8 Aralık 2008 Pazartesi

06 Aralık - Günlük Gazetelerden Seçme Haberler

TARAF
Sayfa 1: Türkiye, Afganistan ve Pakistan üçlü zirvesi

Sayfa 5:(öncer aytaç& emre uslu) Oray Eğin’in yazısındaki 8 yalanı yazmış

Sayfa 11: (Ahmet Altan) istenilen ahlaka Allah korkusuyla sahip olunabileceğini anlatmış. Kendisinin inanmadığını söylüyor ama inananlara şöyle tavsiye etmiş: İnandığınız Allah her yaptığınızı görüyor, bizden kurtulursunuz ama Allah’tan kurtulamazsınız

Sayfa 12:Polisin silah kullanma yetkisini tartışmaya açan 32. gün programında emniyet müdürleri, polis ve mağdur aileleri bir araya getirdi.

Sayfa 12:İnsan Hakları İzleme Örgütü Başkanı Roth, artan polis şiddetine ilişkin bakanlarla yaptığı görüşmeyi “hayal kırıklığı” olarak niteledi ve “Bakanların görevi insan haklarını korumak mı yoksa ihlal etmek mi” diye sordu

YENİ ŞAFAK
Sayfa 1 (Barışın başkenti: Türkiye Afganistan ile Pakistan’ı uzlaştırıyor)

Sayfa 16 (Büyük konuşma için İslam Başkenti arıyor: Obama İslam başkenti arıyor)

YENİASYA
Sayfa 1 : (DIŞİŞLERİ Bakanı Ali Babacan, hem Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki süreçte, hem de Türkiye ile Ermenistan arasındaki süreçte işlerin iyi gittiğini söyledi.

Sayfa 12 : (İngİltere’nİn dünyaca ünlü Cambridge Üniversitesi öğretim üyelerinden sonradan Müslüman olan Tim Winter'in (Abdulhakim Murad) önderliğinde bir cami projesi gerçekleştirildiği belirtiliyor.)

RADİKAL
Sayfa 6: Murat Yetkin (Türkiye dün Pakistan’a terörizmle mücadelede Hindistan, Afganistan ve komşularıyla daha fazla işbirliği öğütledi, bunun için destek vaat etti. Türkiye yalnız komşularıyla değil, daha geniş bir bölgede süren yangının söndürülmesi çabalarına aktif olarak katılıyor. Çünkü o yangın sürdükçe Türkiye’nin serinlemesi de gecikiyor. Bu çabalar o nedenle yalnız ‘Cihanda sulh’ için değil, ‘Yurtta sulh’ için de anlam ve önem taşıyor.)

Sayfa 1: (Türkiye Taliban ve Kaide yüzünden gerilimi bitmeyen Pakistan ve Afganistan’ı ikinci kez buluşturdu.)

Sayfa 15 : (Sanayi Üretim Endeksi, ekimde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8.5 azalış gösterdi. Rakam 2001 yılından bu yana en kötü performansı sergiliyor. Kasım ayı elektrik tüketimi ve kapasite kullanımındaki düşüş 2009 Ocak ayında açıklanacak kasım ayı sanayi üretim endeksi rakamının da kötü çıkacağının işaretini veriyor)

MİLLİYET
Sayfa 17:( İstanbul’daki İkinci Türkiye-Pakistan-Afganistan Üçlü Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan, Afganistan Cumhurbaşkanı Karzai ve Pakistan Cumhurbaşkanı Zardari ile ikili görüşmeler yaptı.)

Sayfa 18: Semih İdiz_( Irak ile ilgili çoğu tahminleri doğru çıkan Türkiye bu sözünü ettiğimiz tarafların hepsince artık çok daha ciddiye alınan ve sözü giderek dinlenen bir ülke konumuna geliyor.
Özetle, iç siyasette karmaşa sürerken, dış siyaset açısından itibarımız yükselmeye devam ediyor.)

Sayfa 19: Hasan Cemal_(Hukuka, insanlığa, demokrasiye ne kadar aykırılık, çirkinlik varsa hepsi örtbas ediliyor. Suçlular himaye görüyor. Hesap sorulamıyor.Hukuk devleti işletilmiyor.)

Sayfa 20: Sami Kohen_ Neden Türkiye?_( Türkiye taraflar arasında böyle bir yakınlaşma sağlayabilecek nadir ülkelerden biridir. Bunun birçok nedeni var: Her şey önce ilgili taraflar Türkiye’ye güveniyor, onun devreye girmesini arzu ediyor.)

AKŞAM
Sayfa 1: ( Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün girişimiyle gerçekleştirilen Türkiye, Afganistan ve Pakistan arasındaki “Üçlü Zirve” dün Four Seasons Otel’de gerçekleşti.

Sayfa 12:Nagehan Alçı_ Türkiye global bir aktör olur mu? _( Washington’ın elini ayağını bağlayan Afganistan-Pakistan coğrafyası ile ilgili varlık göstermek Ankara’yı dünya siyasetinde söz sahibi yapacaktır.)

Sayfa 15: (BİTLİS’te düzenlenen DTP mitinginde, Türk bayrağıyla alana girip, “Kahrolsun PKK” diye bağıran Ersin Ağar “Van Bahçesaray’da 1993’te PKK’nın köy baskınında aileden 5 şehit verdik. O gün duygularıma hakim olamadım. Kendi ülkemin bayrağını açtım ama linç girişimleri oldu. Ben de Kürdüm ve Kürtlüğümle hep gurur duydum. PKK ile Kürtlüğün alakası yok” dedi.)

ORTADOĞU
Sayfa 1:(Türkiye’de yoksulluk bir önceki yıla göre artış gösterdi.)

Sayfa 7: (Suriye askerlerine karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nın komutanı olarak nam salmış Lübnan’lı Hıristiyan lider Michel Aoun’un Şam ziyareti iki ülke ilişkilerinde ciddi bir değişim rüzgarı olarak yorumlanıyor.)

Sayfa 9: (Türkiye-Afganistan-Pakistan üçlü zirvesinin temel amacı, üç ülke arasındaki dayanışmayı pekiştirerek bölgenin istikrar ve kalkınmasına katkıda bulunmak.)

ZAMAN
Sayfa 14: İstanbul’da komşuları barıştırmak için somut adımlar atıldı

Sayfa 14: (Pakistan ve Afganistan’ın barış için İstanbul olmasında zamanlama olarak da önemliydi, Mumbai’deki terör olaylarından sonra barış için İstanbul olması tüm dünyanın dikkatlerini üstüne çekti.)

ZAMAN Cuma-ertesi
Sayfa 8-9: CEM YILMAZ –ZAMAN CUMARTESİ EKİ RÖPORTAJINDAN ALINTI Evrim teorisini de yerle bir ettiniz. Buna inanıp inanmamak ayrı; ama ben inanmıyorum açıkçası. Film buna komik bir eleştiri getiriyor. Yani maymun insandan daha aşağı bir şeyse geçmişte maymun olmak değil de asıl şimdi maymun olmak bir anlam kazanıyor. Ama şimdi bunun bilimsel bir gerçeklikten ziyade bir alay unsuru olaması daha kıymetli.

Bugün
Sayfa 11: (Afganistan ve Pakistan Cumhurbaşkanları İstanbul’da Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan ile üst düzeyde yakınlaşma amacıyla buluştu. Toplantılarda özelliklerde Yukarı Karabağ sorununun çözümü ile ilgili konuşuldu.)

Tercüman
Sayfa 8 : Türkiye, Pakistan ve Afganistan zirvesinden işbirliği kararı çıktı

STAR
Sayfa 15: (Türkiye Afganistan ve Pakistan liderlerini ‘barış’ için İstanbul’da Boğaz kıyısında biraraya getirdi. Zirveden terörle mücadele konusunda ortaklık ile siyasi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi kararı çıktı. )

Son sayfa: Uçan timsah bulundu (115 milyon yıllık uçan sürüngen türüne ait fosili bulduklarını iddia ediyorlar)

MİLLİ GAZETE
Sayfa 3: (Mehmet Şevket Eygi)( Bugün bu memlekette İslâm’a ve Müslümanlara en büyük zararı artık açık dinsizler değil Müslüman görünen münafıklar veriyor. Haram yiyen Müslüman mânen bir tür cünüplük halindedir. Müslümanlar kendilerini temizleyip islah etmezse bu ülke kurtulmaz.)

Sayfa 4: (Teröristbaşı Öcalan, Bingöl'de 33 silahsız askerin şehit edilmesinde Ergenekon bağlantısının olduğunu öne sürdü.)

Sayfa 5: (Wall Street Journal’ın yaptığı araştırmaya göre, Türkiye en az alkol tüketilen ülke. Türklerin %83’ü hiç içki içmiyor. Bu oran İtalya’da %53, ABD’de %42, Rusya’da %23.)

Sayfa 10: Zeki Ceyhan)(CHP’nin tabanındaki bazı katı laiklerin CHP’ye kinleneceğini ve Baykal’ın olumlu açılımına karşı ters politikalar uygulayabilecekelrini yazmış. Baykal’ı onlara karşı uyarmış.)

Sayfa 7: (Türkiye İstatistik Kurumu, yoksulluk ornaının önceki yıla göre 0,75 puan artığını bildirdi)

4 Aralık 2008 Perşembe

04 Aralık - Günlük Gazetelerden Seçme Haberler

BUGÜN sayfa 10_(Ahmet Taşgetiren)(Baykal’ın grup toplantısında tek parti uygulamasını kötü örnek olarak sunmasını, CHP’yi zihinden yeniden yapılanmaya davet etmesi olarak yorumlamış.)

STAR Sayfa1-15: (Mehmet Altan)(Baykal şunları söylüyor: ‘Tek parti zihniyeti oydu. ‘Kıyafetini düzelt öyle gel’ diyorlardı. Biz siyasî partiyiz. Bir kıyafet tüzüğü, nizamnamesi mi ilan edeceğiz? İnsanları kılık kıyafetine göre yeniden tasnif mi edeceğiz? Bu tek parti zihniyetini, 2009’a girerken insancıl bir parti olarak biz mi uygulayacağız? Herkes her meydana gider, her bulvarda yürür, her istediği partiye girer.’)

Sayfa 1-13: Reddi Miras(Baykal,”Tek parti zihniyetini biz mi uygulayacağız?” dedi, bu tavrı partide reddi miras olarak yorumlandı)

ORTADOĞU Sayfa 1: Ürküten gerçek: Uyuşturucu madde kullanım yaşı 10’a düştü
Sayfa 6: Yüzüncü yılında meşrutiyet (Seyfi Şahin) (İttihat Terakki’nin masonluk yoluyla kurulduğunu ve Meşrutiyetten sonra Osmanlı’nın parçalandığını söylemiş.)

TERCUMAN Sayfa 9 – Sakın adımı anmayın! Mehmet Ağar Susurluk ve Ergenekon Bağlantısı adlı programa katılanlara ihtarname göndermiş sakın benden bahsetmeyin dava açarım demiş.

YENİASYA Sayfa 1.: Çözüm sıfır faiz_(Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfının “ticaret ve faiz” konulu toplantısında konuşan Kamu Bankaları Eski Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sayın, “Ekonominin düze çıktığı an faizin sıfır olduğu andır. Fakat kapitalist sistemde bunu kimse söylemiyor” dedi. )

Sayfa.1: Fosiller evrimi çürütüyor_(Paleontoloji Derneği İkinci Başkanı Onur Yılmaz, ‘’Evrim teorisinde balığın kurbağaya dönüştüğü iddia ediliyor. Balığın da kurbanın da fosili var ama aradaki o geçiş türlerinin fosilleri yok’’ dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi’nde Paleontoloji Derneği’nce fosil sergisi açıldı. Paleontoloji Derneği İkinci Başkanı biyolog Onur Yılmaz, ‘’fosil ve fosillerin evrim teorisini çürüttüğü’’ konusunda sunum yaptı. ....)

Sayfa 6 .:Mustafa Gökmen_(Röportaj)_( PKK, ABD VE İSRAİL’İN GİZLİ ORDUSU)_( Bugün bu sorunu oluşturan kavmiyetçi Türk milliyetçileri yani seküler Türk milliyetçileriyle din dışı ırkçılığı öne çıkaran Kürt milliyetçileridir. Türk milliyetçileri devletin önemli kademelerinde temsil edildikleri için devlet politikası bunların düşüncelerine göre şekillenmiş, karşı taraftan da kavmiyetçi Kürt milliyetçileri örgütlenerek bunlar da din dışı devlete karşı çıkmışlar. Kavmiyetçi Kürt milliyetçileri, Zerdüştlüğü Kürtlerin dini olarak kabul ederler. Zerdüştlüğün bir anlamı şeytana tapmaktır. Netice olarak bu dini kendi millî dinleri olarak kabul ediyorlar. Ama bunlar örgütlenebildikleri için toplum üzerinde baskı oluşturabiliyorlar.)

Sayfa 3 : Mekke’de Türkler için dostluk gecesi_(etkinliğe çok sayıda hacı adayı ile Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri katıldı. Gecede konuşan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı Türk hacı adayları için gösterilen dostluktan gurur duyduklarını söyledi.)
Sayfa 10: Maaşlar artsın KDV insin_(Piyasalardaki durgunluğun sonlanması ve hareketliliğin sağlanması için bazı önerilerde bulunan Öztürk, piyasaların canlandırılması için İngiltere’de olduğu gibi emekli maaşları ile çocuk paralarına zam yapılması ve KDV oranlarında indirime gidilmesi gerektiği görüşünü savundu)

MİLLİYET
Sayfa 8: Düşük gelir pahasına KDV’yi indirmeli_(TÜSİAD’ın ardından İSO da hükümetten vergi indirimi istedi. İSO Başkanı Tanıl Küçük, “Gelirin azalması pahasına KDV indirimi yapılmalı” dedi.)

