29 Mart 2008 Cumartesi

@ Harun Yahya'nın Anıtsal Eseri: Yaratılış Atlası

İtalya'nın basın yayın merkezi Milano şehrinde kurulu, Roma Katolik Kilisesi'ne bağlı günlük gazete Avvenire, Yaratılış Atlası ile ilgili ikinci bir habere yer verdi. Tirajı 100 bin'den fazla olan, İtalyanca gazetenin Fiorenzo Facchini imzalı haberinde şöyle aktarıldı:

... Türkiye’den Müslüman yazar Harun Yahya’nın (gerçek adı Adnan Oktar) anıtsal eseri Yaratılış Atlası da bu amaçla hazırlanmış ve yeryüzündeki canlılık tarihinin hiçbir evrimsel süreç olmaksızın yaratılışla açıklanmasını savunuyor...

Bu bilimsel eser (7 ciltlik bir serinin ilki) geçmişte yaşamış canlı türlerine ait son derece cazip fotoğrafik bir belge... Fosilleşmiş türlerin tanımlandığı kitapta, canlıların resimlerini göstererek evrimin gerçekleşmiş olamayacağı sonucuna varılıyor.

Evrime karşı yapılan sert bir eleştiri de, neredeyse yüz milyonlarca yıllık evrim sürecinde olduğu varsayılan ve belgelenmiş olması gereken ara formların bulunmuyor olması. Yazara göre bunun sonucunda çeşitli canlı türlerinin yaratılmalarını veya yok olmalarını Allah’ın doğrudan gerçekleştirdiğini kabul etmek gerekiyor. "Yaşamın tamamı mükemmel bir planın ürünüdür." (s. 751) Fakat "Allah’ın yaratmak için tasarıma ihtiyacı yoktur… O aynı anda tasarlar ve yaratır. Yalnız "Ol" demesi yeterlidir." (s. 627) Sıklıkla Kuran’a yapılan başvurular, dinin bilime yardımcı olduğunu gösteriyor…

Darwinizmin kaygı verici sonuçları olduğu söylenen, Nazizm, komünizm, terörizm, materyalizm nedeniyle yapılan suçlamalarla, "evrim aldatmacasına" karşı çıkış hareketlendiriliyor...

@ Kandil geceleri tartışılıyor...

Hz. Muhammed döneminde uygulanmayan, 13. yüzyıldan itibaren bazı çevrelerce kutlanmaya başlanan kandilleri, İslami camiada bir grup "kutsal" kabul ederken, bir başka grup "olmayan kandiller"in kutlandığını savundu.

Osmanlı Padişahı II. Selim (1566-1574) döneminde minarelerde kandil yakıldığı için ’kandil’ adını alan kutsal geceler, geçtiğimiz günlerde Milli Gazete yazarlarından Mahmut Celal Özmen’in bir girişimiyle İslami dünyada tartışılmaya başlandı. Özmen, 2005’te Erhan Aktaş’ın aylık İktibas Dergisi’nde yayınlanan "Hayırlı Gecelerin Şerri Kandiller" başlıklı yazısını "Olmayan Kandilleri Kutlamak" başlığıyla İslami kesimin üyelerinden oluşan bir mail grubunda tartışmaya açtı. Özmen’in girişimine İslami yazarlardan sert tepki geldi.

Haberi okumak için başlığa tıklayabilirsiniz.

@ DTP'den Said Nursi hamlesi...

Önce mitinglerinde elinde Kur'an imam çıkartan DTP, Öcalan'ın "Urfa'ya ilahiyat" isteğinden sonra iyice dine sarıldı. Şimdi de Said Nursi hamlesi yapıyorlar.

DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız, TBMM'ye verdiği soru önergesi ile, Said-i Nursi'nin mezarının yerinin açıklanmasını ve itibarının da iade edilmesini isteyecek.

Ak Parti'nin Doğu ve Güneydoğu'daki yükselişinden çekinen DTP gözünü muhafazakar oylara dikti. DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız, TBMM Başkanlığı'na bugün bir soru önergesi vererek, Said-i Nursi'nin mezarını meclis gündemine taşıyacak.

DTP'li Yıldız, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle vereceği soru önergesinde, Nursi'nin mezarını bilmenin herkesin hakkı olduğu belirterek, mezar yerinin açıklanmasını isteyecek. Yıldız sadece Said-i Nursi'nin yargıda aklandığını belirterek, iade-i itibar verilmesini de istedi. Said-i Nursi'nin 1960 yılında Şanlıurfa'da vefat ettiğini ve oraya defnedildiğini hatırlatan Yıldız, 1960 askeri yönetiminde mezarının buradan alınıp bilinmeyen bir yere götürüldüğünü söyledi.

İmralı'dan terör örgütüne talimat veren Abdullah Öcalan'ın Şanlıurfa'ya bir ilahiyat fakültesi kurulmasını istediği öğrenildi. Öcalan'ın gerekçe olarak 'Din doğru öğretilmeli' dediği belirtildi.

