi Bakanı Babacan, AB ile müzakerelere girilmesi ve Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki engelleri kaldıran ekonomik ve yasal reformların geçirilmesi noktasında başarılı oldu. Bu yolun tamamlanmadığı doğru, ancak Babacan'ın dönüşü Türkiye'nin bu yolda ilerlemekte ısrarlı olduğu anlamına geliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fakat görünen o ki dönüş bu kez yeni bir kartla yani Ortadoğu bölgesinde istikrarın sağlanması için önemli bir aktör olması kartıyla olacak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Babacan'ın eski görevine dönüşündeki önemli husus, ekonomik krizin Türk ekonomisindeki kötü etkilerini azaltma girişimidir. Zira AKP hükümeti Türk seçmenin desteğini almak için etkin bir araç olarak ekonomiye yoğunlaşmış ve Türkiye'de sınırlı çevrelerde destek bulduğu ideolojik söylemi aşmıştı. Kameralardan uzakta projektörlerin arkasında bir diplomasi yürüten ve bugün ise kameralarla daha fazla yüzleşmesi gerekecek olan yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise strateji ve siyaset bilimlerine yakın bir akademisyen. Türkiye'de kendisine Türkiye'nin güçlü ve farklı bir yüzle Ortadoğu'ya dönüşünün mimarı olarak bakılıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye'nin ve hükümeti elinde bulunduran AKP'nin İslamcılarla ilişkileri kullanarak ve Arap kamuoyunun desteğini almak için Filistin sorununu işleve koyarak Ortadoğu'ya yöneleceği düşünülüyordu. Zira kamuoyundan böyle bir desteğin alınması, Türkiye içindeki meşruluğunu güçlendirmesi için kullanılabilirdi. Yaşananlar ise bunun tam tersi oldu. Zira dönüş bölgedeki siyasi çözüm kanalıyla oldu. İsrail ile Suriye arasındaki arabuluculuk bu rolün en önemli ipuçlarındandı. Sonra bu arabuluculuk bir şekilde Avrupalıları ve Amerikalıları Türkiye'yi sınırsız güvenle desteklemeye mecbur bıraktı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye bugün sıcak dosyalarda yumuşak diplomatik bir güçle beliriyor. Zira Gazze savaşına yönelik tutum, Batılı ve İsrail tutumlarının eleştirilmesi, Türkiye üzerinde siyasi bir etki bırakmadı. Ayrıca Türkiye'nin Kuzey Irak'ta Kürtlerle mücadeleye yoğunlaşması, Iraklılarla bütün siyasi mercilerle ilişkilerini güçlendirmekten kendisini alıkoymadı. Belki de geçen birkaç gün zarfında Mukteda el Sadr'ı kabul etmesi bu rolü sürdürdüğünün açık mesajıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye ayrıca Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman'ı kabul etti. Görülen o ki Lübnan'da Türkiye'yi bekleyen bir rol var ve bu rol özellikle de 7 Haziran'daki Lübnan seçimleri ışığında Suriye'nin Lübnan'da istikrarın güçlendirmeye çalışılması davetiyle ilgili olabilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Washington'un Türkiye'deki askerî üslerini Irak'taki savaşçı çalışmaları için kullanmasını durduran AKP hükümetine bugün ABD, Irak'tan çekilecek Amerikan güçlerinin geçiş köprüsü olarak bakıyor. Hayata geçirilen bütün bu roller ve tatbik edildiğini gördüğümüz politikalar görüldüğü üzere Ortadoğu bölgesinde yeni Türk Osmanlıcılığının çerçevesini oluşturacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8304379541882668253?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8304379541882668253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8304379541882668253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/yeni-turk-osmanlclg.html' title='@ Yeni Türk Osmanlıcılığı'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SgIKuLEVsaI/AAAAAAAABkQ/Gvm6hx_z-h8/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6341206449778196436</id><published>2009-05-02T16:01:00.002+03:00</published><updated>2009-05-02T16:03:59.077+03:00</updated><title type='text'>@ Mason Paşa olur mu?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfxEtoqW68I/AAAAAAAABkI/1VN9zBVAIpw/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 138px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfxEtoqW68I/AAAAAAAABkI/1VN9zBVAIpw/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331211609699707842" /&gt;&lt;/a&gt;Atatürk Mason Locaları'nı yasaklamıştı ama ETÖ Yöneticisi olmakla yargılanan Org. Tolon Moson toplantılarına katılmış. Belge kendilerinden çıktı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ergenekon sanıklarından emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un masonların toplantılarına katıldığı ortaya çıktı. İsmi Karargah Evleri yapılanmasında geçen Kemal Aydın'da ele geçirilen bir not, ikinci iddianameye girdi. Notta, "Mart-20 Kent Otel'de Atatürkçü masonlar, Hurşit Paşa da vardı." yazıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydın, ifadesinde, notta yazan 'Hurşit Paşa' sözü ile Tolon'un kastedildiğini söyledi. Böylece, ulusalcıların toplanma merkezlerinden biri olan Kent Otel'de masonik toplantıların yapıldığı da tespit edildi. TSK'da ordu komutanlıkları yapmış bir ismin Atatürk'ün yasakladığı mason localarına nasıl üye olabildiği merak konusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iddianame, Ergenekon'un masonik yapılanmaları kendisine örnek aldığını açıkça ortaya koymuştu. Ergenekon belgelerinde de bu husus var. İddianamede, "Örgütün sivillerle bazı askerî şahısların yönetiminde masonik yapılanma benzeri bir yapılanma olduğu, bizzat örgütü tarif eden ve prensiplerini belirleyen Ergenekon dokümanından anlaşılmaktadır." deniyordu. İkinci iddianamede de bu bilgileri destekleyecek ayrıntılar var. Hurşit Tolon dışında diğer mason Ergenekonculara da yer verildi. Bunlardan biri, emekli Tuğamiral İlker Güven. Evinde yapılan aramada, kendisine ait 15 Haziran 1996 tescil tarihli masonik diploma bulundu. Güven'in 1994 yılında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'na üye olduğu, 1998 yılında da üstad seviyesine yükseldiği tespit edildi. Güven, Güney Locası'nın kurucu üyesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6341206449778196436?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6341206449778196436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6341206449778196436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/mason-pasa-olur-mu.html' title='@ Mason Paşa olur mu?'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfxEtoqW68I/AAAAAAAABkI/1VN9zBVAIpw/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4053923275899479744</id><published>2009-05-02T15:13:00.005+03:00</published><updated>2009-05-02T15:58:55.877+03:00</updated><title type='text'>@ Loca'dan Türk Masonlara Uyarı</title><content type='html'>İtalya'daki Gladio operasyonundan ders alan LOCA, Türk Masonlara önemli uyarılarda bulunmuş. İşte Türk Masonlara tavsiye edilen tedbirler..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;2. iddianamenin ek klasörleri arasında çarpıcı bir belge ortaya çıktı. Sanık Şener Eruygur'dan ele geçirilen ve 36. klasörde yer alan belge 'Convent'te (Otel) alınan kararlar' başlığını taşıyor. Avusturya'daki mason toplantısında alınan ve kamuoyuna içeriği deklare edilmeyen belgenin girişinde, "İtalya'daki P2 skandalından sonra 31. ve 33. maddelerde işaret edildiği gibi Yunanistan'daki kardeşlerin açıklamaları krize neden oldu. Buna benzer olayların Türkiye'de de meydana gelebilmesi mümkündür. Kardeşlerimize gerekli tedbirleri derhal almalarını tavsiye ederiz." deniliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'deki masonların daha güçlü ve tedbirli olabilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda tartışan localar, gerektiğinde masonik yapıların ve Yahudi aleyhtarlarının tespit edilerek imha edilmesini bile kararlaştırmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masonların verdiği kararların anlatıldığı belgede ilginç ifadeler yer aldı. Türkiye'de özellikle 'hassas noktalardaki' ve basın sektöründe söz sahibi biraderlerin uyarılması gerektiğine dikkat çekilerek, hayati tedbirlerin alınması öngörülüyor. Tüm tedbirlerin alınarak deşifre olmalarının önlenmesi için gereken her şeyin yapılması talimatı veriliyor. Alınan kararlar sıralanırken şu başlıklar öne çıkıyor: Dinci teşekküllerin önlenmesi konusunda daha dikkatli ve hassas davranılması için basındaki biraderlerin uyarılması. Halkçı partilerin kadrolarındaki biraderlerin miktarının çoğaltılması ve bunların etkilerinin takviyesi. Türk devletlerinin Türkiye Cumhuriyeti ile birleşmesini önlemek üzere kamuoyunun böyle bir birliğin zararlı olacağı yolunda yönlendirilmesi. Dini gruplar arasındaki ihtilaf ve bölünmelerin körüklenerek, Masonluk aleyhindeki etkilerinin zayıflatılması. İsmi geçen mason biraderlerin dayanışmalarının güçlendirilmesi." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya'da, Gladyo davası sırasında, 7 bin kişi gözaltına alınmıştı. P2 Mason Locası'nın üyeleri de tutuklanıp yargılandılar. İtalyan savcı Felice Casson, 10 yılını verdiği soruşturmayla ilgili şunları söylemişti: Gladyo, İtalya'daki tek yasadışı gizli örgüt değildi. Paralel olarak çalışan, Rüzgar Gülü, Avanguardia Nazionale ve P2 Mason Locası gibi çok sayıda farklı yapılanma vardı. Gladyo, bunların tepesinde her şeyi idare eden örgüt değil. Ergenekon ne istiyor? Amaç ne? Ekonomik ve finansal çıkarların, siyasi iktidardan daha önemli olduğuna ikna oldum."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4053923275899479744?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4053923275899479744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4053923275899479744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/05/locadan-turk-masonlara-uyar.html' title='@ Loca&apos;dan Türk Masonlara Uyarı'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7572821822446906823</id><published>2009-04-27T21:38:00.002+03:00</published><updated>2009-04-27T21:43:26.070+03:00</updated><title type='text'>@ Hilafet, İstanbul'dan ayağa kalkacak!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfX8wspjqBI/AAAAAAAABjo/qkW88F8mjc8/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 152px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfX8wspjqBI/AAAAAAAABjo/qkW88F8mjc8/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329443647612233746" /&gt;&lt;/a&gt; İstanbul'da bulunan Güney Afrika el-Aksa Cemiyeti Başkanı İbrahim Gabriels, önemli açıklamalar yaptı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hilafet İstanbul’dan düştü, yine buradan ayağa kalkacak” diyen İbrahim Gabriels, Kudüs özgürleşene kadar her perşembe oruç tutacaklarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Afrika Müslümanları yüzde 2’lik nüfuslarına rağmen oldukça bilinçli İslâmi hareketlere sahipler. El-Aksa Cemiyeti bu hareketlerin en önemlilerinden bir tanesi. Cape Town şehrinde yaşadığım dönemde bu cemiyetin birçok faaliyetine katıldım. Dünyanın birçok bölgesinde, Kudüs için yapılan herhangi bir programdan farklı olmayan etkinlikler, Filistin hassasiyetlerini dışa vuruyordu. Ülke yönetimi ve medyası ile iyi ilişkileri olan cemiyetin genel başkanı da gerçekten çok değerli bir isim. Güney Afrika el-Aksa Cemiyeti Başkanı İbrahim Gabriels ile İHH’nın düzenlediği Kudüs Sempozyumu öncesinde görüştük. Gabriels, Cennetmekan Sultan Abdulhamid Han’ın Filistin duruşundan, Hilafet’in düştüğü yer olan İstanbul’dan kalkması gerektiğine kadar birçok net mesajı bizimle paylaştı. Buyurun;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki, Güney Afrika Müslümanları Mescid-i Aksa’nın korunması ve Siyonist politikalara karşı nasıl baskı oluşturabilir? Ben bir süre Cape Town’da kaldım, biliyorum ki ülkenizin Müslümanları bu konuda oldukça bilinçliler.&lt;br /&gt;- Gerçekten de Güney Afrika, Filistin meselesi konusunda önemli ve etkili rolü olan bir ülkedir. Güney Afrikalılar da 46 yıl boyunca ayrımcılık zulmü ve Beyaz Güney Afrikalıların Apartheid rejimi nedeniyle ıstırap çekmişti. Bu nedenle Güney Afrikalılar Filistin halkının çektiklerini kendilerine yakın buluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Güney Afrikalı Müslümanlar nüfusa oranla çok çok az bir nüfusa sahipler fakat etkinlikleri oldukça fazla…&lt;br /&gt;- Evet. Güney Afrika hükümeti tarafından Filistin’e verilen destek, bazı Arap ülkelerininki de dâhil olmak üzere dünyadaki diğer pek çok hükümetin verdiği desteği bir hayli gölgede bırakmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki, Güney Afrika Müslümanları Mescid-i Aksa’nın korunmasına nasıl katkıda bulunabilirler? &lt;br /&gt;- Filistin halkına yardım etmede akla en uygun yol, tabii ki Filistin liderlerinden neye ihtiyaç duydukları hakkında bilgi almaktır. Şeyh Raid Salah’ın başlattığı Filistin İslâmi Hareketi’nin Mescid-i Aksa’nın korunmasında bir ön çizgi olduğu, çok iyi ispatlanmış bir gerçektir. Şeyh Raid Salah “Mahrajaan al-Aqsa fie khatr (El-Aksa Tehlikede)” adlı bir kampanya başlatmıştı. Güney Afrikalılar olarak bizler neredeyse her sene bu Mahrajaan’a katılmak üzere temsilciler göndermekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Güney Afrika hükümeti bu noktada size destek veriyor mu?&lt;br /&gt;- Düzenli aralıklarla Aksa ve Filistin sorununa ilişkin hükümetimizle bir araya geliyoruz. Geçtiğimiz günlerde “Filistin’deki İnsani Krizi Durdurun” başlıklı bir Filistin konferansına ev sahipliği yaptık. Bu konferansta baş konuşmacı olan Güney Afrika Devlet Başkanı Kgalema Motlanthe, Filistin davasına desteklerini sürdürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dünya Müslümanları bu konuda neler yapabilirler?&lt;br /&gt;- Öncelikle şuna kesin olar inanıyorum ak ki, uluslararası toplum için Mescid-i Aksa’yı korumanın en etkili yolu hepimizin birlik olmasıdır. Müslümanlar bugün öyle karışık ve bölünmüş durumdadırlar ki, dünyada meydana gelen büyük değişiklikleri göremez hâle gelmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok acı gerçekler bunlar…&lt;br /&gt;- Maalesef böyle. Torunlarımız bundan 100-200 yıl sonra tarih kitaplarını okuduklarında, çok büyük bir olasılıkla, dünyada bir zamanlar yaklaşık 30 milyon Yahudinin ve 1,7 milyar Müslümanın yaşadığını fark edecekler. Kutsal Mescid-i Aksa’nın 30 milyon Yahudi’nin kontrolü altında olduğunu öğrendiklerinde hiç şüphesiz şaşkına dönecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Birlik olmadan, zafer gelmiyor.&lt;br /&gt;- Evet. Selahattin Eyyubi Müslümanları birleştirmek ve onlara salahiyet vermek adına kendi başına kasaba kasaba, şehir şehir, ülke ülke dolaştı. En sonunda, Aksa ve Kudüs’ü kurtaran o büyük orduyu kurup düzenledi. Ordusuna gerçek imanı anlattı. Bu ordu, uzun süredir yolunu gözledikleri gün gelip çattığında, emekleri ve fedakârlıkları karşısında Selahaddin Eyyubi’yi ödüllendirdi. Tarihte Endülüs Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme ve yıkılması bizler için pek çok dersler içermektedir. Ümmetin savunmasını, güvenliğini ve refahını sağlamanın modern bilgi ve beceri kazanımına bağlı olduğu gerçeğine yeterince önem vermemeleri, bu devletlerin yıkılma sebeplerinden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunlar neden oldu sizce?&lt;br /&gt;- Sayısını bilemediğimiz orandaki, İslâm’ı yanlış tanıtma ve yorumlama vakaları, Müslümanların bedbaht olmalarına neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Farklı çözüm yolları da aranıyor tabi…&lt;br /&gt;- Evet. Müslümanlar uzun süreden beri problemlerini çözme konusunda Birleşmiş Milletler’e güvenmekte ve ondan medet ummaktadırlar. Ne yazık ki BM, boyalı İsrail Devleti’nin işlediği katliamları ve sergilediği zulmü sürekli göz ardı eden bir kuruluştur. Lakin konu Burundi, Kongo, Sudan gibi ülkelere gelince harekete geçme ve yaptırım uygulama noktasında oldukça hızlıdır. Siyonistler yarın Mescid-i Aksa’ya saldırmaya kalksalar, BM’nin bu konuda bir şey yapabileceğini mi zannediyorsunuz? Müslümanların Mescid-i Aksa’yı korumada başkalarına güvenmemesi gerektiği ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Mescid-i Aksa konusuna yeniden dönecek olursak…&lt;br /&gt;- Öncelikli meselemiz elbette Mescid-i Aksa’dır. Siyonistler Mescid-i Aksa’yı yok etme niyetlerini saklamamaktadır. Mescid-i Aksa uluslararası toplumun yardımına ihtiyaç duymaktadır. Aksa âdeta “Ey Selahattin, yardımına ihtiyacım var! Ey Müslümanlar, yardımınıza ihtiyacım var!” diye feryat ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kudüs’ün korunması yine Müslümanların üstüne düşen görevdir… &lt;br /&gt;- Elbette. Aksa’nın korunmasında başlıca sorumlu Müslümanlardır. Hristiyanlar ve Yahudiler değildir. Tüm Müslümanların Mescid-i Aksa’nın korunmasında hiç şüphesiz sorumlu olduğunu ve mahşer günü Allah’ın huzurunda Aksa hakkında hesap vermek zorunda olacaklarını bilmek gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Basın bu noktada ne yapabilir?&lt;br /&gt;- İnsanların hakikate ulaşma ve onu yayınlama konusunda gerekli fedakârlıkları yapmaya istekli olmalarını sağlamak için gençleri tam bir hakikat arayıcısı ve zeki gazeteciler olma yolunda teşvik etmeliyiz. Ayrıca tüm Müslüman devletlerin hükümetlerine gazetecilik alanında gelişmelerini kolaylaştıracak gerekli altyapı için yatırım yapmaları hususunda müracaat etmeliyiz. Böyle bir çalışma, gençleri gazetecilik alanında meslekler tercih etmeye teşvik eden ve bu alanda kariyer yapmayı isteyen öğrencilere burs imkânı sağlayacak daha sesli bir kampanyayı da içine alabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vakit okurlarına neler tavsiye edersiniz?&lt;br /&gt;- Sonuç olarak, hepimiz Siyonist Theodor Herzl’in Filistin topraklarını meşhur ve örnek alınacak lider Sultan II. Abdülhamit’ten satın almaya çalıştığını, Sultan’a rüşvet verme ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün borçlarını ödeme teklifinde bulunduğunu hatırlarız. Sultanın, “Filistin toprakları bana ya da bir başkasına ait değildir, orası Müslümanların ve İslâm’ın topraklarıdır ve asla satılamaz” şeklindeki cevabı hepimizin, bilhassa da liderlerimizin özümsemesi gereken bir tepkidir. Büyük Sultan’ın örnekliğinde, Türk milletinin hem Filistinlilerin hem de ümmetin sorunlarını çözmek için gayret eden liderlerine güveniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İstanbul’dasınız…&lt;br /&gt;- Bu şehri çok seviyoruz. Hilafetin düşüşü İstanbul’da yaşandığı için yeniden ortaya çıkması da sizinle başlamalıdır. Şuna eminim ve kesin olarak inanıyorum ki, Filistin özgür olduğunda Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar burada birlikte barış ve uyum içinde yaşayacaklardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7572821822446906823?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7572821822446906823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7572821822446906823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/hilafet-istanbuldan-ayaga-kalkacak.html' title='@ Hilafet, İstanbul&apos;dan ayağa kalkacak!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfX8wspjqBI/AAAAAAAABjo/qkW88F8mjc8/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7120416643011895722</id><published>2009-04-26T03:28:00.000+03:00</published><updated>2009-04-26T03:29:39.014+03:00</updated><title type='text'>@ 100 yıl önce Ergenekon</title><content type='html'>Hasan Celal Güzel'in Türkiye Gazetesindeki makalesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okuyucular, bundan tam 100 yıl önce, 27 Nisan 1909 tarihinde Osmanlı İmpara-&lt;br /&gt;toru Sultan II. Abdülhamid Han, zamanın Ergenekoncuları olan İttihatçılar tarafından hal edilerek tahttan indirildi.&lt;br /&gt;Daha önce de birkaç defa yazdım; aslında &lt;br /&gt;Türk Milleti için çok değerli bir destan olan ‘Ergenekon’un bu darbeci çete için kullanılmasından rahatsız oluyorum. Ancak, ne yazık ki, bu pespaye darbe çetesini kısaca anlatmanın başka yolu da yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dâhi devlet adamı: II. Abdülhamid&lt;br /&gt;Efendim, Abdülhamid Han, Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim gibi büyük bir hükümdardı. Osmanlı’nın en zor zamanında 33 yıl boyunca devleti ayakta tutma başarısını göstermişti.&lt;br /&gt;O, hiç şüphesiz 19. asrın en büyük devlet adamı ve diplomasi dehasıydı. &lt;br /&gt;Lâkin, Abdülhamid Han’ın büyüklüğünün hâlâ tam olarak anlaşılabildiği söylenemez. Bir taraftan, imparatorluğu yıkmak ve topraklarını paylaşmak isteyen düvel-i muazzamanın tarihi saptıran tezviratı; bir taraftan Osmanlı’nın bölünmesini ve ayrı devlet kurmayı talep eden gayrimüslim azınlıkların kin ve nefret dolu iftiraları; diğer taraftan da Jön Türklerin ve bunların uzantısı olan İttihatçıların aleyhte faaliyetleri, bu büyük devlet adamının bazı kendini bilmezler tarafından ‘Kızıl Sultan’ diye anılmasına sebep olmuştur. İşin asıl üzücü &lt;br /&gt;tarafı, hâlen bu propagandanın tesirinden kurtulamamış sözde tarihçilerin mevcudiyetidir. &lt;br /&gt;Sultan Abdülhamid, son iki yüz yıllık tarihimizdeki en reformist devlet adamlarından biridir. Bu devirde yaşanan ilk reform hareketi Tanzimat’tır. Ancak Tanzimat, devletin merkezîleştirilmesi, katı bir bürokrasinin kurulması ve azınlıklara çeşitli imtiyazlar verilmesi şeklinde uygulanmıştır. İkinci reform ve modernleşme hareketi bizzat Abdülhamid Han tarafından gerçekleştirilmiş; bu hareket neticesinde, dağılmak üzere olan bir cemiyet ve yıkılmak üzere olan bir devlet restore edilmiştir.&lt;br /&gt;Abdülhamid Reformları, başta Anadolu olmak üzere Müslüman ve Türk tebaanın yaşadığı toprakların idarî, ekonomik ve sosyal bakımdan âdeta yeniden kazanılması hareketidir. Bugün Türkiye’nin her yerinde ve Osmanlı coğrafyasındaki her ülkede onun eserlerini görebilirsiniz.