Sayfa 14: Ahmedinecad, halka Türkçe seslendi._( Yurt içi gezisi çerçevesinde dün gittiği Doğu Azerbaycan eyaletinin Tebriz kentinde stadyumda toplanan on binlerce kişiye zaman zaman Türkçe seslenen Ahmedinecad, “işgallere, çatışmalara ve savaşlara” değindi, zorbalık, tehdit ve savaşın hiç kimseye yarar getirmediğini söyledi.)

Sayfa 14: Le Figaro Türkiye Rusya’ya Yakınlaşıyor_(Le Figaro yazarı Thierry Porttes, son zamanlarda Türkiye’nin yakın coğrafyasında ve özellikle eskiden Osmanlı İmparatorluğu içinde kalan bölgelerde son derece aktif bir diplomasi yürüttüğünü, buna paralel olarak da Rusya’nın eski nüfus alanlarına hükmetmesine sıcak bakmaya hazır olduğunu vurguladı.)

Sayfa 19: Alevi örgütlerini kızdıracak sözler_(Kendisini protesto eden Alevi örgütlerini eleştiren AKP’nin Alevi milletvekili Reha Çamuroğlu, ‘Marksizmin Alevilikle, Bektaşilikle ne alakası var? Marksizmde dinin yeri yok. Ya Marksist olursun ya Alevi’ diye konuştu.)

YENİMESAJ Sayfa 1-4: Amerika “sıfır faiz”i tartışıyor.

AKŞAM Sayfa 1: _(Avrupa’nın en çok satan gazetesi Alman Bild, AKŞAM gibi halkın derdini manşete taşıdı. Hükümeti topa tutan gazete “İndirin artık şu vergileri” dedi)

Sayfa 1: (CHP Lideri Deniz Baykal: Piyasadaki durgunluk iki yönlü tedbiri gerektiriyor. Birincisi, üretim yapan kuruluşların üzerindeki finans ve artan maliyet yükünün azaltılması gerekiyor. İkincisi, piyasanın ve dolayısıyla tüketimin canlanması için insanların alım gücünün artırılması, yükseltilmesi lazım.)

Sayfa 7: (Diğer partilerin başkalarının da vergi indirimine gidilmesinden yana oldukları belirtilmiş.)

Sayfa 15:(CHP Çorum’a da bir ilahiyatçı aday buldu! Çorum İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkan Yardımcısı ve Yrd. Doç. Dr. Hacı Ahmet Sezikli, Çorum’dan CHP belediye başkan aday adaylığı için görevinden istifa etti.)

Sayfa 15: (Düzen getirmek istesen, ‘Vay cemevine baskı’ derler. Alevilik’le Bektaşilik aynı şey değil. Bir dede ilan ettiler... Londra’ya her gidişinde Marks’ın mezarını ziyaret ediyor. Ben de bir zamanlar Marksist’tim. Bir insan ya Marksist olur ya Alevi. Çünkü Marksizm’de dinin yeri yoktur.”)

RADİKAL Sayfa 8: (deniz baykalın doğru yolda olduğunu ve en önemli olan konunun da Deniz Baykalın bu tuttuğu yolun sonucunda toplumdaki din ve lâiklik eksenli huzursuzlukların ortadan kalkabileceği konusunu ele almış.)

CUMHURİYET
Sayfa 10: (Gıda üretimi için yoksul ülkelerden tarım alanı kiralayan zengin ülkelerin sayısı gittikçe artıyor)

Sayfa 12: (Rusyada sözde geç taş devrinden kalma heykeller bulunmuş)

Sayfa 15: (Sadık Çelik) (M.Ö 4300 yıllarına ait ekmek fırınları ve değirmenlere rastlanmış)

TÜRKİYE Kapak / Sa 4: (Fransız Hükümeti: mecliste kabul edilen Ermeni soykırımı tasarısının senatoda görüşülmeyeceğini açıkladı.)

MİLLİ GAZETE Sayfa 3: (Mehmet Şevket Eygi) (Müslümanlara kardeşlik mesajı vermiş)

ZAMAN Sayfa 5: Adil Serdar Saçan’ın yardımcısı işkenceden iki kez mahkum olmuş

24 Kasım 2008 Pazartesi

@ Petrolümüz mason kıskacında!

Türkiye'deki petrol rezervlerinin ABD ve İsrail'in uzun dönem politika ve ihtiyaçları için bekletildiği ifade ediliyor. Saadet Partisi kurmaylarından Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun “Bir Başka Açıdan Kürt Sorunu” adlı kitabında, petrol alanında kilit noktada yer almış çok sayıda Masondan 33'ünün adı loca loca sıralanıyor...

Shell firmasının 20 yıl boyunca Araştırma Genel Müdürlüğü'nü yapmış olan Anthony Huge; “Ortadoğu'ya yıllarımı verdim. Bütün Amerikan petrol firmaları, Türkiye'nin bir petrol okyanusu üzerinde yüzdüğünü biliyor. Suriye, Irak, İran ve Rusya'da petrol var da Türkiye'de yok. Bu düşünülemez” diyor. Amerikalı diğer petrol uzmanları da, “Türkiye'deki petrol rezervlerinin ABD-İsrail'in uzun dönem politika ve ihtiyaçları için bekletildiğini” açıklıyorlar...

Bu bilgilere, “Bir Başka Açıdan Kürt Sorunu” adlı kitabında yer veren Saadet Partisi kurmaylarından Ömer Vehbi Hatipoğlu, özellikle “Güneydoğu'ya ilişkin İsrail planları” çerçeveli değerlendirmelerinde, İsrail'in uzantısı olan “MASON” localarının, “petrol kuruluşlarındaki hakimiyetine dikkat çekiyor. Hatipoğlu'nun kitabında, bu alanda çeşitli dönemler görev yapmış çok sayıda masonun 33'ü isim isim, loca loca sıralanıyor:

Hatipoğlu, “Bu mason ağırlığı ne anlam ifade eder?” sorusuna şu karşılığı veriyor: “Dünyadaki petrolün yüzde 63,3'ü bu bölgededir. ABD'deki rezervlerin ömrü 12 yıl iken, Ortadoğu'daki petrol rezervinin ömrü 88 yıldır. Türkiye'de henüz petrol çıkarılmaya başlanmadığına göre, buradaki rezervin kullanım ömrü çok daha uzundur. 1 yıl sonra ABD topraklarında bir varil petrol kalmayacak. Dünya petrol tüketiminin yüzde 25'ini temsil eden ABD, Ortadoğu ülkelerinin tamamını işgal edemeyeceğine göre, bu ülkelerde jandarmalar bırakacaktır. Etnik ve mezhebi çatışmaları sürdürebildiği ölçüde, her an buraya müdahale edebilme imkanına sahiptir. Kuzey Irak'taki petroller, ‘çekiç güç' döneminde kurulan Kurt OİL ile sahiplenildi. Bunun ortakları İngilizler, ABD'liler ve Talabani çevresi idi. Bu iş taaa Saddam döneminde halledildi. ABD bu yatakların kullanım hakkını 49 yıllığına aldı. Şimdi, Türkiye'deki petrol okyanusu üzerine hesaplar söz konusudur. Masonlar da, Türkiye'deki petrol sektörünün ABD-İsrail adına jandarması olmuşlardır.”

Hatipoğlu, şöyle devam etti: “Muhafazakar bir insan Amerikan çıkarlarını değil, daha çok yerli-milli çıkarları hesaba katar. ABD-İsrail çıkarlarına hizmet eden Masonluğun ve masonların, uzun yıllar ‘devletin petrol alanındaki' yapılanmalarında en etkili pozisyonlarda kalması tesadüfî değildir.”

8. Dönem Jeofizik Mühendisleri Odası Genel Başkanı ve İran Enerji Bakanlığı danışmanlığını dört yıl boyunca yürüten Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, “Karadeniz ve Güneydoğu bölgeleri başta olmak üzere ülkemizde fazlasıyla petrol var. Kıbrıs'ta petrol yataklarının yerini ben biliyorum. Kıbrıs'la Türkiye arasındaki bölgeye Türkiye'nin araştırma gemilerini sokmuyorlar. Orada Yunan araştırma gemileri çalışıyor. Biz buralarda daha önce araştırmalar yaptık. Buralar bizim petrol beklediğimiz yerler” dedi.

Ercan, “İsrail, İngiltere ve ABD, ‘eğer biz işlemeyeceksek Türkiye'nin petrollerini, Türkler'e de işlettirmeyiz' planıyla hareket ediyorlar. ‘Nasıl olsa eninde sonunda alacağız' mantığı hakim. Türkiye'deki petrol yataklarını İsrail devletinin yarınlarına saklıyorlar” diye konuştu.

Prof. Ercan, Güneydoğu'daki mayınlı arazinin İsrail'e kiralandığını belirterek, “İsrail mayınlı arazileri temizleyerek oradaki petrol kaynaklarını işletecek. Amaç bu. Yıllardır başımıza bela edilen PKK terörünün arkasında da İsrail ve ABD'nin petrol kaynaklarımızla ilgili politikaları yatıyor. O bölgeyi sorunlu hale getirerek petrol kaynaklarımızı kullanmamızı engelliyorlar. Kurduracakları bağımsız bir Kürt devletine Güneydoğu bölgemizi de katarak, oradaki muazzam büyüklükteki petrol rezervlerini kullanmak istiyorlar” şeklinde konuştu.

Profesör Ercan, şöyle devam etti: “Türkiye'nin petrol arama ve çıkarma alanındaki beyin gücü gayet yeterli düzeydedir. Birçok büyük devlete danışmanlık hizmeti veriyoruz. Bu konuda yeterli insan kaynağımız var. Uzman arkadaşlarımızın çoğu petrol çıkaran ülkelerde çok önemli görevler üstleniyorlar. Bizim insan gücümüz, yurtdışı firmalarının çıkarı için çalışıyor maalesef.”

Sevr Anlaşması'nın da petrol ve maden yataklarımızı paylaşmak için dayatıldığını belirten Ercan, “1. Dünya Savaşı'na girmeden önce petrol yataklarının % 57'si Osmanlı İmparatorluğu'nun elindeydi. 1. Dünya Savaşı aslında İngiltere ve Amerika'nın Osmanlı petrol yataklarını elinden almak için yapılan bir savaştı. Elimizdeki petrol yatakları % 57'den % 0,1'e düştü. Bu paylaşım savaştan çok önce yapılmıştır. Kars Anlaşması ile petrol yatağı olan Batum'u Rusya'ya verdik. Ege adalarını da Yunanistan ele geçirdi. Çoğu Yunan sınırı içinde kalan Ege Denizi'ndeki alanlarda da çok ciddi petrol yatakları var. AB'ye giriş pazarlıklarında bunlar da masaya geliyor” dedi.

Jeoloji Mühendisi Reyhan İşeri de, “Türkiye'ye jeolojik açıdan baktığımızda petrol yatakları üzerinde olmadığını söylemek imkansızdır. Diğer taraftan dünya rezervinin yaklaşık yüzde 60'ını karşılayan bir coğrafyada bulunmamızın yanı sıra komşu ülkelere baktığımızda Suriye, İran, Irak, Azerbaycan, Gürcistan ve Bulgaristan'ın hem kendi ihtiyaçlarını karşılayıp hem de ihracatını yapmaları ve jeotektonik veriler de Türkiye'nin zengin petrol yataklarına sahip olma ihtimalini güçlendirmektedir. Nitekim TPAO'nun özellikle 2004 yılından itibaren petrol arama hamlesi neticesinde yapılan araştırmalardan elde edilen veriler de bunun bir göstergesidir” dedi.

İşeri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye'nin sahip olduğu petrol rezervinin yaklaşık 3 ila 6 bin metre derinlikte yer almasından dolayı geçmişte 5-6 bin metre derinlikte sondaj yapacak sondaj makinesinin bulunmamasından dolayı bir türlü çalışmalardan olumlu neticeler alınmamasının yanı sıra Türkiye'nin Güneydoğu'da petrol aramaları yapması özellikle 1990'lı yıllarda da bölücü terör örgütü aracılığıyla engellenmiştir. Bugün bölücü terör örgütünün arkasındaki gizli ellere baktığımızda İsrail ile ABD'nin var olduğunu gördüğümüze göre bu küresel güç engellemiştir. Nitekim bölücü terör örgütünün bölgede güvenlik sorunu oluşturmasından dolayı da birçok yabancı petrol şirketi de Türkiye'de petrol arama faaliyetlerine girişememiştir. Diğer taraftan Türkiye'de önemli görevlerde bulunmuş mason localarına üye kişileri araştırdığımızda bu şahısların petrol arama çalışmalarında bazı engeller çıkardıkları gerçeği göz ardı edilemez.”

Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Üyesi Necdet Pamir: Türkiye'de petrol ve doğalgaz aramaları yeterince yapılmıyor” diyerek şunları söyledi: “Dış politikalardaki yanlışlıklar nedeniyle petrol arama faaliyetlerimiz geri bırakılmıştır. 1954'te TPAO iki entegre yapı halinde kurulmuştu. Ama daha sonra bünyedeki TÜPRAŞ, POAŞ gibi kurumlar ana yapıdan kopartılarak paramparça edilmiştir. Türkiye petrollerinin entegre yapısı dağıtılarak hem maddi açıdan hem de olanaklar yönünden zayıf bırakılmıştır. ‘Türkiye'de petrol yok' denemez. Yeterli petrol araması yapmıyoruz. Aranabilmesi için TPAO motor güç olmalıdır. Dünya Bankası ve IMF tarafından dayatılan politikalarla kendi petrol kaynaklarımızı işlememiz mümkün olmaz

İTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Satman'ın konuyla ilgili görüşleri ise şöyle: Türkiye'de petrol aramacılığına ve sondajına bütçe ayrılırsa petrol bulunabilmektedir. Türkiye'de petrol vardır. Kilis'ten Siirt'e uzanan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, Trakya'da petrol üretilmektedir, Ege'de (Manisa/Alaşehir) keşfedilmiştir, Doğu Anadolu'da, Tuz Gölü yakınında, Karadeniz ve Akdeniz'de petrol potansiyeli tahmin edilmektedir. Türkiye'nin yeteri kadar arandığını söylemek mümkün değildir. Türkiye'de petrol aramacılığı ve sondaj faaliyetlerine ayrılan bütçe yetersizdir. 2001 yılı yatırım programında TPAO'nun sondaj öncesi (jeolojik ve jeofizik çalışmalar) ve sondaj çalışmalarına yaklaşık 28 milyon dolar ayrılmıştır. Bu bütçe yetersizdir...

21 Kasım 2008 Cuma

@ İzlanda neden ''Batık Ülke'' oldu?

Tüm dünyada özellikle Amerika’yı ve gelişmiş Avrupa ülkelerini sarsan küresel mali kriz, özellikle İzlanda’yı etkilemiş ve bu ülkeyi finansal yönden çöküşe götürmüştür. Bir kısım basın İzlanda’yı “Batık Ülke” olarak tanımlarken, bazıları ise krizin İzlanda’yı “yuttuğunu” belirtmişlerdir. Peki acaba küresel kriz tüm dünyayı etkilemiş olmasına rağmen, neden özellikle İzlanda iflasın eşiğine gelmiş durumdadır?

Küresel mali krizin sebebi, insanların faiz sistemine bel bağlamaları nedeniyle bankalara yoğun yatırımlar yapmaları ve bu nedenle de piyasada para akışı, üretim, alım satım olmamasıdır. Fakat İzlanda’yı söz konusu çöküşte özel kılan şey, İzlanda bankalarının önermiş oldukları oldukça yüksek faiz oranlarıdır. İngiltere başta olmak üzere diğer ülkelerden de yatırımcılar, yüksek faiz nedeniyle İzlanda bankalarını tercih etmiş fakat bankalar vaadlerini karşılayamamışlardır.

İnsanlar, bankaların bu gözboyayacı teklifine aldanarak faizin kurtarıcı olacağını düşünmüşlerdir. Parayı harcamayarak, bankalarda biriktirerek kısa yoldan kar elde edebileceklerine inanmışlardır. Bunun tepmez, devrilmez, çöküşe uğramaz bir sistem olacağını sanmışlardır. Allah’ın haram kıldığı faiz gibi bir sistemi uygulamaktan dolayı zarara uğrayabileceklerini belki de hiç düşünmemişlerdir. Oysa Yüce Rabbimiz ayetlerinde belirtmiştir:

Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.

Allah, faizi yok eder de, sadakaları arttırır. Allah, günahkar kafirlerin hiçbirini sevmez. (Bakara Suresi, 275-276)


Eğer bir toplum içinde “güçlü olan zayıf olanı ezer” mantığı ahlak kaidesi haline getirilmişse, ahlaki değerler bu sebeple dejenere olmuşsa, zayıf olanı yok etmek, bunun yanı sıra güçlü ve zengin olanı bir biriktirme hırsı içinde gitgide zenginleştirmek yaşamın temel konusu haline getirildiyse işte o zaman ekonomi “vahşi kapitalizme” dönüşür. Vahşi kapitalizm, fakirlerin ve düşkünlerin hiçbir yardım görmedikleri, aksine ezildikleri, sosyal adaletsizliğin bir sorun değil “doğal bir durum” olarak görüldüğü bir uygulama şeklidir.

Vahşi kapitalizmin bir gereği olarak yoksullar elimine edilmelidir. Yoksul ülkelerin ise hiçbir yaşam hakkı yoktur. Bu çarpık anlayışa göre güçlü olan daha da güçlenmeli, daha da zenginleşmelidir. İşte bu nedenle eldeki para, yoksulun kalkınması, üretimin yapılması için kullanılmak yerine, zenginin daha da zenginleşmesi için faiz sistemine dayanarak saklanır. Vahşi kapitalizmin temel fikri dayanağını oluşturan unsur ise, elbette Darwinizm’dir.

Günümüzde yaşanan küresel mali krizde İzlanda; materyalist, kapitalist sistemin neden olduğu bir başka trajik örneği ortaya koymaktadır. Fakat İzlanda söz konusu olduğunda, sosyal Darwinizm’in etkilerinin bu kadar hızlı ortaya çıkmasının şaşırtıcı olmadığını vurgulamak gerekmektedir. Çünkü İzlanda, 2005 yılında Science dergisinin 34 ülke arasında yapmış olduğu bir anket sonucunda, Darwinizm’in en fazla kabul gördüğü ülke ünvanını almıştır:


Darwinizm, yıllar boyunca toplumlara kargaşa, terör, savaş, katliam ve huzursuzluk getirmiş olan en büyük beladır. Kitleleri katleden komünist ve faşist liderler – Lenin, Stalin, Marks, Mao, Hitler – kendilerine Darwin’in öğretilerini örnek aldıklarını özellikle dile getirmişlerdir. Toplumlara adapte edilmeye çalışılan “güçlü olan zayıfı yener” anlayışı sonucunda hakim olan vahşi kapitalizm yoksulların yok olmasını, zenginlerin ise yoksulları sömürerek zenginleşmesini öngörmüştür. İşte şu anda tüm dünyanın ve özellikle Darwinist İzlanda’nın içinde bulunduğu bu fevkalade mali çöküş, Darwinizm belasının açık sonucudur.

Dünya kaynaklarının adaletli ve etkili bir şekilde kullanılması, fakir ve muhtaçların, açlığa ve yoksulluğa terk edilmiş olanların insani şartlarda ve eşit şekilde yaşayabilmeleri için Darwinizm’in dünyadaki fikri etkisinin yok edilmesi şarttır. Darwinizm korundukça, Darwinist toplumlar üzerinde belalar, sıkıntılar, çöküşler ve huzursuzluklar gitgide artarak devam edecektir. Toplumlar, sıkıntı ve zorluklardan kurtulmayı hedefliyorlarsa, mutlaka Darwinist görüş ve anlayıştan sıyrılmalı, Kuran ahlakına yönelmelidirler. Sosyal Darwinizm zayıfların ezilmesini, acımasızca rekabet etmeyi insanlara telkin ederken, Kuran ahlakında zayıfa yardım etme, onu koruma, yardımlaşma ve merhamet vardır. Kuran ahlakına göre yaşandığında, faiz belası sona erecek, paralar bankalarda saklanıp kalmayacaktır. Yoksula sadaka verilecek, böylelikle yoksulun alım gücü olacak, bunun sonucunda üretim gereksinimi doğacak, fabrikalar güçlü bir şekilde çalışmaya başlayacak, piyasa hareketlenecek, alış ve satış şimdiye dek olmadığı kadar artacaktır. Fakirlik sona erecek, zengin olan da daha fazla zenginleşip huzurlu yaşacaktır. Kuran ahlakına göre esas olan Allah’a tevekküldür. Tüm mülkün Allah’a ait olduğunu bilmek, şimdi de gelecekte de insanı koruyup gözetenin Allah olduğuna kalpten inanmak ve Rabbimiz’e dayanıp güvenmektir. Dolayısıyla Kuran ahlakını yaşayan toplumlarda Allah’a tevekkül içinde yaşamanın huzuru ve rahatlığı olacak, insanlar gelecek kaygısı taşımayacak, güvenlik içinde olacaklardır. Ve her şeyden önemlisi, tüm bunlar Allah rızası için yapıldığından, Allah rızası için sadaka verilip Allah rızası için tevekküllü yaşandığından, Yüce Rabbimiz bunun bereketini ve karşılığını dünyada ve ahirette en güzeliyle verecektir. Şüphesiz ki doğrusunu Allah bilir.

Bu, tüm dünya için de, İzlanda için de tek çözümdür.

Rabbimiz bir ayetinde şöyle bildirir:
İnsanların mallarından artsın diye, verdiğiniz faiz Allah Katında artmaz. Ama Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyerek verdiğiniz zekat ise, işte (sevablarını ve gelirlerini) kat kat arttıranlar onlardır. (Rum Suresi, 39)

29 Ekim 2008 Çarşamba

@ Obama, Hz. Mehdi'nin habercisi mi?

Hz Ali'ye atfedilen bir söze göre, 'Kıyametten hemen önce, uzun boylu siyah bir adam batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu komuta edecek'...

ABD seçimlerinde sona yaklaşılırken İran Obama'yı konuşuyor. Hz Ali'ye atfedilen bir söze göre, "Kıyametten hemen önce, uzun boylu siyah bir adam batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu komuta edecek."

ABD’de 4 Kasım’daki başkanlık seçimlerinin Demokrat Parti adayı Barack Obama’nın geçmişi çok tartışıldı. Kenyalı bir Müslüman babanın oğlu olan ve göbek adı Hüseyin olan Obama’nın da Müslüman olduğu iddialarının sonu gelmedi. Şimdi de İran’da Mehdi’nin habercisi “Büyük Savaşçı” olduğu iddia ediliyor.

Amerikan Forbes dergisindeki habere göre, ilginç gelişme, yarı resmi bir internet sitesinde 17’nci yüzyılda yazılmış “Işık Okyanusu (Bahar El Enver) adlı kitabın yayınlanmasıyla başladı. Kitapta Hz. Ali’ye atfedilen şöyle bir söz yer alıyor: ”Kıyametten hemen önce, uzun boylu siyah bir adam batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu komuta edecek. Üçüncü İmam’dan (Hz. Hüseyin) işaretler taşıyacak. Şiiler onun bizden olduğuna şüphe etmesin.“

Birçok İranlı şimdi Obama'yı konuşuyor. Onlara göre Barack Obama bahsedilen 'Büyük Kurtarıcı'.

Bunun yanı sıra ”Barack Hüseyin“ Farsça’da ”Kutsanmış Hüseyin“ anlamında. İsmi Fars alfabesiyle O-BA-MA diye hecelendiğinde, ”O bizden biri“ anlamına geliyor.

@ ''Türkiye ''Anahtar Rol'' oynuyor!''

Moşe Kantor, Türkiye'nin Yahudi, Müslüman ve Hristiyan inançları arasında diyalog ve hoşgörünün yükselmesinde anahtar rol oynadığını söyledi.

Avrupa Yahudi Kongresi Başkanı Moşe Kantor, Türkiye'nin Yahudi, Müslüman ve Hristiyan inançları arasında diyalog ve hoşgörünün yükselmesinde anahtar rol oynadığını söyledi.
Türkiye'yi ziyaret eden Kantor, Amerikan Associated Press haber ajansına yaptığı açıklamada, Türkiye'nin "ılımlı ve hoşgörülü İslam'ı" temsil ettiğini belirterek, bunun da Türkiye'nin ansemitizm, ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla savaşta aldığı konumdan belli olduğunu kaydetti.

Kantor, Ankara ziyareti sırasında görüştüğü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan'dan, Türkiye'nin Avrupa'daki hoşgörüsüzlüğe karşı yeni kurulan Avrupa Hoşgörü ve Uzlaşı Konseyi'ne katılmasını talep ettiğini ifade etti.

Kantor, Türkiye'de devletin Yahudi karşıtı bir tutumunun olmadığına inandığını ve Türk hükümetinin Yahudi karşıtlığıyla mücadele konusundaki çabalarını memnuniyetle karşıladığını kaydetti.

@ Dawkins'in ''Bağırsak Kurdu'' yanılgısı...

Dr. Murat Kınıkoğlu'nun köşe yazısı:

Çağımızın en ünlü ateistinin Oxford’lu Profesör Richard Dawkins olduğunu söyleyebiliriz.

Dindarların, “Tanrı’nın tüm canlıları belirli bir amaçla yarattığı ve tüm varlıkların insanlara bir faydası” olduğu savını çürütmek isteyen Dawkins’in, kitaplarından birinde bağırsak kurtlarından bahisle “Bağırsaklarımıza yerleşip kanımızı emen bu iğrenç solucanların bize nasıl bir yararı olabilir?” diye sorduğunu hatırlıyorum. Bir an kitabı kapatıp, gerçekten de kansızlık başta olmak üzere pek çok hastalığa yol açan bu parazitlerin vücudumuza hiçbir faydası olamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum.