@ Almanya'da Müslümanlara itidal çağrısı

Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi, Potsdam kentindeki Hans Otto Tiyatrosu'nda ''Şeytan Ayetleri'' adlı eserin sahnelenecek olması nedeniyle Müslümanları itidalli davranmaya çağırdı.

Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek, Berlin-Brandenburg Radio Multikulti'ye yaptığı açıklamada, "Şeytan Ayetleri"nin hala Müslümanları incitmeye elverişli olduğunu belirtti.

Mazyek, İslamiyet'e hakaretin bugünlerde reklam amaçlı kullanıldığını belirterek, bu nedenle bir köşeye de çekilip durulmaması, eleştirel ve yapıcı bir diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini kaydetti.

Mazyek, "Düşünce ve sanat özgürlüğü çok yüksek bir değer, ancak bir dinin kutsallığına hakaret etmek bizim değerlerimize uygun düşmez"şeklinde konuştu.

Salman Rüştü'nün "Şeytan Ayetleri" adlı kitabından tiyatroya uyarlanan eserin prömiyeri 30 Mart Pazar günü Potsdam kentindeki Hans Otto Tiyatrosu'nda yapılacak.

@ Nazım Hikmet Müslüman olarak öldü iddiası

Nazım Hikmet'in Romanya'da yaşadığı dönemde şoförüyle yapılan görüşme ve önceki kayıtları kaynak gösteren Tüm İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği (TİYEMDER) Genel Başkanı Selahattin Yazıcı, Hikmetin ölmeden önce Müslüman olduğunu ve dinine bağlı bir hayat yaşadığını söyledi. Nazım Hikmet'in cenazesinin Rusya'dan Türkiye'ye getirilmesini isteyen dernek yöneticileri, "Cenaze namazını kılıp kendi toprağında defnetmek istiyoruz" diyor.

28 Mart 2008 Cuma

@ İslam karşıtı filme kınama

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Hollanda'da İslam karşıtı filmin internet üzerinden yayınlanmasını şiddetle kınadı.

BM Sözcüsü Michelle Montas, yaptığı açıklamada, Ban'ın, ''nefret içeren konuşma ya da şiddete teşviğin'' asla haklı gösterilemeyeceğini ve bu filmin yayınlanmasının ''ifade özgürlüğü'' hakkıyla da ilgili olmadığını vurguladığını bildirdi.

Ban, açıklamasında, Hollanda hükümetinin Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders'in filminin yayınlanmasını engelleme çabalarını onayladığını belirterek, ancak çabalara karşın yayınlanan filmden incinecek kişileri de sakin olmaya çağırdı. Ban, ''Özgürlük, her zaman sosyal sorumlulukla beraber gelmeli'' dedi.

Açıklamasında, BM'nin dünyada karşılıklı anlayış, saygı ve diyaloğu ilerletme çabalarının merkezinde yer aldığını belirten Ban, ''kırılma hattının, kimilerinin inanılmasını istediğinin tersine, Müslüman ve Batı toplumları arasında değil, düşmanlık ve çatışma yaratmak isteyen ve farklı taraflarda yer alan aşırılık yanlısı küçük azınlık grupları arasında'' olduğunu vurguladı.

@ Ateizme karşı kutsal ittifak çağrısı

Suudi Kralı Abdullah'tan tarihi çağrı: Yahudi ve Hrıstiyan kardeşlerimizle ateizmin yükselişini engellemek için diyalog sürecini başlatmalıyız...

Suudi Arabistan Kralı Abdullah, dinler arasında diyalog çağrısında bulundu. Resmi SPA ajansının haberine göre, Kral Abdullah, "Kültür ve Dinlere Saygı" konulu bir seminerde yaptığı konuşmada, önde gelen din adamlarının, kendisinin bu fikrini yürütme konusunda yeşil ışık yaktığını belirtti. Kral Abdullah, önerisinin, ahlak, aile düzeni ve dürüstlüğün bozulmasına yol açanlara karşı insanlığın korunması için tüm tek tanrılı dinlerin temsilcilerinin aynı tanrıya inanan din kardeşleriyle bir araya gelmesi olduğunu söyledi. Aile kavramının zayıfladığına ve ateizmin güçlendiğine dikkati çeken Kral Abdullah, bunun tüm dinlerce kabul edilmeyecek bir durum olduğunu belirtti. Hristiyanlar ve Musevilerle yeni bir diyaloğa girmek için tüm dünyadaki Müslümanlarla görüşmeler yapacağını ifade eden Suudi Kralı, böyle bir mutabakata varılması halinde önerisini BM'ye sunmayı düşündüğünü bildirdi.