&lt;br /&gt;Abdülhamid Han, her alanda altyapı, ziraî üretim ve iskân faaliyetlerinin yanında, eğitim reformu, askerî reform, ulaşım ve haberleşme reformu, tarım reformu, idarî reform ve malî reformu gerçekleştirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 yıl öncesinin Ergenekoncuları: İttihatçılar&lt;br /&gt;Efendim, Yeniçeri isyanlarını bir tarafa bırakırsak, modern Osmanlı ordusunda ilk olarak düzenlenen darbe, Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın, Midhat Paşa’nın kurgusu ve desteğiyle 30 Mayıs 1876 tarihinde, intihar süsü vererek Sultan Abdülaziz Han’ı şehit etmesidir. &lt;br /&gt;Tanzimat’tan itibaren devam eden Genç Osmanlılar, Jön Türkler çizgisi, daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulmasıyla daha fazla örgütlü ve militarist bir mahiyete bürünmüştü. İtalyan ve Fransız Masonları’ndan ilham alan İttihatçılar, aynen bugünün ulusalcılarına benziyorlardı. Onlar da pozitivist, din aleyhtarı, milliyetçi geçinen, dayatmacı, militarist, komplocu, darbeci ve halkı hor gören kişilerdi.&lt;br /&gt;Bundan tam 100 sene önce çeşitli bahaneler ve iftiralarla Abdülhamid Han’ı hal ederek tahttan indirdiler. Son derece tecrübesiz ve acemi olan İttihatçı despotlar, 1299’dan 1909’a kadar altı asır devam eden koskoca bir imparatorluğun sadece birkaç senede tasfiye edilmesine ve yıkılmasına sebep oldular.&lt;br /&gt;Yıllar sonra Rıza Tevfik’in yazdığı ‘Sultan Hamid’in Ruhaniyetinden İstimdat’ adlı &lt;br /&gt;şiirinden aldığım şu dörtlük, İttihatçıların pişmanlığını aksettirir:&lt;br /&gt;    ‘Tarihler ismini andığı zaman&lt;br /&gt;     Sana hak verecek hey koca sultan&lt;br /&gt;    Bizdik utanmadan iftira atan&lt;br /&gt;    Asrın en siyasî padişahına’&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;100 yıl sonra günümüzün olaylarını yaşarken, Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin de zarar görmemesi için bu İttihatçı/Ergenekoncu çeteler karşısında ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini anlıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7120416643011895722?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7120416643011895722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7120416643011895722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/100-yl-once-ergenekon.html' title='@ 100 yıl önce Ergenekon'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3292826025596189090</id><published>2009-04-24T23:00:00.002+03:00</published><updated>2009-04-24T23:02:23.158+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye ile AB daha güçlü olur!</title><content type='html'>7 Haziran'da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerine İsveç Liberal Parti'den girecek olan Cecilia Wikström, Türkiye'nin üyeliğinin AB'yi güçlendireceğini düşünen bir politikacı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wikström, Türkiye'yi 'Müslüman adetleri bulunan laik bir ülke' olarak niteledi ve "O çok zengin adetlerinden bize de kazandırabilir.&lt;br /&gt;Müthiş bir kültüre sahip. Farklı mimarisinden tut da, farklı bir dilin ve sanat görüşünün olması ve de küçük Asya'ya yaklaşabilmemiz açısından Türkiye'nin üyeliği gerekli. Doğu kültürü artık bizim de kültürümüz olacak." şeklinde konuştu. Fransa'nın Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğuna ilişkin bir soru üzerine Wikström, "Sanırım korkuyor, yabancı olana duyulan korku ama aslında Türkiye AB'ye çok şeyler katacaktır." dedi. İsveçli siyasetçi, Türkiye'nin üyeliğinin ekonomik olarak da kazançlı olacağını kaydetti. Avrupa'da İslamofobi ve yabancı düşmanlığının yükselişine dikkat çeken Cecilia Wikström, bu görüşleri destekleyen partilere karşı oy kullanma çağrısı yaptı. İsveçli siyasetçi, ülkesinin 200 yıldır hiç savaş yaşamadığını ve rahat bir yaşama alıştığını belirterek, "O yüzden oy kullanmaya bile gerek duymuyoruz. Oysaki demokrasinin bir gereği oy kullanmaktır ve bu da hepimizin bir vazifesidir. Dünyanın başka yerlerindeki insanlar oy kullanabilmeyi ancak hayal edebilirken, bizim bu kadar rahatlıkta oy kullanmamamız kabul edilemez." ifadelerini kullandı. İsveç'ten ırkçı siyasilerin Avrupa Parlamentosu'na girmesi halinde bunun İsveç için olumsuz bir tanıtım olacağını söyleyen Wikström, "Bu acı olur. Bu yüzden de bu seçimlerde herkes oy kullanmalı, seçimlere ehemmiyet vermeli." diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3292826025596189090?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3292826025596189090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3292826025596189090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/turkiye-ile-ab-daha-guclu-olur.html' title='@ Türkiye ile AB daha güçlü olur!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-966406558966899135</id><published>2009-04-24T22:57:00.002+03:00</published><updated>2009-04-24T22:59:11.075+03:00</updated><title type='text'>@ Osmanlı Kadını</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfIaAM2yvBI/AAAAAAAABjg/S7UE5AOklDU/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 177px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfIaAM2yvBI/AAAAAAAABjg/S7UE5AOklDU/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328349899886083090" /&gt;&lt;/a&gt;Amerikan asıllı Aslı Sancar’ın, "Osmanlı Kadını: Efsaneler ile Gerçekler" adlı kitabı, Kaynak Yayınları’ndan çıktı.&lt;br /&gt;ABD’nin kitap oskarları sayılan Benjamin Franklin Ödülleri’nde 1800 yapıt arasından tarih alanında yayınlanmış "En İyi Eser" seçilen kitap, Osmanlı kadını hakkında 19. yüzyıldan itibaren oluşmuş, "fanteziye dayalı, olumsuz ve Oryantalist" görüşleri inceliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı coğrafyasında uzun süre yaşamış Lady Montague, Julia Pardoe ve Lucy Garnett gibi Batılıların yazdıklarından alıntılar da yapılan kitapta, Osmanlı kadınının "Oryantalist kaynaklarda gösterildiği gibi pasif, zayıf, Harem’de tutsak, sadece bir zevk aracı değil, aksine aktif, güçlü ve toplumda çok önemli yere sahip bir kadın olduğu" anlatılıyor. Osmanlı kadınının Harem’de hiçbir hakka sahip olmayan bir "köle" gibi sunulduğu Batılı tasvirler, Osmanlı sicil defterlerinden belgelerle çürütülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın en ilgi çekici noktası ise Osmanlı kadınlarının o dönem Avrupalı kadınlarda bile bulunmayan haklara sahip olduğunu gün ışığına çıkartıp hatırlatması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33 yıldır Türkiye’de yaşayan ve adını değiştirerek Türk vatandaşı olmayı seçen Sancar, 1990’lı yıllarda Harem ile ilgili bir kitabın eline geçmesiyle bu konuya ilgisinin başladığını söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kitap çok güzeldi ama tam bir oryantalist bakış açısı vardı" diyen Sancar, bu görüşlerin doğru olup olmadığını merak ederek araştırmaya başladığını, Türkiye ve dünyadaki birçok kaynağı ulaşmaya çalıştığını anlattı. Sancar, "Çoğunlukla Avrupa seyyahlarının yazıları var ama Batıda bu konuda bir boşluk olduğunu, kaynakların eksikliklerini gördüm. O nedenle İngilizce bir kaynak oluşturmaya karar verdim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynakları inceledikçe Osmanlı kadını hakkında bilmedikleri çok şey olduğunu gördüğünü ifade eden Sancar, yabancıların gözünden Osmanlı kadını hakkındaki "efsane ve gerçekleri" şöyle dile getirdi: "Genel olarak Oryantalist bilim adamlarının sunduğu yayınlar var. Osmanlı kadını egzotik ve ezilmiş olarak gösteriliyor. Bu konudaki benim görüşlerim de araştırmalarımla çok değişti. En önemlisi Osmanlı kadının haklarını öğrendim. 1882’ye kadar bir İngiliz evli kadının mal sahibi olma veya miras hakkı yok. Malları kocasına ait, kendi adına dava açamıyor. Boşanma hakkı yok, boşandığında çocukları kocaya veriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki Osmanlı kadınının evlilikte kontrat yapma, istediği şartları koyma, boşanma hakkı var. Mal sahibi ve izni olmadan malları kullanılamıyor, mirasa sahip. Dava açabiliyor, küçük çocuklar anneye veriliyor. Bunların farkına vardım, bunlar benim için yeni bilgilerdi. Gördüm ki bildiğimiz efsane hakikatten gerçekten çok farklı..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancar, bu konuyu Türkiye de bile birçok kişinin bilmediğine dikkati çekerek, "Kitaplarda bu konudan pek bahsedilmiyor ve Türkiye’deki kitaplar da yabancı kaynaklı olduğu için onlarda da bu konu geçmiyor. Halbuki Osmanlı kadınının o dönem çok önemli hakları var ve bunu kullanıyor. Bunun bilinmemesi üzücü" diye konuştu.&lt;br /&gt;Aslı Sancar, Osmanlı kadınının toplum ve aile içinde çok itibarlı bir statüye sahip, zarafet ve estetik yönünün dikkat çekici olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AVRUPALI KADINDAN DAHA MEDENİ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta, Osmanlı kadınının yaşadığı Harem’in, düşünülenin aksine, kadınların rahatça bulunduğu ve misafirlerini ağırladıkları, ailece güzel saatler geçirdikleri yer olduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batılı seyyahlardan alıntılar yapılan kitapta, D’ohsson’un, Osmanlı kadını hakkında şu ifadeleri yer alıyor:&lt;br /&gt;"Tabiat, Doğu’nun kadınına hem zarafet hem de cazibe bahşetmiş. Tavırları soylu ve zarif. Davranışları hoş, konuşması açık, saf ve incelikli. En azından Türk Haremleri’ne sıkça girip çıkmış Hristiyan kadınların hepsi bunda ittifak ediyor. Bunun böyle olmadığına inanmak için de hiçbir sebep yok. Ben şahsen pek çok ortamda Türk kadınlarıyla bir araya geldim. Konuşmalarındaki sadelik, ifadelerindeki açıklık, düşüncelerindeki incelik, ses tonlarındaki zarafet ve davranışlarındaki seçkinlik beni her zaman için çok etkiledi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Avrupalı kadın Miss Julie Pardoe’nün gözünden Osmanlı kadını ise şöyle: "Avrupa’da çok sık karşılaşabileceğiniz, o insanda konuşmaya heves bırakmayan kayıtsızlığın ya da tepeden bakan soruşturmacı tavrın Türk hanımefendilerinde de olabileceğinden korkmanıza hiç gerek yoktur. Onlarda tam tersine insana hoşnutluk veren, yürekten gelen bir medenilik vardır. Bu memleketin bütün insanlarında görebileceğiniz sezgisel nezaketlerinden doğar bu halleri..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı kadınının özgürlüğüne dikkat çeken Pardoe ise şaşkınlığını, "Hepimizin inanmaya yatkın olduğu üzere özgürlük mutluluksa, Türk kadınları en mutlu kadınlardır, çünkü tüm imparatorluktaki en özgür insanlar onlardır" sözleriyle dile getiriyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-966406558966899135?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/966406558966899135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/966406558966899135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/osmanl-kadn.html' title='@ Osmanlı Kadını'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SfIaAM2yvBI/AAAAAAAABjg/S7UE5AOklDU/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1575128608995324684</id><published>2009-04-24T22:34:00.001+03:00</published><updated>2009-04-24T22:34:59.371+03:00</updated><title type='text'>@ Araplar Osmanlı’ya düşman mı?</title><content type='html'>Gerçek Hayat dergisinden Adem Özköse'nin Londra’da yayın yapan Kudüs El Arabiya Gazetesi’nin yazarlarından olan Eymen Halid ile gerçekleştirdiği röportaj:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra'da yayın yapan Kudüs El Arabiya Gazetesi'nin yazarlarından olan Eymen Halid, tıpkı Lübnanlı Gazeteci Muhammed Nureddin gibi Türkiye'nin Arap Dünyası'ndaki gönüllü elçilerinden. Türklerle Arapların birleşmesi fikrinin ateşli savunucularından biri olan Halid, ayrıca Osmanlı'ya büyük önem veren Arap Gazetecilerin önde gelenleri arasında sayılıyor.  Eymen Halid'den hem Arapların Osmanlı hakkında ne düşündüklerini; hem de Türkiye'nin dışardan nasıl görüldüğünü dinledik. Bize son derece keyif veren bu sohbeti ilginize sunuyoruz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Arapların bir kısmı, özellikle de Arap Milliyetçiler  Osmanlı Yönetimi'ni işgalci bir yönetim olarak görüyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;Osmanlı Yönetimi  hangi kavimden olursa olsun Müslümanların haklarını koruyan adil bir yönetimdi. Osmanlı Hilafeti yıkıldıktan sonra Araplar ve  Müslümanlar  bir daha huzur ve rahat yüzü görmedi. Bugün Osmanlı Hilafeti devam ediyor olsaydı Filistin ve Irak bu halde olur muydu? Osmanlı Hilafeti zulme uğrayanların sığınağıydı. Sadece Müslümanlar değil; kendi ülkelerinde zulüm gören Yahudi ve Hıristiyanlar bile Osmanlı Halifesi'ne sığınıyorlardı. Osmanlı kesinlikle işgalci değildir. İşgalci Yönetimler tıpkı Amerika ve İsrail gibi sadece yıkar ve öldürür. Osmanlı yıkmadı, öldürmedi; hep imar etti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Osmanlı Araplara ne verdi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bugün Arapların övündükleri bir çok tarihi çarşı, mescid, han ve saray Osmanlılar tarafından inşa edilmiştir. Osmanlı, Araplara şehir kurmayı,  şehirli olmayı öğretti.  Dedelerimiz Osmanlı Halifesini hep kendi halifeleri olarak gördüler ve halifeye itaat ettiler. Osmanlı Halifesi Müslümanların babasıydı. Hilafet yıkılınca Müslümanlar babalarını kaybettiler ve yetim kaldılar. Biz  ilkokulda okurken tarih derslerinde Osmanlıdan işgalci olarak bahsedilirdi. Çünkü Arap Ülkelerinde  ilkokullarda okutulan tarih kitaplarının bir çoğu İngiliz ve Fransız Tarihçiler tarafından kaleme alınmıştır. İlkokuldaki derslerimiz bitince camiye ders okumaya giderdik. Camideki hocamız ise  Osmanlının asla  işgalci olmadığını, Osmanlı Hilafetinin Müslümanları koruyan adil bir yönetim olduğunu söylerdi. Hocalarımız özellikle Sultan Muhammed Fatih ve Abdülhamid Han'dan övgüyle bahsederler ve Halifeye sevgi beslemenin İslam'ın şiarlarından olduğunu söylerlerdi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Türkiye'deki resmi tarih kitaplarında da Arapların Osmanlıyı arkadan vurduklarından bahsediliyor. Araplar bu suçlama hakkında ne diyorlar?&lt;br /&gt;Osmanlı, Arap topraklarını 400 yıla yakın yönetti. Bu süre zarfında Araplar Osmanlı ile hep iyi geçindiler ve Osmanlı Halifesini kendi Halifeleri olarak gördüler. Araplarla Osmanlının arası İttihak ve Terakkicilerin yüzünden bozuldu. İttihak ve Terakkiciler İslam'dan uzaklaştılar ve Arapları aşağıladılar. Özellikle Cemal Paşa Arapları Osmanlıya düşman etmek için büyük çaba harcadı ve yüzlerce Arap yazar, şair ve âlimi astırdı. Bugün her Arap başkentinde Cemal Paşa'nın astırdığı Arapları temsil eden şehitlikler vardır.  Geçenlerde bir kitapta Cemal Paşa'nın eşinin Mason olduğu yönünde bir bilgiye rastladım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; “ŞERİF HÜSEYİN ARAPLARI TEMSİL ETMİYOR”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Arap Milliyetçiler  Osmanlıyı sadece Cemal Paşa'dan ibaret olarak göstermeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu çaba kötü niyetli ve insafsız bir çaba. Cemal Paşa nasıl Osmanlıyı temsil etmiyorsa, Şerif Hüseyin de Arapları temsil etmiyor.  Şerif Hüseyin Osmanlıya isyan ederek büyük bir hata yapmıştır. Fakat Türkler ve Araplar Cemal Paşa ve Şerif Hüseyin'e takılıp kalmamalılar. Şerif Hüseyin de daha sonraki yıllar yaptığı hatanın farkına vardı; fakat iş işten geçmişti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Arap Halklarının Türklere ve Osmanlıya olan ilgisi özellikle son dönemlerde bir hayli arttı.  Hatta son aylarda Arap Dünyasında yoğun bir şekilde Türkiye ve Abdülhamid Han ile ilgili kitaplar yayınlanmaya başladı. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?&lt;br /&gt;Arap Dünyasında alttan alta yeni bir Osmanlıcılık akımı oluşuyor. Bir çok Arap mütefekkir başta Filistin olmak üzere İslam Dünyasında yaşanan sorunların Osmanlı Hilafetinin tekrar dirilmesiyle çözüleceğini düşünüyor. Bu mütefekkirler; “Filistin, Osmanlı Hilafeti yıkılınca işgale uğradı; Arap Yöneticileri Filistin'i asla kurtaramayacaklar. Filistin ancak halifenin geri dönmesiyle kurtulur” fikrini savunuyor. Türkiye Halkının ve Başbakan Erdoğan'ın  Gazze Saldırısı esnasında gösterdiği tavır bu düşüncenin daha da güçlenmesine neden oldu. Türkler Filistin meselesine sahip çıktıkları sürece Arapların Türklere olan sevgisi daha da artacak. Türk Hükümeti Batıya yönelmek yerine Arap Dünyasına yönelmelidir. Türkler Arapları arkalarına alırlarsa Batı'nın Türk Hükümetine olan saygısı daha da artacaktır. Türklerle Arapların ittifak kurmaları için şu an psikolojik ortam tamamen hazır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Nasıl yani?&lt;br /&gt;Ortadoğu'da her hangi bir Arap'ın kapısını çalın ve Türk olduğunuzu söyleyin; büyük bir ilgi ve sevgi ile karşılaşacaksınız. Bu tarihi fırsatı Türkler çok iyi kullanmalılar ve Araplarla olan ilişkilerini geliştirmeliler.&lt;br /&gt;Arapların Abdülhamid Han'a olan sevginin sebebi ise O'nun Filistin meselesinde göstermiş olduğu duyarlılıktır. Abdülhamid Han sadece bir Osmanlı Halifesi değil; zeki bir diplomat ve devlet adamı, Ümmeti Muhammed'in birliği için mücadele eden samimi bir İslam Komutanıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“ERBAKAN İSLAMCILIĞIN BABASIDIR”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Arapların  gözüyle Türkiye'yi konuşmaya devam edeceğiz.  Fakat bana okuyucularımız tarafından sıklıkla sorulan bir soruyu size yönelteceğim. Arap bir gazeteci olarak Necmeddin Erbakan Hoca ile Başbakan Erdoğan arasında ne tür farklar görüyorsunuz? Arapların bu iki lidere bakışları nasıldır?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Araplar Erbakan'ı da, Erdoğan'ı da çok seviyorlar. Erbakan, Araplara göre Türkiye'deki İslamcılığın babasıdır ve Türklerin İslam'a ve Arap Dünyası'na tekrar dönmesinde en büyük etki Erbakan'ın çabalarıdır. Fakat Erbakan Hoca tıpkı bazı Arap İslami Hareketler gibi yönetimi ele geçirme noktasında aceleci davrandı. Erdoğan ise adımlarını daha dikkatli atıyor. Arap Dünyası Erbakan Hoca'yı ve Başbakan Erdoğan'ı Türkiye'deki İslami Hareketin temsilcileri olarak görüyor. Türkiye'deki İslami Hareketin geçirdiği evreler ve yaşadığı tecrübeler bence çok önemlidir.  Arap Dünyası'ndaki İslami Hareketler Türkiye'deki İslami Hareketin tecrübelerinden faydalanmalıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Bu konuyu biraz daha açalım. Tam olarak kastınız nedir?&lt;br /&gt;Türkiye'deki İslami Hareketler geçmişte bir an önce yönetimi ele geçirme çabası içindeydiler. Devleti ele geçirip devletin imkânlarıyla halkı dönüştürmeyi düşünüyorlardı. Arap İslami Hareketler de dün olduğu gibi bugün de aynı hedef doğrultusunda çalışıyorlar; fakat bir türlü başarılı olamıyorlar. Türkiye'deki İslami Hareketler ise bu kısır döngüyü aştılar ve devleti ele geçirme yerine önce halka yönelme kararı aldılar. Fakirlere yardım ve halkın sıkıntılarını gidermek için bir çok yardım kuruluşu kuruldu. Türkiyeli İslamcılar bugün bu yardım kuruluşları aracılığıyla insanların gönüllerini kazanıyorlar. Arap Dünyası bu tür çalışmalar noktasında çok zayıf. İslami Hareketler halka yönelebilirlerse ancak başarılı olabilirler. Arap Dünyası'nda sivil toplumculuk ve yardım organizasyonları daha da gelişmeli. İslamcılar bu alanlar da güzel çalışmalar yapabilirlerse, uzun vadede bu çalışmaların sonuçlarını alabilirler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“AVRUPA OSMANLIYI UNUTMAZ”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?&lt;br /&gt;Türkler Müslüman Kimliklerini korudukları sürece Avrupa Birliği'ne asla giremeyecekler. Avrupa Devletleri Osmanlıyı asla unutmazlar. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girdiğini varsayalım. Ne olacak? Türkiye Avrupa Birliği'nin etkisiz bir parçası olacak. Fakat Türkiye, Arap ve İslam Dünyası'na yönelirse Arap ve İslam Dünyası'nın lideri konumuna gelecek. Türkiye'nin dostu Amerika, İsrail, İngiltere değildir. Türkiye'nin dostu Araplar ve Ortadoğu Halklarıdır. Türk Hükümeti Batı yerine Doğuya yönelirse Türkiye ülke olarak büyük bir atılım gerçekleştirir ve İslam Dünyası'nın bir çok sorunu da çözüme kavuşur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Türkiyeli bazı yazar ve aktivistler Türkiye ile Suriye arasındaki sınırların kaldırılması gerektiğini ve böyle bir girişimin İslam Birliği'nin nüvesini oluşturacağını savunuyorlar. Arap Dünyası bu düşünceye nasıl bakıyor?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Biz bu düşünceyi bütün kalbimizle destekliyoruz. Bu düşünceyi gerçekleştirecek devlet adamları tarihe geçeceklerdir.  Zaten Türkiye Halkı ile Suriye Halkının zihninde herhangi bir sınır yok. Suriye Halkı Türklere büyük önem veriyor ve Türkleri çok seviyor. Türk Dizilerinin Arap Dünyası'nda bu kadar büyük bir çapta ilgi görmesinin sebebi de Arapların Türkiye Halkına duyduğu sevgidir. Türkiye Milli Takımı Avrupa Kupası'na katıldığında Arapların hepsi Türkiye Milli Takımını destekliyorlar.  Çünkü Türkler ve Araplar aynı dine ve kültüre sahip olan aynı toprakların çocuklarıdır.  Suriye bana göre Mısırla birlikte Arap Dünyası'nın en önemli ülkesi.  Ayrıca Suriye Yönetimi Türkiye ile olan ilişkilerini daha da geliştirmek ve Türkiye ile kardeş ülke olmak istiyor. Türkiye Suriye'nin kalbini kazanırsa bütün Arap Dünyası'nın kalbini kazanır. Çünkü Suriye Türkiye için Arap Dünyası'na açılan kapıdır. Türk Hükümeti bu kapıyı daha da aralamalı ve Suriye ile Türkiye arasındaki sınırlar bir an önce kalkmalıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-Eymen Bey! Siz Türkiye'yi yakından takip eden birisiniz. Dışardan bakıldığında Türkiye'de yaşanan sorunların kaynağı kim olarak görülüyor?