Geçenlerde gözüme ilişen bir makale Dawkins’in kulaklarını çınlatmama neden oldu. Nottingham Üniversitesi’nden Dr. Pritchard kanımızı emen solucanların zannettiğimiz kadar kötü olmadığını iddia ediyor. Pitchard’a göre iğrenç bulduğumuz bu parazitler vücudumuzdaki alerjik reaksiyonları azaltıcı bir rol oynuyorlarmış. Dawkins’in üzerine çalıştığı kancalı kurtlar Afrika’da yüz binlerce kişinin kansızlık çekmesine ve binlercesinin de ölmesine neden oluyor. Türkiye’de Doğu Karadeniz ve Çukurova bölgesinde çıplak ayakla tarlada çalışan insanlarda sık görülüyor. Papua Yeni Gine’de çalıştığı yıllarda parazit taşıyan insanlarda alerji olmadığını fark eden araştırmacı, solucanların, kendi yaşamlarını sürdürebilmek için konakladıkları insanın alerjik reaksiyonları kıran bir mekanizmayı harekete geçirdiklerini bulmuş. Dr. Pitchard, teorisini ispat etmek için alerji şikayeti olan (kendisinin de aralarında bulunduğu) 15 kişiye 10’ar adet kancalı kurt bulaştırmış. Sonuç; 6 hafta sonra parazit bulaşan kişilerdeki tüm alerjik semptomlar kaybolmuş. Dr. Pritchard, bulaştırılan kurt sayısının fazla olmasının mide ağrıları ve ishale neden olduğunu ancak 10 kurt verilen hastaların hallerinden çok memnun olduklarını söylüyor. Bu insanlar alerji belasından kurtuldukları için ne olursa olsun kurtlarını muhafaza etmek istiyorlarmış.

Dr. Pitchard’a göre vücuda parazit verilerek tedavi edilebilecek, alerjik rinitten tutun astıma, Crohn hastalığından tutun artritlere kadar yüzlerce immün sistem hastalığı var. Dr. Pitchard’ın solucan çalışmasını duyanlar Yahoo’da parazitle tedavi grubu bile kurmuşlar. Meksika’da faaliyet gösteren bir klinik de kendisine başvuran alerjik hastaları solucan bulaştırarak tedavi etmeye başlamış.

Kronik alerjik rahatsızlıktan muzdarip, dertlerine derman bulamayan binlerce hasta olduğunu biliyorum. Tıp bu konuda gerçekten çok çaresiz. Sakın bu okuduklarınızdan sonra alerjilerinizden kurtulmak için kendinize parazit bulaştırmaya kalkmayın. Kansızlık yapma özelliği yüzünden, parazite hoş geldin demenin çok yanlış olacağı söyleniyor. Şimdi bilim adamları bu solucanların faydalı etkisini taklit edecek ilaçlar üzerinde çalışıyor. Belki de solucanlardan öğrendiklerimizle astım başta olmak üzere, rinit, atrtit gibi pek çok otoimmün kökenli hastalığı tedavi edebileceğiz.

@ Vatikan-İsrail hattında Papa 12. Pius gerilimi...

Vatikan önceki gün yaptığı açıklamada hem Yahudilerin hem de Katoliklerin bu konuda Papa 16. Benedict'e yaptıkları baskıya son vermeleri çağrısında bulundu. Vatikan Baş Sözcüsü Papaz Federico Lombardi, nadir olarak görülen bir açıklama yaparak, "Bu şartlarda her iki taraftan da Papa üzerinde baskı oluşturmak uygun değildir." dedi. Lombardi'nin açıklamasının, Pius'un azizliğini soruşturan Vatikan Başhakimi Papaz Peter Gumpel'in, Benedict'in Pius'un azizliği sürecini, Yahudilerle ilişkilere zarar vermemek için askıya aldığı yönündeki sözlerinden sonra gelmesi dikkat çekti. II. Dünya Savaşı'nın başladığı 1939'dan 1958'e kadar papalık görevini yürüten Pius, Naziler tarafından 6 milyon Yahudi'nin öldürülmesine seyirci kalmakla suçlanıyor. Pius'un aziz ilan edilmesi süreci Benedict'in onayı ile tamamlanmış olacak. Ancak bunun Katolik-Yahudi ilişkilerine darbe vuracağı ifade ediliyor.

Peres: Papa İsrail'i ziyaret etmeli

İsrail ile Vatikan arasındaki ilişkiler Kudüs'teki Yad Vashem Soykırım Müzesi'ndeki Pius resminden dolayı da gergin bulunuyor ve Papa 16. Benedict bu resimden dolayı İsrail'e gezi gerçekleştirmeyi erteliyor. Ancak İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres önceki gün, konunun Papa'nın ziyareti önünde bir engel teşkil etmemesi gerektiğini ifade etti ve "Kutsal ülkeyi ziyaretin kızgınlık ya da uyuşmazlıkla bir ilgisi olamaz." dedi. Pius'un resminin altında, 'İttifak güçlerinin hazırladığı ve Yahudilerin imha edilmesini kınayan deklarasyona imza atmaktan kaçındı.' ifadeleri yazıyor. Katolik dünyası ile ters düşmek istemeyen bazı Yahudiler tıpkı Vatikan gibi, Pius'un her ne kadar tarafsız davransa da perde arkasından pek çok Yahudi'yi kurtardığını öne sürüyor.

@ Sony'den özür...

Sony, ‘LittleBigPlanet’ adlı yeni oyunun binlerce nüshasını piyasadan çekti. Sony, Amerikalı Müslümanların oyunda Kur’an-ı Kerim’e hakaret edilmesini protesto etmesinin ardından piyasadan oyunları topladı.

Amerikan gazeteleri, Sony firmasına dünya genelinden onbinlerce protesto maili ulaştığını da kaydetti. Sony yetkilileri yayımladıkları bir bildiri ile İslam dünyasından özür dilediklerini açıkladı.

Sony’nin Play Station 3 için geliştirdiği ‘LittleBigPlanet’ adlı oyun, önümüzdeki Cuma satışa çıkması planlanıyordu. Oyunun yeni çıkış tarihi ise 27 Ekim olarak belirlendi. LittleBigPlanet oyunu, ana karakteri 'Çuval Çocuk / Sackboy' ve arkadaşlarının maceralarını konu alıyor.

@ Müslüman olsa ne farkeder?

ABD'nin en çok izlenen pazar siyaset programlarından NBC'nin 'Meet the Press' programına konuk olan Powell, Obama'yı destekleme kararı almasının temel sebeplerinden biri olarak Demokrat başkan adayının McCain seçim kampanyasınca 'terörizmle bağlantılı' ve Müslüman gibi gösterilmek istenmesi olduğunu kaydetti.

Obama'nın Müslümanlığına dair kasıtlı olarak ortaya atılan ima ve sorulara ilişkin Powell, "Doğru cevap, o bir Hıristiyan. Her zaman Hıristiyan'dı. Ama asıl doğru cevap şu: Müslüman olsa ne olur? Bu ülkede Müslüman olmanın yanlış bir tarafı mı var? Cevap hayır." dedi. Senatör John McCain'in bizzat ayrımcılık yapmadığını vurgulayan Powell, ancak parti üyelerinin söylediği ve söylemesine izin verilen bazı şeylerden rahatsız olduğunu kaydetti.

"Yedi yaşındaki bir Müslüman Amerikalı çocuğun (bir gün) başkan olabileceğine inanmasının yanlış bir tarafı mı var?" diye de soran Powell, "Amerika bu değil." şeklinde konuştu. Powell, bu konuda 'kuvvetli hisler' içinde olmasına Irak ve Afganistan'da vazife gören Amerikan askerleriyle ilgili bir foto makalede gördüğü resmin vesile olduğunu belirterek şöyle devam etti: "Bu makalenin sonundaki resimlerden biri, Arlington (askeri) mezarlığındaki bir anneye aitti. Başını oğlunun mezar taşına dayamıştı. Ve resme fokus yapınca mezar taşındaki yazıyı okuyabiliyordunuz. Orada (askerin) sözleri vardı. Bronz yıldız ve mor kalp madalyası vardı. Irak'ta öldüğünü, doğum ve ölüm tarihini yazıyordu. 20 yaşındaydı. Ve mezar taşının en tepesinde Hıristiyan haçı yoktu. (Yahudi) Davud yıldızı yoktu. İslam inancının ay-yıldızı vardı. İsmi Kerim Reşad Sultan Han idi. Ve o, bir Amerikalıydı. New Jersey'de doğmuştu. 11 Eylül zamanında 14 yaşındaydı. Ve ülkesine hizmet verebileceği zamana kadar beklemiş ve gidip hayatını vermişti."

"Birbirimizi bu şekilde kutuplaştırmaya son vermeliyiz." çağrısında bulunan Powell, Obama'nın 'etnik, jenerasyonel, ırki çizgileri aşan', daha 'kuşatıcı' ve 'dönüştürücü bir zat' olduğunu kaydetti. Obama'nın hem stilini hem altyapısını beğendiğini söyleyen Powell, "Dünya ve Amerikan sahnesine gelen yeni nesli temsil ediyor." ifadelerini kullandı. McCain'in son ekonomik krizdeki tavırlarının kendisine güven vermediğini ifade eden Powell, başkan yardımcısı olarak Alaska Valisi Sarah Palin'i seçmesini de eleştirdi. Cumhuriyetçilerin ağır toplarından eski Genelkurmay Başkanı Colin Powell, 2001-2005 tarihleri arasında Başkan George W.Bush'un kabinesinde dışişleri bakanı olarak görev yapmıştı.

Bu arada Amerikan gazeteleri, 4 Kasım başkanlık seçimini kazanmasını istedikleri adayı açıklamayı sürdürürken, Obama, son iki günde sekiz gazeteden altısının desteğini aldı. Kansas City Star ve Oregonian gibi önemli yerel gazeteler Obama'yı desteklediğini duyurdu. Daha önce de Washington Post, tercihinin Obama olduğunu açıklamıştı. ABD'de gazetelerin bir başkan adayına destek vermesi olağan sayılıyor.

@ ''Osmanlı'dan sonra yetim kaldık!''

Balkan ülkelerinde yaşayan Müslümanların sorunlarının tartışıldığı 'Balkan Sempozyumu' İstanbul'da Grand Cevahir Otel'de başladı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye'nin Balkan coğrafyasında küresel ağırlığını hissettirmesi için bu coğrafyadaki Müslümanlarla tarihi ve kültürel bağlarını yeniden güçlendirmesi gerektiğini söyledi. Türkiye ile Balkanları birbirinden ayrılmayan, etle tırnak gibi gördüğünü belirten Yıldırım, sempozyumla Balkan Müslümanlarını yeniden gündeme getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez'in başkanlığında yapılan ilk oturumda konuk müftüler, Balkanlardaki Müslümanların Osmanlı'dan sonra yetim kaldığını belirttiler. Ülkelerindeki sayısız cami, medrese ve okulun yerle bir edildiğini ifade eden din adamları, Yugoslavya'nın yıkılmasından sonra yaralarını sarmaya başladıklarını, bu noktada Türkiye'den de destek beklediklerini ifade ettiler.

Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanı Selim Muça, Osmanlı döneminde liberal ve hoşgörülü bir politika uygulandığını söyledi. Osmanlı'dan sonra Balkanlar'daki yeni süreçten sadece Müslüman halklar değil İslam eserlerinin de büyük zarar gördüğüne dikkat çeken Muça şunları konuştu: '1939 senesine kadar Arnavutluk'ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş 1667 cami ve mescidin mevcut olduğunu biliyoruz. Yüzyıllara dayanan bu müesseseler, komünist rejim tarafından yerle bir edildi ya da başkalaştırıldı” dedi.

Sırbistan İslam Toplumu Başmüftüsü Muammer Zukorliç ise “Osmanlı'nın çöküşünden sonra Balkan Müslümanlarının korunmasız yetimler gibi, sürekli olarak soykırıma, zulme maruz kaldığını ifade etti. Zukorliç, Balkanlar'daki Müslüman halkın Doğu ile Batı arasında köprü olabileceğine işaret etti. Makedonya İslam Birliği Başkanı, Reisu'l Ulema Süleyman Recebi de, modern dünyanın içine düştüğü durumdan ancak İslam'la çıkabileceğini vurguladı. Recebi, Makedonya'da dinî yaşayışın sürekli gelişme gösteren bir seyir izlediğini kaydetti.

Türkiye bizim anamızdır

Bosna Hersek Başmüftüsü Mustafa Çeriç, Türkiye'ye önemli çağrılarda bulundu. Bosna'ya İslam'ı Fatih Sultan Mehmet'in getirdiğini hatırlatan Çeriç, İslamı seçmelerinin ardından aşırı dinci, Türk veya Arap yaftasıyla sürekli baskı altında tutulduklarını söyledi. Gözlerinin sürekli Türkiye'de olduğunu söyleyen Çeriç, “Türkiye ne kadar güçlü ve özgür bir ülke olursa biz de o kadar güçlü ve özgür olacağız” diyekonuştu. “Her ne kadar farkında olmasa da Türkiye bizim anamızdır” diyen Çeriç, Balkan Müslümanlarının sorunlarının çözümü, Osmanlı kültür mirasının araştırılması için Türkiye ile ortak bir kurul oluşturulmasını istedi. Çeriç, “Bizim hatalarımız olmuş olabilir, affetmenizi istiyoruz” dedi. Bosna Müftüsü, yüzyıllardır Balkanlarda medrese olarak eğitim veren Gazi Hüsrev Medresesi'ne ek olarak Gazi Hüsrev Üniversitesi'nin kurulmasını da önerdi.