İslam'dan başka bir dine aleni bir şekilde ibadet etmenin yasak olduğu Suudi Arabistan'ın Kralı Abdullah, ilk kez İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlık arasında diyalog başlatılması için dini liderlere çağrıda bulunuyor

Ülkeleri arasında diplomatik ilişki bulunmamasına rağmen, Kral Abdullah 2007 yılında Katolik dünyasının kalbi Vatikan'ı ziyaret etmiş ve ve burada Papa 16'ncı Benedikt ile görüşmüştü.

Geçen hafta uluslararası basında yayımlanan haberlerde, normalde İncil edinmenin bile yasak olduğu Suudi Arabistan'da ilk kez bir kilise açılmasının gündeme gelebileceği öne sürülmüş ve Suudi Arabistan ile Vatikan arasında diplomatik ilişki kurmaya yönelik çalışmaların sürdüğü bildirilmişti.

Suudi Kralı'nın açıklaması, İtalyan gazetesi Corriera della Sera'nın genel yayın yönetmeni yardımcısı Magdi Allam'ın, aşırı dinciliği eleştirmesi üzerine aldığı tehditler nedeniyle İslam'ı bırakıp Katolik olmasının ardından geldi. Mısır asıllı bir İtalyan olan gazeteci-yazar Magdi Allam, İsrail ile ilgi yazdığı 'Çok Yaşa İsrail' adlı kitapla radikal İslamcıların şimşeklerini üzerine çekmiş ve ölüm tehditleri almaya başlamıştı. Allam Vatikan'da hafta sonu düzenlenen gösterişli bir törende, bizzat Papa tarafından vaftiz edilmişti.

Arap basınında, vaftizle ilgili olarak "Magdi Allam'ın Hıristiyanlığa geçmesini, Vatikan'ın hanesine yazılan bir puandır" yorumları yapılmış ve bu gösterişli törenin, provokasyona varan bir ortam yarattığı belirtilmişti.

@ BM'den 'Dinlere Hakaret' e karşı yasak...

BM İnsan Hakları Konseyi'nde, Müslüman ülkelerin önerdiği, dinlere hakaretlerden derin kaygı duyulduğu belirtilen ve hükümetlerden bu tür tutumların yasaklanması çağrısında bulunulan bir karar tasarısı kabul edildi.

Merkezi Cenevre'de bulunan BM İnsan Hakları Konseyi'nden 10'a karşı 21 oyla kabul edilen karar tasarısına, Avrupa ülkeleri ve Kanada muhalefet etti.

Tasarıya ret oyu veren, aralarında Fransa, Almanya ve İngiltere'nin bulunduğu AB ülkeleri, öncelikli olarak İslam dini üzerinde durulduğu gerekçesiyle tasarı metninin tek taraflı olduğunu ileri sürdüler.

BM İnsan Hakları Konseyi'nin kararında, İslam'ın terörizm, şiddet ve insan hakları ihlalleriyle özdeşleştirilmesinden derin kaygı duyulduğu belirtildi.

26 Mart 2008 Çarşamba

@ ''Kur'an'da başörtüsü yok'' dedi, atandı !

Başörtüsünün Kuran'da yer almadığını savunan ve Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Şahin Filiz, Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne profesör olarak atandı.

SELÇUK Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, Kuran'da başörtüsünün yer almadığını savunup şunları söylemişti:

"Dini temeller bakımından başörtüsü, kesinlikle dinin bir emri, ya da farz ibadeti değildir. İnançla da ilgili uygulanan bir ibadet olmadığı halde, sanki dini bir emirmiş ve farzmış gibi yansıtılıyor. Başörtüsü takılmadığı takdirde de, dini yönden büyük cezaları varmış gibi hareket ediliyor.

Burada, siyasi ve sosyal anlamda çözüme ilişkin kamusal bir dinsellik yaratılmıştır. Normalde başörütüsü ile ilgili olduğu belirtilen ayetlerde Nur Suresi 30, 31, 33. Ahzab Suresi'nin 59'uncu ayetlerinde, sadece bir tanesinin başötüsü ile ilgili olduğu iddia ediliyor. O da Arapların, İslam öncesinde başlarına taktıkları örtünün çeki düzeni ile ilgili bir ayettir. Daha önce Arap kadınlarının göğüsleri ve pek çok bölgeleri açıktı.

Hatta Kabe'yi bile çıplak tavaf ederlerdi. Çıplak tavaf etmenin bir fazilet olduğunu düşünürlerdi. Örtünme ayetleri, gerek kadının, gerekse erkeğin her ikisine birden geçerlidir. Temel, kaba avret yerlerinin açık olmasından dolayı toplum içinde hoş karşılanmayan kaba avret yerlerinin (ön ve arkalarını) ve kadınların göğüslerinin örtülmesine yönelik emirlerdir.

Ama son dönemlerde başörtüsü siyasallaştığı için, kamusal bir dinsellik yaratıldığından dolayı, insanın temel örtünmesine ilişkin ayetleri, tamamen başörtüsü simgesinde toplamışlar ve bunun bir farz ve emir olduğu söylenmiştir. 'Başörtüsüne özgürlük ve kadına özgürlük', tamamen siyasi ve sosyolojik bir hadisedir. Başörtüsünün farz olduğunu kimse iddia edemez."