&lt;br /&gt;Türkiye'de yaşanan sorunların temelinde İttihak ve Terakki geleneğini savunan Batıcılar var. Abdülhamid Han ile İttihak ve Terakki'nin savaşı bugün de sürüyor. Türk Halkı ve Hükümeti bugün Abdülhamid Han'ı temsil ederken, İslam'a, Türk Halkının kültür ve geleneklerine karşı gelenler İttihak ve Terakki'yi temsil ediyorlar. Türk Halkı ısrarla İslam Dünyası'na yaklaşmak isterken,  İttihak ve Terakkici kanat Türkiye'yi İslam Dünyası'ndan koparmak istiyor. Umut ediyorum ki bu mücadeleyi Türkiye Halkı ve Hükümeti kazanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1575128608995324684?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1575128608995324684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1575128608995324684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/araplar-osmanlya-dusman-m.html' title='@ Araplar Osmanlı’ya düşman mı?'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7633994854453444605</id><published>2009-04-23T02:44:00.002+03:00</published><updated>2009-04-23T02:47:08.509+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye'nin Osmanlı hayali ABD'ye yarıyor!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-sWbUKVyI/AAAAAAAABjY/TAkV-QtxjMM/s1600-h/1.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 87px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-sWbUKVyI/AAAAAAAABjY/TAkV-QtxjMM/s200/1.Jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327666385492006690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MUHAMMED SADIK MÜCEYYİD 'in, Londra’da Arapça yayımlanan El Arap gazetesindeki yazısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ve halkının, diplomatik başarılarını kullanmaya hakkı var. Türkiye’nin Ortadoğu krizi için kaçınılmaz durak olduğunu kanıtlamaları, ülkelerini uluslararası denklemlerde önemli yere getirmeleri sonrası övünmeye de hakları var.&lt;br /&gt;ABD Başkanı Barack Obama’nın ziyareti bölgedeki bu Türk rolü gerçeğini ve bu rolün yeni başkanın gündemindeki önemini teyit etti. Türkiye’nin Amerikan stratejisinde Doğu’yla Batı arasındaki uzun tahrik ve kavgalar dönemi buzları eriten köprü olduğu görüldü. &lt;br /&gt;Erdoğan’ın Türkiye’si bölgedeki her hassas dosyaya el atıyor. Suriye’yle İsrail, İran’la ABD arasında arabulucu; Afganistan kumlarının temel koridoru; &lt;br /&gt;kendi kasasında Kürt dosyası duruyor. Rüzgârı daima kendi gemilerine hizmet edecek şekilde yönlendirmek isteyen ABD Türkiye’nin vazgeçilmez bir müttefik olduğundan emin. ABD ayrıca, Erdoğan’ın İslam dünyasında sevilen bir şahsiyete dönüştüğünü ve bu durumun onu Araplarla İsrailliler, ABD’yle oe İran arasında arabuluculuk yapmaya ehil kıldığını düşünüyor.&lt;br /&gt;O halde Obama Türkiye’yi uluslararası siyaset oyununda kullanacağı bir ‘bahis atı’ olarak seçti. Diğer yandan, Türkiye’yi Arap ve İslam dünyasının güvenlik kapısı olarak seçen Amerikan deviyle Avrupa devi arasında bir siyasi kriz yaşandı. ABD özellikle Fransa ve Almanya’yı tahrik edeceğinden emin olmasına rağmen, Türkiye’nin AB üyeliğine desteğini yineledi.&lt;br /&gt;Böylelikle Türkiye Avrupa’da fitne ateşinin meşalesine de dönüştü. Bu durum Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin hareketlenmesine ve Almanya’nın da desteğini alarak bu üyeliğin AB’nin iç meselesi olduğunu açıklamasına yol açtı.  ABD’nin niyeti, oyunun halatlarına tutunmaya devam etmesi ve yaşlı kıtanın tökezlemesinin garantisi olması için Türklerin AB’nin avantajlarından yararlanma hayalini &lt;br /&gt;kullanmaktı. George W. Bush ve önceki yönetimler döneminde ABD, birleşik ancak Amerikan gölgesi altında güçlü bir Avrupa’nın yanındaydı. Acaba yeni ABD, Türklerin Osmanlı’ya dönme hayalini de kullanmak mı istiyor? Türkiye’nin AB üyeliği Avrupa’nın kontrol edilemez bir rakibe dönüşmesinin önlenmesi için bir Amerikan baskı kartı haline mi geldi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7633994854453444605?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7633994854453444605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7633994854453444605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/turkiyenin-osmanl-hayali-abdye-yaryor.html' title='@ Türkiye&apos;nin Osmanlı hayali ABD&apos;ye yarıyor!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-sWbUKVyI/AAAAAAAABjY/TAkV-QtxjMM/s72-c/1.Jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8254028255038898314</id><published>2009-04-23T02:42:00.001+03:00</published><updated>2009-04-23T02:43:17.944+03:00</updated><title type='text'>@ Gülümseyen örümcek!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-rjeI0XkI/AAAAAAAABjQ/mrQSvoFWlwU/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-rjeI0XkI/AAAAAAAABjQ/mrQSvoFWlwU/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327665510076407362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1993'ten beri, nesli tükenmek üzere olan örümcekleri yakından inceleyen İngiliz bilim adamı Geoff Oxford "Pasifik kıyısındaki, Havaii ormanlarını gezerken başka örümcekler görebilir miyim diye bir bitkinin yaprağını çevirince işte bununla karşılaştım. Gülümseyen yüzü görünce gülümsemekten kendimi alamadım. Çok şaşırdım çünkü bu türde böyle bir şeyle ilk kez karşılaştım" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örümceğin sırtında böyle bir desenin gelişmesinin nedenini araştıran bilim adamları, Havaii ormanlarında yaşayan ve Theridion grallator olarak bilinen bu örümcek türünün giderek daha fazla bireyinde bu işareti görmeye başladı. Sırtında böyle bir desenin neden geliştiği konusunda ise çeşitli teoriler üretildi. Ama en fazla üzerinde durulan teori, bu örümceklerin, kendilerini korumak için bir çeşit kamuflaj geliştirdikleri yönünde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Geoff Oxford "Kuşlar onlarla besleniyor. Ama bir kuş, daha önce hiç görmediği bir işaret ya da bir renk gördüğünde birkaç saniye durup bakar. Bu örümcekler de böylelikle kaçmak için zaman kazanabiliyor. Ancak bu şimdiye kadar ilk kez rastladığımız bir gelişme." dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8254028255038898314?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8254028255038898314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8254028255038898314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/gulumseyen-orumcek.html' title='@ Gülümseyen örümcek!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-rjeI0XkI/AAAAAAAABjQ/mrQSvoFWlwU/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-679889726479466076</id><published>2009-04-23T02:37:00.003+03:00</published><updated>2009-04-23T02:40:11.008+03:00</updated><title type='text'>@ İran ve İsrail için örnek ülke Türkiye!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-q0eTeX_I/AAAAAAAABjI/WbXvZg2NbCk/s1600-h/1.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 50px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-q0eTeX_I/AAAAAAAABjI/WbXvZg2NbCk/s200/1.Jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327664702667251698" /&gt;&lt;/a&gt;Londra’da Arapça yayımlanan Hayat gazetesinde, 21 Nisan 2009'de yayınlanan, Hazım Sagiye'nin yazısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’ye yönelik Amerikan övgüleri Başkan Barack Obama’nın ziyaretinde doruk noktasına çıktı; övgüler, bu ülkede zıt kutupların birlikte yaşadığı düşüncesini tekrarlıyordu. Zira Türkiye Müslüman ve laik, İslamcı ve Batıcı, ordunun siyasetin ‘bekçiliğini’ üstlendiği bir demokrasi, NATO üyesi; Irak savaşına karşı çıkmış, Filistin-İsrail ve Arap-İsrail çekişmesinin çözümüyle ilgilenen, AB üyeliği çabası içindeki, İslam dünyasındaki konumunu da güçlendirmek isteyen bir ülke.&lt;br /&gt;Bu değerlendirmenin doğru olması bir yana, Mahmud Ahmedinecad’ın gölgesindeki İran ve Binyamin Netanyahu’yla Avigdor Lieberman’ın gölgesindeki İsrail, Türkiye’nin başrol oynadığı modele karşıt iki geçersiz model. İkisi de uçta duran zıt devletler. ABD’nin İran’la ilişkilerinin yeni yönetimle birlikte iyileştiği doğru. ABD’nin İsrail’le de ilişkileri kötüleşiyor. En azından Ortadoğu özel temsilcisi &lt;br /&gt;George Mitchell’ın iki devletli çözüm ilkesi ve Annapolis konferansının sonuçlarına yoğunlaşan sunumuyla, bu ilkeyi ve söz konusu sonuçları reddeden İsrail resmi sunumu arasındaki farkın netleşmesi buna işaret.&lt;br /&gt;Göstergeler, ABD yönetiminin İran ve İsrail’in Türkiye’ninkine benzer tavır sergilemelerini sağlamaya çalıştığı mesajı veriyor. Böylelikle İran düşman mertebesinden ‘rakip’ mertebesine yükselirken, İsrail özdeş konumdan ortak derecesine düşüyor. İbrani devletinde Netanyahu Mitchell’in uçağı kalkmak üzereyken, müzakerelerin önşartı olarak ‘İsrail’in Yahudi devleti olarak tanınması’ talebinden geri adım attı ve talebi nihai müzakerelere erteledi. İsrail basını da Netanyahu-Lieberman-Ehud Barak hükümetinde anlaşmazlık olduğunu yazıyor. Barak İzhak Rabin gibi Amerikan dalgasına kapılma arzusunda ve bu yaklaşım İşçi Partisi’ni kurtarabilir.&lt;br /&gt;Ahmedinecad’ın da ABD’yle diyalog konusunda gelgitli açıklamalar yapması dikkat çekici. Casusluk suçlamasıyla tutuklanan Amerikalı-İranlı gazetecinin kendisini savunma hakkını kullanması gerektiği yönündeki açıklaması birçoklarını şaşırttı. Görünen o ki, İran ve İsrail politikalarının ‘Türkleşmesi’ ABD’yi kışkırtıyor. Sadece bu bile bölgede siyasetin doğru yolda olduğu mesajı veriyor. Irak ve Afganistan savaşları sonrası savaş uzak ihtimal haline geldi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-679889726479466076?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/679889726479466076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/679889726479466076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/iran-ve-israil-icin-ornek-ulke-turkiye.html' title='@ İran ve İsrail için örnek ülke Türkiye!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Se-q0eTeX_I/AAAAAAAABjI/WbXvZg2NbCk/s72-c/1.Jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7266102899019612462</id><published>2009-04-20T13:52:00.003+03:00</published><updated>2009-05-19T03:41:34.300+03:00</updated><title type='text'>@ Türkiye o zaman süper güç olur!</title><content type='html'>Times gazetesi "Ağrı'nın gölgesinde barış umudu" başlıklı haberinde Türkiye Ermenistan sınırının açılması için yürütülen diplomatik çabaları analiz etti.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Türkiye'nin Ermenistan'la sınırları açması yönündeki haberlerini artıran İngiliz The Times gazetesi, "Bu sorun çözülürse Türkiye'nin Karadeniz'deki süper güç statüsü teyit edilmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıda dikkat çeken satırlar şöyle: "Sınırın açılmasından her iki taraf da büyük ekonomik kazanç sağlayacak. Ancak bu adım aynı zamanda, Avrupa'nın arka bahçesindeki son 'dondurulmuş sorun' olan Ermenistan - Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ meselesinin çözümüne de yardımcı olacaktır. Ayrıca Rusya'nın çalkantılı Kafkaslar coğrafyasında dengesini yeniden bulmasına ve Türkiye'nin de nüfuzunu Orta Asya'ya doğru genişletmesine imkan tanıyacaktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Times, Türkiye - Ermenistan sınırının açılmasının yakın olduğu yolundaki haberlerin Azerbaycan'da yarattığı rahatsızlığa değindi. Bakü'nün petrol kartını oynamasının ardından Türkiye'nin geri adım attığını, Başbakan Erdoğan'ın, "Dağlık Karabağ çözülmeden sınır açılmaz." dediğini hatırlatan gazete şu yorumu yaptı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İslamcı Başbakan, Müslüman komşusunu yüzüstü bırakır görünmek istemedi. Türkiye uzun süredir, nüfuzunu Azerbaycan'ın ötesine, Türkçe konuşan, teknoloji ve yatırıma aç Orta Asya'ya doğru genişletmek istiyor. 1990'larda boşa çıkan umutlar şimdi yeniden canlanıyor. Dolayısıyla Ankara Azerileri hayal kırıklığına uğratmak istemedi. Ne var ki Ermenistan ile uzlaşma ve Kafkaslar'daki çıkmazın aşılması, herkesin çıkarına."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Times Türkiye'den başlayarak, sorunun çözümünden kimin ne çıkar elde edeceğini de şöyle sıraladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türkiye'nin Karadeniz'deki süper güç statüsü teyit edilmiş olacak. Türkiye Avrupa Birliği'nin kapısında bekliyor olabilir ama, komşularının gözünde dev bir ekonomidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kuzeyi Gürcistan'daki istikrarsızlık nedeniyle kapanmış ve Rusya'ya fazla bağımlı olmaktan korkan Ermenistan ise, dünyaya Türkiye üzerinden açılma alternatifine kavuşacaktır. Ekonomik işbirliği, tarihi husumetlerin yumuşatılmasına da yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Rusya'nın da bu işten çıkarı olacaktır. Rusların Türklerle ilişkileri hiç şimdiki kadar iyi olmadı. Bu, iki ülke arasındaki devasa ticaret hacmi, Türkiye'ye akın eden Rus turistler ve sınırındaki NATO üyesi Türkiye'nin Rusya'ya artık tehdit oluşturmamasından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ancak bu iyi ilişkiler kırılgan. Bölgesel nüfuz ve enerji kaynaklarının hakimiyeti konusundaki rekabet her an yeniden alevlenebilir. (BBC)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7266102899019612462?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7266102899019612462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7266102899019612462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/turkiye-o-zaman-super-guc-olur.html' title='@ Türkiye o zaman süper güç olur!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1940858690079800593</id><published>2009-04-13T12:47:00.001+03:00</published><updated>2009-04-13T12:49:02.673+03:00</updated><title type='text'>@ Evrimciliğin sonuçları ve/veya sebepleri-2</title><content type='html'>Zaman Gazetesinden, Ali Ünal Bey'in bugünkü makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri katıksız Darwinist olan ama araştırmaları kendisini evrimin bilinen iddialarının yanlışlığına götüren ABD Lehigh Üniversitesi'nden biyokimyacı Michael Behe, 1996'da "Darwin's Black Box"ını yayınladı.&lt;br /&gt;Bu kitabında, bir hücrenin varlığı ve fonksiyonu için mutlak gerekli çok sayıda kompleks unsurun aynı anda bulunması gerektiğini izah etti ve buna "indirgenemez komplekslilik" adını verdi. Bu, "Bir bütünün varlığı, tüm parçalarının aynı anda ve tam fonksiyon görür şekilde bir arada bulunmasını gerektirir; yokluğu ise, bir parçanın yokluğu ile mümkündür." küllî kaidesinin ifadesiydi. Evrim faraziyesine göre ise böyle bir oluşum, yüz milyonlarca yıl alan tesadüfî mutasyon, varyasyon (çeşitlenme) ve tabiî ayıklanma yoluyla gerçekleşmişti. Bu durumda, milyonlarca yıl bütünü meydana getirecek unsurların rastgele ve hiçbir fonksiyon görmesi mümkün olmayacak şekilde yığılması gerekiyordu. Bu ise evrim adına hiçbir seçilim avantajı sağlamayacağı gibi, Behe, "Bilimsel literatürde herhangi bir gerçek ve kompleks biyokimyevî sistemin moleküler evrimle nasıl meydana geldiği veya gelebileceği üzerinde tek bir yayın yoktur." diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçek, mahut ateist Richard Dawkins'e soruldu. Cevap şu oldu: "O konuda düşünmekle mücehhez en iyi kişi değilim, çünkü biyokimyacı değilim. Ama Behe tembelliği bırakmalı ve kamçının (flagellum) nasıl evrimleştiğini düşünmeli." Yani, önce evrime inanacağız, sonra da araştırmalarımızı bu inancımızı doğrulama istikametinde yapacağız. O gün bu gündür Dawkins ve bir diğer ünlü evrimci Stephen J. Gould, klasik evrimci taktiği olarak, sadece Behe'yi "yaratıcılık taraftarı" olmakla suçlayageldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl eylül ayında ABD'de televizyon kanalı Public Broadcastig Service, Bill Gates'in ortağı mültimilyarder Paul G. Allen'in 15 milyon dolarla finanse ettiği sekiz saatlik bir evrimi "ispatlama" kampanyası yaptı. Sekiz saat, Miller-Urey deneyi, Haeckel'in embriyosu, kuşların kemiklerinin, atın bacaklarının ve insanın ellerinin birbirine ne kadar benzediği, İngiltere'deki koyu renkli kelebekler ve ispinozun gagası gibi evrime delil oldukları çürütülmüş iddialar dışında, lezbiyen ilişki, AIDS, feminizm, eşcinsellik, yağmur ormanları ve insanların tür çeşitlenmesine tehditleri gibi konularla dolduruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir bunların sebebi ve evrim iddiasının arkasındaki gerçekler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimler, varlığını kâinattaki "kanun" denilen değişmez genel prensiplere borçludur. Bu ise varlıktaki muhteşem ve sarsılmaz düzeni, varlıklar arasındaki kopmaz bağları ve münasebetleri; düzen, varlıktaki gaye ve hedefi, bütün bunlar, mutlak bir iradeyi ve tek tek her varlıkla birlikte bütün varlıkları aynı anda kuşatan bir ilmi gerektirir. Bir çay kaşığına sığabilecek boyuttaki bir DNA zincirinin, bugüne kadar dünya üzerinde basılmış bütün kitaplardaki bilgiyi ihtiva edebilecek kapasitede olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, matematik ilmi, "500 aminoasitten oluşan bir proteinin aminoasit diziliminin tesadüfen doğru çıkması, 10950 (10 üzeri 950), yani 0'dır." der. Bütün bunlar, Allah'ın varlığına açık delildir. Oysa R. Dawkins, "Darwin Türlerin Kökeni'ni yazmadan önce dünyaya gelseydim, ateist olabileceğimi hayal bile edemezdim. Ateizm, Darwinizm'in mantıkî sonucudur." derken, bir diğer evrimci Michael Walker, "Kabul etmeliyiz ki, birçok bilim adamının Darwin'in teorisini kabul etmesinin tek sebebi, bu teorinin bir Yaratıcı'nın varlığını reddetmesidir." itirafında bulunur. Batı'da asırlar süren din-bilim kavgasında inkârcılığı devralan evrimcilik, Allah'ı ve dini inkâr adına Allah'ın en önemli sıfatı, dinin temeli yaratıcılığı reddetme esası üzerine oturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ı ve dini inkârın ve dolayısıyla evrimciliğin diğer sonuçları olarak, Cornell Üniversitesi'nden meşhur biyoloji tarihçisi William Provine, şunları zikreder: 1) Ölümden sonra hayat yoktur. 2) Ahlâkî değerler, nihaî olarak her türlü kesin temelden yoksundur. 3) Hayatın nihaî olarak hiçbir anlamı ve gayesi yoktur. 4) İnsan için özgür irade diye bir şey söz konusu değildir. Evrimcilik, budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1940858690079800593?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1940858690079800593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1940858690079800593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/evrimciligin-sonuclar-veveya-sebepleri.html' title='@ Evrimciliğin sonuçları ve/veya sebepleri-2'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8245573180837883965</id><published>2009-04-06T13:04:00.002+03:00</published><updated>2009-04-06T13:11:37.047+03:00</updated><title type='text'>@ ''Dinlerarası Barış'' açıklaması...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SdnVScxuuUI/AAAAAAAABjA/TDr2ZL8I-Ms/s1600-h/diyalog-elli00001.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 192px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SdnVScxuuUI/AAAAAAAABjA/TDr2ZL8I-Ms/s200/diyalog-elli00001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321518947654089026" /&gt;&lt;/a&gt;Birleşmiş Milletler’e bağlı “Dinlerarası Barış” organizasyonu, dünya liderlerine yönelik 5 maddelik bir deklarasyon yayımladı. Deklarasyonda “Dini liderler politikacı değildir, ancak, barış arayışında dini liderlerin katkısı sağlanmalıdır” denildi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler’e bağlı “Dinlerarası Barış” (Religions for Peace) organizasyonu, Medeniyetler İttifakı 2. Forumu’na katılacak liderlere yönelik 5 maddelik bir deklarasyon yayımladı. Deklarasyonda, “Dini liderler politikacı değildir, ancak, barış arayışında dini liderlerin katkısı sağlanmalıdır” denildi ve dini liderlerin barış sürecine dahil edilmesi gerektiğinin altı çizildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Diyanet de katkı verdi'&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük çok dinli organizasyonu olarak 1970 yılından bu yana faaliyette bulunan “Dinlerarası Barış”ın Genel Sekreteri Willam Vindley, Four Seasons Bosphorus Otel’de düzenlediği basın toplantısında,  Medeniyetler İttifakı 2. Forumu’nda bir araya gelecek ülke liderlerine yönelik hazırlanan deklarasyonu açıkladı. Aynı zamanda ABD Başkanı Barack Obama’nın “Dinlerarası Diyalog Danışma Grubu”na atandığı belirtilen Vindley, deklarasyonun İstanbul’da Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ve İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı’nın da katılımıyla sürdürülen çalışmaların sonunda hazırlandığını belirtti. Vindley, dini liderlerin, çözümün bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;Dini liderlerin barış süreciyle ilgili görüş ve beklentileri, bildirgede şu şekilde sıralandı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Politikacı değiliz ama..’&lt;br /&gt;1 Barış süreci yeniden ve etkin biçimde başlatılmalı. (Dini liderler) Özellikle, BM destekli Arap Barış Girişimi’nin gayretleri ve yeni Amerikan yönetiminin yaratacağı fırsatları not ediyor. Ciddi ve sürdürülebilir bir barış sürecinin başlatılması için tüm imkânlar kullanılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Dini liderler politikacı değildir, ancak barış arayışında dini liderlerin katkısı sağlanmalıdır. (Dini liderler) adalet içinde bir barışa erişmek için, ciddi ve ilkeli siyasi gayretlerin gösterilmesini bekliyor.  Mukaddes topraklarda, dini liderlerin katılımı olmadan gerçek bir barış süreci olamaz. Bu nedenle din, mukaddes alanlar ve ibadet özgürlüğü konusunda, kendilerine danışılmasını ve sürece hak ettikleri ölçüde katılımlarının sağlanmasını bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Gazze halkının insani ihtiyaçları karşılanmalı ve kuşatma kaldırılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Tüm taraflar ve uluslararası toplum, bölgedeki demokratik süreçlere saygı göstermeli ve sonuçlarını kabul etmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kudüs’ün statüsü korunmalı’&lt;br /&gt;5 Kudüs’ün statüsü mukaddes bir şehir olarak korunmalı ve tüm inanç sahiplerinin,  özellikle de mukaddes topraklarda yaşayanların erişimine açılmalı. Kudüs’ün nihai statüsü uluslararası hukuk ve ilgili BM kararlarına uygun şekilde belirlenmelidir. İşgal tedbirleri (Arap evlerinin yıkılması, şehrin ayırıcı bir duvarla izolasyonu, Arap yerleşimcilerin sürülmesi...) hemen sona erdirilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8245573180837883965?