13 Mayıs 2008 Salı

@ Masonların, adalet sistemindeki etkisi...

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstad'ı Kaya Paşakay hakkındaki yolsuzluk dosyası ne hukuk dinliyor ne adalet.. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nda 2006 yılında başlayan yolsuzluk tartışması bitmek bilmiyor. Dernek statüsündeki locada 320 bin YTL yolsuzluk tespit eden Mülkiye müfettişleri, Büyük Üstad Kaya Paşakay ile 2 üst yöneticinin yargılanmasını istedi. Ancak savcılığa yapılan suç duyurusu, aradan 18 ay geçmesine rağmen hâlâ işleme konulmadı. Kendi disiplin kurallarını uygulayan loca ise usulsüz harcamayla itham edilen Kaya Paşakay, Genel Sekreter Koray Darga ve Genel Sayman Prof. Dr. Ali Sait Sevgener'i Mart 2006'da ihraç etti.

Bu karara imza atan dönemin büyük üstadı Asım Akin'in avukatı Ferda Çelebi, yolsuzlukla ilgili dosyanın 28 Eylül 2006'dan beri Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'nda beklediğini vurguluyor. Çelebi, "Bu kadar süre içinde hiçbir işlem yapılmaması anormal bir durum." iddiasında bulunuyor.

Locadaki karşılıklı suçlamalar, 2 yıl önce medyaya yansımıştı. Haberlere konu olan yolsuzluk iddiaları üzerine İçişleri Bakanlığı Müfettişi İbrahim Kapaklıkaya locayı denetleyerek, 2 ayrı tevdi raporu ile Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu. Ancak aradan bir buçuk yıl geçmesine rağmen ne dava açıldı ne de Paşakay ile diğer şüphelilerin ifadesine başvuruldu.

Paşakay'ı yolsuzluk iddiasıyla locadan ihraç eden dönemin Büyük Üstadı Asım Akin'in avukatı Ferda Çelebi, "Dosya 28 Eylül 2006'dan beri bekletiliyor. Bu kadar uzun süre hiçbir işlem yapılmaksızın beklenmesi anormal bir durum." diyor. İhraç edilen masonlardan A. Sait Sevgener ise, "Savcının ifademize başvurması lehimize olur. Çünkü müfettiş raporlarındaki hususlardan bizim bir endişemiz yok." diye konuşuyor. Loca'da geçtiğimiz yıl yapılan genel kurulda Paşakay'a yakın olduğu belirtilen Salih Evcilerli, Büyük Üstad seçilmişti. Paşakay karşıtları, yolsuzluk konusunda somut bir mahkeme kararı bulunmaması sebebiyle 3 üst düzey 'birader'e iade-i itibar yolunun açılmasından endişe ediyor.

@ Dindar futbolcu Kaka...

Ünlü Time dergisi, Hz İsa'ya sevgisini her yerde açıklamaktan çekinmeyen yıldız futbolcu Kaka'yı dünyayı etkileyen 100 isim listesine aldı. Dergi yıldız futbolcuya övgü yağdırdı.

Dergi Milanlı futbolcunun dini ve insani çalışmalarından övgü ile söz etti. Tanıtım yazısında, genç yaştaki futbolcuların ilgisinin daha çok kadın ve arabaya olduğunu belirten dergi, futbol sahalarında kendini pozitif değerleri yaymaya adayan birini görmek şaşırtıcı, görüşüne yer verdi.

Brezilyalı ünlü futbol yıldızı Kaka, Time dergisinin 2008 yılının en etkili 100 ismi arasına girdi. "Kahramanlar ve Öncüler" kategorisinde Kaka'yı da gösteren Time, ünlü futbolcuyu, "inancını korkmadan açıklayan yıldız" sözleri ile okurlarına lanse etti. İngiliz takımı Fulham ve ABD Milli takımının golcüsü Kasey Keller tarafından kaleme alınan yazıda, Brezilyalı futbolcunun Milli Takım ve Milan'daki başarılı kariyerine yer verildi. Kaka'nın Hz İsa'ya olan bağlılığı ve dini çalışmalarından övgü ile bahseden Keller, "Futbol sahaları dini desteklemek için doğru bir yer mi diye sorulabilir. Ama bu yaştaki profesyonel sporcuların ilgisi daha çok araba ve kadın üzerine. Kendisini dünyayı pozitif etkilemeye adayan birini görmek şaşırtıcı." dedi.