'KURAN'DA BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL, HIMAR GEÇİYOR'

Kuran da başörtüsü ifadesinin yer almadığını savunan Doç. Dr. Filiz, "Kuran-ı Kerim'de sadce 'Hımar' kelimesi giçiyor. 'Hımar' kelimesi, normal bir örtüyü ifade etmektedir. Başörtüsünü değil. Giysi sıkıntısının çekildiği, hatta çıplak ibadet edildiği dönemde, Kuran'ı Kerim'in söylediği şuydu: 'Nasıl Hz. Adem ile Havva'nın cennet açıldığında ön ve arkaları açılınca, doğal olarak, kendi yaratılışları icabı örtündülerse, siz de öyle örtünün' demektedir. Yoksa başınızı, saçınızı örtün, örtmediğiniz takdirde yaptığınız haramdır anlamına gelmez." dedi.

Hz. Muhammed'in de başörtüsü ile ilgili net bir hadisinin bulunmadığını belirten Filiz, başörtüsü ile ilgili olan rivayetlerin birbiri arasında çelişki içerdiğini söyledi.

'YAHUDİ GELENEĞİ İSLAMI ETKİLEDİ'

Başörtüsünün Yahudi geleneği olduğunu da anlatan Doç. Dr. Filiz, Tevrat ve Talmud'da başörtüsü ile ilgili ayetlerin bulunduğunu belirterek şunları söyledi:

"Yahudi geleneğini inceledim. Yahudilerde, 'Başörtüsüz kadınlar iffetsizdir, namussuzdur. İffet ve namusun korunmasının ölçüsü baş örtüsüdür. Baş çirkindir, örtülmesi gerekir. Başörtüsüz hiçbir kadın dışarı çıkmamalıdır' denilmektedir. Yahudi geleneği direkt olarak islamı etkilemiştir. Yoksa islamda başörtüsü kesinlikle söz konusu değildir. İslamda, oruç tutmadığınızda, tutmadığınız oruçu ya sonradan tutarak telafi edersiniz, ya da parasını ödersiniz. Başörtüsü, örtemeyenler ile ilgili kesin bir ceza yoktur. 76 tane temel farzdan bahsedilmektedir. Bu 76 farzda kesinlikle başörtüsü geçmemektedir. Kesin bir dini emir diyeceksiniz ve yapmayan hakkında da bunun bir cezası yok diyeceksiniz. Allah ile kul arasında diyeceksiniz. Allah ile kul arasında ise, kamusal alana dinsellik taşınmak isteniyor. Dinsel kanıtlarda dil oyunu yapılıyor."

@ M.Ş.Eygi ''kıyamet'' ile uyardı !

Mehmet Şevket Eygi, bugünkü köşe yazısında Müslümanları uyardı. "İnsanlar azgınlıkları, isyanları, tuğyanları kendi iradeleriyle önlemeye çalışmazlarsa volkan patlar, ne azgın kalır, ne azmamış... "
...
1960’lı yıllarda, Muhyiddin Arabî hazretlerinin, âhir zamanda İstanbul’da yaşanacak ve görülecek fitnelere ait bazı keşif ve kerametlerini duymuştum. Bunlar inanılması çok zor feci şeylerdi. Onların patlak vermesi yaklaştı mı?

İnsanlar azgınlıkları, isyanları, tuğyanları kendi iradeleriyle önlemeye çalışmazlarsa volkan patlar, ne azgın kalır, ne azmamış...

Yazının tamamını, başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

@ BAV'dan ilanlı açıklama

Adnan Oktar'ın fahri başkanı oldugu Bilim Araştırma Vakfı'nın, bugunkü gazetelere tam sayfa olarak verdiği ilanda, ülkemizdeki bir numaralı bölücü odak olarak "Komünist Derin Devlet Çetesi" gösteriliyor.

İlan şöyle devam ediyor:

Kamuoyuna yaptığımız pek çok duyuruda sözünü ettiğimiz bu çete ve bu çetenin fikri temelinin çöküşü hakkındaki bazı gerçeklerin bilinmesinde fayda bulunmaktadır.

- Komünist Derin Devlet Çetesi yurt dışı kaynaklı bir oluşumdur. Kendilerine Türk Milleti'nin asla destek olmayacağını ve asla iktidara sahip olamayacaklarını anlayan bu karanlık güç, çareyi ülkeyi dış güçlere teslim etmekte bulmuş ve onların her isteklerin kayıtsız şartsız yerine getirir hale gelmişlerdir.