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8245573180837883965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8245573180837883965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/04/dinleraras-bars-acklamas.html' title='@ &apos;&apos;Dinlerarası Barış&apos;&apos; açıklaması...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SdnVScxuuUI/AAAAAAAABjA/TDr2ZL8I-Ms/s72-c/diyalog-elli00001.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7172366745854252497</id><published>2009-03-30T13:44:00.002+03:00</published><updated>2009-03-30T13:49:06.511+03:00</updated><title type='text'>@ 'İslam dünyasına en iyi örnek Türkiye'</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SdCjX7gByGI/AAAAAAAABio/6dJe6LMKN60/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SdCjX7gByGI/AAAAAAAABio/6dJe6LMKN60/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318930791428900962" /&gt;&lt;/a&gt;Chatham House'da konuşan Cambridge Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Hroub, Türkiye'nin İslam'ı yaşama tarzı ve laiklik geleneğinin diğer İslam ülkeleri için önemli ve pozitif bir örnek olduğunu, AK Parti'nin de bu geleneği aynı şekilde sürdürdüğünü söyledi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan uluslararası ilişkiler alanında dünyanın en prestijli düşünce kuruluşlarından Chatham House önemli bir konferansa ev sahipliği yaptı. "Laik Siyasi İslam - Türkiye ve Arab Tecrübeleri" başlıklı konferansta Türkiye masaya yatırıldı. Konferansın baş konuşmacısı Cambridge Üniversitesi Arap Meyda Projesi Başkanı Dr. Khaled Hroub, Türkiye'nin laik varlığına yönelik bir tehdit olmadığını ve anayasası sayesinde laikliğinin güvence altında olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hroub, AK Parti ile ilgili olarak da parti programında laikliğin din özgürlüğünün güvencesi olarak gösterildiği paragrafa dikkat çekerek, böylesi bir paragrafın hiçbir "İslami partinin programına alınamayacağını" belitti. AK Parti'nin laik düzeni desteklediğini kaydeden Hroub sözlerini şöyle sürdürdü: "AK Parti artık İslami bir parti değil. İslami düşünce ve ideolojiye inananlarla aynı alanda değiller. Sosyal ve sosyalizme yönelik değerleri var ama İslami bir parti değil. İslami bir parti denilmesi için üç unsuru olmalı; şeriat kanunu, dünya Müslümanlarını birleştirme ideali ve toplumu İslamlaştırma programı... Muhafazakâr değerleri var belki ama liberalizme daha yakınlar, İslami bir parti denilemez. AK Parti programında siyasi ve ekonomik çıkarlar için dinin kullanılmasına karşı olunduğu belirtiliyor. Ayrıca laik devletin kurucusu Atatürk'e atıfta bulunuyor..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de Atatürk ve ordunun birleştirici güç olduğunu oysa Arap ülkelerinde milli orduların bölücü görüldüğüne dikkat çeken Dr. Hroub, Arap ülkelerinde 'milli orduların' pan-İslamist büyük bir Arap devleti yaratma idealinin önündeki engel olarak görüldüğünü belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7172366745854252497?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7172366745854252497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7172366745854252497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/islam-dunyasna-en-iyi-ornek-turkiye.html' title='@ &apos;İslam dünyasına en iyi örnek Türkiye&apos;'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SdCjX7gByGI/AAAAAAAABio/6dJe6LMKN60/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8941642432310290979</id><published>2009-03-26T04:25:00.002+02:00</published><updated>2009-03-26T04:28:34.585+02:00</updated><title type='text'>@ Türkiye: Tarihe yeniden giriş</title><content type='html'>Dr. Seyyar El Cemil'in, 25 Mart El Beyan Gazetesindeki makalesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bugün İslam dünyasında bir istisna. Kemalizm'in altı ilkesinin meşru çocuğu ve Osmanlı'nın imparatorluk mirasının varisi. Din ve dünya dengesinde orta bir noktada duruyor ve geçmişi ile kendi çağı arasında sopayı ortadan tutuyor. Osmanlı tarihini ağır ağır okumayan, yapısını ve oluşumlarını düşünmeyenlerin derinlere uzanan bu istisna karşısında kesinlikle gözleri kamaşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira Osmanlı Devleti, İslam'ın zengin mirası ve imparatorluğun Avrupa geleneklerinin şaşırtıcı bir görüntüsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla bizler çağdaş Türkiye'de İslam elbiseli laik bir ülke olması sebebiyle bir kimlik krizi görmüyoruz. Birçokları Atatürk deneyiminden çokça dehşete kapıldılar ve laik deneyim olması sebebiyle onu ayıpladılar. Oysa aynı liderin Türkiye genelindeki Osmanlı dinî medreselerini muhafaza ettiğini bilmiyorlardı. Arap ülkeleri kendi anayasalarına 'devletin dini İslam' diye yazdırdılar, ancak uygulamaları bir tür gizli laiklikti. Türkiye Cumhuriyeti, ilanından bugüne kadar kendi toplumu karşısında gayet açık bir ülkeyken Arap ülkeleri kendileri ile toplumları arasında güven ve kimlik krizi yaşadılar. Yani özetle 20'nci yüzyıldan bugüne kadar Arap ülkeleri bir ahlak krizi içindeler. Bu güvenin sarsılması iç, bölgesel veya uluslararası birçok koalisyonun kurulmasına yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere Türkiye'nin kendi özellikleri var ve ilişkilerin inşasında kendi yöntemini izledi. Araplar ile İsrail arasındaki barış görüşmelerinde arabulucu oldu. Erdoğan, bölgede Mısır'ın eksen rolünü alma gücü olduğunu gördü. Hatta İsrail'in Gazze'deki vahşi saldırılarına yönelik söylemi Arap Birliği'nin rolünü aşan bir alan açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi yıldır Osmanlılarla ilgili yazdıklarımı okuyanlar benim İslam dünyasının içine kapanması, tarihin değirmeninde ezilen siyasi geleneklerini ve düşüncelerini tekrarlayıp durması karşısında Batı'ya yönelik 'Osmanlı İslam'ı açılımı üzerinde durduğumu göreceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, dünyada barışın ve bölgede güvenliğin garantörü olarak rolünü oynadı. Tabii buradaki amacı Osmanlı'nın klasik konumunu geri alma girişimi kadar Doğu ile Batı, gelenek ile modernlik veya laiklik ile İslam arasında denge kurma gücünü ifade etmekti. Türkiye bugün derin derslere sahip. Ülkelerin ve partilerin ucuz suçlamalardan ve hazır inkâr araçlarını pazarlamaktan uzak durarak bu dersleri almasını temenni ediyorum. Burada sadece Arapları değil, İslami iki güç Pakistan ve İran'ı da kast ediyorum. Her iki ülkenin siyasal İslamlarını pazarlama noktasında farklı yöntemleri var; ancak bazen milliyetçi eğilimlerle bazen de mezhepçi eğilimlerle yapılıyor bu pazarlama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Türkiye'nin rolü marjinal veya bir yere bağlı değil. NATO paktı üyesi olduğu doğru; ancak bölgedeki güçlü ve stratejik konumunun yanı sıra büyük bir orduya sahip olması sebebiyle kendi iradesini belirleme gücü var. İran'ın nükleer emellerine yönelik büyük endişesine rağmen Ankara ve Tahran ekonomik ve siyasi güçlü ilişkilerle birbirine bağlı. Ayrıca Türkiye'nin Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkeleriyle güçlü köprüler kurma gücü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk yetkililer, bugün AB'ye katılmak için Ermenilerle geçmişin bütün sorunlarını çözmeye çalışıyorlar ve Avrupa'ya katılmalarının İslam dünyasının bazı sorunlarından ve gerginliklerinden kurtulmasına destek olacağını düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa ile Asya arasında bir Türk dengesinin tesisi için ortada Kemalizm'in 'yurtta barış, cihanda barış' temeli üzerine kurulu ilkelerinin yenilenmesi ve 20'nci yüzyıla hakim olan 'Batılılaşma' ideolojisinden bir 'denge' oluşturmaya geçiş çabası var. Bugün yeni Türk yetkililerce Türkiye'nin her iki kıta arasında bir köprü olması işlevi yeniden gözden geçirilmektedir. Yani Atatürk'ün ve müttefiklerinin 20'nci yüzyılda dondurduğu Osmanlı mirasına yeniden dönüş söz konusu. 'Araplar ve Türkler' adlı kitabımda bu konuya işaret ettim. Türkiye iki dünya arasında gerçekçi jeo-tarihi yakınlaşma için çalışacaktır ve ben Türkiye'nin taraflar arasında eksen politikalar izledikçe bu yeni amaçlarında başarılı olacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç düzlemde Türkler dinî mirasa ve Kemalist ilkelere ihanet etmeksizin yenilenmiş İslam'ın demokrasi ve modernlikle birlikte yaşama gücü olduğunu ispatladılar. Türkiye bugün Ortadoğu'da hiç kimsenin daha önce yapmadığı çağdaş bir yapı oluşturmaya çalışıyor. Kendi Kemalizm'ini ve Osmanlıcılığını 'Pasifik ittifakı' diye adlandırılan koalisyonun kurulmasında kullanıyor. Tarihten kaçmıyor, aksine yeniden tarihe girmeye çalışıyor. Acaba bu kez başarılı olacak mı? Bizden sonraki nesil bu sorunun cevabını öğrenecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8941642432310290979?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8941642432310290979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8941642432310290979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/turkiye-tarihe-yeniden-giris.html' title='@ Türkiye: Tarihe yeniden giriş'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4529517159410021247</id><published>2009-03-23T21:22:00.003+02:00</published><updated>2009-03-25T13:29:05.906+02:00</updated><title type='text'>Lubnan'da bulunan fosiller, evrimi altüst etti!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Scfh5HjO3II/AAAAAAAABig/EUZLytTgarg/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 139px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Scfh5HjO3II/AAAAAAAABig/EUZLytTgarg/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316466256529775746" /&gt;&lt;/a&gt;Ahtapotların vücutları tamamen kas ve deriden oluştuğu için, öldükten sonra kolayca çürüyüp sıvılaştıklarından; fosil kalıntılarını bulmak pek mümkün olmamasına karşın Lübnan’da ani ölümle karşı karşıya kalan beş adet ahtapota ait 95 milyon yıllık fosiller bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulunan fosiller, ahtapotların 8 kolunu da tüm kasları ve hatta üzerindeki dizi dizi vantuzları ile beraber korunmuş bir şekilde ortaya çıktı. Hatta birkaçında, ahtapotun ürettiği mürekkebe ait kalıntıların dahi korunduğu tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulunan 95 milyon yıllık fosillerin en çarpıcı özelliği, bugünkü hallerinden hiçbir suretle ayırd edilebilir olmaması…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berlin Freie Üniversitesi'nden Dirk Fuchs, “Ahtapotların ilkel atalarının etten yüzgeçleri olması lazımdı. Ama bu fosiller, o kadar iyi korunmuş ki bize tıpkı bugünkü yaşayan örnekleri gibi, ahtapotların böyle etten yüzgeçleri olmadığını gösteriyor” diyerek bulunan fosillerin evrimcilerin iddia ettiği ahtapotların hayali atasına ilişkin iddiaları yıktığını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://www.palenews.net/2009/03/95-million-year-old-octopus-fossil.html&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4529517159410021247?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4529517159410021247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4529517159410021247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/lubnanda-bulunan-fosiller-evrimi-altust.html' title='Lubnan&apos;da bulunan fosiller, evrimi altüst etti!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Scfh5HjO3II/AAAAAAAABig/EUZLytTgarg/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-641495054715500536</id><published>2009-03-21T13:24:00.000+02:00</published><updated>2009-03-21T13:25:16.171+02:00</updated><title type='text'>@ Türkiye'li AB daha güçlü olacak</title><content type='html'>1 Temmuz'dan itibaren Avrupa Birliği dönem başkanlığını devralacak olan İsveç'in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Türkiye'nin AB üyelik sürecine tam destek verdi. İsveç'in saygın gazetelerinden Svenska Dagbladet'e konuşan Bildt, Türkiye'nin AB üyeliğinin kabul edilmesi halinde Birliğin daha da güçleneceğini söyledi. Türkiye'nin AB üyeliği ile dünyada yaşanan bunca olumsuz olaylar sırasında Avrupa ile Müslüman ülkeler arasında bir köprü kurulmuş olacağını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin AB üyeliğinden umutlu olduğunu kaydeden Bildt, ancak bütün bunlara rağmen Ankara'nın önünde çözülmesi gereken en önemli sorunlardan birinin Kıbrıs olduğunu ifade etti. AB, 2009'un ikinci yarısında Kıbrıs'a ilişkin limanlar sorununu tekrar gözden geçirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin AB üyeliğini değerlendiren bir analize yer veren Svenska Dagbladet gazetesi de müzakerelerin ağır gittiğini yazdı. Üyeliğe karşı çıkan Fransa gibi ülkelerin bulunduğunu hatırlatan gazete, Paris'in bu tavrının sebebi olarak Türkiye'nin büyük bir ülke olmasının yanında Türklerin iş bulmak amacıyla AB'ye akın etme ihtimalini gösterdi. İsveç'in eski İstanbul Başkonsolosu Ingmar Karlsson ise buna karşı çıkarak, "Tam tersine AB ülkelerinde şu anda yaşayan birçok Türk vatandaşı ülkesine döner. Bunlar arasında iyi eğitim görmüş Türkler de var. Aslında Fransa ve Almanya, Birlik içinde kendi egemenliklerini koruyabilmek için AB içinde büyük ve kalabalık nüfusa sahip bir ülke istemiyor.'' görüşünü savundu. Gazete, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin tartışıldığı bir dönemde 100 bine yakını İsveç'te, 3 milyonu Almanya'da olmak üzere 5 milyon Türk'ün şimdiden "AB vatandaşı" olduğunu kaydetti. Stockholm, aa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-641495054715500536?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/641495054715500536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/641495054715500536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/turkiyeli-ab-daha-guclu-olacak.html' title='@ Türkiye&apos;li AB daha güçlü olacak'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5998309684867156284</id><published>2009-03-20T23:58:00.004+02:00</published><updated>2009-03-21T00:02:32.085+02:00</updated><title type='text'>@ İlhamını Osmanlı'dan alan bir aydınlanmanın zamanı geldi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ScQRnwjzALI/AAAAAAAABiY/40nYASFqdDA/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 160px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ScQRnwjzALI/AAAAAAAABiY/40nYASFqdDA/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315392834951643314" /&gt;&lt;/a&gt;George Mason Universitesi, Dunya Dinleri, Düplomasi ve Ihtilaf Çözümü Merkezi Başkanı, Dr. Marc Gopin'in yazısını aşağıda okuyabiliriniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı ve Arap dünyalarının Osmanlı İmparatorluğu'nu, uzun vadeli çöküşün örnek vakası olarak gördüğü göz önünde bulundurulursa, tarihî, kültürel ve coğrafî unsurlardan kaynaklanan bu fırsat, bir hayli şaşırtıcı. Ancak, Osmanlı tarihi, olağanüstü bir kültürel zenginlikle bezeli ve bu zenginlik, özellikle, çok sayıda medeniyet ve dinin şiddetten uzak bir şekilde diplomaside bir araya gelmesi için, tarihin içinde bulunduğumuz noktasına mükemmel bir şekilde uyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın şu anda tam da buna ihtiyacı var. Türkiye, Doğu ile Batı'nın karşılaşması gereken yer. İslam'ın burada devreye girmesi gerekiyor, Yahudilerin Müslümanlarla burada uzlaşması gerekiyor ve Arapların, Müslümanların, Yahudilerin ve Hıristiyanların yeni bir uluslararası toplumsal sözleşmenin temellerini burada bulmaları gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail, Filistin ve Hamas gibi konulardaki mevcut ayrılıklar açıkça ortada. Türkiye'nin, bölgenin Arap olmayan askerî gücü olarak geleneksel rolünü değiştirmekte olduğu da açıkça ortada. Başbakan hem İsrail'in Gazze savaşı esnasındaki tutumuna dair duruşuyla hem de önceki Amerikan idaresinin şer ekseni olarak tanımladığı Suriye, Hamas ve İran'la ilişkiye geçilmesine dair istekliliğiyle açıkça vites değiştirdi. Bu, gözü kara ve zor bir adım. Ancak doğru şekilde yönlendirildiği takdirde Türkiye'yi yirmi birinci yüzyıl diplomasisinin başköşesine yerleştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin, medeniyetleri ve dinleri birbirine bağlama tarihî rolünü sürdürmesi için uluslararası diplomasi becerilerini geliştirmesi gerekecek. Türkiye'nin konumlandığı irtibat noktası bir yandan zorluklarla, bir yandan da fırsatlarla dolu. Batı, İsrail ve Arap dünyası İran'la şiddetli bir gerilim içinde. Batı ve Arap dünyasının kayda değer bir kesimi Hamas'la gerilim yaşıyor. Batı, İsrail ve Avrupa İslam medeniyetiyle önemli gerilimler -sessiz de olsa- yaşıyor. Ayrıca dünyanın önemli kısmı İsrail'in politikalarıyla gerilim içinde. Türkiye tüm bu cepheleri olumlu etkileyebilecek potansiyele sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin her türlü angajmanının en önemli unsuru benim deyimimle "olumlu diplomasi" olmalı. Olumlu diplomasi; sorunlara değil fırsatlara, düşmanlıklara değil ilişkilere, eleştiriye değil teşvike odaklanır. Türkiye, İsrail'in Gazze'de aşırı kuvvet kullanmasını şiddetle eleştirdiği için alkışlanmalı. Çünkü savaş koşullarındaki insani durum korkunçtu. Ancak şimdi, mesajı olumlu bir yöne çevirmenin zamanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da önemlisi, Ortadoğu'nun barışa doğru ilerlemesini istemeyen Washington'daki gerici lobilerin şantajına maruz kalmamak için, Türkiye'nin, özellikle Ermenistan ve yüzyıl başında yaşanan trajik şiddete dair, Türk gururunu savunmaya odaklanan eski diplomasi yöntemlerinden vazgeçmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dizi atak stratejiye ihtiyaç var. Bunlar: 1. Ermenistan vatandaşlarının resmî merasimler eşliğinde Türkiye'yi ziyaret etmelerini sağlamak, Türkiye'deki geçmişlerini anmak ve kayıpların yasını hep birlikte tutmak gibi jestlerin eşlik ettiği, Ermenistan'la uzlaşma ve ilişki sürecine girmek. 2. Azerbaycan'ın insanî ihtiyaçlarını görmek ve bu ülkeye, gelecekte Ermenistan'la daha başarılı şekilde müzakere edebilmesi için yardımcı olmak. 3. Yahudileri, Yahudiliği ve İsraillileri kamu önünde kucaklamak; ama bunu yaparken Filistinlileri, Gazzelileri de unutmamak, bir yandan da İsrail'le yapacakları uzun süreli bir anlaşmanın temellerini belirlemek üzere Hamas'la, müzakere etmek. 4. İsrail ve Arap dünyası angajmanlarına dair Suriye ve İran'la irtibatta olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemlisi, Türkiye'nin, kendisini kısıtlayan ve Ermeni meselesine hapseden o eski savunmacı diplomasiden vazgeçmesi ve bunun yerine medeniyetlerin, ülkelerin ve dinlerin köprüsü olma konumunu talep etmesi ve kazanması gerekiyor. Böylelikle, birçok Türk vatandaşının kılavuzu olan ilerici İslam aydınlanma ve demokrasinin paradigması haline gelebilir ve bu, Batı'da gericilerin, Arap dünyasında da aşırıların İslam medeniyetini şiddetle eşdeğer tutan algılamalarını yalancı çıkarabilir. İkincisi, Ermenilerle yeniden ilişkiye girerek Washington'un baskısından kurtulan Türk liderliği, yüzyıllar boyunca yaptığı gibi, Yahudilerle olumlu bir ilişkiye girebilir ve onlara, Filistinlilere saygılı ve cömert bir şekilde yaklaşmaları çağrısında bulunabilir. Türkiye yüzlerce İsrailli işadamını, ruhanî liderleri, kültürel liderleri; Türk topraklarında Filistinlilerle, kendilerinin eşiti olarak yeni bir ilişki başlatmak üzere resmî olarak davet edebilecek, Müslümanları, Gazzelileri, Hamas'ı devreye sokabilecek bir ülke. Bu, İsrail ve Filistin'de, ihtilaf çözümü açısından bir devrim olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıllıca siyaset aynı zamanda vizyon sahibi siyaset de olabilir. Başkan Barack Obama vizyon ile pragmatikliği, gerçekçilikle umudu birleştiren bir siyasetin öncüsü. Türkiye de, aydınlanmış İslam medeniyeti modeliyle aynısını yapabilir. Örneğin Mevlânâ bugün dünyanın en sevilen şairlerinden biri ve Arap Ortadoğu'sunda gittiğim her yerde, sufiler arabuluculukta hep öncü konumda. Bu, Mevlânâ'nın çağı; bu, sufi arabulucuların ve sufi vizyonerlerin çağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yol kibirden uzak, mütevazı bir şekilde izlenirse, Arap dünyasındaki en muhafazakâr unsurlara kafa tutulabileceğine, hatta onların bile ikna edilebileceğine inanıyorum. Körfez'de hiç kimse Bin Ladin'in gölgesinin sonsuza kadar Arap ve Müslüman dünyalarının üstünde kalmasını istemiyor. Zehir Orta Asya'ya da sıçradı ve herkes bunun Müslüman sosyal düzenini tehdit etmesinden endişeleniyor. Bir taraftan da Batı'nın İslam medeniyetine hoşgörüsüzlüğünü besliyor. İslam dünyasında gözü pek liderlere ihtiyacımız var. İsrail'e ve düşmanlarına, nihai bir çözüme ulaşılması için güven verecek cesur partnerlere ihtiyacımız var. Kimse bunun için Türkiye'den daha iyi konumlanmış durumda değil ve kimse de bu sonuçtan, şu anda dünyanın en kudretli lideri olan Barack Obama'dan daha memnun olmayacaktır. Türkiye, yirminci yüzyıldan kalma hayaletlerini gömmeli. Böylelikle yirmi birinci yüzyılda uluslararası ihtişama yeniden kavuşabilir. İlhamını Osmanlı'dan alan bir aydınlanmanın zamanı geldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5998309684867156284?