Bulgaristan Başmüftüsü Mustafa Aliş ise Bulgaristan Müslümanlarının Osmanlı'nın ardından Balkanlar'da yetim kalan ilk Müslüman topluluklardan olduğunu söyledi. Aliş, şöyle konuştu: “Bugün Bulgaristan Müslüman cemaati 1,5 milyon civarındadır. Bulgaristan'da 1200'ün üzerinde cami, 200 kadar da mescit bulunmaktadır. Bulgaristan'ın genel devlet politikası, Müslümanları büyük şehirlerden tehcir etmek, kırsal kesimlerde yaşayanları da cahil bırakmak şeklindedir. Bu politika sonucunda Müslümanların çoğu köylerde ikamet etmekte ve geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Bulgaristan'daki Çingene nüfusunun gayrıresmî verilere göre bir milyon olduğu tahmin ediliyor. Bunların çoğunluğu 10 yıl öncesine kadar Müslüman'dı, ancak artık büyük bir ihtimalle pek çoğu Hristiyan oldu.”

@ Öymen: ''Esas sebep Din!''


CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Hristiyan demokratların Türkiye'nin AB üyeliğine soğuk bakmalarının tek nedeni olduğunu söyledi ve onu açıkladı: Avrupa'daki sosyal demokrat ağırlıklı 18 vakıf ve 15 siyasi partinin birleşerek oluşturduğu Avrupa Forumu'nca, Hilton Oteli'nde düzenlenen ''AB Üyeliği Yolunda Türkiye'' başlıklı yuvarlak masa toplantısında konuşan Öymen, Avrupa'daki sosyal demokrat partilerin Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, Hristiyan demokrat partilerin ise buna soğuk baktığını kaydetti.

Almanya'da yaptırdıkları bir araştırmada, Hristiyan demokratlara, 'Neden Türkiye'nin adaylığına karşısınız?' diye sorulduğunu ifade eden Öymen, ''Araştırmadan şu sonuç ortaya çıkmıştır; Hristiyan demokratların Türkiye'nin AB üyeliğine soğuk bakmalarının tek nedeni vardır, o da din farkıdır'' diye konuştu.

@ Bir ateistin Allah itirafı...


Dünyanın en ünlü ateisti Flew, hayatının büyük bölümünde ateizmin bilinen felsefî savunucularının en önemlisiydi.

Ateizm fikrinden cayan Flew, artık Tanrı'nın varlığına inandığını ve yok demenin hiçbir anlamı olmadığını ileri sürüyor. Kitap onun bu fikrî dönüşümünün ilgi çekici hikâyesini aktarıyor.

Yanılmışım Tanrı Varmış - 207 sayfa - Profil Yayıncılık - 0212 514 45 11

@ Amerikalılar İslami Fonlara Yöneliyor...

ABD'de İslami fonlar küresel krizden fazla etkilenmediler. İslami fonların yatırımcılarından yarısı Müslüman değil. Müslüman olmayanlar İslami fonların kurallarının çok iyi olduğunu düşünüyorlar.

Tha Washington Post gazetesinin bildirdiğine göre, 532 milyon dolar varlığı sahip Amana Gelir Fonu, İslami kurallar ve Nicholas Kaiser'in yönetiminde son beş yılda bütün rakiplerinden daha başarılı oldu.

Amana Income fonunun yıllık ortalama kazancı yüzde 9.7. Amana Income ve kardeş kuruluşu Amana Growth, inançlarına göre yatırım yapmak isteyen Amerikalı Müslümanlar için kuruldu. Uygulanan İslami kurallar sayesinde İslami fonlar yaşanan küresel krizde fazla yara almadılar.

Yıllık ortalama kazancı yüzde 7.7 olan Amana Growth, son beş yıl içinde karlılıkta fonlar arasında ikinci sıraya yerleşti.

Amana Income, North American Islamic Trust'tan bir grup Müslüman bilim adamı tarafından 1986'da kuruldu. Merkezi Indianapolis'te. Fonların başına Unified Management'in başkanı Nicholas Kaiser getirildi. Amana Growth Trust ise şu anda 792 milyon dolar varlığa sahip ve 1994'te kuruldu.

62 yaşındaki Kaiser, 1989'da Bellingham şehrinde kurduğu Saturna Capital firması ile fonları yönetiyor. Amana fonları kaynağını Kur'an Kerim ve hadisten alan İslami kurallara uygun olarak yatırımlarını yapıyor. İslami kurallar, fonların kumar, alkol, domuz ürünleri ve pornografi gibi endüstrilerde kullanılmasını yasaklıyor.

Bir çok Müslüman olmayan yatırımcıları bulunduğunu söyleyen Kaiser, "Çünkü kuralların yatırım için çok iyi olduğunu düşünüyorlar." dedi.

Fonları mali danışmanlar vasıtası ile satın alan 70 bin yatırımcının yaklaşık yarısının Müslüman olmadığını söyleyen Nicholas Kaiser, 17 bin ortağın ise fonları doğrudan satın aldığını kaydetti.

Yale ve Şikago üniversiteleri mezunu Kaiser, fonun yönetim kurulundaki tek Müslüman olmayan üye. Kaiser, İslami konularda başkan yardımcısı Monem Salam'a danışıyor, ayrıca Bahreyn'deki İslami mali kuruluşlarla irtibat halinde.

@ Batı Dünyası Ekonomik Krizden Kurtulmak İçin Dua Ediyor

İnsanların hayatları boyunca karşılarına çıkan maddi manevi her konuda tek yardımcıları Yüce Rabbimiz'dir. İnsanlara yardım ulaştırabilecek yegane güç Allah’tır. Kuran'da bu gerçek, “Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.” (Enam Suresi, 17) ayetiyle bildirilmiştir. İnsan bir zorluk ya da sıkıntıyla karşılaştığında, sonsuz güç sahibi olan, tüm kainata ve tüm varlıklara hakim olan Yüce Allah'a sığınmanın ve dua ile O’ndan yardım dilemenin nimetini yaşar. Ancak önemli olan Allah insanın üzerindeki zorluk ve sıkıntıyı açıp giderdikten sonra da kişinin Allah'a olan muhtaçlığını, Rabbimiz'in üzerimizdeki lütfunu, rahmetini görüp takdir edebilmesidir. Allah bolluk, bereket, huzur, refah ve rahatlık verdiğinde de Allah'a karşı aynı boyuneğicilik, şükredicilik ve samimi dua talebi içerisinde olabilmesidir.

Günümüzde ortaya çıkan ekonomik kriz, insanın bu aczini ve Rabbimiz'e ne kadar muhtaç olduğunu bir kez daha düşünüp takdir edebilmesi açısından önemli bir vesile olmuştur. İngiltere Kilisesi’nin bu konuda bir dua hazırlayıp tüm insanları bu ekonomik sıkıntıdan kurtulmak için Allah'a dua etmeye teşvik etmesi son derece güzel bir gelişmedir. İnsanlar, yaşadıkları bu sıkıntıdan ancak Allah'ın yardımıyla kurtulabileceklerini takdir edip duaya sığınmışlardır.

Konuyla ilgili basında yer alan haberlerin detayları şöyledir:

“ABD'de patlak verip daha sonra Avrupa'ya da sıçrayan ekonomik krize karşı İngiltere Kilisesi dua hazırladı. Ulusal Dua Düzenleme Meclisi üyesi rahip Peter Moger'in yazdığı, 'Bugünlerdeki Ekonomik Durum İçin Dua' başlıklı dua, kilisenin web sitesinde yayınlandı. Kilise ayrıca ev bütçesini denkleştirmeye çalışanlar, borçları için endişelenenler, borç içinde yaşayanlar, akıllıca maddi idare için dua gibi bir dizi yeni dua ile maddi zorluk içinde manevi teselli arayanlar için duaya web sitesinde yer verdi.

EKONOMİK KRİZE KARŞI DUA
'Bugünlerdeki Ekonomik Durum İçin Dua' nın sözleri şöyle: "Tanrım, tüm dünyada sulh ve sükunetin bozulduğu günlerde yaşıyoruz... Fiyatlar yükselirken, borçlar artarken, bankalar batarken, işler kaybedilirken huzuru bize hediye et... Sevgi gösteren Tanrım, korkularımızda bizi yalnız bırakma, dualarımızı duy, Karanlıkta ışık ve ayağımızın altından kaymakta olan kumun içinde bize manevi güç ver... Gerçek sevincin bulunacağı yerde kalplerimizi onar... Amin..."

Duayı onayladığı belirtilen Kanterbury Kilisesi Başpiskoposu Dr. Rowan Williams da konu hakkında, "Uluslararası mali bir girdap içinde olduğumuz bu günlerde kilisenin dua önermesi önemlidir" açıklamasını yaptı. Kraliçe II'inci Elizabeth'in başında olduğu ülkenin en yüksek diyanet makamı olan İngiltere Kilisesi'nin lideri Dr. Rowan Williams, ruhani bir lider olmasının yanı sıra ülkesindeki siyasi ve sosyal konulara olan ilgisiyle biliniyor. Kanterbury Kilisesi Başpiskoposu Dr. Rowan Williams, aynı zamanda dünyadaki tüm Anglikan inancında olanlarında lideri sayılıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre İngiltere'de yetişkinlerin üçte ikisi dua ediyor.”

@ İslam Birliği'ne doğru...

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, İslam ülkeleri arasında serbest ticaret alanı oluşturarak, gümrükleri sıfırlama önerisinde bulundu. Bakan Tüzmen, 12. Uluslararası İş Forumu (IBF) Kongresi dolayısıyla Türkiye'de bulunan İSEDAK ülkelerine mensup gazetecilerle sohbet toplantısı düzenledi.

Toplantıda soruları yanıtlayan Bakan Tüzmen, "İslam ülkeleri arasında, serbest ticaret alanı oluşturalım, gümrükleri sıfırlayalım. Bunu başarırsak, çok önemli bir iş yapmış oluruz. Birbirimizle ticaretimiz çok hızlı artar. Bunu biran önce gerçekleştirmeliyiz" dedi.

İslam ülkeleri arasında oluşturulacak serbest ticaret alanının global krizlere karşı panzehir olacağını da kaydeden Tüzmen, bunun bütün ülkeleri küresel krizlere karşı dirençli hale getireceğini belirtti.

İslam Kalkınma Bankasının daha efektif davranması gerektiğine inandığını kaydeden Bakan Tüzmen, bir soru üzerine, Türkiye'nin İSEDAK üyesi ülkelere ihracat artışının, genel ihracat artışından iki kat fazla olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

"AB'ye olan ihracatımızın genel ihracatımız içindeki payı yaklaşık 10 puan düştü ama biz yine de yüzde 35 ihracat artışını gerçekleştiriyoruz. Bu, komşu ve çevre ülkelere olan ihracatımızın çok daha fazla artmasından kaynaklanıyor. Bütün İslam ülkeleri benzer bir politika izleyerek ekonomilerine olumlu katkılar yapabilir. Böyle bir politika herkese kazandırır, herkes karlı çıkar."

İslam ülkeleri arasında yapılan ekonomik anlaşmaların yürürlüğe girmesinde zaman zaman gecikmeler yaşandığını ifade eden Tüzmen, gerçekleştirilen anlaşmaların biran önce yürürlüğe girmesi gerektiğini de dile getirdi.

@ Ateistler ilan vermeye başladı!

Belediye otobüslerine "İnanmayan cehennemde yanar" gibi sloganlarla ilan veren Hıristiyan gruplara tepki gösteren İngiliz ateistler, tanrıtanımaz ilanlar vermek üzere bağış topluyor. Prof. Dawkins de toplanan bağış kadar katkı yapacak.

Londra’da bir süre önce otobüslere dini propaganda reklamları konulmasına karşı ateistler de kampanya başlatıyor. British Humanist Assaciation öncülüğündeki kampanyada Londra otobüslerine ateist ilanlar vermek üzere bağış toplanıyor. Ateistlerin öncülerinden Profesör Richard Dawkins, bağışlara aynı oranda katkıda bulunacak. Reklamlarda şöyle bir slogan yer alacak: (HAŞA)"Tanrı büyük olasılıkla yok. Öyleyse endişelenmeyi bırakın ve hayatınızı yaşayın."

Laik kesimden de büyük destek görmesi beklenen kampanya için ne kadar bağış toplanırsa, o kadar da Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dawkins katkıda bulunacak. "The God Delusion" (Tanrı Yanılgısı) adlı bestseller kitabın yazarı Prof. Dawkins, maksimum 5 bin 500 sterline kadar bağışı karşılama garantisi verdi. Böylece toplam bağış 11 bin sterline kadar çıkabilecek. Bu para, Londra’da 30 otobüse 4 hafta boyunca iki farklı reklam koymak için yeterli olacak. Kampanya haziran ayında duyurulduğunda 877 kişi davaya 5 sterlin bağışla katkıda bulunacağına söz vermişti. Bu bağışlar gerçekleştiği takdirde reklamlar Ocak ayında otobüslere konulacak.

Ateistler bu kampanyaya, geçen haziran ayında Hıristiyan bir grubun otobüslere, "inanmayanlar cehennemde yanacak" diye ilanlar vermesi üzerine girişti. Kampanya, hıristiyan kurumların inanç bakımından hassas insanları ve özellikle çocukları korkutarak kandırmasını önlemeyi amaçlıyor. Reklamlarda laik, humanist ve ateist internet sitelerinin de adresleri yer alacak. Ateistler Facebook’ta da bir grup kurmuşlar.

Yasaklı profesör

Sayın Adnan Oktar, Tanrı Yanılgısı kitabının yazarı Richard Dawkins’in sitesi Richarddawkins.net’e girişi mahkeme kararıyla engellemişti. Şu anda sitenin girişinde "Türkiye’de yasaklanmıştır" diye ibare var.

12 Ekim 2008 Pazar

@ Ekonomik çöküşe ateistler sebep oluyor!