FIFA tarafından 2007 yılında dünyada yılın futbolcusu seçilen ve aldığı ödülü sergilenmesi için ülkesi Brezilya'nın Sao Paulo şehrindeki bir kiliseye ödünç veren Kaka için Keller, "iyi bir futbolcu olmanın ötesinde meziyetleri var. " ifadelerini kullandı. Kaka'nın kendisini dine adadığı belirtilen yazıda, ünlü futbolcunun inancını her yerle korkusuzca açıkladığı vurgulandı. Yazıda," Kaka, 2004 yılında BM dünya Gıda Programının en genç temsilcisi oldu. İnancını açıkça ifade etti. Evanjelist Hristiyan olan Kaka futbolu bıraktıktan sonra da dine hizmet edeceğini açıkladı. Geçen sene kazanılan Avrupa Şampiyonlar Ligi final maçından sonra formasını çıkararak altındaki " Ben İsa'ya aidim" yazısını tribünlere gösterdi." ifadeleri yer aldı.

Time'ın dünyayı etkileyen 100 kişi listesine aldığı Kaka ise "Milan Channel" adlı İtalyan televizyonuna yaptığı açıklamada, "bu benim için mükemmel bir an" dedi. Futbolcuların sorumlulukları olduğunu belirten Kaka, "Kendimi iyi bir mesaj verici olarak olarak hissediyor muyum? Evet. Bu bizim oyuncuların üzerine alması gereken bir sorumluluk. Çünkü futbol dünyadaki en yaygın spor. Herkes izliyor ve oyunları takip ediyor, onun için oyuncuların görevleri ve pozitif değerleri taşıma sorumlulukları var." diye konuştu.

Milan'ın ünlü yıldızı Kaka (Ricardo Izecson dos Santos Leite) Hz. İsa'ya olan sevgisini her yerde dile getiriyor. Kaka, kendisini "Tanrı'nın rızasını arayan birisi." olarak tarif ediyor. Genç futbolcu, attığı her gol sonrasında kollarını göğe kaldırmasıyla tanınıyor. Üyesi bulunduğu İsa'nın Sporcuları Derneği'ne sürekli bağışta bulunan Kaka, dini çalışmaları ile takdir topluyor. Yıldız futbolcu, UEFA Dünya Kulüplerarası Futbol Şampiyonası'nda AC Milan'ın, Boca Juniors'u yenmesinden sonra, formasını kaldırıp, "İsa'ya aidim" yazılı tişörtünü göstermiş, daha sonra da bu tişörtü Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'ya hediye etmişti.

Time'ın Kaka'nın kategorisinde seçtiği isimler arasında bisikletçi Lance Armstrong, tenis oyuncusu Andre Agassi ve Oscar Pistorius da bulunuyor.

@ Mahkeme kararıyla ilgili Adnan Oktar'in açıklamaları...

Adnan Oktar'ın, mahkemenin kendisine verdiği hapis cezasıyla ilgili yaptığı basın toplantısını, başlığı tıklayarak seyredebilirsiniz.