- Darwinist-Komünist ideolojiyi savunan bölücü örgüt PKK da, bu karanlık çetenin bir koludur. Örgütün dine ve Müslüman-milliyetçi inanca düşman olması, Komünist Derin Devlet Çetesi'nin gerçek bakış açısını göstermektedir. Ana hedef PKK'nın sadece bölgesel hakimiyeti değil, PKK desteğiyle Türkiye'nin Batısı'nda da komünist rejim oluşturmak ve Türkiye’yi Doğu Komünist Türkiye, Batı Komünist Türkiye olarak ikiye ayırmaktır. Ülkemizi bölmek için çabalayan bu çete, bu uğurda devletimize tuzak kurmaya, devletin kurumlarını birbirine düşürmeye çalışmış, ülkemizi karıştırmaya uğraşmıştır.

...

İlanın tamamını okumak için resmin üzerine tıklayın.

@ Yine DTP, yine dine saygısızlık !

DTP’liler Yüksekova’da Kuran-ı Kerimleri parçaladı. Nevruz kutlamalarını bahane eden grup Yüksekova’da bastıkları bir dernekte Kur’an-ı Kerimleri parçalayarak üzerine bira şişesi bıraktı. “Bize zarar veriyorsunuz” diyerek saldırılan dernek darma dağın edilirken, dernek görevlisi de dövüldü.

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde izinsiz Nevruz kutlaması yapan DTP'liler ile polis arasında meydana gelen çatışmadan sonra kentteki gerginlik artarak devam ediyor. Dün de 50 kişilik bir grup Yüksekova Mustazaflar ile Dayanışma Derneğinin binasını basarak tahrip etti. Derneğin içindeki eşyaları kırıp döken grup dernekteki Kur’an-ı Kerimlere de ağır hakaretlerde bulundu. Kur’an-ı Kerimleri parçalayıp üzerine bira şişeleri bırakan grubun bu tavrı büyük tepkiyle karşılandı.

25 Mart 2008 Salı

@ DTP dinsiz yüzünü yine gösterdi!

DTP Genel Başkan Yardımcısı ve Mardin Milletvekili Emine Ayna yine olay açıklamalarda bulundu. Ayna, 'Kurban bayramı ve Ramazan bayramından geçeriz, Nevruzdan asla' dedi. Haberi okumak için başlığa tıklayın.

@ Hürriyet'in Ergenekon Bağları


Ergenekon operasyonu derinleştikçe ucu Aydın Doğan'a doğru ilerliyor. İşte Ergenekoncuların MSN kayıtları ve ayrıntılarıyla Hürriyet'in Ergenekon'la bağları.. Başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

@ Tapınak Şövalyeleri birleşme çağrısı yaptı

Tapınak Şövalyeleri'nin takipçileri, liderleri Jacques de Molay'ın katledilmesinin yıldönümünde Telegraph gazetesine ilan verdi..
Sabah'taki haberi okumak için başlığa tıklayın.

@ 'Genç Siviller' kimlerdir?


Can Ataklı, İddianame Sululukları isimli yazısıyla Genç Sivilleri "Yeni akım şeriatçı" olarak suçlamıştı. Bu suçlamaya Tuğçe Baran'ın verdiği cevabı başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

@ İlhan Selçuk'un ''masumluğu''

Ünal Tanık'ın makalesini başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

@ ''Allah yarattı'' denmesi, ''derin sol'' un tepkisini çekti!

Radikal ve Vatan Gazetelerindeki iddialara göre, Denizli'de, liselerde Adnan Hoca'nın yaratılış CD'leri izletilrilmesi, içkili lokallerin, deri işlenen tabakhane bölgesine taşınması, 'Atatürk Evi' ve müzedeki iki memurdan birinin türbanlı olması kötü bir gidişatmış gibi yorumlanıyor. Tüm bu olaylara, Eğitim-İş Sendikası Şube Başkanı Dikmen Onat'ın bakış açısı ise şöyle: "Burada alternatif bir şehir oluşturuluyor. İzmir'e karşı Denizli yükseltiliyor"

Okullarda, tamamen bir safsata ve kandırmaca olduğu bilimsel olarak ispatlanan evrim teorisinin okutulması tepki cekmezken, Adnan Oktar'ın yaratılış ile ilgili fimlerinin seyredilmesine bu tepkinin verilmesinin açıklaması ne olabilir?
Haşa, ''Sizi Allah yaratmadı, tesadüfen yaratıldınız!'' demek serbest, ''Sizi Allah yarattı'' demek yasak mı olmalı?

Vatan'daki haberi okumak için başlığa tıklayın.

@ Şener mason mu?