Frankfurt’tan Washington’a, Hong Kong’dan Londra’ya merkez bankaları faiz indirdi. Kurtarma paketleri açıklandı. Mevduat garantileri yükseltildi. 1.9 trilyon doların üzerinde likit akışı sağlandı. Tüm bunlara rağmen dünya borsalarındaki çöküş sürüyor. Dow Jones ve FTSE 100 endeksleri son 5 yılın en düşük seviyelerine geriledi. Japonya’da Nikkei, yüzde 10’la 1987’den bu yana en büyük günlük düşüşü yaşadı. Kısacası, 1 haftada finans piyasalarındaki kayıp 4 trilyon doları aştı. Son 1 yıldaki toplam kayıp ise 25 trilyon doları aştı. Son iki işlem gününde daha da dramatik hale gelen düşüşlerin nedeni, Dow Jones’ta 3 haftadır uygulanan açığa satış yasağının sona ermesine, General Motors’un kötü bilançosuna (1 hafta içinde 9 önemli şirket bilançosu daha açıklanacak) ve CitiGroup’un Wachovia görüşmelerinden çekilmesine bağlandı. Ancak açığa satışların yeniden başlaması düşüşün asıl nedeni olarak görülmemeli. Açığa satış, alıcı olduğu zaman iyi bir kazanç yöntemidir. Artık piyasalarda alıcı kalmadı. Dow Jones’ta işlem hacmi 1.3 milyar dolara geriledi. Özetle çöküşün en büyük nedeni güven bunalımı... Akşam gazetesinin haberine göre; piyasa aktörleri yaşanan havayı şöyle özetliyor...

Yatırımcıların hiçbir şeye inancı yok. Ne bankalara, ne şirketlere ne devletlere güveniyorlar. Sadece paranın gücüne inanırlardı, artık ona da inanmıyorlar. Ateist yatırımcılar dünyayı çöküşün eşiğine sürüklüyor! Ellerinde ne varsa satıyorlar. (Phillip Orlando - 350 milyar dolarlık Federated Investors fonu başstratejisti).

Panik seviyesini bile aştık... Ekonomilerin temeli sarsılıyor. İnsanlar hiçbir şeye aldırmadan satıyor. (Espen Furnes - Storebrand Management)

Tüm yatırımcılar satışa geçti. Fiyatlara bakmadan satıyorlar. Krizden kurtulma şansımız da sıfıra iniyor. (Quincy Krosby - 380 milyar dolarlık Hartford stratejisti)

9 Ekim 2008 Perşembe

@ Evrimci Izlanda çok büyük krizde!

Gectigimiz aylarda Science Dergisi'nin verdiği bilgiye göre, Avrupa'da evrime en çok inananların yaşadığı İzlanda, tarihinin en kötü günlerini yaşıyor. Hükümet ülkenin ikinci büyük bankasına el koydu.
Küresel kredi krizi, İzlanda’yı tehdit ediyor. Kuzey Atlantik’in ortasında bulunan 300 bin nüfuslu küçük ada ülkesi İzlanda’nın ekonomisi çökme riskiyle karşı karşıya.
İzlanda küresel kredi krizi nedeniyle ülke olarak iflas etme riskiyle karşı karşıya geldi. İzlanda Kronası’nın Euro’ya karşı bir gün içinde yüzde 30 düşmesinin ardından açıklamada bulunan İzlanda Hükümeti, devletin bankalar üzerindeki etkinliğini artıracak bir paketin yürürlüğe gireceğini açıkladı.

Paket, banka mevduatlarının garanti altına alınmasını içeriyor. Yeni yasa, İzlanda Hükümeti’ne sorunlu bankalara müdahale etme şansı tanıyor. Bunun yanında, İzlanda sermaye piyasaları düzenleyicisi, banka operasyonlarını yönlendirme ve bankaların yapılarını değiştirme hakkını da elde etmiş oluyor.

Hükümetin ve bankaların yeni yasa çıkana kadar geçen sürede attığı adımlar tansiyonu yatıştırmaya yetmedi. Ne İzlanda Hükümeti’nin ülkenin üçüncü büyük bankası olan Glitnir’i devletleştirmesi, ne de İzlanda Bankası Straumur-Burdaras’ın, Landsbanki’nin bazı varlıkları için 380 milyon Euro ödemesi sorunu çözemedi.

7 Ekim 2008 Salı

@ Hahamdan piskoposlara Kitab-I Mukaddes dersi

İsrailli haham Şir-Yaşuv Cohen, Vatikan’da toplanan Roma Katolik sinodunda konuşan ilk Yahudi din adamı oldu. Hayfa başhahamı Cohen, dünyanın dört bir yanından sinod için Vatikan’a gelen piskoposlara, Kitab-ı Mukaddes’in Yahudi yorumunu dün akşam anlattı. İncil’i de içeren kutsal kitabın ilk beş bölümü, Museviliğin temelinde yer alan Tevrat’ı oluşturuyor.

Öte yandan Cohen, dünya basınına verdiği demeçlerde, Vatikan’ın gönlünü almak için özel bir çaba sarfetmeden konuştu. 80 yaşındaki Cohen, Reuters’e verdiği röportajda, "İkinci Dünya Savaşı sırasında Papa olan Onikinci Pius’un 50. ölüm yıldönümünde onurlandırılacağı etkinliklere denk düştüğünü önceden bilsem, buraya gelmezdim" dedi.

Pius’un kendi döneminde yapılan Yahudi soykırımına karşı "daha fazla ses çıkarması gerektiğini" vurgulayan Cohen, "Belki perde arkasında kurbanların kurtarılması için çalışmış olabilir. Bunu Allah bilir. Ama sesini yükseltse, bu çok daha yararlı olurdu" diye konuştu.

Papa 16. Benedikt, geçen ay yaptığı açıklamada, Onikinci Pius’un "elinden geleni yaptığını" öne sürmüştü. Vatikan’da perşembe günü Pius anısına bir ayin düzenlenecek. Bunu bir konferans ve fotoğraf sergisi izleyecek. Hıristiyanlık ile Musevilik arasındaki diyaloğun önündeki en büyük engellerden birinin, Onikinci Pius meselesi olduğu belirtiliyor.

5 Ekim 2008 Pazar

@ Aşkabat'ta birlik mesajı: Tek millet iki devletiz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Orta Asya turuna Türkmenistan'dan başladı. Başbakan Erdoğan, Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov ile yaptığı görüşmede enerji başta olmak üzere ekonomik ve ticari mevzuları ele aldı. Bunun yanı sıra bölgesel ve uluslararası meselelerde gündeme geldi. Aşkabat'a hareketi öncesi konuşan Başbakan Erdoğan, "Biz Türkiye ve Türkmenistan'ı tek millet, iki devlet olarak görüyoruz. Bu anlayış çerçevesinde ülkelerimiz arasındaki güçlü kardeşlik ilişkilerinin, işbirliğinin daha da geliştirilmesi için bu yoğun çabamızı sürdüreceğiz. Özellikle son yıllarda bu çabalarımızın somut sonuçlarını görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz." dedi.

Erdoğan'a gezisinde eşi Emine Erdoğan'ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış ve MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır eşlik ediyor. Berdimuhammedov dün konuk Türk heyeti onuruna resmî akşam yemeği verdi.

Başbakan Erdoğan, bu sabah da Berdimuhammedov ile birlikte, bir Türk şirketi tarafından yapılan anaokulunun açılış törenine katılacak. Törenden sonra Türkmenistan'ın kurucu devlet başkanı Saparmurat Türkmenbaşı'nın anıt mezarını ziyaret edecek ve daha sonra Bağımsızlık Anıtı'na çelenk koyacak. Başbakan Erdoğan, Aşkabat'taki Prezident Oteli'nde yapılacak Türkiye-Türkmenistan iş konseyine de katılacak. Başbakan, Türkmenistan'daki temaslarının ardından bugün Orta Asya gezisindeki ikinci durağı Moğolistan'a geçecek.

Türkmenistan, bağımsızlığının ilk günlerinden bu yana Türkiye ile ticari, ekonomik, eğitim ve teknoloji alanlarında işbirliği yapıyor. Türkmenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştu. İki ülke arasındaki ticaret hacmi de her geçen yıl artıyor. 2000 yılında 218 milyon dolar olan dış ticaret hacmi 2007'de 750 milyon dolara ulaştı. Böylece Türkiye, Türkmenistan'ın dış ticaretinde Rusya ve İran'dan sonra üçüncü sıraya yerleşirken, bu ülkenin ihracatında 4., ithalatında ise ilk sırada yer aldı. Türkmenistan, Türkiye'ye petrol ve gaz ürünleri, tekstil, kimya sanayii ve tarım mamulleri ihraç ederken, Türkiye'den demir-çelik, inşaat malzemesi, kimyevi maddeler, muhtelif gıda ürünleri ithal ediyor.

Türkmenistan'daki yabancı şirketlerin üçte birini Türk şirketleri oluşturuyor. 2008 yılı verilerine göre, ülkede 500 Türk şirketi inşaat, yakıt-enerji ve tekstil gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. Bu firmaların sadece 2007 yılında üstlendikleri projelerin toplamı 3 milyar doları aşmakta. İki ülke arasındaki eğitim işbirliği de giderek hız kazanıyor. Türk üniversitelerinde 1.652 Türkmen öğrenci eğitim görürken, Türkmenistan'da 14 Türkmen-Türk okulu ve Uluslararası Türkmen-Türk Üniversitesi faaliyet gösteriyor.

4 Ekim 2008 Cumartesi

@ İsa Mesih Camii

Ürdün'de dinlerarası diyalog kapsamında bir camiye "İsa Mesih" ismi verildi.

Amman'ın 30 kilometre güneyindeki Madaba'da bulunan camiye bu ismin verilmesi Hristiyan liderlerle dinlerarası diyalog konusunda faal olan Müslüman liderler tarafından memnuniyetle karşılandı.

Caminin imamı Bilal Hanini, bunun Hazreti İsa'nın Müslümanlar tarafından da peygamber olarak kabul edildiğine dair bir mesaj olacağını ve İslam'ın hoşgörüsünü göstereceğini ifade etti. Hanini ve diğer din adamları Ürdün'de Hristiyanlarla Müslümanların barış içinde birarada yaşadığını dile getirdi. Ürdün, dinlerarası diyalog konusunda önde gelen ülkelerdendir.

Madaba'da nüfusun yüzde 10'u Hristiyan. Keza ülkede Hristiyan nüfus 5,5 milyonluk nüfusun yüzde 5'i. Cami duvarlarına da Kur'anıkerim'de Hazreti İsa ve Hazreti Meryem'le ilgili methiyeler yazıldı. İsa Mesih Camii Madaba'daki Müslüman El Uteybi ailesi tarafından inşa edildi. Aile, Hristiyanlarla iyi ilişkiler kurulmasına dair yoğun faaliyetleriyle tanınıyor. Mervan El Uteybi, camiye bu ismi vererek İslam'ın hoşgörü dini olduğunu dünyaya göstermek istediklerini ifade etti. Camiye İsa Mesih isminin verilmesi ülkedeki Hristiyan topluluk tarafından büyük coşkuyla karşılandı. Camiye bu ismin verilmesi Ürdün İslam İşleri Bakanlığı tarafından da onaylandı.

3 Ekim 2008 Cuma

@ Orta Asya ve Türkiye

Geçtiğimiz aylarda dünyanın dört bir yanında görev yapan Türk büyükelçilerle Ankara'da yapılan ilk toplantıda, "Moğolistan dâhil Orta Asya ülkeleriyle artan ölçüde derinlikli bir işbirliği dokusu geliştirilmesi imkânları" ifadesi Türkiye'nin bölgeye yaklaşımını ortaya koyuyordu.

Son dönemde Orta Asya ile gelişen ve derinleşen ilişkiler, tarihte Türk dönemlerine ev sahipliği yapan Moğolistan'ı da kapsıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3 yıl aradan sonra Cengiz Han'ın ülkesi Moğolistan'a ikinci resmî ziyaretini gerçekleştirecek. Erdoğan, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) tarafından yapılan, Türk tarihinin en eski yazılı belgeleri olan Göktürk Anıtları'na ulaşımı kolaylaştıracak karayolunu açacak.

Erdoğan'ın 2005 yılı Temmuz ayında Moğolistan'a yaptığı ilk ziyaret, tarihte bir dönem aynı topraklarda yaşamış, 'kardeş' olmasa da 'yakın akraba' Türk ve Moğol halkları için bir dönüm noktası olmuştu. Erdoğan, başkent Ulan Bator'daki temaslarının yanı sıra, Göktürk Anıtları'na giden yolun temelini atmıştı. Ziyaret, Türkiye'nin "Orta Asya'nın ötesine uzanması" açısından önemliydi. Ulan Bator'un beklentisini ise dönemin bakanlarından biri dile getiriyordu: Türkiye, bizim üçüncü komşularımızdan biri olabilir.

Türkiye'nin iki katı toprak büyüklüğüne sahip, 2 milyon 950 bin nüfuslu Moğolistan, iki büyük güç, Çin ile Rusya tarafından çevrelenmiş durumda. "Üçüncü komşu", Ulan Bator yönetiminin iki büyük güç dışında ülkelerle yakın işbirliği arayışlarını özetliyor. ABD, Moğolistan'da Çin ve Rusya ile rekabet içerisinde. Kore ve Japonya'nın bu ülkeye ilgisi de biliniyor. Ulan Bator, resmî ziyaretlerin ötesinde, Türk işadamlarının da yatırımlarını bekliyor. Tarım, madencilik, hayvancılık ve turizm, önemli yatırım başlıkları. Ülkedeki Türk okulları da, iki halk arasında ilişkilerin güçlenmesine 90'ların başından bu yana önemli katkıda bulunuyor.