8 Mayıs 2008 Perşembe

@ Ergenekon ve Masonlar

'Masonluk Teşkilatı'nın Baskısı ve Türkiye'deki Masonluğun Siyaset ile Yargıya Etkisi' konulu basın toplantısında konuşan Bilim Araştırma Vakfı'nın Fahri Başkanı Adnan Oktar, Ergenekon soruşturmasında tutuklananların Mason locaları ile ilişkilerinin incelendiğini belirtti.
Divan Otel'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş, Fransa'daki bir Mason locası tarafından Türkiye'deki Mason localarına gönderilen 8 adet mektubu ele geçirdiklerini ifade etti. Yavaş, mektuplardan birinin özellikle Bilim Araştırma Vakfı'nın faaliyetlerinden ötürü baskı altına alınması olduğunu söyledi. Türkiye'de yargı, basın ve Masonluk arasında bir bağ olduğunu iddia eden Tarkan Yavaş, yargı ve medyanın bu bağı kullanarak vakıflarına baskı oluşturduğunu belirtti. Ergenekon soruşturmasının üzerine gidilmesi gerektiğine değinen Yavaş, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan bazı şüphelilerin Mason olduğunu ve Mason locaları ile bağlantılı olduğunu öne sürerek, adli makamlarda bulunan Masonların tespit edilerek buralardan çıkartılması gerektiğini belirtti.

Basın toplantısında konuşan Vakfın Fahri Başkanı Adnan Oktar ise Fransa'daki bir Mason locasından Türkiye'de bulunan Mason localarına gönderilen 8 mektup hakkında da adli makamlara şikayette bulunduklarını ifade etti. Gönderilen mektuplardan birinin özellikle Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili olduğunu ve çeşitli adli makamlara başvurduklarını dile getiren Oktar, yaptıkları başvurular sonucunda konunun Ergenekon soruşturması kapsamında incelendiğini ileri sürdü.

Basın mensuplarının ısrarlı soruları üzerine Oktar, konu yargı aşamasında olduğu için fazla detay vermek istemediğini belirterek, "Ancak Savcı Zekeriya Öz, Mason locaları ile Ergenekon tutuklularının bağlantılı olup olmadığını inceliyor" dedi. Konu ile ilgili herhangi bir ifade vermediğini belirten Oktar, "Gerektiğinde ifade veririm" diyerek önümüzdeki günlerde konu ile ilgili yazdığı 'Ergenekon: Masonluğun Kılıcı' kitabının da piyasaya çıkacağını açıkladı.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

@ Rehn: "AKP'nin şeriat yasasını savunmadığını sağır sultan bile biliyor"

CNN TÜRK'te Mithat Bereket'in sorularını yanıtlayanA B Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, demokratik laikliği desteklediklerini, bir partinin yanında olmadıklarını söyledi. Rehn, ''AKP'nin şeriat yasasını savunmadığını aslında sağır sultan bile biliyor'' , "Böyle bir çağda bunu herkes bilebilir. Yargının işini yapmasını bekleyeceğiz" dedi.

AB'nin, AB değerlerini ve hukukun üstünlüğünü desteklediğini söyleyen Rehn, "Türk demokrasisinin dur-kalk şeklinde yürümemesini istiyoruz; geçmiş yıllarda olduğu gibi. Daha fazla istikrar bekliyoruz. Daha fazla siyasi diyalog ve uzlaşı gerekiyor. Sivil toplum etkisi gerekiyor" ifasini kullandı.

Rehn, Mithat Bereket'in "Anayasa Mahkemesi eğer AKP'yi kapatma kararı alırsa, partinin kapatılmasını Türkiye'nin AB sürecini olusmuz etkiler mi?" sorusu üzerine, "Şimdi çok tahminlerde bulunmamak lazım. Varsayımlara bağlı düşünmemek lazım. Türk Anayasası'nın da maddelerine saygı duyulması gerekiyor" dedi.

Olli Rehn davayla ilgili endişeleri olduğunun altını çizerek, "Şüphesiz kaygılıyım. Ama ben her zaman hukukun üstünlüğüne ve demokratik ilkelere saygı duyulmasından yanayım" ifadesini kullandı.

Rehn, "Biz herhangi bir partinin yanındayız ya da değiliz diyemeyiz. Biz demokrasinin üstünlüğünü benimsiyoruz. Biz temel Avrupa değerlerini savunuyoruz, hukukun üstünlüğünü destekliyoruz. Biz herhangi bir partinin yanındayız diye birşey yok" şeklinde konuştu.