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5998309684867156284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5998309684867156284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/ilhamn-osmanldan-alan-bir-aydnlanmann.html' title='@ İlhamını Osmanlı&apos;dan alan bir aydınlanmanın zamanı geldi'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ScQRnwjzALI/AAAAAAAABiY/40nYASFqdDA/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6191971855485019545</id><published>2009-03-20T12:39:00.001+02:00</published><updated>2009-03-20T12:39:59.033+02:00</updated><title type='text'>@ Birliğin TV kanalı açılıyor...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ScNydCcqi7I/AAAAAAAABiQ/j5adRZxfZdQ/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ScNydCcqi7I/AAAAAAAABiQ/j5adRZxfZdQ/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315217828426189746" /&gt;&lt;/a&gt;TRT'den yapılan yazılı açıklamaya göre, yeni yılı, yeni bir dönemi simgeleyen Nevruz günü, Türkçe, Kazakça, Kırgızca, Azerbaycan Türkçesi, Özbekçe ve Türkmence dillerinin konuşulduğu coğrafyada yer alan izleyicilerle buluşacak kanalın galasına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bakanlar, üst düzey yöneticiler ile yabancı konuklar katılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanalın ismi Başbakan Erdoğan tarafından galada açıklanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRT'nin Türk dünyası için hazırladığı yeni kanalın kapsamında Çin Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Afganistan, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Suriye, Irak, İran, Bulgaristan, Yunanistan, Balkan ülkeleri ve Doğu Avrupa ülkelerinin tamamı yer alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni kanal, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da yayın yapan ulusal kablo şirketlerinden de izleyicilerine ulaşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRT'nin yeni kanalıyla, Türkiye'nin tanıtımını ve etkinliğini arttırmak, Türk dünyası arasında işbirliğini geliştirmek, ortak kültürel mirasın görünürlüğünü arttırmak, Türk sanat ve siyaset adamlarının çalışmalarının daha etkin tanıtılması ve ekonomik işbirliğinin önünün açılması hedefleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Cumhuriyetleri ile ilgili tanıtım ve görüntülerin yoğun bir şekilde işleneceği galada, Tarkan bir konser verecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6191971855485019545?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6191971855485019545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6191971855485019545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/birligin-tv-kanal-aclyor.html' title='@ Birliğin TV kanalı açılıyor...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/ScNydCcqi7I/AAAAAAAABiQ/j5adRZxfZdQ/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-33267242553179681</id><published>2009-03-17T02:29:00.002+02:00</published><updated>2009-03-17T02:34:50.230+02:00</updated><title type='text'>@ Markezinis: Türkiye İslam ile büyüyecek!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sb7v9rDaZjI/AAAAAAAABiI/VX7eKXDvmBg/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 147px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sb7v9rDaZjI/AAAAAAAABiI/VX7eKXDvmBg/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313948453151860274" /&gt;&lt;/a&gt;Fransa’da aylık olarak yayımlanan Le Monde Diplomatique gazetesinin Türkçe versiyonunda İslam’a yönelecek bir Türkiye’nin dünya çapında rol oynayacağı değerlendirmesinde bulunuldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İngiltere Kraliçe’sinin Hukuk Danışmanı Yunan asıllı Vasilios Markezinis tarafından kaleme alınmış yorum-analizde “Laik taraf ortama hâkim olursa, Türkiye’nin AB üyeliği de ivme kazanacak. Türkiye İslam’a yönelirse dünya çapında boy gösterecek. Sonunda Başbakan Erdoğan’ın ılımlı yolu hâkim olursa, Türkiye Avrupa’da, Kafkasya’da ve Orta Doğu’da kritik rol oynayan bir ülke olarak ortaya çıkacak. Neden bunu hiç bir Yunanlı lider veya uzman anlatmıyor?” diye soruldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Türkiye’nin dengeleri koruma marifetinden Yunanistan’ın alması gereken dersler” olduğunu yazan Markezinis, Atina’nın, Washington dışında başka ittifaklar kurması gerektiğini yazdı. Markezinis’e göre “ Jeopolitik sahne sürekli değişiyor ve sadece ABD ile ‘evlilik’ ilişkisinin (Yunanistan için) pek bir yararı yok”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İngiltere Kraliçe’sinin Hukuk Danışmanı Markezinis “Zaman geçtikçe Amerikalılar, Türkiye’ye olan ihtiyaçlarının Türkiye’nin Amerika’ya ihtiyacından çoık daha büyük olduğunu anlamış olmalılar. Bu da bizim için pek olumlu gelişme değil” diye yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazısından bazı bölümler:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;.... Asıl baş ağrımız Türkiye'dir. Türkiye'nin sorunu tarihî doyumsuzluktan, halkına yönelik nefretten veya hayal gücü eksikliğinden kaynaklanmıyor, ülke içindeki belirsizliklerden kaynaklanıyor. Birinci belirsizliği ülke içindeki "iki özellikli" karakteri, ikinci belirsizlik de olası Avrupa üyeliği. Bu gerçekleşirse Avrupa'yı yönetmek bugün olduğundan da daha zor olacak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"İki özellikli" karakter terimiyle Türkiye'nin uyguladığı dış politikayı tarif edebiliriz; Amerika-Rusya, İsrail-Filistin, İran-Batı, Suriye-İsrail ve tarihi boyunca insan haklarına saygı göstermemiş olan Türkiye'nin bugün insan hakları savunucusu olarak ön plana çıkması nedeniyle elbette insan haklarını kapsayan konular yelpazesini gösterebiliriz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ancak burada "iki özellikli" terimini farklı bir anlamla kullanıyorum: Laik yalnızcılığın ve dinî enternasyonalizmin karşıt etkili güçlerinden söz ediyorum. Bu "iki özellikliliğin" nedenlerini değil, etkilerini vurguluyorum çünkü nedenlere etki edilebilir ancak bunların etkileriyle baş etmek gerekir. Türkiye'nin benimseyeceği laik veya dinî seçeneğin, dış politikasının en önemli faktörü olacağını savunuyorum. Kaygı verici olan, "dışarıdakilerin" ikisini de tehlikeli kabul etmesi. Başbakan Erdoğan'ın oyunu, Yunanistan için en kötü gelişme olan dengeler oyununu içermiyor. Aslında bizim için gerçek tehlike, Türkiye ülke içinde hangi yolu seçerse seçsin Yunanistan üzerindeki etkisi olumsuz olacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Laik taraf ortama hâkim olursa, Türkiye'nin AB üyeliği de ivme kazanacak. Türkiye İslam'a yönelirse, dünya arenasında boy gösterecek. Sonunda Başbakan Erdoğan'ın ılımlı yolu hâkim olursa, Türkiye Avrupa'da, Kafkasya'da ve Ortadoğu'da kritik rol oynayan bir ülke olarak ortaya çıkacak. Neden bunu hiçbir Yunanlı lider veya uzman anlatmıyor?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Konuyu baştan ele alalım. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye, birbirine tamamen karşıt ülkelerle dikkati ittifaklar kurma sanatını mükemmel bir şekilde uygulamıştır. Rusya'nın Boğazlara hâkim olmak istediğini tespit edince, hemen NATO üyesi oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Rusya buna, sol eğilimli Suriye ve Mısır gibi ülkelerde yatırım yapmak şeklinde cevap verdi. Türkiye'nin tepkisi ise çok daha akıllıcaydı. İsrail ve Şah'ın İran'ı ile (ırk, din ve coğrafyaya değinen konuları aşan ve herkese hizmet veren fırsatçı bir bağlantı) ilişkileri pekiştirdi. Buna benzer zorluklarla karşılaşan Yunanlı bir diplomatın, kesinlikle bu kadar cesaret göstermeyeceğini söylemekle haksız olur muyum? Soruyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu âkil düzenleme olası gerginlik belirtileri verdi çünkü birtakım jeopolitik unsurlar nedeniyle İslam daha da güçlendi. İslam birçok Türk'ün gözü önünde (laik Anayasa'nın koruyucusu olan Türk ordusunda değil) ülkesinin din yoluyla etkisinin yayılması olanağını sergilemeye başladı. Bu yayılma çok boyutlu olabilirdi. Avrupa doğrultusunda (Arnavutluk ve Bosna), Kafkasya doğrultusunda (Türk etkisinin geleneksel alanı) hatta diğer İslam dünyası doğrultusunda olabilirdi çünkü gerek ekonomik gerekse iç birliktelik açısından Türkiye en önemli İslam devletlerinden; İran, Endonezya, Pakistan ve Mısır'dan daha güçlüdür.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu aşamada siyasi sahneye Erdoğan girdi. Ilımlı İslamcı Başbakan ülkesinin cumhurbaşkanlığına ilk İslamcı cumhurbaşkanının seçilmesini sağladı ve merkezdeki konumunu marifetli bir şekilde korumaya devam ediyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a) Müslüman İran ile bağlarını güçlendiriyor fakat İsrail ve ABD ile Türk dostluğu bozulmasın diye nükleer programına da karşı çıkıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;b) İsrail'e Suriye ile ilişkilerini yeniden geliştirmesi amacıyla yardım ediyor (Amerikalıları ve İngilizleri de bu şekilde memnun ediyor).&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;c) Filistinlilerle Türkler arasındaki bağları koruyor fakat ülkenin İsrail ile temel bağlarını da tehlikeye sokmuyor. Bu arada İsrail'e karşı en önemli silahı olan suyun kontrolünü elinde tutuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-33267242553179681?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/33267242553179681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/33267242553179681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/markezinis-turkiye-islam-ile-buyuyecek.html' title='@ Markezinis: Türkiye İslam ile büyüyecek!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sb7v9rDaZjI/AAAAAAAABiI/VX7eKXDvmBg/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3205841253417349866</id><published>2009-03-16T14:15:00.002+02:00</published><updated>2009-03-16T14:23:40.451+02:00</updated><title type='text'>@ Sürgün edilen ilk Osmanlı Darwinisti...</title><content type='html'>Ahmet Mithat. Hece-i Evvel adlı ders kitabı olan Yazar, Yaşadığı dönemin tüm fikirsel ve düşünsel ikilemlerini eserlerine yansıtan bir Osmanlı yazarıydı. “Felatun Beyle Rakım Efendi” adlı eseri hem bu dönemin ikilemini yansıtır, hemde Batı aydınlanmasını doğru anlama noktasında ciddi çıkarımlarda bulunur. Onun Batı’yı anlama noktasındaki bu duruşu Darwin teorisine yakınlaşmasını sağlayacaktır. Evine kurduğu matbaasında çıkarttığı “Dağarcık” dergisinde Darwin teorisine inandığını ima edecek bir makale kaleme alacaktır. Zaten Namık Kemal’le beraberliğiyle dikkat çeken Ahmet Mithat, birde Darwin teorisine destek verince adeta kendi ipini çekmiş oldu. Osmanlı hükümeti onun Darwin’in teorisini tanıtan ve destek veren yazılarına karşı çok hiddetlenmiş ve Ahmet Mithat için şu emri yayınlamıştı:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; “Fimabaat Mithat Efendinin maymunlarına dair matbuata zinhar nesne yazdırılmaması….” Sultan Abdulaziz, Ahmet Mithat’ı bu düşüncelerinden dolayı 1873’te Rodos’a sürgüne gönderdi. Böylece Darwin teorisi ilk defa Osmanlı Devletinde bir aydın’ın sürgüne gönderilmesine gerekçe olmuştu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşte o çok sevdiğimiz “Felatun Beyle Rakım Efendi” romanı Rodos’ta sürgün yıllarında kaleme alınmıştır. Ama Ahmet Mithat asıl düşüncelerini yine sürgün yıllarında yazdığı “Menfa” adlı “sürgün günlükleriyle” açıkça yazmaktan çekinmemiştir. Aynı dönemde Namık Kemal Kıbrıs’a, Ahmed Midhat ve Ebüz ziya Tevfik Rodos’a, Nuri ve İsmail Hakkı (Bereketzâde) beyler Akkâ’ya sürgüne gönderildiler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ahmet Mithat için asıl önemli gelişmeler Sultan Abdulaziz’in vefatından sonra yerine gelen V. Murat’ın onu affetmesiyle döndüğü İstanbul’da aldığı görevlerle olacaktır. 3 yıl kaldığı sürgün sanki onu daha mutedil bir noktaya çekmişti. 1876'da İttihat Gazetesi'ni yayınlamaya başladı. Muhalif tutumunu yumuşatarak 2. Abdülhamit'e yakınlaştı. Daha sonra “ben neyim” adlı bir eser kaleme alan Ahmet Mithat daha önce savunduğu materyalist düşüncelereve Darwinizm'e   reddiye yazdı. Ve Allah'ın yaratmasını savunan bir aydın oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3205841253417349866?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3205841253417349866'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3205841253417349866'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/surgun-edilen-ilk-osmanl-darwinisti.html' title='@ Sürgün edilen ilk Osmanlı Darwinisti...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-681494170819433680</id><published>2009-03-14T16:16:00.005+02:00</published><updated>2009-03-14T16:26:55.066+02:00</updated><title type='text'>@ Şii liderlerden İslam Birliği çağrısı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu-JTF-t3I/AAAAAAAABhw/SzsKRjzOkrM/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu-JTF-t3I/AAAAAAAABhw/SzsKRjzOkrM/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313049252367087474" /&gt;&lt;/a&gt;Gectigimiz gunlerde, ilk olarak İslam Devrimi lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, İslam Konferansı Örgütü Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu ile yaptığı görüşmesinde, İslam dünyasının düşmanlarının, müslümanların arasını açmak için dini fitne tohumları ektiğini söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların saflarını birleştirmeye, müslümanların birbirlerine yakınlaşmasını engelleyen şekli sorunları ortadan kaldırmaya davet eden Hamanei,Gazze'de işlenen katliamlara karşı İslam ülkelerinin ortak tavır takınamamalarını eleştirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu-OeGxtOI/AAAAAAAABh4/d5jb3kQrhTc/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu-OeGxtOI/AAAAAAAABh4/d5jb3kQrhTc/s200/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313049341222565090" /&gt;&lt;/a&gt;Geçtiğimiz Cuma namazinda ise, Tahran'da Cuma namazını kıldıran Ayetullah Cenneti, namazın ikinci hutbesinde İslami toplumda vahdete vurgu yaparak İslam dünyasını ayakta tutan şeyin, vahdet olduğunu, vahdet bozulduğu yerde İslami toplumun da dağıldığının görüldüğünü kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vahdetin milletlerin izzet ve gücünün kaynağı, düşmanların zilletinin sebebi olduğunu vurgulayan Ayetullah Cenneti, düşmanın türlü yollardan Şii Sünni tefrikası ve hatta bu mezheplerin içinde bile tefrika çıkarma peşinde olduklarını belirterek herkesin İslam toplumunun vahdetini en büyük temel olarak korumaya çaba göstermesi gerektiğini dile getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu-TX6FySI/AAAAAAAABiA/-nEageiTWUs/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 164px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu-TX6FySI/AAAAAAAABiA/-nEageiTWUs/s200/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313049425458088226" /&gt;&lt;/a&gt;Son olarak, Lübnan İslami Direnişi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah ise, doğum haftası münasebetiyle Hizbullah tarafından düzenlenen anma merasimindeki konuşmasında,  Müslümanların arasındaki vahdetin önemine değinen Nasrullah, "Düşmanlarımız, bizlerin yakınlaşmasını istemiyor. İslam ümmetinin düşmanları, Müslümanların Müslümanlarla, Hıristiyanların Müslümanlarla birleşmesini istemiyor. Bugün "düşmanlarımız bizim üzerimizde egemenlik kurmak istiyor. Bizlerin bir olmamızı istemiyor' diyebilmek için delile ihtiyacımız var mı? Bunu ispatlamak için delile gerek yok" dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-681494170819433680?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/681494170819433680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/681494170819433680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/sii-liderlerden-islam-birligi-cagrs.html' title='@ Şii liderlerden İslam Birliği çağrısı...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu-JTF-t3I/AAAAAAAABhw/SzsKRjzOkrM/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5310527868579912975</id><published>2009-03-14T16:04:00.002+02:00</published><updated>2009-03-14T16:07:06.460+02:00</updated><title type='text'>@ Ateist Siyonistlerden, Museviler de yaka silkiyor!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu6ASecmfI/AAAAAAAABho/WIslwF6SZH4/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 143px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu6ASecmfI/AAAAAAAABho/WIslwF6SZH4/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313044699535940082" /&gt;&lt;/a&gt;Vakit Gazetesinden, Ahmet Varol'un makalesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahran’daki konferansa katılanlar arasında en çok dikkat çeken bir grup da uzun zülüfleriyle, uzun sakallarıyla ve fötrleriyle hemen herkesin gözüne ilişen bir Yahudi haham grubuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini Uluslararası Naturei Karta diye adlandıran bir Yahudi hareketine mensup bu hahamlar Amerika’dan gelmişlerdi. İran’a daha önce de ziyaret düzenlendiklerini haklarında yayınlanan haberlerden bildiğimiz bu hareketin mensuplarıyla ilk kez karşılaşıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyonizme karşı olduklarını yakalarında taşıdıkları rozetlerle ve kartlarla ifade etmeye çalışan bu kişilerden birinin yakasında “Siyonist olmayan bir Yahudi”, diğerinin yakasında “Yahudi ama Siyonist değil” bir diğerininkinde de “Siyonizme karşı bir Yahudi” yazısı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu bu adamlar kimdir, neyin nesidir diye ben de merak ettim ve içlerinden biriyle tanıştım. Bizim haham dediğimiz Yahudi din adamları kendilerini Rabbi olarak isimlendiriyorlar. Benim tanıştığım kişi de Rabbi Yisroel Dovid Weiss adını taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyonizm karşıtı Naturei Karta hareketinin mesajlarını aktarmadan önce bazı hususlara temas etmek istiyorum. Yahudilik Hz. İsa (r.a.)’nın peygamber olarak görevlendirildiği dönemde de Kur’an-ı Kerim’in nâzil olduğu dönemde de vahiy çizgisinden uzaklaşmıştı. Kur’an-ı Kerim’de onların çizgilerinin reddedilmesinin sebebi zaten bu sapmadır. Bugünkü şekli de vahiy çizgisinden sapmış itikadî çizginin bir devamıdır ve herhangi bir Yahudinin Siyonizm karşıtı olması onun vahiy çizgisine, tevhid ilkesine döndüğünü göstermez. Ama Siyonizm bir dinî ve itikadî değil siyasi harekettir. Siyasi anlayışı da ırkçı temellidir ve belli bir ırkın üstünlüğünü esas alarak onun dünya saltanatı kurmasını hedeflemektedir. Siyonizmin bu yönünü görüp reddeden Yahudiler de vardır ve onlar bu noktada doğruyu seçmişlerdir. İtikadi konularda doğruyu seçmeleri ise Abdullah ibnu Selâm (r.a.) ve benzerleri gibi vahiy çizgisine dönmeleriyle mümkün olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada dikkat çekmek istediğim bir husus da şudur: Biz, işgalci Siyonistlerin Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarından ve gerçekleştirdikleri katliamlardan söz ettiğimizde bunun Türkiye’deki Yahudi azınlığı rahatsız edeceğini söyleyenler, Siyonizmin gerçekte Yahudiliğin eşdeğeri olmadığı, Yahudilerin asıl Siyonizm vahşetinden dolayı üzerlerine kan sıçramasından rahatsız olmaları gerektiği gerçeğini neden gündeme getirmiyorlar? Bunu da geçelim, dünyada Siyonizme ve İsrail işgal devletinin sergilediği vahşete karşı olan Yahudiler de olduğunu ve onların bu vahşetin gündeme getirilmesinden, konuşulmasından değil böyle bir vahşetin Yahudilik adına icra edilmesinden rahatsız olduklarını neden görmezden geliyorlar? Çünkü bu gerçeklerin konuşulması onların işlerine gelmiyor. Bu da Türkiye’deki Yahudi azınlığın hukukunu önemsediklerinden dolayı değil de Siyonist işgal devletinin sergilediği vahşete destek vermeleri sebebiyle böyle bir tavır sergilediklerini gözler önüne seriyor. Siyonist işgal devletinin sergilediği böylesine insanlık dışı vahşete gözü kapalı bir şekilde destek verenleri de bu vahşeti icra edenlerle aynı kategoriye dâhil etmenin hiçbir sakıncası yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim kendisiyle tanıştığım Yisroel David Weiss ikinci günün oturumlarından birinde konuşma yaptı ve oldukça önemli noktalara parmak bastı. Siyonistlerin caniler olduğuna vurgu yapan Weiss, bu canileri kınamak gerektiğini ifade etti. Siyonizmin dinle hiçbir ilgisi olmadığını dile getiren Weiss, bu hareketin fikir babası Hertzl’in Yahudilikten çıkmış olduğunu söyledi. Siyonizmin Yahudilikten İsrail kavramını çalarak bir kavram hırsızlığı yaptığını ve aslında kutsal olan bu kelimeyi kirlettiğini dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naturei Karta hareketi adına konuşma yapan Weiss, İsrail işgal devleti konusunda çağdaş emperyalizmin ileri gelenleri ve onların Filistin topraklarındaki sözcüsü Mahmud Abbas gibi düşünmüyor, iki devletli çözümün mümkün olabileceğine inanmıyordu. İsrail’in yok olması gerektiğini, çünkü onun insanlığın başına bir bela olduğunu, yeri geldiğinde siyasi hesapları için Yahudileri de öldürebileceğini düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat burada dikkatten kaçmaması gereken bir şey daha var. Normalde Siyonist saldırganlığın Yahudilik adına yapılması Yahudi toplumuna kötü bir imaj vermektedir. Dolayısıyla Yahudiler arasında Siyonist saldırganlığı reddedenlerin, işgalci katliamlara karşı insanlığın ortak değerlerini öne çıkaranların sayısının daha fazla olması gerekir. Ama ne yazık ki normalde Yahudiler arasında Siyonistlerin marjinal kalması gerekirken Naturei Karta gibi Siyonizme karşı olanlar marjinal kalmıştır. Siyonizmin Yahudiliği istismar edebilmesi de bu yüzdendir. Bu da üzerinde durulması ve nazarı dikkate alınması gereken bir husustur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5310527868579912975?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5310527868579912975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5310527868579912975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/ateist-siyonistlerden-museviler-de-yaka.html' title='@ Ateist Siyonistlerden, Museviler de yaka silkiyor!