Ancak aradaki uzaklık, iki ülke arasındaki ticaretin istenilen seviyeye ulaşmasını engelliyor. Türkiye'nin 2007 yılı içinde bu ülkeye ihracatı 9 milyon 514 bin dolar olarak gerçekleşti. Moğolistan ise Türkiye'ye sadece 324 bin dolarlık mal sattı. Rakamlar, şu an için Başbakan Erdoğan'ın 2005 yılı ziyaretinde ortaya konulan 50 milyon dolarlık hedefin çok gerisinde ve karşılıklı olarak çok küçük bir dilimi oluşturuyor. Moğolistan'ın aynı dönemdeki dış ticaret hacmi 2 milyar 900 milyon dolar. Bakır, kaşmir, altın ve altın ürünleri, Moğolistan'ın sattığı başlıca mallar.

Erdoğan'ın 4-6 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek ikinci ziyaretinde, ticaretin geliştirilmesi ve iki ülke arasındaki diğer işbirliği alanları da masada olacak. Başbakan'a ziyareti sırasında, devlet bakanları Hayati Yazıcı ve Said Yazıcıoğlu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler de eşlik edecek. Başbakan, Ulan Bator'da ismi "Mustafa Kemal Atatürk" olarak değiştirilen okulun önündeki Atatürk büstü ve kentin merkezinde, Türkiye Büyükelçiliği'nin önünden geçen Ankara Caddesi'nin açılışını yapacak.

Dönemin Moğolistan Başbakanı Miyegombo Enkhbold'un Kasım 2006'daki Ankara ziyaretinde de, Yıldız semtindeki Cengiz Han Parkı'na anıt dikilmişti.

Erdoğan, Harhorin yakınlarındaki Bilge Kağan Karayolu'nu da açacak. Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan 46 km'lik karayolu, Türk tarihinin en eski yazılı belgeleri olan Göktürk Anıtları'na ulaşımı kolaylaştıracak.

Göktürk Kitabeleri, "Türk" adının geçtiği ilk Türkçe metinler. Kitabelerde, Türk devlet adamları milletine hesap veriyor ve bütün bir milleti ilgilendiren, milletin geleceğine ışık tutacak görüş ve fikirler, Türk milletinin hayatında huzur ve güven için girişilen mücadeleler anlatılıyor. Bilge Kağan Karayolu, Moğolistan hükümeti tarafından hazırlanan ve üzerinde titizlikle durulan "Model Şehir Harhorin" projesine de katkı sağlıyor. Moğolistan, Harhorin ilçesinin yollarının yapılması ve ilçedeki Erdene Zuu Tapınağı'nın önünde asfalt platform oluşturulması talebini Ankara'ya iletti. Türkiye, buna olumlu cevap verdi ve önümüzdeki yıl yapıma başlayacak.

Erdoğan'ın Türkmenistan gezisinde gündem enerji

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün Orta Asya seferine çıkıyor. Erdoğan'ın ilk durağı Türkmenistan. Ankara'dan havalanacak olan Erdoğan, Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'a inecek. Başbakan Erdoğan'ın iki günlük Türkmenistan gezisinin en önemli gündem maddesi enerji. Türkmenistan, doğalgaz ve petrol bakımından zengin kaynaklara sahip olan bir ülke. Türkiye ise petrol ve doğalgaz boru hatlarının uluslararası pazarlara taşınması açısından köprü konumunda. Hem Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacına karşın tek ülkeye bağımlılığın kırılması hem de Nabucco kapsamında Avrupa ülkelerine gönderilecek doğalgazın temini açısından Türkmenistan stratejik bir öneme sahip.

Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbangulu Berdimuhammedov'un daveti üzerine Aşkabat'a gidecek olan Erdoğan'a temasları sırasında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler eşlik edecek. Ziyarete ilişkin Başbakanlık Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, ikili ve heyetler arası görüşmelerde, Türkiye ile Türkmenistan ilişkilerinin gündeminde yer alan konular ile her iki ülkenin ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası gelişmelerin ele alınacağı belirtildi. İşbirliğinin ziyaretle birlikte daha da güçleneceğine dikkat çekilen açıklamada, "Sayın Başbakanımızın ziyareti, gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle ivme kazanan işbirliğinin ve kardeşlik ilişkilerimizin daha ileri düzeylere taşınabilmesi yönünde bir fırsat teşkil edecektir." ifadesine yer verildi. Türkiye-Türkmenistan İş Konseyi Toplantısı'na da katılacak olan Başbakan Erdoğan, Türk işadamlarıyla ve vatandaşlarla bir araya gelecek. Erdoğan Türkmenistan'ın ardından Moğolistan'a geçecek.

@ Evrimcilerden Bir Zavallı Çırpınış Daha: “Spore”

150 yıldır insanlar evrim teorisi ile aldatılırken onlara söylenen hep şu yalan olmuştur: “evrim bilimseldir”(!).

Oysa evrim bilimsel değildir. Bilimsel olan her şey evrimi reddetmiştir. Bilimin her dalı, evrime meydan okumaktadır. Paleontoloji, evrimcilere en büyük hüsranı yaşatmıştır, evrimi kanıtlayan tek bir ara fosil yoktur. Genetik bilimi, hücrenin basit olmadığını göstermiştir. Biyoloji, mikrobiyoloji, antropoloji, paleoantropoloji ve tüm diğer bilimler evrimi hep zora sokmuş, her geçen gün, hemen her bilimsel gelişme sonrasında evrimin gerçekleşmesinin imkansızlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Evrimcilerin, evrim propagandası yaparken işte bu nedenle ellerinde tek bir tane bile bilimsel delil yoktur. Onlar insanları yalnızca söz ile ikna etmeye çalışırlar. Yalnızca demagoji yaparlar. Yalnızca olmasını istedikleri şeyleri anlatırlar. “Ara fosil var mı?” deyince cevap veremez, bol söz ile geçiştirmeye çalışırlar. “Protein üretilebildi mi?” sorusuna alakasız cevaplar verirler. Evrim adına neden sahtekarlık yapıldığını açıklayamazlar. Paleontologların bulduğu milyonlarca fosili neden sakladıklarını açıklayamazlar. Soruları cevapsız bırakır ama demagojiye devam ederler. Çünkü 150 yıldır insanları demagoji ile aldatmışlardır. Zihinlerindeki hikayeyi süsleyerek, bilimsel kelimelerle bezeyerek, bunların okullarda okutulmasını kanunlaştırarak ayakta kalmışlardır. Çünkü başka türlü ayakta kalamazlar.

Bu çarpık Darwinist metod, 21. yüzyıl ile birlikte bir anda bozguna uğramıştır. Çünkü 21. yüzyıl ile birlikte, evrimi reddeden milyonlarca fosil tüm dünyaya gösterilmiştir. Sayın Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası isimli eserinde 100 milyondan fazla fosilin sergilenmesi, bu fosillerin tümünün eksiksiz ve mükemmel görünümleriyle ve yaşayan fosil olmalarıyla evrimi kesin olarak reddetmeleri, Darwinist çevrede büyük bir şok yaratmıştır. Bu büyük şokun ardından evrimciler bir bakmışlardır ki, yıllardır süregelen sahtekarlık artık bir sonuç vermiyor, insanlar demagoji ile ikna olmuyorlar. Bilimsel delillerle bilim ile cevap veremediklerinden ve artık demagoji de fayda etmediğinden, başka göz boyama taktiklerine başvurmuşlardır. Bu aciz ve sonuçsuz taktiklerden biri, son günlerde Darwinistler tarafından ısrarla gündemde tutulmaya çalışılan bir bilgisayar oyunudur: Spore.

Gerçek doğada gerçekleşmemiş olan hayali canlı evrimini bir animasyon içinde gerçekleştirmeye çalışan Darwinistler, tek bir hücrenin değişimlere ve dönüşümlere uğrayarak medeniyetleri meydana getiren canlılara dönüştüğünü kurgulamışlardır. Üstelik oyunda, Darwinistlerin hayali doğa tarihinde farzettikleri tesadüfi, başıboş ve şuursuz olayların yerine bu defa olayları yönlendirdiği varsayılan bilinçli insanlar vardır. Ciddi mantık hezimetleri içinde Darwinistler yine de bilinci, sıradan bir oyuna dahi dahil etmek zorunda kalmışlardır. Çaresiz kalan Darwinistler, insanların kafasına evrim fikrini bu şekilde sokacaklarına inanmaktadırlar.

Aslında bu oyun, Darwinistlerin acizliğini ve mantık hezimetini açıkça ortaya çıkaran önemli deliller sunmuştur. Bu sıradan video oyununda yalnızca bir hücrenin animasyonunu yapabilmek için binlerce sanatçı çalışmış, sayısız teknik adam devreye sokulmuş, binlerce çalışan görev yapmıştır. Hücrenin sadece görüntüsünü elde edebilmek için animatörler günlerce uğraşmışlardır. YALNIZCA GÖRÜNTÜSÜNÜ MEYDANA GETIRMEK IÇIN...

Bu, şunu gösterir: Hücrenin tesadüfen meydana geldiğini iddia eden Darwinistler, DAHA HÜCRENIN GÖRÜNTÜSÜNÜ DAHI TESADÜFEN MEYDANA GETIREMEMEKTEDIRLER. Bir çizim için bile en yetenekli en akıllı teknik elamanlarını, en gelişmiş teknolojik stüdyoları ve teknik cihazları kullanmakta, bunun için de aylarını yıllarını harcamaktadırlar. Ekrandaki bir görüntü için bu kadar uğraşan insanların, olağanüstü komplekslikteki bir hücrenin tesadüfen ortaya çıktığı iddiasıyla ne kadar zavallı bir duruma düştüğü ortadadır.

Canlı hücresi, başlıbaşına bir mükemmellikler bütünüdür. Kompleks her türlü yapıyı içinde barındırır. İndirgenemez kompleksliğe sahiptir: Yani sahip olduğu tek parça işlevini yitirdiğinde, hücrenin tamamı işlevsiz kalır. Hücrenin içindeki bu görünmez fakat kompleks yapıları bir şehir merkezine benzetmek mümkündür. 100 trilyon hücrenin her biri, etrafı duvarla çevrelenmiş bir şehir gibi kendisine ve insan bedenine ait tüm ihtiyaçları karşılar, enerji üretir, haberleşme, içinde nakliye ve güvenlik birimleri barındırır. Santral birimleri hücrenin enerjisini, fabrikalar proteinleri ve hayati önem taşıyan kimyasalları üretirler. Kompleks nakliye sistemleri ise bu kimyasalları hücrenin içerisinde bir noktadan diğer bir noktaya ve gerektiğinde hücrenin ötesine taşırlar. Barikatlardaki nöbetçiler de muhtemel tehlike işaretlerini almak için dış dünyayı gözlerler. Disiplinli biyolojik ordular istilacılarla savaşabilmek için hazır bir durumda beklerken, içeride kusursuz bir düzen hakimdir.

Bir hücrenin muhteşem DNA’sı vardır. Hüre çekirdeği, ribozom, endoplazmik retikulum, kendine ait bir DNA’sı olan ve hücre içinde başlıbaşına apayrı bir şehir olan mitokondri, enerji depoları ATP’ler ve daha sayısız organel bu muhteşem sistemi bütünlerler. Önemle belirtilmesi gereken nokta ise şudur: Değil hücre, bu saydığımız parçalardan tek bir tanesi bile tesadüfen oluşamaz. Asıl belirtilmesi gereken çok daha önemli nokta ise, hücreyi ve bu organellerin tümünü oluşturan hücre içindeki SAYISIZ PROTEINDEN TEK BİR TANESİ BİLE tesadüfen oluşamaz. Darwinistler, “hücrenin çamurlu suda tesadüfen oluştuğu” yalanını ortaya attıkları ilk yıllardan bu yana, toplam 1.5 asırdır, hücrenin tek bir proteinini LABORATUVARDA BİLE meydana getirememişlerdir.

Nitekim yapılan araştırmalar sonrasında, insan vücuduna ait tek bir işlevsel proteinin tesadüfen meydana gelme ihtimali hesaplanmış ve bu ihtimal 10950’de bir olarak tespit edilmiştir. Bu sayı, 10’un yanına 950 sıfır gelmesiyle oluşan sayıda yalnızca bir ihtimaldir ve MATEMATİKSEL OLARAK BU İHTİMAL SIFIRDIR. (Matematiksel olarak 10 üzeri 50 de 1 olan sayılar sıfırdır.)

Darwinistler, tesadüf iddiasıyla hiçbir zaman bir yere varamamış, bunun bilimsel bir açıklamasını yapamamışlardır. Şu anda ise, evrimi ayakta tutmak adına geliştirdikleri bir oyun, tesadüf iddiasını yıkmaktadır. Sıradan bir çizimi bile tesadüfen meydana getiremeyen evrimcilerin bir türlü itiraf edemedikleri gerçek şudur: Yeryüzünde varolan hiçbir canlı tesadüfen meydana gelmemiştir.