AK Parti eski Milletvekili Abdüllatif Şener, son günlerdeki çıkışları sonucu Vakit Gazetesi tarafından mason ilan edildi.
Şener'in son günlerde hükümetin kimi icraatlarını eleştiren açıklamaları basında yer alıyor. Şener'in ismi ayrıca, yeni siyasi oluşumların lideri olarak da anılıyor.
Ankara’daki Tandoğan, Kale ve Yıldız Rotary kulüplerinin organize ettiği ve basına kapalı olarak 19 Şubat’ta Büyükhanlı Otel’de gerçekleştirildiği öğrenilen toplantıya Abdüllatif Şener de katıldı. Edinilen bilgilere göre, Şener “şeref misafiri” olarak katıldığı toplantıda bir konuşma yaptı. Konuşmaların ardından Şener’e “katılım belgesi” takdim edildi. Katılım belgesini Yıldız Rotary Kulübü Başkanı Aytuğ Atabek’in elinden alan Şener’in “Rotary Dernekleri Şeref Üyesi” de seçildiği iddia edildi.

@ Din ile bilimin arasında büyük kavga

“Hatasız embriyo, kusursuz insan” üretimine izin vermeye hazırlanan hükümet, Kilise’nin ve Müslümanların tepkisiyle karşılaştı
İngiliz Hükümeti’nin son dönemde azalan sperm ve yumurta bağışlarına çare bulmak için hazırladığı yeni embriyo yasası ülkeyi karıştırdı. Gelecek aylarda oylamaya sunulacak olan hayvan insan melezi canlılar, anne karnında bebeğe tedavi ve tedavi amaçlı yumurtalardan embriyo üretimine izin veren yasalar kanser araştırmaları ve İngiliz Kalp Vakfı gibi kuruluşlar tarafından sevinçle karşılanırken İngiliz Katolik ve Anglikan Kilisesi’ni ayağa kaldırdı. Din adamları, “Frankenstein’ların yaratılmasına izin veriliyor” dediler. Yasanın kabul edilmesi halinde 12 bakanın görevinden istifa edeceği ve ülkenin siyasi krize gireceği öne sürüldü.

24 Mart 2008 Pazartesi

@ The DailyStar: “AKP'nin şeriat istediği iddiası da temelsiz.”

Lübnan'da İngilizce yayımlanan DailyStar gazetesi: 'Laikliği aşındırma' suçlamasıyla AKP'ye açılan dava, 1982 Anayasası'ndaki otoriter laiklik tarifine dayanıyor. AKP'nin şeriat istediği iddiası da temelsiz. AKP gerçek gücünü demokratik seçime verdiği destekten alıyor, herhangi bir şeriat girişimi birçok seçmeni partiden uzaklaştırır

Alfred Stepan'ın haberini başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

23 Mart 2008 Pazar

@ Afganistan Türkiye'deki 'İslam' ı örnek alacak

Afganistan Dışişleri Bakanı, Dr. Rangin Dadfar Spanta, Türkiye'deki İslam'ın, Afganistan için rol model olduğunu belirtti.

Anadolu Ajansına konuşan Spanta, ''Müslimanlar olarak, demokrasiyi hakediyoruz. Islam ve demokrasi arasınd hiçbir çelişki yoktur'' diye belirtti.

Haberin tamamını okumak için başlığa tıklayın.

@ Deniz Arcak: ''Yamuk yumuk yoldan otobana çıktım !

“Öğrendim ki tasavvuf aşk sanatıymış!” diyen sanatçı Deniz Arcak'ın Mesnevi ile bütün hayatı değişmiş. Arcak, "Mutlu olmak Allah ile kurduğumuz ilişkiye bağlı" diyor ve ekliyor: Adam olmak için bir çabamız oldu. Mesnevi’nin bende yaptığı en büyük şey bu oldu. Genciz tabii asilik vardı, “Ben böyleyim kardeşim, yerse!” lisanı vardır ya. Mesnevi’yi okudukça ‘ben böyleyim’ dediğim şeylerin ne kadar feci şeyler olduğu ile yüzleşip “Ben niye böyleyim?” demeye başladım. Ve sonunda iş çözüldü, artık ben böyle olmak istemiyorum dedim. Yani sizi sizden soyan, daha doğrusu kendinize yaptığınız o saçma sapan kabuğu soymaya başlıyorsunuz. Ne kadar fena, insan kendini peygamber zannediyor! Zaman zaman diyorum ki yerin yedi kat dibine geçsem, yetmiyor daha da dibi yok mu, diyorum. Ama insanoğlu hep kötü ve iyi arasında gelir gider. Ta ki bir gün gerçeği anlayıncaya kadar bu böyledir.
Röportajın tamamını okumak için başlığa tıklayın.

@ Bediüzzaman'ın talebeleri ile röportaj

Mustafa Sungur: Allah gayretimizi arttırsın, istikamette muhafaza etsin!
Malûmunuz, Rusya’da, Rusça olan bazı Risâle-i Nur eserleri yasaklandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oradaki arkadaşlar, Risâle-i Nur’un daha çok yayıldığını ve okunduğunu söylüyor. Zaten, Rusça bazı eserler yasaklanmış. Diğer dillerdeki eserler serbest. Bir dönem dinsizliğin merkezi olan Rusya’da, şimdi Risâle-i Nur serbestçe basılıyor, okunuyor ve hâlâ neşrolunuyor. Bayramdır yani bu. Büyük bir fütuhattır. “Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur’ân ile bir musalâha veya tâbi olabilir” mânâsı tahakkuk ediyor inşallah.