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu6ASecmfI/AAAAAAAABho/WIslwF6SZH4/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6229696356560156605</id><published>2009-03-14T16:00:00.001+02:00</published><updated>2009-03-14T16:02:18.196+02:00</updated><title type='text'>@ Osmanlı uzun ömrünü devlet ve dini bağdaştırmasına borçlu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu4zLI-1QI/AAAAAAAABhg/GkSDjP3vM5w/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 152px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu4zLI-1QI/AAAAAAAABhg/GkSDjP3vM5w/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313043374716933378" /&gt;&lt;/a&gt;Prof. Dr. Kemal Karpat'ın Osmanlı'dan Günümüze Elitler ve Din isimli kitabı Türkiye'de elitlerin doğumunu ve fonksiyonlarını tarihi ve kavramsal bir çerçeve içinde ele alan önemli bir çalışma. İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Elitler ve Demokrasi ikinci bölümünde Din ve Laiklik konuları irdeleniyor. 7-8 yıl gibi uzun bir zamana mal olmuş kitap Temel Türk Filolojisi ve Tarihi ismiyle Paris ve Budapeşte Üniversitelerinin yayınladığı bir serinin parçası aslında. Dünyanın farklı yerlerinde verdiği seminerlerin notları ve modernizm ve laiklik merkezli makalelerin bir araya toplanmasıyla oluşan kitabında Karpat, bugün gündemin en yoğun tartışmalarından biri olan laiklik, din, modernizm konularını irdelemeye, Osmanlı'da modernleşmenin tarihsel aşamalarını anlatarak başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı uzun ömrünü devlet ve dini bağdaştırmasına borçlu&lt;br /&gt;"Din temelli devletlerin yok olmasının mukadder olduğunu İbn Haldun Mukaddime'sinde uzun uzadıya anlatır, çünkü bu devletler kendilerini kendi güçleriyle yenileme kabiliyetinden mahrumdurlar. Bu değişmez siyasi mukadderatın tek büyük istisnası, Osmanlı Devleti ve onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti'dir." diyen Karpat bunun sebebini Osmanlı'nın maddi yaşam ile maneviyatı, yani devleti ve dini bağdaştırmasına bağlıyor. Fakat 17. yüzyılda din-devlet dengeleri bozuluyor ve devlet dini kendi amaçları için kullanmaya başlıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı seçkinleri arasındaki ilk ciddi ayrım, ıslahat yandaşlığı ve karşıtlığı şeklinde oluyor. 1800 yılında ise II. Mahmud bürokrasinin "reformcu" kanadı ve III. Selim'in ayan destekçileri tarafından kurnazca örgütlenen bir karşı hareket sonucunda tahta çıkarıyor ve "reformcular"la "muhafazakârlar"ın arası iyice açılıyor. Bu anlamda yazara göre Osmanlı padişahları arasında inanç ve bilimi en iyi uyumlaştıran Sultan II. Abdülhamid'di fakat onun da mutlakıyetçiliği moderniteyi ruhundan yoksun bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin, tarihsel olarak, inancın ve devletin özerk yetki alanlarına sahip olduğu kendine has bir "laiklik" anlayışının olduğunu savunan yazar, Cumhuriyet döneminde yanlış anlaşılan Fransız versiyonu bir laiklik uğruna bu kendine has anlayışın terk edildiğini söylemeden geçemiyor. 1924'ten sonra ortaya çıkan yeni İslam'ın savunucuları da kitapta dikkatle okunması gereken bölümlerden. Devletin sıradan insanların yaşadığı İslam üzerinde sıkı bir denetim uygularken, modern düşünceli dinsel elitleri İslam'a kendi modernist görüşlerini aşılamak üzere güçlendirdiğini buradan öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikliğe rağmen ve laiklik sayesinde en dindar ülke&lt;br /&gt;Türkiye'de demokrasi mücadelesinin, esasen, demokratik özgürlük ve hakları ve bunun göze çarpan bir parçası olan dinsel inanç özgürlüğünü elde etme mücadelesi olduğuna da değinen Karpat "İslam ve demokrasi tartışmasının odağında Halifelik veya Şeriat mahkemeleri gibi İslami kurumların diriltilmesi değil, inanç özgürlüğü vardı." diyerek devletin, toplumun taleplerini görmezden gelmesini eleştiriyor. Yazar, laiklik kavgalarına ve Müslümanların üzerindeki baskılara rağmen Türkiye'de dindar nüfusun çokluğunu ülkenin dayandığı temellerle ilişkilendiriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bugün Türkiye muhtemelen Mekke'ye en fazla hacı gönderen ülke. Kişi başına en fazla cami de Türkiye'de bulunuyor. Bence, devletin benimsediği laikliğe karşın, hatta belki de onun sayesinde, dünyada dinine en çok riayet eden Müslüman toplum Türkiye'de yaşıyor. Müslüman ülkeleri arasında en güçlü ve nispeten en etkili devlete sahip olan Türkiye'nin -her ne kadar son elli yılda devlet ve inanç arasında sürekli bir kavgaya sahne olsa da- varlığının iki temel dayanağı hâlâ devlet ve dindir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne gelindiğinde geleneksel İslamcılarla Kemalist laikler arasındaki eski bölünmenin şiddetini arttırarak devam ettiği muhakkak. Kemalist laikler İslam ve modernitenin bağdaşmayacağını düşünse de Kemal Karpat bir gün Türkler'in modernitenin maddi ve manevi yönleriyle bir bütün olduğunu ve bunu güvence altına alan yolun gerçek bir demokrasiden geçtiğini kabul edeceklerine dair inancını yitirmiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6229696356560156605?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6229696356560156605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6229696356560156605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/osmanl-uzun-omrunu-devlet-ve-dini.html' title='@ Osmanlı uzun ömrünü devlet ve dini bağdaştırmasına borçlu'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sbu4zLI-1QI/AAAAAAAABhg/GkSDjP3vM5w/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-5610051696461737476</id><published>2009-03-12T01:28:00.004+02:00</published><updated>2009-03-12T02:46:08.258+02:00</updated><title type='text'>@ Osmanlı'nın Pasifik'teki torunları...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbhKCiWBdRI/AAAAAAAABhY/pgkP4Kua1jw/s1600-h/1.gif"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbhKCiWBdRI/AAAAAAAABhY/pgkP4Kua1jw/s200/1.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312077167922869522" /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye, İsrail, Suriye, Filistin, İran, Pakistan ve Afganistan'ın ardından bu kez pasifik Asya'ya el attı. hala Kendilerini Osmanlı'nın torunları olarak gören Filipinli Müslümanlar devletle aralarındaki barış görüşmelerini Türkiye'de yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, İsrail ve Pakistan Dışişleri Bakanları’nın bir araya getirilmesi. Ardından İsrail ve Suriye arasındaki aracılı görüşmelere ev sahipliği, Pakistan-Afganistan zirve toplantısı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son olarak da, Filipinler barış görüşmeleri….&lt;br /&gt;Türkiye’nin, sessiz sedasız, Filipinler’de Müslüman gerillalar ile hükümet arasındaki barış görüşmelerine de ev sahipliği yaptığı ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filipinler’de hükümetle, ülkenin güneyindeki ayrılıkçı Müslüman nüfusu temsil eden Moro Ulusal Özgürlük Cephesi (MNLF) arasındaki görüşmelerde, arabulucuğu İslam Konferansı Örgütü yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996’da Filipinler hükümeti ile MNLF arasında varılan anlaşmanın uygulanmasına ilişkin olarak, OIC “kolaylaştırıcı” rol oynuyor. Bu üçlü görüşmelerin ilk turu Suudi Arabistan’da yapılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci turun ise, geçen yıl içinde, sessiz sedasız İstanbul’da yapıldığı ortaya çıktı. &lt;br /&gt;Suudi Arabistan ve özellikle İstanbul görüşmelerinde elde edilen gelişmeler nedeniyle, üçlü görüşmelerin üçüncü turunun ilk kez Filipinler’de yapılmasına karar verildi. Görüşmeler de bugün Manila’da başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmelerde, Filipinler’in Müslüman bölgelerinde uygulanan Şeriat hukuku ile Filipinler yasalarının birbirine yakınlaştırılması, Müslüman bölge için “özel bir güvenlik gücü” oluşturulması, bu bölgedeki ekonomik gelişmelerin yanı sıra, Filipinler’in mevcut rejiminin Başkanlık sisteminden federal sisteme çevrilmesi gibi konular masaya yatırılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'den yaklaşık 10 bin kilometre uzaklıkta Hint Okyanusu'ndaki Acehli Müslümanlar'ın Türkiye ile bağlantısı yüzyıllar öncesine dayanıyor. &lt;br /&gt;Aceh, Sumatra Adası'nın kuzeybatıya doğru uzanan kuzeyine verilen bölgenin ismi. Bugün Endonezya'dan ayrılmak için mücadele eden ve ordunun sert müdahalesi ile dünyanın gündemine oturan Aceh'teki Müslümanlar'ın atalarının imdadına Kanuni Sultan Süleyman yetişmişti. &lt;br /&gt;Portekizliler'e karşı mücadele ederken İstanbul'a elçi gönderen Aceh Sultanı Alaattin, "Buralarda hutbeler sizin adınıza okunuyor" diyerek Sultan Süleyman'dan yardım istemişti. Yardım taleplerine kulak tıkamayan Kanuni, okyanus üzerinden yeniçeri, levent, topçu ve stratejik malzeme gönderdi. Türk yardımıyla Portekizliler'e üstünlük sağlayan Aceh, Güneydoğu Asya'nın en güçlü devletlerinden biri oldu.&lt;br /&gt;Bazı kaynaklara göre yardımı gönderen Osmanlı Padişahı II. Selim'dir.&lt;br /&gt;Alaattin bu zaferden sonra dört gemi dolusu karabiberi İstanbul'a gönderdi. Aceh'e giden Osmanlı denizcileri burada kalarak Acehli kızlarla evlendiler. Türk-Aceh ilişkileri 17. yüzyıla kadar devam etti. Bu yüzyıldan sonra ise ilişkiler sona erdi. &lt;br /&gt;Bugün o bölgede kendilerinin bölgeye gelen levendlerin torunları olduğunu söyleyenler azımsanmayacak kadar çok ama aralarında Türkçe bilen yok. Acehliler'in, Osmanlı'ya duydukları sevgiyi hiç bitmemiş. Hatta bayraklarını bile seçerken bu sevgileri etkili olmuş. Kırmızı üzerine beyaz, ay yıldız bulunan bayrağın bizim bayrağımızdan tek farkı alt ve üst kısmından birbirine paralel siyah çizgi geçiyor olması. Burak ARTUNER - Hürriyet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-5610051696461737476?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5610051696461737476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/5610051696461737476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/osmanlnn-pasifikteki-torunlar.html' title='@ Osmanlı&apos;nın Pasifik&apos;teki torunları...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbhKCiWBdRI/AAAAAAAABhY/pgkP4Kua1jw/s72-c/1.gif' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6578736951616994814</id><published>2009-03-09T04:54:00.002+02:00</published><updated>2009-03-09T04:54:57.093+02:00</updated><title type='text'>@ Oktay Ekşi Osmanlı'dan ne anlar?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbSE9ENlOtI/AAAAAAAABhI/34HEvzAtcl8/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbSE9ENlOtI/AAAAAAAABhI/34HEvzAtcl8/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311016045214251730" /&gt;&lt;/a&gt;Metrobüsün Asya'yı Avrupa'ya bağlaması münasebetiyle düzenlenen törende açılan "Son Osmanlı Padişahı Kadıköy'e hoş geldiniz!" dövizi, basında yeni bir Osmanlı tartışmasının fitilini ateşlemiş görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Mart günü "Sabah"ta Emre Aköz, Cumhuriyet'in 85. yılında hâlâ Osmanlı'nın hatırlanıyor olmasındaki ilginçliğe dikkat çekerken, aynı gün "Hürriyet"in başyazarı Oktay Ekşi, olanca Osmanlı cahilliğini okurlarının kafasına boca ediverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi gibilerinin anlayamadığı nokta, yıllardır uyutulmuş/uyuşturulmuş bulunan Osmanlı refleksinin uyandırılacağı günü beklemekte olduğudur. Yıllar önce bir 'Osmanlı tsunamisi'nin Türkiye'nin üzerine gelmekte olduğunu söylemiştim. Tam 2 yıl önce çıkan "Geri Gel Ey Osmanlı" adlı kitabım da aslında bugün olan bitenlerin bir nevi habercisi gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız şunu söylemekte fayda var: Türkiye'nin genlerinde bir süre uyumaya bırakılan bu 'Osmanlı refleksi', çok partili hayata geçişimizle birlikte ve daha CHP iktidarında saklanamayacak bir hale gelir. Nitekim 22 Nisan 1948 tarihli mizah dergisi "Karagöz", 23 Nisan Bayramı'nı Kafkaslardan Tuna'ya uzanan "büyük Türkiye"nin kuruluşunun başlangıcı olarak resmeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim İstanbul'un fethinin 500. yıl kutlamaları da Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından başlatılmış, ne ki, 1953'te Demokrat Parti iktidarına nasip olmuştur. Hatta şunu da söyleyelim: Yunanistan'ın notası üzerine DP iktidarı 500. yıl kutlamalarını durdurmak için çırpınmışsa da, bunu tarihimize hakaret sayanlar, zamanın CHP'lileri olmuştur. Abartmıyorum, size o zamanki "Cumhuriyet" ve "Hürriyet" gazetelerinde yazılanları aktarsam ağzınız bir karış açıkta kalır. Sanırsınız ki, Fatih'in şahsında Osmanlı geri dönmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi aynı (aynı mı, emin değilim o kadar) "Hürriyet" gazetesinin başyazarı çıkmış, ne akıl almaz iddialara imza atıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oktay Ekşi basındaki Osmanlı özleminden örnekler verdikten sonra "Merak ediyoruz, bir 'Osmanlı modası' yaratmaya çalışanların derdi -veya özlemi- nedir?" diye soruyor. Ben de diyorum ki, "Osmanlı özlemi" diye bir şey yok, Türkiye zaten Osmanlı'nın devamı ve hülasasıdır. Özlem yok, yeniden hatırlama var. Barajın arkasında biriktirdiğimiz sular artık taşıyor, üzerimize geliyor. Bu gerçeğe gözünüzü kapamaktan vazgeçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Osmanlı tarihi hakkında yalan yanlış bazı bilgi ve hükümlerde bulunuyor ki, Ekşi'nin Osmanlı'ya bu kadar takmasının, Osmanlı tarihini hemen hiç bilmeyişinden kaynaklandığını öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela diyor ki: 36 padişahtan Fatih, Yavuz ve Kanuni'yi çıkartırsanız hangisini saygıyla, hayranlıkla, ileri görüşlülükle anabilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki sakatlık şu: Saygı duyulması için bir padişahın ille de zafer kazanması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan yazı yazarken Şeyh Hamdullah'ın hokkasını tutan, öbür yandan Mikelanj'ı Haliç'e köprü yapması için İstanbul'a davet eden II. Bayezid'e neden saygı duymayalım? Üstelik en büyük kitap tutkunlarından biridir, Fatih döneminde Osmanlı sosyal yapısında deprem etkisi yaptığı anlaşılan hızlı fetihleri ve reformları pekiştiren kurumsal düzenlemeleri yapmak, saygı duyulması için yeterli sebep değil midir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizlerin millî kahramanı Amiral Nelson, ressama poz verirken Osmanlı padişahı III. Selim'in gönderdiği ay yıldızlı nişanı göğsünde en üste, pırlanta sorgucu da başına takmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayranlık duyacaksanız, işte her sırtı çıplak olana üzerindekini çıkarıp verdiği için bir giydiğini bir daha giymeyen Osman Gazi. Aydınlanma diyorsanız bağımsız kütüphaneler açan I. Mahmud neyinize yetmiyor? Vücudunda tam 40 tane kılıç yarası taşıyan Çelebi Mehmed neci oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleri görüşlülükte idare ve orduyu ıslah etmenin önemini daha 17. yüzyıl başında fark etmiş bulunan II. (Genç) Osman'ın eline kim su dökebilir? GATA başta olmak üzere açtığı kurumlarla Cumhuriyet'in temellerini hazırlayan II. Abdülhamid'in mirasını kim inkâr edebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oktay Ekşi bol keseden konuşmaya devam ediyor: "Kurucu tebaasını yani Türk halkını ezen ve azınlıklara ezdiren başka bir hanedan biliyor musunuz? Tüm tarihinin üçte birini zilletle geçiren hangi hanedana özlem duyulabilir?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca araştırmaya, yayına, doktora tezine şuna buna rağmen bu bayatın bayatı söylem hâlâ neden bu denli revaçta anlamıyorum. Osmanlı Devleti Türk halkını neden ezmiş olsun? Keyif almak için mi? Bir tür Drakula mı tasavvur ediyoruz Osmanlı'yı? 1920'lerde belki cazip olan bu iddiaya hâlâ sarılanlar şunu bilsinler ki, sınırlar geriye çekildikçe güvenebileceği insan kaynağı da Anadolu'ya inhisar etmişti mecburen. Fakat Çanakkale'de, Arap ve Kürt kardeşleriyle yan yana yatan Anadolu çocuklarını da unutmayın. Bir imparatorluk, halklar çorbasıdır. Kimin nereli olduğu hiç önemli değildir. Roma'da bile Arap imparator vardı. Önemli olan, resmî ideolojiye uymak ve devlete faydalı olmaktır. Taşıdığınız değer önemlidir, nereli olduğunuz değil. Anadolu çocuklarının cephelerde telef edildiğini söyleyenler, devşirme egemenliğindeki dönemler için de Türkleri ihmal ediyor diyorlardı. İyi de devlet ne yapsın? Türkleri savaştırsın mı savaştırsın mı? Bir karar verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan, Ekşi'nin aklına zafer ve yenilgiden başka bir şey gelmiyor tarih deyince. Söylediği aynen şu: "Hadi askerî alandaki yenilgilerini sineye çekmeye çalışalım. Tüm Osmanlı tarihinin medeniyete katkı anlamında ortaya koyduğu -Mimar Sinan'ın hepimizin göğsünü kabartan muhteşem eserleri dışında- ne vardır da biz bilmiyoruz? Koskoca 600 yılı bir tek Sinan'la açıklayabilir miyiz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence asıl fecaat burada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul çocukları bile biliyor ki, Sinan'dan sonra da Osmanlı mimarisi bal gibi devam etti. Sultanahmet, Yeni Cami, Fatih Camii, Laleli Camii, Topkapı Sarayı'nın büyük bir kısmı Sinan'dan sonra yapıldı. İshak Paşa Sarayı'nı da mı Sinan yaptı? Bilecik-Eskişehir yolundaki Vezirhan kimin eseridir? Bunu bir yana bırakalım, tek medeniyet göstergesi mimariden mi ibarettir? Çadır sanatı, kuş evleri, sebiller, leylek vakıfları, hat sanatı dünyayı kendisine hayran bırakmıyor mu? Levni diye bir ressamımız var, biliyor musunuz? Sonra ille Batılılar mı beğenince muhteşem oluyor bir eser?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sömürge aydını ya da bu topraklarda zoraki bir misafir gibi oturup evini sürekli çekiştiren Oktay Ekşi'ler gibi tarihini 1923'ten başlatanların ve öncesini ancak utanmak için hatırlayanların ne kadar aydın olabileceklerini Oğuz Atay'ın o ısırıcı cümlesiyle değerlendirmeye ne dersiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ha- Ha- Ha! İşe bak, İngiltere krallık, biz Cumhuriyet'iz; İngiltere tarihin gerisinde bu yüzden, biz ilerisindeyiz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyin, bu bayat yalanı ne kadar dinledik? Ve ne zamana kadar dinlemeye devam edeceğiz? Son söz yine Oğuz Atay'ın olsun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İlerici, gerici her türlü akımların tekelini ellerinde tutan bir küçük yarı-aydın çetesi, yıllardır kendini yenileme gereğini duymadığı için bugün artık yerini kaybetmemek için ancak bezirgân oyunlarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. (...) Bugün haksız olarak gasp ettikleri yerler gerçek sahiplerini beklemektedir. Halkın evrensel ruhuna inanan; onu derinliğine tanımaya çalışan gerçek bir aydın topluluğu bu kültür gangsterlerinin yerini almazsa toplumun, çağın çok gerisinde kalacaktır..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre Ekşi gibiler tarihimizi akıl cebimizden çaldıkları için "tarih gangsterleri" olarak adlandırılmayı hak ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA ARMAĞAN - ZAMAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6578736951616994814?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6578736951616994814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6578736951616994814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/oktay-eksi-osmanldan-ne-anlar.html' title='@ Oktay Ekşi Osmanlı&apos;dan ne anlar?'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbSE9ENlOtI/AAAAAAAABhI/34HEvzAtcl8/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4498702006069573667</id><published>2009-03-08T05:24:00.002+02:00</published><updated>2009-03-08T05:26:54.446+02:00</updated><title type='text'>@ Sanal Dünya...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbM6mvGYPDI/AAAAAAAABhA/v-_T3b-DHf0/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbM6mvGYPDI/AAAAAAAABhA/v-_T3b-DHf0/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310652822752607282" /&gt;&lt;/a&gt;İngiliz bilimadamları, son zamanların en büyük buluşlarından birine imza attı. 5 duyu organının tüm hislerini sağlayacak, 'sanal koza' isimli cihaz sayesinde, yerinizden kalkmadan Afrika'da safariye çıkabilecek, Alpler'deki çiçekleri koklayabilecek ya da Karayipler'deki sıcağı hissedebileceksiniz.&lt;br /&gt;Başa takılan cihaz, dünya üzerindeki herhangi bir noktanın ya da sanal dünyadan istenen bir yerin bilgilerinin bilgisayara aktarılması ve uydu bağlantısı kurulması ile çalışıyor. Bilimadamları, cihaz sayesinde insanların uzaktaki yakınlarıyla aynı odadaymış gibi görüşme imkanı bulacağını da belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz bilimadamları, sizi yerinizden kalkmadan sanal olarak dünyanın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öteki ucuna götürecek bir icat geliştirdi. Başa geçirilen cihaz sayesinde,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istediğiniz yere dair her şeyi 5 duyu organınızla hissedebileceksiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;5 duyuyu veren sanal koza böyle çalışıyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sesler için 4 hoparlör&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burun için koku almaya yarayan tüp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel tatlar (acı, ekşi, tuzlu, tatlı, acı) için şırınga&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Bilgisayara ve 'sanal koza'ya bağlı sinyaller&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzünüze sıcak ya da soğuk hava üfleyen fan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Uyduya gönderilen veri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek kalite ekran, LCD teknoloji&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kamera, çeşitli cihaz kayıtları ve koklama, görme, duyma ve tat alma analizlerini yapmaya uyumlu sonda&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4498702006069573667?