Spore oyununun ortaya sunmuş olduğu oldukça belirgin gerçekler vardır. Birincisi, Darwinistlerin yenilgiyi kabul etmiş olmalarıdır. 100 milyondan fazla yaşayan fosilin tüm dünyaya evrimi çürüten en büyük delillerden biri olarak sunulmasının ve insanların bunları görerek evrimi sorgulamaya başlamalarının ardından artık demagojinin bir fayda etmediğini anlamış olmalarıdır. İkincisi, tesadüf iddialarının geçersiz olduğunu insanlara kendileri göstermişlerdir. Üçüncüsü ise, artık Darwinistler için hiçbir çözüm kalmamış olmasıdır. Evrim teorisi, dünya çapında yıkılmış ve çökmüş durumdadır. Allah, bu batıl dini yerle bir etmiş, yok etmiştir.
De ki: "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkar edenler ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır." (Ankebut Suresi, 52)

@ Ergenekoncular'ın Kuran'ı Kerim'i tahrif etme planı

Ergenekon sanıkları kendilerini bir bir fişlemiş. Gülaltay, "tam bir şizofren" dediği Kuvayi Milliye Derneği Genel Başkanı Fikri Karadağ'ın kendini Hitler'e benzettiğini not etmiş. Ayrıca, Karadağ'ın Kur'an-ı yeniden yazma niyetinde olduğunu yazmış.

Bugün Gazetesi'nin haberine göre Susurluk davası hükümlülerinden Yaşar Öz ile İnsan Hakları Derneği (İHD) eski Genel Başkanı Akın Birdal'a silahlı saldırı davasında yargılanarak ceza alan Ergenekon davası sanığı, Türk İntikam Tugayı'nın (TİT) kurucusu Semih Tufan Gülaltay'ın bilgisayarından çıkan "çok gizli" ibareli istihbarat içerikli bilgilerde Kuvayi Milliye Derneği Genel Başkanı Fikri Karadağ'a "şizofren" yakıştırması yapılıyor.

Ergenekon iddianamesinin 232. delil klasöründe yer alan belgeler, Gülaltay 'ın Kuvayi Milliye Derneği hakkında istihbarat topladığını ortaya koyuyor. Belgelerde Kuvay-i Milliye Derneği yöneticileri hakkında hakaret ve ağır suçlamalar içeren ifadeler bulunuyor. Derneğin faaliyette bulunduğu binanın Milli Emlak İdaresi'ne ait olduğu halde 2005'te gayri meşru yollardan işgal edildiği anlatılan belgelerde Kadıköy Kaymakamlığı tarafından derneğin binayı işgalci olarak kullandığı ifade ediliyor.

Zabıta ve polisin çabalarıyla derneğin işgaline son vermek için binaya operasyon düzenlediği ancak bu operasyonun İstanbul Vali Yardımcısı tarafından ertelendiği belirtiliyor. Binanın daha sonra yıllık 22 bin 500 YTL'ye başka teklif veren çıkmayınca Kuvay-i Milliye Derneği'ne kiralandığı kaydediliyor. Kuvayi Milliye Derneği yöneticileri aleyhinde delil olan belgelerde aşağıda verilen suçlamalar yer alıyor.

"Kendini etrafına 'Paşa' olarak tanıtan Karadağ, tipik bir şizofreni hastasıydı. Hayal dünyasında yaşıyordu. Kendini Hitler'e benzeten Karadağ, beklentilerini olduğunu ve bu beklentileri gerçekleştiğinde Ankara'da idareye el koyacağını çevresine anlatmaktan çekinmiyordu.

Haydarpaşa Tren Garı'nın arka tarafında bulunan büyük araziye el koyacağını arkadaşlarına anlatan Karadağ, burayı Kuvayi Milliye Derneği'nin Genel Karargâhı yapacağını belirtiyordu. Karadağ'ın ütopik düşüncesine göre karargahın çevresinde de lojmanlar olacak ve çalışanları oturacaktı. Karadağ'ın hayali gerçek olduğunda Türkiye'yi buradan Haydarpaşa Tren Garı'ndan yönetecekti."

Fikri Karadağ aynı zamanda yönetimde bulunan Prof. Dr. Burhan Omay'ın uzun yıllar çalıştığı Kur'an-ı Kerim'i çözdüğünü, buna göre Kur'an'da zinanın suç sayılmadığını ve 5 vakit namazın da emredilmediğini ortaya çıkardıklarını söylüyordu. Karadağ, Kuvayi Milliye olarak yeniden bir Kur'an-ı Kerim yazılacağını ve halkın doğruları öğreneceğini anlatıyordu. Karadağ'ın idareye el koyduktan sonra 1938'den itibaren idareye gelmiş olan sivil ve askeri her kişiden hesap soracağı iddiası da Gülaltay'ın belgeleri arasından çıktı. Karadağ'la ilgili şu ilginç ifadeler de yer aldı:

"ABD'de yerleşik bir Ermeni'den 13 milyon dolar paranın yanı sıra yine ABD'den 3 milyar dolar para Karadağ'a gelecek ve planını o şekilde uygulamaya koyacaktı."

Derneğin Genel Başkan Yardımcısı ise yine Ergenekon sanığı Hüseyin Görüm'dü. Görüm, kendisini 'imam' olarak tanıyordu. Danıştay saldırısı ile gözaltına alınarak Ankara'ya götürülen Görüm, Kuvayi Milliye'nin perde arkası başkanıydı. Aynı Fikri Karadağ gibi gözü kapalı Prof. Dr. Omay'a inanan Görüm, İstanbul Maltepe'de bir fabrikanın bahçesinde 'Karargah' dedikleri yerde çok gizli işler çeviriyordu.

İddiaya göre tahsilat işleri, adam korkutma, gözdağı verme, esrar içme ve dini toplantılar düzenleyen Görüm, İstanbul ve Ankara polislerinde kendisine 'biat' edenlerin olduğunu söylüyordu. Sokak çocuklarını ve tinercileri çevresinde toplayan Görüm, onların bazı ihtiyaçlarını gidererek çete kurma hayali taşıyordu. Kendini mafya reisi olarak gören Görüm, Karadağ gibi şizofrenik belirtiler gösteriyordu."

@ Türkiye bölgesel liderdir...

Ermenistan Dışişleri eski Bakanı Oskanyan'dan Gül'ün Erivan ziyareti ile ilgili samimi açıklamalar.

Oskanyan, Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan ziyaretinden Türkiye’nin, Ermenistan’dan çok daha kazançlı çıktığını belirtti. Bakan, “Türkiye, Kafkaslar’daki sorunları çözebilecek bölgesel bir lider” görüntüsü verdiğini söyledi.

Ermenistan Dışişleri eski Bakanı Vartan Oskanyan, Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan ziyaretini değerlendirdi. Oskanyan, Ermeni basına yansıyan açıklamalarında Abdullah Gül’ün Dünya kupası elemeleri çerçevesinde oynanan Ermenistan-Türkiye maçı için Erivan’a yaptığı ziyaretin "sembolik" olduğunu belirterek "Gül’ün Erivan ziyaretinden Ermenistan’dan çok Türkiye’nin kazandığı söylenmeli.

Türkiye Kafkaslar’daki sorunları çözebilecek bölgesel bir lider görüntüsünü verdi. Ancak, Türkiye, Yukarı Karabağ sürecinde arabulucu olamaz, çünkü ilgili bir taraftır. Ermenistan’ın, Türkiye’yi arabulucu olarak hiçbir zaman kabul etmeyeceğini düşünüyorum" dedi. Oskanyan, "Sınırın açılması, Türk diplomasisi için bir zafer olacak ancak, Ermenistan’ın hiçbir zaman kabul etmeyeceği koşullara bağlı bir durum bu, özellikle Ermeni Soykırımı meselesi ve Karabağ" dedi.

Ermenistan'da yapılan bir anket sonuçlarına göre Ermenilerin yüzde 24'ü Türkiye ile ilişkilerin düzelebileceğini belirtirken yüzde 33 düzelmesinin mümkün olmadığını söyledi. Ermenistan Milli ve Stratejik Araştırmaları Merkezi yetkilisi Syuzanna Barsegyan, Türkiye ve Ermenistan ilişkileri ile ilgili yapılan araştırmanın sonuçlarını açıkladı.

Haberde, Ermenilerin yüzde 43'ü bu konuda şüpheleri var. Bargesyan, Ermenilerin sadece yüzde 24'ünün Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin düzelmesinin mümkün gördüğünü bildirdi. Ermenilerin yüzde 76'tısı Türkiye ile ilişkilerin sadece Ermenistan'ın taleplerinin kabul edilmesinden sonra düzelebileceğini düşünürken halkın yüzde 11'i Türkiye ile her hangi bir işbirliğine karşı olduğunu açıkladı.

1 Ekim 2008 Çarşamba

@ Osmanlıyı hala unutamadılar...

Osmanlı Devleti döneminde ''seçkin ahaliler'' arasında yer alan Filistinliler,Osmanlı'yı hala unutamadılar.

Ürdün'ün başkenti Amman'ın ücra mahallelerinde ya da mülteci kamplarında yaşamlarını sürdüren Filistinliler, Osmanlı Devleti'nce baba ve dedelerine verilen kimlik belgesi ve evrakları hala saklıyorlar.

Osmanlı Devleti döneminde ''seçkin ahaliler'' arasında yer alan Filistinliler bugün ya çeşitli ülkelerdeki mülteci kamplarında ya da silah sesleri ve şiddetin yıllardır eksik olmadığı Filistin topraklarında yaşamlarını sürdürüyorlar.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, sadece Ürdün, Lübnan, Suriye ile Batı Şeria ve Gazze'deki 58 mülteci kampında 4 milyon 562 bin Filistinli yaşıyor.

Herhangi bir ülkede vatandaşlıkları olmadığı için siyasi ve medeni haklardan mahrum çeşitli ülkelerde mülteci olarak yaşayanların sayısı da on binlerle ifade ediliyor.

Sadece Ürdün'ün Jerash kentindeki mülteci kampında herhangi bir ülkenin vatandaşı olmayan 27 bin Filistinli'nin bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Osmanlı Devleti döneminde yaşadıkları barış ve huzurun özlemini arayan Filistinliler, bugün baba ve dedelerine Osmanlı Devleti'nce verilen ve kimlik belgesi yerine geçen tezkereler ile bazı evrakları hala saklıyorlar.

Ürdün'ün başkenti Amman'da mülteci olarak hayatını sürdüren 50 yaşındaki Filistinli Abdulhalim Hammad, AA muhabirine yaptığı açıklamada, baba ve amcasının Osmanlı ordusuna yıllarca hizmet verdiğini söyledi.

Babasının Osmanlı ordusundaki anılarıyla çocukluk döneminin geçtiğini ifade eden Hammad, ''Biz Osmanlı'nın büyüklüğünü baba ve dedelerimizden öğrendik. Osmanlı bizim için çok değerlidir. Osmanlı gittikten sonra Orta Doğu çok karıştı. Osmanlı Devleti yıkıldı, bütün İslam toplumları da onunla birlikte yıkıldı. Bu nedenle çocukluğumdan itibaren Osmanlı'ya ve Türklere karşı içimizde büyük bir sevgi var'' dedi.

1981 yılında 93 yaşındayken vefat eden babasının Türkçe de bildiğine dikkati çeken Hammad, ''Babamdan kalan Osmanlı evraklarını kız kardeşim, Osmanlı Devleti'nce babama verilen tezkereyi de ben saklıyorum. Bugün Osmanlı olmasa da o evraklar bizim için çok değerli'' diye konuştu.

''TÜRKİYE, FİLİSTİNLİLERE SAHİP ÇIKMALI'' -

Filistinlilerin Türkiye ile tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğuna işaret eden Hammad, şöyle devam etti:

''Bu nedenle Türkiye'nin bir parçası gibiyiz. Türk Devleti'ne çağrım Türk topraklarına giren her Filistinli'ye pozitif ayrımcılık yapılmasıdır. Çünkü Filistinli hiçbir zaman Osmanlı'ya ihanet etmemiştir her zaman Osmanlı ile birlikte hareket etmiştir. Türkiye, geçmişte Osmanlı ile irtibatını göz önünde bulundurarak bugün en azından çocuklarımıza sahip çıkmalıdır. Filistinliler arasında kökenleri Türk olanlar da var. Özellikle eğitim konusunda Türkiye, Filistinlilere sahip çıkmalı.''

Hammad, Ürdün Üniversitesine giden çocuklarının vatandaşlıkları olmadığı için yabancı öğrenci statüsünde eğitim gördüklerini, bunun da eğitim masraflarını 3-4 kat artırdığını söyledi.

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla oğlu Abed Alfattah Hammad'ın yükseköğrenim için Türkiye gittiğini ifade eden Hammad, ''Oğlum Türkçeyi öğrendikten sonra oradaki Yabancı Öğrenci Sınavı'na (YÖS) girecek. Eğer kazanırsa da yüksek öğrenimine başlayacak. Oğlumun barınma ve kurs masraflarını da İHH İnsani Yardım Vakfı karşılıyor'' dedi.

OSMANLI TEZKERESİ

Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Enver Konukçu ise Filistinlilerin ellerinde bulunan Osmanlı tezkeresinin o dönem kimlik belgesi yerine geçtiğini söyledi.

Filistinlilerin Osmanlı döneminde seçkin ahaliler arasında yer aldığına dikkati çeken Prof. Dr. Konukçu, şunları kaydetti:

''Osmanlı zamanında sınırsız haklara sahip olan Filistinliler, kendilerini temsillen milletvekili bile seçmişlerdir. Bugün ise İsrail'in saldırgan tutumu Filistinliler ve bölge üzerinde inanılmaz sonuçlar meydana getirdi. Bugün Filistinliler, dünya üzerinde en çok hakkı yenilen toplum olarak tarihteki yerini aldılar.''