Abdullah Yeğin: İttihad-ı İslâm için, önce kalplerimiz ittihad etmeli.
1951’de Emirdağ’da Üstadımızın yanında olduğum sıralardı. Üstadımız hastaydı, yatıyordu. Elinde de küçük bir kitap vardı. Bu kitap, İstanbul’dan gelmiş kendisine. Yattığı yerden bu kitabı okuyor, bakıyor, karıştırıyordu. Sonra, birdenbire doğruldu ve dedi ki: “Bu kitap, benim hastalığımın devâsıdır.” Zaten Üstad, her ne zaman bir kitap veya mühim bir mevzu hakkında makale yazmışsa, bir hastalıktan sonradır veya hastalık esnâsındadır. Bir sıkıntıdan sonra bir ferahlık gelir o şekilde. Kitabı göstererek, “Bunu da tercüme edeceğiz” dedi. “Bu Hutbe-i Şâmiyeyi tercüme edeceğiz. Eli kalem tutanlar gelsinler” dedi. Çağırdık, dört kişi olduk. Üstadımız tercüme etti, biz de yazdık. Kaç saat sürdüğü hatırımda kalmadı. İşte, Hutbe-i Şamiye’nin ilk defa Türkçe’ye çevrilmesi bu senedir.
Sonra Hutbe-i Şamiye, kitap halinde çıktıktan sonra İstanbul’da çıkan bazı gazetelerin makalelerinden ilâveler, zeyller yapıldı. Kitap halinde teksir edildi. O zamanki Demokrat Parti’nin dindar mebuslarına gönderildi. Üstadımız diyordu ki: “Benden siyaset istiyorlar. Bu kitap, benim siyasetimdir.” Çünkü o, ittihad-ı İslâmdan bahsediyor. İslâm birliğinden, kalplerin birliğinden ve İslâm âlemindeki hastalıklardan bahsediyor. Bu esere çok ehemmiyet veriyordu Üstadımız.

Mehmet Fırıncı: Bediüzzaman Said Nursî 100 sene sonra yeni yeni anlaşılıyor.
Meşrutiyet (ikinci) ilân edildikten sonra Bediüzzaman, Doğudaki aşiretleri gezerek meşrutiyet ve hürriyetin güzelliğini anlatmış, daha sonra bunları Münâzarât isimli eserinde toplayarak neşretmişti. Sözkonusu eserinin bir yerinde "Eğer siz tembel kalıp da onun (meşrutiyetin) yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz" demektedir.

Yeni Asır gazetesinde yayınlanan röportajın tamamını başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

@ Bal peteğinde 'Allah' yazıyor...

Erzurum'un Karayazı İlçesi'nde arı yetiştiriciliği yapan Osman Odunkıran'ın bulduğu bal peteğinde, Allah yazıyor. Odunkıran, peteğin diğer tarafında da Muhammed yazısının olduğunu fakat arıların orayı kapattığını söyledi.

@ Peygamberimiz (SAV) Moskova'da anıldı...

Dünyada, bundan 15-20 yıl önce, olması hayal bile edilemeyen olaylar oluyor...Hazreti Muhammed'in doğumu münasebeti ile Moskova'da Mevlüd ve anma töreni düzenlendi.

Rusya Müftüler Konseyi ve Nadejda (Umut) Vakfı işbirliği ile düzenlenen organizasyona Hz. Muhammed'in sevgi ve barış çağrısına cevap veren Rus, Türk, Tatar, Kazak, Kırgız, Dağıstan, Çeçen, Azeri, İnguşet, Tacik ve Türkmen onlarca milletten insan katıldı. Rusya parlamentosu alt kanadı Duma'dan parlamenterler, büyükelçiler ve akademisyenlerin yer aldığı geceye Duma Din İşleri Komitesi, Moskova Belediyesi Dini Organizeler Birliği, Moskova Devlet Üniversitesi, Moskova İslam Üniversitesi ve Tatar Kültür Merkezi destek verdi.

Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin de Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada Sovyetler'in dağılmasının ardından oluşan Rusya Federasyonu'nda Müslümanlar'a karşı çok toleranslı ve saygılı davranıldığını kaydederek, "Sovyet döneminde böyle büyük salonlarda toplanıp Efendimizi anacağımızı hayal bile edemezdik. Onu bırakın salavat okunmaz, Efendimiz hakkında konuşma bile yapılmazdı." dedi.

22 Mart 2008 Cumartesi

@ Başoğlu: 'Allah' demek suç olacak!

Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, laikliğin mevcut Anayasa’da tanımı yapılmaksızın yer alması sebebiyle Türkiye’nin, Allah demenin suç olduğu bir sürece girdiğini söyledi Başoğlu, “Eğer laikliğe bir açıklık ve tanım getirilmezse, ilerde Allah diyenlerin bile laikliği ihlal ettiği biçiminde yorumlanarak suçlanabileceği bir ortama doğru gidiyoruz” dedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AK Parti’nin kapatılması talebiyle hazırladığı iddianamesine tepkisini dile getiren Başoğlu, “İslâmi değerleri laikliğe aykırı sayarak dava konusu yapmak ve parti kapatma gerekçesi saymak bir bakıma İslâm’ı yargılamak gibi bir anlama gelmektedir. Böyle bir yargılamadan kesinlikle kaçınmak gerekir” diye konuştu.

Yapılacak Anayasa değişikliğinde laikliğin mutlaka tanımının yapılması gerektiğini kaydeden Başoğlu, “İddianamede, İmam Hatip liseleri, başörtüsü, otobüste mescid açılması gibi tamamen İslâmi değerlere yer verilerek laikliğin ihlâl edildiği iddia edilmektedir. Ben ilke olarak siyasi partilerin Anayasa Mahkemesi’nde yargılanması ve kapatılmasına karşıyım. Suç işlediği iddia edilen siyasi partiler birer tüzel kişi olduğuna göre yetkili organlarının kararına bağlı olmayan herhangi bir konuda yargılanmamaları gerekir. Eğer Türkiye’de demokrasiyi koruyup geliştirecek ve güçlendireceksek, her şeyden önce rejimin ve partilerin hiçbir müdahaleye maruz kalmamaları gerekir” dedi.

@ Financial Times: AKP davası seçimi kaybedenlerin açık darbesi

İngiltere’nin önemli gazetelerinden Financial Times, AKP’nin kapatılmasına ilişkin açılan dava ile ilgili geniş bir yoruma yer verdi. Gazete yorumunda dava, “Laik kesimin açık darbesi" olarak değerlendirildi. Bu güçlerin başarıya ulaşması durumunda Türkiye’nin Avrupa’yı unutması gerektiği öne sürülen yorumda, özetle şu görüşlere yer verildi: “Bir ülke düşünün ki yargı hiç beklenmedik bir anda kısa süre önce ezici bir çoğunlukla seçimi kazanarak hükümeti kurmuş olan bir partiyi kapatmak ve ülkenin başbakanına ve cumhurbaşkanına siyasi yasak getirmek istesin. Bu ülke Türkiye’dir. Türkiye Avrupa Birliği ile zorlu geçen üyelik görüşmeleri süreci içindedir. Ancak ülkenin AB üyeliği olasılığını yeni-İslamcı ve Avrupa taraftarı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki hükümet ile kendisini Avrupalı gören fakat her çareye başvurarak iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisini iktidardan düşürmeye çalışan laik kesim arasındaki çatışma gölgelemektedir.
Laik kesimin bu çabaları anayasal meşruiyetin incir yaprağıyla gizleniyor olsa da seçimde kazanamayan güçlerin açık bir darbesi anlamına gelmektedir. Bu güçlerin başarıya yaklaşmaları halinde bile Türkiye Avrupa’yı unutmalıdır.
Şimdi ise başsavcı AKP’nin laiklik karşıtı bir tutum içinde olduğunu iddia ederek bu siyasi yapıyı değiştirmek istemektedir."

@ Ergenekon hakkında...

Hikâyeyi 1945'ten başlatalım... İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye, Batı bloğunda yer aldı. En büyük korku Sovyetler Birliği'nin ülkeyi işgal etmesiydi. ABD'nin yönlendirmesiyle alternatif bir güvenlik yapısı oluşturuldu. Özel Harp Dairesi ya da Kontrgerilla denilen bu örgütlenme; Meclis'in bilgisi, Yargı'nın denetimi dışındaydı. Bu örgüt NATO üyesi tüm Avrupa ülkelerinde kurulmuştu. Mesela İtalya'daki adı Gladio idi....

Emre Aköz'ün Sabah'taki yazısını, başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

21 Mart 2008 Cuma

@ Ünlü sanatçılardan ilahi albümü

Ünlü sanatçılar, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e bestelenen eserlerin yer aldığı "İftihar Abidemiz Efendimiz" adlı ilahi albümünde biraraya geldi. İlk kez bir albümde ilahi okuyan Ferdi Tayfur, Muazzez Ersoy, Funda Arar, Hakan Altun, Uğur Işılak, Erhan Güleryüz, Fatih Kısaparmak, Zara, Murat Göğebakan, Orhan Hakalmaz ve Ahmet Özhan adına, albüm geliri ile birer eğitim kurumu yaptırılacak. Eğitim kurumlarının yerleri, sanatçıların istekleri doğrultusunda ve ihtiyaca göre şekillenebilecek. Okumalarda yer alan Funda Arar, annesi Vanlı olduğu için Van'ı tercih ederken; Ferdi Tayfur'un tercihi memleketi Adana, Fatih Kısaparmak'ın isteği de Elazığ oldu.