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4498702006069573667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4498702006069573667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/sanal-dunya.html' title='@ Sanal Dünya...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbM6mvGYPDI/AAAAAAAABhA/v-_T3b-DHf0/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1221989976380887796</id><published>2009-03-07T01:40:00.002+02:00</published><updated>2009-03-07T02:01:26.266+02:00</updated><title type='text'>@ Oklahoma’lı Parlamenter Richard Dawkins’i Yasaklattı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbG5NMdnZyI/AAAAAAAABg4/QvU8-5pQ2To/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 161px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbG5NMdnZyI/AAAAAAAABg4/QvU8-5pQ2To/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310229071981405986" /&gt;&lt;/a&gt;Oklahoma’lı Todd Thomsen, Richard Dawkins’in Oklahoma Üniversitesi’nde konuşma yapmak için davet edilmesine tepki gösterdi.&lt;br /&gt;Temsilciler Meclisi’nde alınan kararda; devlet tarafından finanse edilen enstitünün her türlü fikre açık olması gerektiği savunuldu. Darwin’in evrim teorisini varsayıma dayalı (hipotetik) anlatmak yerine bir dogma gibi öğreten Oklahoma Üniversitesi Zooloji Departmanının, kanıtlanmamış teorileri tek taraflı olarak anlattığına ve evrim karşıtı görüşleri ise “anti-entelektüel” olarak tanımladığına dikkat çekildi.&lt;br /&gt;Richard Dawkins’in üniversiteye konuşma yapmak için çağrılmasının ise bilimsel bir konsepti öğretmekle bir alakası olmadığı sadece bu dogmatik sistemi körükleme amacıyla olduğu vurgulandı.&lt;br /&gt;Kararda Dawkins’in “Tanrı Yanılgısı” isimli kitabından da bahsedilerek, Oklahoma halkının oldukça değer verdiği kültürel çeşitlilik ve düşünce çeşitliliği ile kitabın açıkça çeliştiği ve bu nedenle de halkın pek çoğu tarafından benimsenen görüşlere hakaret niteliği taşıdığından da bahsedildi.&lt;br /&gt;İşte Meclis Kararı’nın bir kısmı:&lt;br /&gt;“Evrim teorisi ile ilgili yayınladığı ifadeleri ve teoriye inanmayanlarla ilgili fikirleri Oklahoma Vatandaşları’nın çoğunun görüş ve fikirleri ile mütecaviz ve çelişen Oxford Üniversitesi’nden Richard Dawkins’in, Oklahoma Üniversitesi kampüsünde konuşmak üzere davet edilmesine, Oklahoma Temsilciler Meclisi şiddetle karşı çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Oklahoma Temsilciler Meclisi, Darwin’in evrim teorisi ve diğer bilimsel teoriler hakkında Oklahoma Üniversitesi’nin açık, oturaklı ve adil bir tartışmaya müdahil olmasını teşvik etmektedir. Oklahoma’lı vatandaşların isteklerini ve ilgilerini temsil eden bir kamu enstitüsünün müdahil olması gereken yaklaşım da budur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://skeptics4life.blogspot.com/2009/03/dawkins-banned-from-university-lecture.html&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1221989976380887796?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1221989976380887796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1221989976380887796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/oklahomal-parlamenter-richard-dawkinsi.html' title='@ Oklahoma’lı Parlamenter Richard Dawkins’i Yasaklattı'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbG5NMdnZyI/AAAAAAAABg4/QvU8-5pQ2To/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6153845528858894707</id><published>2009-03-07T00:00:00.002+02:00</published><updated>2009-03-07T00:03:20.829+02:00</updated><title type='text'>@ Kriz heryerde!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbGdnL4-U_I/AAAAAAAABgw/U5e9kJRJ_XU/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbGdnL4-U_I/AAAAAAAABgw/U5e9kJRJ_XU/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310198732178740210" /&gt;&lt;/a&gt;İsrail Merkez Bankası Başkanı ve Uluslararası Para Fonu (IMF) eski başkan yardımcısı ünlü ekonomist Stanley Fischer, önceki gün yaptığı açıklamada, İsraillileri kendi kendilerine işlerini yönetmeye ve hükümetten çözüm beklememeleri çağrısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsraillilerin beklemediği bu açıklama, herkesi panik içine soktu. Birçok şirketin iflas ettiği ve diğerlerinin ise küçültmeye gittiği İsrail’de işsizliğin hat safhaya vardığı bildirildi. İsraillilerin bazı şehirlerde marketleri yağmaladıkları belirtildi. El Celil şehrinin Hatsor bölgesinde kalabalık İsrailli bir grubun marketlerin içini tamamen boşalttıkları kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail gazetelerinden ‘İsrael Hayom / İsrail Bugün” gazetesi dün bir sayfasını İsrail’deki yağmalamalara ayırarak, “Hatsor elcelil Sıkıntı ve Umut Arasında” başlığını kullandı. Gazete şunları yazdı: “İsrail’de ekonomik krizi kendini böyle gösterdi: Gıda Pazarlama şebekeleri iflasını ilan etti ve çöktü. İşçiler ve bölge sakinleri marketleri yağmaladı. Bir grup kimliklerini gizlemek için maske kullandı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’de yaşanan yağmalama görüntülerinin üçüncü dünya ülkelerinde görmeye alışık olduğumuz manzaraları yansıttığını belirten gazete, fakat bu görüntülerin Hatsor ve Safad’da çekildiğini kaydetti. Aylardır maaşlarını alamayan çalışanların başta bulundukları iş yerlerini yağmaladıklarına dikkat çeken gazete, işçilerin iş yerine ait arabalardan, elektrik tesisatından, çantalardan ve duvarda asılı tablolara kadar her şeye yağmaladıklarını vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışveriş merkezlerindeki yağmalama eylemlerine bu marketlere gıda satan şirketlerin de katıldığı ifade edildi. İsrail gazetesi, yağmalamayı gören sokaktaki çocuk ve kadınların da marketlere saldırdığını bildirdi. İsrailli Yossi Kkon, suç şebekelerinin çalışanları kasalara dokunmamaları şartıyla yağmalamaya teşvik ettiğini söyledi. Kkon, çalınan eşyalarının büyük bir kısmının çalışanlar tarafından evlerine götürüldüğünü ve bir kısmının da pazarlar da satışa sunulduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail polisinin yağmalama karşısında sessiz kalmasını eleştiren İsrail gazetesi, Hahamlar Birliği’nin sosyal yardımların derhal çoğaltılması çağrısında bulunduğunu kaydetti. Önümüzdeki günler işsizliğin daha da artacağını belirten Hahamlar, İsrail geneline kaosun yayılmasını engellemek için büyük çaba sarf edilmesi gerektiğini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, İsrail’deki ekonomik krizin büyümesinde dünya genelinde İsrail ürünlerine karşı alınan ambargoların da etkili olduğu vurgulandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6153845528858894707?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6153845528858894707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6153845528858894707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/kriz-heryerde.html' title='@ Kriz heryerde!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbGdnL4-U_I/AAAAAAAABgw/U5e9kJRJ_XU/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3420071513704757749</id><published>2009-03-06T02:44:00.002+02:00</published><updated>2009-03-06T02:45:59.039+02:00</updated><title type='text'>@ Büyük Türkiye geliyor...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbByPQi3upI/AAAAAAAABgo/PgTGzgx6hu0/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 148px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbByPQi3upI/AAAAAAAABgo/PgTGzgx6hu0/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309869567134644882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye birkaç yıla kadar bölgesinin lideridir..." Bugün Gazetesi yazarı Nuh Gönültaş yazdı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'nın Irak'tan çekilmesinden sonra Türkiye'nin bölgesinde uçuşa geçeceğinden hiç kuşkum yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye önümüzdeki birkaç yılda bölgesinde kendisinden izin alınmadan hiçbir makro projenin yürürlüğe konamayacağı bir ülke haline gelecek, geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bunları söyledikçe bazı okuyucularımız bu tür öngörülerin hayal gücümüzle ilgili olduğunu söyleyip durumu küçümsemeye çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte buraya bir kere daha yazıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir askeri darbe daha olmadıkça, ki bunu mümkün görmüyorum, Türkiye birkaç yıla kadar bölgesinin lideridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte dünkü haber:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'li ünlü stratejist, Stratfor'un Başkanı George Friedman, Türkiye'nin bölgesindeki gücünü artırmaya başladığını ve 2040 yılına kadar Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hâkimiyet sağlayacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2040 çok geç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012'den sonra Türkiye büyüklüğünü Osmanlı hinterlandında göstermeye başlayacak. 2023 Türkiye'nin zirve yaptığı bir tarih olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süreç zaten başladı. Eğer İslam coğrafyasına bakarsanız, Türkiye'nin bu ülkelerdeki ağırlığının giderek arttığını görebilirsiniz. Türkiye bölgeyi domine etmeye başladı bile." (Sabah, 4 Mart 2009)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresi bu Osmanlı Hinterlandı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlar'da Avrupa içlerine Viyana'ya kadar... Irak, Suriye, Filistin, ta Arabistan'a, Orta Asya'nın içlerine kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Friedman da Türkiye'nin bölgenin başat gücü olmasının önündeki engelin yine Türkiye'den içten olabileceğini söylüyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'nin önündeki engel dışsal tehditler değildir. Türkiye'nin önündeki en büyük engeller içsel sorunlardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, bir askeri darbe olmadığı takdirde, iç sorunlarımız bir askeri darbeye yol açacak şekilde kışkırtılmadığı sürece Türkiye'nin önünde hiçbir dış güç duramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye, Osmanlı'nın sahip olduğu topraklara yeniden hükmedecek. Elbette, Osmanlı'dan çok farklı bir formda yapılanma olacak. Türkiye, bölge ülkelerine valiler atayacak veya 'Türkiye Birliği' adında bir örgütlenmeye gidecek. Nasıl bir örgütlenme kurulacağını süreç gösterecek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bunun için Türkiye'nin öncelikle sistemini değiştirmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tür eyalet sistemine geçilmesi gerekiyor. Kulağımıza gelen haberler bunun hazırlıklarının yapıldığı şeklinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu gelişmeleri hızlandıracak etken Amerika'nın Irak'tan çekilmesi olacak. Ki Obama çekilme takvimini açıkladı. Amerika iki yıllık bir süre içinde Irak'tan çekilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika Irak'tan çekilince Kuzey Irak'lı Kürtleri Arapların intikamından kim koruyacak sanıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki Türkiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama neyin karşılığında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede Türk ordusundan daha güçlü bir askeri yapı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Ordusu o zamana kadar profesyonel orduya da geçmiş olur ki, bu gücünü, dış operasyon yapma gücünü katlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede iki güç olacak orta vadede. İran ve Türkiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin İran ile çıkarlarının çeliştiği noktalar olacak. Ama bunun hiçbir zaman çatışmaya yol açacağı öngörülmüyor. Irak'ın ABD tarafından işgalinden sonra ortaya çıkan İran Jeopolitiği Türkiye'nin tek endişesi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın, Lozan Anlaşması'nın imzalandığı masanın Türkiye'ye iade edildiği tarihten itibaren çevremde hep şunu söylüyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Lozan masası Türkiye'ye verildi. Bu Türkiye'ye gerek Lozan'ın gizli maddeleri ile gerekse bir imparatorluk bakiyesi olmasından dolayı konulan kısıtlamaların kaldırıldığı anlamına gelir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topraklarındaki madenleri bile çıkartılmayan Türkiye artık kendi ayakları üzerinde durmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin her tarafından nitelikli petrol fışkırıyor. Daha önce yabancı şirketler tarafından açılıp petrol bulunan ve fakat üzeri cıva ve betonla kapatılan kuyular yeniden açılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bunların Tayyip Erdoğan hükümetleri ile ne alakası var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç alakası yok, tamamen bir zamanlama meselesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Erdoğan hükümetleri gelişmeleri hızlandıracak katalizör işlevi görebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir not: Osmanlı İmparatorluğu dışında yıkılan bütün imparatorluklar güçlerini muhafaza ederek yıkıldılar. Örnek Rusya ve İngiltere... Amerika'nın gerilemesi de öyle olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu'nun ruhu yeniden uyanıyor. Uyandığında eski gücünü yeniden hissedecek!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3420071513704757749?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3420071513704757749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3420071513704757749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/buyuk-turkiye-geliyor.html' title='@ Büyük Türkiye geliyor...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SbByPQi3upI/AAAAAAAABgo/PgTGzgx6hu0/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6669101697313939090</id><published>2009-03-04T17:09:00.002+02:00</published><updated>2009-03-04T17:12:41.272+02:00</updated><title type='text'>@ Evrim Teorisi savunucuları bu yazıyı okusun!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sa6aYAGgK3I/AAAAAAAABgg/jDhiWLN3KUU/s1600-h/1.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 198px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sa6aYAGgK3I/AAAAAAAABgg/jDhiWLN3KUU/s200/1.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309350747851205490" /&gt;&lt;/a&gt;Yakalanmadan önce 17 çocuğu öldüren ve cesetlerini yiyen Amerikalı seri katil Jeffrey Dahmer, ölümünden hemen önce Dateline NBC kanalında yapılan son röportajında şu açıklamada bulunmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eğer bir insan, Kendisi’ne karşı sorumlu olduğu bir Yaratıcı’nın var olduğunu düşünmüyorsa, o halde niye uygun sınırlarda tutacak şekilde davranışlarınızı ıslah etmeye çalışasınız? Ben de işte böyle düşünüyordum. Her zaman evrim teorisinin, yani bizlerin (tesadüfen) sadece bir balçıktan geldiğimiz tezinin bir gerçek olduğuna inanmışımdır. Öldüğümüz zaman, her şey biter, artık hiçbir şey yoktur.” 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Dawkins’in savunuculuğunu yaptığı, Darwin’in kitleleri zehirlediği batıl inanç, insanları seri katil yapmakta, hatta onları insan eti yiyecek kadar psikopatlığa sürüklemektedir. İnsanlara, bir Yaratıcı’ya karşı sorumlu olmadıkları telkini vermeye çalışan; onları amaçsız, sorumsuz, başıboş varlıklar olduğuna inandıran; insanı bir hayvan olarak gören ve ölümü bir son olarak göstermeye çalışarak ahiret gerçeğinden insanları uzaklaştırmaya çalışan bu sahte dinin getirdiği sonuç işte budur. Son iki yüz yıldır dünyaya savaşları, katliamları, zalimliği, terörü, cinayetleri, kitle katliamlarını, dejenerasyonu ve her türlü belayı getiren en büyük sapkın güç Darwinizm’dir. Toplumlarda bir dönem gelişen dinsizliğin, ırkçılığın, kitlelerin katline sebep olan faşizmin, komünizmin ve dünya savaşlarının tek sebebi, GEÇTİĞİMİZ YÜZYILIN EN BÜYÜK ALDATMACASI VE EN BÜYÜK BELASI OLAN DARWINİZM’DİR. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin’in başlattığı bu kara bela, toplumların üzerindeki uğursuz etkisini Darwin’in takipçileri vesilesiyle devam ettirmiştir. Richard Dawkins’in son kitabının insanları Allah inancından uzak, karamsarlığa iten görünümünün etkisi altında kalmış olan gençler ümitsizliğe kapılmakta, hatta İNTİHARA YÖNELMEKTEDİRLER. Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi, Amerika’da Jesse Kilgore adlı 22 yaşındaki öğrencinin, profesörü tarafından kendisine tavsiye edilen Dawkins’in kitabının etkisiyle intihar etmesi olmuştur. 2 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dawkins’in, Darwinizm’in karanlık ideolojisine dayandırdığı ürkütücü bakış açısının etkisi bu örnekle sınırlı değildir. Dawkins Unweaving the Rainbow kitabının önsözünde bu gerçeği kendisi de itiraf etmiştir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kitabımın yayımcısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise bana sitem dolu bir mektup gönderdi. Mektubunda, aynı kitabı okuyan bir öğrencisinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve amaçsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Öğretmen, diğerlerinin de aynı "hiçlik karamsarlığı"ndan etkilenmemeleri için, öğrencisine kitabı başkalarına göstermemesini tavsiye etmiş. 3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karanlık bela, yani Darwinizm; insanları ölüme, cinayete, karamsarlığa, hiçlik duygusuna, vahşete ve dehşete sürükleyen, insanlara tesadüfen var olmuş bir hayvandan başka bir şey olmadığını telkin etmiş sapkın bir dindir. Bu dinin geride kalmış birkaç temsilcisi, insanları Allah inancından uzaklaştırabilmek ve onları daha fazla vahşete, cinayete, korku ve dehşete sürükleyebilmek için çaba göstermeye devam etmektedirler. Bu nedenle Darwinizm’in zayıflıklarının okullarda okutulmasına canla başla karşı çıkmakta, Yaratılışı ispat eden fosilleri saklamakta, proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini, 100 milyon fosilin Darwinizm’i yerle bir ettiğini itiraf edememektedirler. Ancak tüm bu önlemlere karşın 21. yüzyılda insanlar artık yalanlara aldanmamaktadırlar. Darwinizm’in bir sahtekarlık olduğunun tüm dünyaya deşifre edilmesinin ardından Darwinizm’i ayakta tutmak için gösterilen çabaların tümü boşa çıkmıştır. İnsanlar kitleler halinde Allah’a yönelmeye başlamışlardır. Allah’ın yarattıklarından zevk almanın, dünyaya boş ve amaçsız olarak gelmemiş olduklarını bilmenin ve ahirette sonsuza kadar var olacaklarını anlamış olmanın rahatlığını ve huzurunu yaşamaktadırlar. Allah’a karşı sorumlu olmanın şuuruyla hareket etmekte, din ahlakının gereklerini yerine getirmekte, cennet nimetlerini hatırlatan her güzellikten zevk almaktadırlar. Darwinistlerin dünyaya getirmeye çalıştıkları zulüm ortamı, yerini Allah’a kalpten bağlanan insanların oluşturduğu huzur ortamına bırakmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kelly J. Coghlan, Houston Chronicle Sunday-15 şubat 2009&lt;br /&gt;2 http://www.worldnetdaily.com/index.php?fa=PAGE.view&amp;pageId=81459&lt;br /&gt;3 Richard Dawkins, Unweaving The Rainbow, Houghton Mifflin Company, Newyork, 1998, p. ix&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6669101697313939090?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6669101697313939090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6669101697313939090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/evrim-teorisi-savunucular-bu-yazy.html' title='@ Evrim Teorisi savunucuları bu yazıyı okusun!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sa6aYAGgK3I/AAAAAAAABgg/jDhiWLN3KUU/s72-c/1.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1858430609445177149</id><published>2009-03-04T16:52:00.001+02:00</published><updated>2009-03-04T16:55:48.404+02:00</updated><title type='text'>@ Darwinist Douglas Futuyma Roma’da firar etti!</title><content type='html'>&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=9,0,28,0" width="320" height="280"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.harunyahya.tv/player/flv_player.swf?movieName=12946&amp;sId=36456" /&gt;&lt;param name="quality" value="high" /&gt;&lt;embed src="http://www.harunyahya.tv/player/flv_player.swf?movieName=12946&amp;sId=36456" quality="high" pluginspage="http://www.adobe.com/shockwave/download/download.cgi?P1_Prod_Version=ShockwaveFlash" type="application/x-shockwave-flash" width="320" height="280"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deşifre:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Oktar Babuna. Türkiye’den bir doktorum. Beyin cerrahıyım. İçlerinde Yaratılış Atlası’nın da bulunduğu 300 kitabın yazarı olan Harun Yahya’yı temsil ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bilimsel teorilerden bahsedersek. Genelde şöyle işler: Önce, bir hipotezin prensiplerini ortaya atarsınız. Gözlemler ve deneylerle doğrulandığında bu bir teori olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmacılar bazı iddialarda bulundular fakat bunlar bilimsel kanıtlarla doğrulanmadılar. Örneğin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer evrim gerçe olsaydı, biliyorsunuz Darwin, türler arasında ardı ardına küçük değişiklikler olması gerektiğini savundu. O zaman ara geçiş formları görmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara geçiş formları görmeliyiz. Bize ara geçiş formları gösterebilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin kanatları olmayan canavarımsı canlılar. Tek kanatlı, kanadının az bir kısmı gelişmiş , tamamlanmamış organları gösteren ara geçiş formları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiktaalik rosaea ve Archaeopteryx. Bunlar ara geçiş formları değil, bunlar mükemmel canlılar. Soyu tükenmiş canlılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Douglas Futuyma salonu terkeder]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1858430609445177149?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1858430609445177149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1858430609445177149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/darwinist-douglas-futuyma-romada-firar.html' title='@ Darwinist Douglas Futuyma Roma’da firar etti!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-8237441114416036100</id><published>2009-03-03T15:46:00.005+02:00</published><updated>2009-03-04T17:07:14.705+02:00</updated><title type='text'>@ Masonik güç, Papa'yı da bozdu!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sa1Dl3DSAnI/AAAAAAAABgY/Ba3u5cFFePg/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 152px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sa1Dl3DSAnI/AAAAAAAABgY/Ba3u5cFFePg/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308973853451616882" /&gt;&lt;/a&gt;Vatikan, Charles Darwin'in "Türlerin Kökeni" adlı kitabını yayınlamasının 150. yıldönümü sebebiyle düzenlenen beş günlük konferansa ev sahipliği yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC'nin haberine göre, bugün açılışı yapılan konferansın konusu "evrim ve yaratılışın uyumu"!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl iki ayrı uluslararası akademik konferans Vatikan tarafından düzenleniyor. Konferansta "evrim fikirlerinin dini inanışla çatışması"nın tekrar gözden geçirileceği bildirildi. Konferanslarda, Galile ve Charles Darwin'in görüşleri tartışılacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın çeşitli yerlerinden bilim adamları, filozoflar ve din bilim adamları Roma'da Papalık Gregoryan Üniversitesi'nde toplandılar. Konferansta "Darvin'in evrim teorisi ile Katolik inancının uyumu" ele alınacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GALİLE'Yİ KINAYAN KİLİSE, DARVİN'İ KINAMADI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıristiyan kiliseler Darwin'e yıllardır düşman. Çünkü evrim teorisi Hıristiyanların kutsal metinlerindeki yaratılış anlatıma uymuyor. Ancak Katolik Kilisesi Darwin'i; Galile'yi kınadığı ve susturduğu gibi ne kınadı ve ne de susturdu. Hatta Papa 2. John Paul, "evrimin; teorinin ilerisinde olduğunu" iddia etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://us2.fmanager.net/api_v1/productDetail.php?dev-t=7EZU2FZ0164&amp;objectId=12886"&gt;Detay için buraya tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-8237441114416036100?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8237441114416036100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/8237441114416036100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/03/masonik-guc-papay-da-bozdu.html' title='@ Masonik güç, Papa&apos;yı da bozdu!'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sa1Dl3DSAnI/AAAAAAAABgY/Ba3u5cFFePg/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-2966716183695369179</id><published>2009-02-27T23:23:00.002+02:00</published><updated>2009-02-27T23:25:23.131+02:00</updated><title type='text'>@ Evrimcilere bir bilimsel darbe daha...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SahaFmsFYpI/AAAAAAAABgQ/2DrllRvpzrw/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 76px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SahaFmsFYpI/AAAAAAAABgQ/2DrllRvpzrw/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307591213187424914" /&gt;&lt;/a&gt;İngiliz bilim adamları bir balığın içindeki ilk embriyonun tam 365 milyon yaşında olduğunu ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fosil, balıkların erken çağlarda sperm ve yumurtayı suda karıştırdıkları yönündeki, evrimcilerin dışsal döllenme teorisini de çürütmüş oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-2966716183695369179?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2966716183695369179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/2966716183695369179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/evrimcilere-bir-bilimsel-darbe-daha.html' title='@ Evrimcilere bir bilimsel darbe daha...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SahaFmsFYpI/AAAAAAAABgQ/2DrllRvpzrw/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3595952573379580672</id><published>2009-02-27T16:36:00.001+02:00</published><updated>2009-02-27T16:38:15.740+02:00</updated><title type='text'>@ Şer lobilerinde panik</title><content type='html'>Türkiye Gazetesi köşeyazarı Hasan Mesut Hazar'ın bugünkü makalesini aşağıda okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılla beraber, ABD’deki Türkiye karşıtı lobilerin panikatakları başladı. Propaganda makinesinin dişlileri aracılığı ile “Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor” ekseninde bir imaj karalaması yapılmaya çalışılıyor. Bilinen kişi ve kalemler, kendi amaçları doğrultusunda, tek kaynaktan beslenen haber, değerlendirme ve yorumlarla, Türk-Amerikan ilişkilerine çomak sokmak istiyor.&lt;br /&gt;AK Parti iktidarına kadar, zayıf hükümetler günlerinde ve demokrasisine müdahalelerin çok “normal ve gerekli” sayıldığı dönemlerde, Türkiye’yi hep “kuzu gibi söz dinleyen müttefik” gözüyle görenler, şimdilerde çok rahatsız. Türk-Amerikan ilişkilerini sözde soykırım yasa tasarıları, ıskartaya çıkmış 3-5 fırkateyn teslimi, Kıbrıs aldatmacası ve NATO çerçevesinde kısıtlı askerî münasebetlerle oyalayanlar, Türkiye’ye hep çifte standart uygulayanlar şimdi ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.&lt;br /&gt;Türkiye’nin dış politikasındaki canlanma, bölgesel ve küresel konulara çok daha dinamik yaklaşır olması, uluslararası arenada giderek etkili bir güç haline gelmesi, dış dünyada itibarının artması, ABD’deki şer lobilerini felaket korkutmuş vaziyette. Ermeniler sözde soykırım masallarından umudu kesmiş görünüyor. Bugüne kadar soykırım tasarılarına karşı çıkıyoruz desteğini Türkiye’ye nazlana nazlana vermeyi lütuf sanan ABD’deki Yahudi lobisi de, işlerin artık eskisi gibi yürümeyeceğinin farkında.&lt;br /&gt;Zaten, büyük umut bağladıkları Başkan Obama da Türkiye’nin önemini ve vazgeçilmezliğini “erken idrak etmiş” durumda. Obama’nın Orta Doğu, Irak, İran, Afganistan ve güvenlik gibi en baş ajandasının bütün çözüm parametrelerinde Türkiye, hem ikame edilemez bir ağırlığa, hem de yönlendirici bir konuma sahip. ABD yönetimleri artık Türkiye’nin sözünü daha fazla dinlemek gerektiğini çok iyi anladılar.&lt;br /&gt;Nitekim Obama yönetiminin özel temsilcileri peş peşe Ankara’da istişarelerde bulunuyorlar. Geçen haftaki yazımızda da belirtmiştik. Başkan Obama’nın kendisinin ya da Dışişleri Bakanı Bayan Clinton’ın en kısa sürede Ankara’yı ziyaret etmesinin, stratejik iş birliğinin ivmesini artıracağını, Türk-Amerikan ilişkilerine ipotek koyma arzulularının propagandalarını boşa çıkaracağını vurgulamıştık.&lt;br /&gt;Bayan Clinton haftaya Türkiye’ye geliyor. 7 Martta Ankara’da başlayacağı resmî temasların, hem zamanlaması hem de getireceği olumlu sonuçları itibariyle fevkalade yararlı bir ziyaret olacağını şimdiden belirtmek istiyoruz. Şer lobileri hiç heveslenmesinler. Stratejik ortaklık temelinde vizyonu, kapsamı, konuları ve iş birliği alanları net olarak belirlenmiş Türk-Amerikan ilişkilerine çomak sokmaya güçleri yetmeyecek!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3595952573379580672?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3595952573379580672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3595952573379580672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/ser-lobilerinde-panik.html' title='@ Şer lobilerinde panik'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-932312902908274638</id><published>2009-02-27T16:20:00.003+02:00</published><updated>2009-02-27T16:24:51.020+02:00</updated><title type='text'>@ Türkiye'den liderlik bekliyoruz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf3LmPe0DI/AAAAAAAABgI/ywPeozY-3nw/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 144px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf3LmPe0DI/AAAAAAAABgI/ywPeozY-3nw/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307482464495521842" /&gt;&lt;/a&gt;ABD Başkanı Obama’nın Özel Temsilcisi Mitchell, Türkiye’nin Ortadoğu barışı için gösterdiği çabalar nedeniyle Obama’nın “müteşekkir” olduğunu söyledi. Mitchell, “Barışın sağlanması için Türkiye’den liderlik bekliyoruz” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ile İsrail arasındaki "güçlü ilişkiler"e vurgu yapması dikkat çeken Mitchell, Türkiye'nin önemli demokratik bir ülke olarak bölgede oynayacak "eşsiz bir rolü" olduğunu söyledi. Mitchell "Ben bugün buradayım çünkü Başkan Obama'nın Türkiye'nin kapsamlı barışa olan taahhüdünü takdir ediyor" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak sonunda ertelenen ziyareti için Perşembe akşamı geldiği Ankara'da ilk olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edilen ve bunun ardından Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile bir çalışma yemeğinde biraraya gelen Mitchell, bu sabah Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakanlık Konutu'nda bir görüşme yaptı. Görüşmede ABD Büyükelçisi James Jeffrey de bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmenin ardından Başbakanlık Konutu girişinde medya mensuplarına bir açıklama yapan Mitchell, ilk olarak evsahipliği, misafirpeverlik ve yaptıkları tavsiyelerden dolayı Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Babacan ile Türk hükümeti ve halkına teşekkür etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;George Mitchell, "Türkiye, ABD'nin çok önemli bir müttefiki ve Ortadoğu'daki barış ve güvenlik için önemli bir güçtür. İsrail ile güçlü ilişkileri olan önemli demokratik bir ülke olarak Türkiye'nin oynayacak eşsiz bir rolü var ve Ortadoğu'daki kapsamlı bir barışı teşvik etmeyi amaçlayan çabalarımızda önemli bir etkisi olabilir" dedi. Mitchell şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"TÜRKİYE'NİN GÖSTERECEĞİ LİDERLİĞİ DÖRT GÖZLE BEKLİYORUZ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben bugün buradayım çünkü Başkan Obama, Dışişleri Bakanı Clinton ve ABD, Türkiye'nin kapsamlı barış ve iki devlet çözümüne gösterdiği taahhüdünü takdir ediyorlar. Türkiye'nin önümüzdeki günlerde gerçekleşecek Şarm El Şeyh'te yapılacak olan donörler konferansına katılmasını olumlu karşılıyoruz ve ateşkes ile Gazze'deki insani ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik güçlü çabalardan başlayarak barış çabalarını aktif bir biçimde sürdürürken Türkiye'nin göstereceği liderliği dört gözle bekliyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;George Mitchell, Erdoğan ve diğer hükümet üyelerinde yaptığı temaslarda da dile getirdiği diğer bir konuya değinerek "Bizim için şimdi geleceğe bakmak ve bölgedeki tüm halkları için güvenli bir geleceği tesis etmek için birlikte çalışmak önemlidir" şeklinde konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-932312902908274638?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/932312902908274638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/932312902908274638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/turkiyeden-liderlik-bekliyoruz.html' title='@ Türkiye&apos;den liderlik bekliyoruz'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf3LmPe0DI/AAAAAAAABgI/ywPeozY-3nw/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-4851308978041178548</id><published>2009-02-27T16:04:00.001+02:00</published><updated>2009-02-27T16:06:27.007+02:00</updated><title type='text'>@ Türkiye köklü bir değişim yaşıyor</title><content type='html'>Birleşik Arap Emirlikleri, El Beyan Gazetesi yazarı Ahmed Amrabi'nin dünkü makalesini asagida okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e, "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" diyerek Davos'taki bir oturumdan çekilmesi ender görülen dramatik bir sahneydi. Peki bu sadece kişisel bir tepkiden mi ibaretti? Hayır. Erdoğan sadece Türkiye'de iktidardaki AKP'nin görüşünü değil, Türk halkının gerçek kimliğine dair değişimi de ifade ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk yazar Aslı Aydıntaçbaş geçtiğimiz günlerde Herald Tribune gazetesinde yayımlanan makalesinde 10 yıl önce bir Türk milletvekiliyle yaptığı anlamlı bir söyleşiyi aktarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu milletvekili Türkiye'yi doğudaki komşularıyla, özellikle de İran ve Suriye'yle buluşturacak bağlardan ve Asya'yla İslam dünyasında yeni koalisyonlar kurma çabasının öneminden bahsetmişti. Bu vekil, şu an cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül. Gül'ün 10 yıl önce dile getirdiği düşünceler o dönemde hayaldi, ancak şimdi &lt;br /&gt;Türkiye'nin resmi politikası oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupalı Türkiye, bugün Müslüman kimliğine dönme yönünde dönüşüm içinde. Araplar ve Müslümanlar bu gerçeği idrak etmeli. Türkiye köklü biçimde değişiyor ve Erdoğan'ın Peres'e öfkeli karşı koyuşu İslam dünyasındaki halklara anlamlı bir mesajdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-4851308978041178548?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4851308978041178548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/4851308978041178548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/turkiye-koklu-bir-degisim-yasyor.html' title='@ Türkiye köklü bir değişim yaşıyor'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-7020133897729078506</id><published>2009-02-27T13:40:00.002+02:00</published><updated>2009-02-27T13:42:22.860+02:00</updated><title type='text'>@ 1.5 milyon yıllık ayak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SafRiGvYjZI/AAAAAAAABfc/ALC9yuIeMi0/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SafRiGvYjZI/AAAAAAAABfc/ALC9yuIeMi0/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307441069734530450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kenya'da bulunan 1.5 milyon yıllık ayak izleri, insanların çok uzun yıllar önce de anatomik olarak bugünkü ile aynı ayaklar üzerinde yürüdüğünü gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'deki Bournemouth Üniversitesinden Matthew Bennett, Kenya'nın kuzeyindeki Ileret bölgesi yakınında 2 tortul tabakasında bulunan 1.5 milyon yıllık ayak izlerinin, modern insanınkiyle temel olarak aynı anatomiye sahip olduğunun en eski göstergesi olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bennett, ayak izlerinin, normalde fosilleşmiş kemiklerde bulunmayan yumuşak dokuların biçim ve yapılarına dair bilgiler de içerdiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesör Bennett, modern insanların ve fosilleşmiş eski insanların ayak izleri arasında yapılan karşılaştırmanın tarafsız olması için Kenya'da bulunan ayak izlerini numaralandırdı, bilgisayarda taradı ve bu şekilde değerlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.5 milyon yıllık ayak izlerinden birinin fotoğrafı Science dergisinin son sayısının kapağını süslüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-7020133897729078506?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7020133897729078506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/7020133897729078506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/15-milyon-yllk-ayak.html' title='@ 1.5 milyon yıllık ayak'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SafRiGvYjZI/AAAAAAAABfc/ALC9yuIeMi0/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-1277943199915610583</id><published>2009-02-27T03:15:00.001+02:00</published><updated>2009-02-27T03:17:02.594+02:00</updated><title type='text'>@ Kar tanesindeki yaratılış mucizesi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sac-6X6Y4FI/AAAAAAAABfU/Bo6a8xJzOAQ/s1600-h/1.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 190px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sac-6X6Y4FI/AAAAAAAABfU/Bo6a8xJzOAQ/s200/1.Jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307279858451669074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı bilimadamları, kar tanelerinin hiç biri birbirine benzemeyen simetrik yapısını bir bilgisayar programında yeniden üretti.  Wisconsin ve California üniversitelerinden iki matematikçinin, bilgisayar modelinin teorisini ve işlemlerin gerçekleştirilmesini, dört yıllık bir uğraş sonunda geliştirdikleri belirtildi. &lt;br /&gt;Bilimadamlarından David Griffeath, modeli mümkün olan en sade hale getirdiklerini ancak yine de bir kar tanesini oluşturmanın bir gün sürdüğünü söyledi. Griffeath, "Su, kainattaki en inanılmaz moleküldür, saf ve basit. Sadece üç küçük atom, ancak fizik ve kimyası inanılmaz" dedi.  Doğada kar taneleri, su moleküllerinin bir toz zerresi etrafında kristalleşmesi sonucu oluşuyor. &lt;br /&gt;Modelin, meteoroloji uzmanlarının, değişik şekillerdeki kar tanelerinin toprağa ulaşan su miktarını nasıl etkilediğini tahmin etmelerine yardımcı olabileceği bildirildi. (aa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-1277943199915610583?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1277943199915610583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/1277943199915610583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/kar-tanesindeki-yaratls-mucizesi.html' title='@ Kar tanesindeki yaratılış mucizesi...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Sac-6X6Y4FI/AAAAAAAABfU/Bo6a8xJzOAQ/s72-c/1.Jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-3889752739379216262</id><published>2009-02-27T03:10:00.001+02:00</published><updated>2009-02-27T03:10:53.126+02:00</updated><title type='text'>@ Uluslararası Türkçe TV yayına hazırlanıyor</title><content type='html'>Türkçe konuşan ülkeler arasında ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan Uluslararası Türkçe TV 21 Mart'ta yayına başlayacak. 24 saat yayın yapacak olan televizyonda her bir ülkeye 4'er saat yayın hakkı tanınacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de bulunan TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Türkçe konuşan ülkelerin ortak televizyon kanalının 21 Mart'ta yayına başlayacağını söyledi. Şahin, gazetecilere yaptığı açıklamada, söz konusu televizyon kanalının Türkçe konuşan ülkeler arasında ilişkileri geliştirmeyi ve güçlen- dirmeyi amaçladığını kaydetti.&lt;br /&gt;Azerbaycan Türkçesinin Türkiye'de anlaşıldığını belirten Şahin, bu nedenle Azerice yayınların olduğu gibi yayımlanacağını, diğer ülkelerin programlarının ise Türkiye Türkçesine tercüme edilerek, alt yazıyla yayına verileceğini belirtti. TRT Genel Müdürü Şahin Mart ayında yayına girecek Türk dünyasına yönelik kanalın iki televizyon arasındaki işbirliğiyle gerçekleşeceğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Birlikte oluşturacağımız bu kanalın faaliyetleri gerçekten tarih nezdinde bizim ne kadar hayırlı bir iş yaptığımızı da ortaya koyacak. Gelecek nesiller birbirimizi anlama adına bize dua edecekler, bizi hayırla yad edecekler.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-3889752739379216262?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3889752739379216262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/3889752739379216262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/uluslararas-turkce-tv-yayna-hazrlanyor.html' title='@ Uluslararası Türkçe TV yayına hazırlanıyor'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6184088020066339696.post-6791164377255628747</id><published>2009-02-27T01:04:00.002+02:00</published><updated>2009-02-27T01:09:21.695+02:00</updated><title type='text'>@ Papa'ya göre krizin sebebi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SachDsVR1oI/AAAAAAAABfE/a6gLtYq_yEQ/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SachDsVR1oI/AAAAAAAABfE/a6gLtYq_yEQ/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307247033203152514" /&gt;&lt;/a&gt;Papa 16. Benediktus, küresel mali krizin gerçek Tanrı'nın yerine ''ihtiras tanrısının'' konulması yüzünden çıktığını söyledi.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Roma Katolik Kilisesi'nin, küresel mali krize yol açan ekonomik adaletsizliği kınaması yükümlülüğü bulunduğunu belirten Papa, bu konuya çıkaracağı Papa'lık genelgesiyle değineceğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahiplere hitabeden Papa, krizin ''gerçek Tanrı'ya karşı olan putperestlikle insan hırsının ve Tanrı imgesi yerine bir başka tanrının, ihtiras tanrısının konulmasının'' sonucu çıktığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa 16. Benedictus, kilisenin, büyük ABD bankalarının batmasıyla kendini gösteren bu temel hataları kınaması gerektiğini dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de küresel mali sistemi benmerkezci, basiretsiz ve yoksullara ilgi göstermede yetersiz olarak nitelendiren Papa, yoksulluğa karşı dünya çapında dayanışma çağrısında bulunmuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6184088020066339696-6791164377255628747?l=nehabernehaber.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6791164377255628747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6184088020066339696/posts/default/6791164377255628747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehabernehaber.blogspot.com/2009/02/papaya-gore-krizin-sebebi.html' title='@ Papa&apos;ya göre krizin sebebi...'/><author><name>psh</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/Saf0eWr_f-I/AAAAAAAABfo/63LZEH-YVRw/S220/smile.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lVG3ryRMCXE/SachDsVR1oI/AAAAAAAABfE/a6gLtYq_yEQ/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/></entry></feed>