Rehn, "Biz demokratik laikliği destekliyoruz. Demokratik laiklik; bir toplum içinde uygulamalarda eşit hakların uygulanması, belli bir dine mensup olanların olmayanların inançlarına saygı göstermesi demek" dedi.

Rehn, Bereket'in "AB'nin demokrasi ve laiklikliği ayrı yerde gördüğü gibi bir algı olduğu" yönündeki sorusuna da, "Birlikte ilerleyen iki kavram. Bu yüzden altını çiziyorum" yanıtını verdi.

"Türkiye'de liberal laiklerle muhafazakar Müslümanlar arasında çatışma var" diyen AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, "Ben liberal laiklere bir de sivil toplumda aktif olarak görev alanlara daha çok güveniyorum. Demokratik laikliği savunacak olan onlardır ve yeni bir uzlaşı ruhunu destekleyecek olan olanlardır. AB üyeliği gibi önemli konularda toplumda mutabakat oluşması gerekiyor" açıklamasında bulundu.

@ Hilafet tekrar gelebilir dedi, Yahudi lobisinden tepki aldı!

ABD’de Harvard Üniversitesi Profesörlerinden Noah Feldman’a ait “İslam Devleti’nin Düşüşü ve Yükselişi” adıyla yayınlanan kitapta, geçmişte İslam Şeriatı’nın çöküş yaşamış olmasına rağmen yeniden yükselişe geçebileceğini ve bu sürecin sonunda İslami Hilafetin gelebileceğini yazdı.

Kitap, içerdiği bilgiler ve yaklaşım nedeniyle ABD’deki Yahudi lobisi tarafından “İslam terörizmine felsefi kılıf giydirmek” olarak görülerek sert tepki aldı.

“İslam Devleti’nin Düşüşü ve Yükselişi: Batı ve Doğu’ya Etkileri” adlı kitap, İslam Devleti’nin Müslüman kitlelere adaleti temin edebileceğini, ancak bunu eski kurumları yeniden inşa ederek değil de yeni kurumlar ihdas ederek yapabileceğini belirtiyor. SSCB ve Krallıklar gibi kadim imparatorlukların çöktüğünde geri dönüşü olmadığını ancak bunun iki istisnasının bulunduğunu, bunlardan birinin Roma imparatorluğunun uzantısı olan devletlerdeki demokratik yapılar; ikincisinin ise İslam Devletleri olduğunu söylüyor. Endonezya’dan Fas’a kadar İslam dünyasını gözlemleyen yazar, Mısır ve Pakistan gibi devasa nüfusa sahip ülkelerde, katı cinai kanunlara rağmen niçin İslam Şeriatı’nın istendiğini sorguluyor.

Mevcut yöneticilerin halklarına adalet ve mutluluğu sunmada başarısız olduğunu belirten yazar, geçmiş dönemdeki gibi İslam ülkelerinde gerçek ulema sınıfı ve gerçek kadılar bulunmadığını belirtiyor. İslam Devleti’nin bu seferki dönüşünün geçmişten farklı olacağını belirten yazar, Müslüman Kardeşler gibi bazı İslami hareketlerin demokrasiye saygı duyduğunu ifade ettiklerini belirterek, bunun inşa edilecek olan İslami devletin eskisinden farklı olacağının kanıtı olduğunu dile getiriyor.

Yazar, İslam Devletini savunanların kurmayı düşündükleri devlet için yeni kurumlar ihdas etme gibi bir düşüncelerinin olmadığını, Müslümanların bu sorunu halletmeleri gerektiğini kaydediyor.

Feldman, Harvard Üniversitesi’nin hukuk bölümünde çalışıyor ve aynı zamanda New York Dış ilişkiler komisyonu üyesi.

ABD’deki Yahudi yazarlardan Frank Gavni adlı gazeteci ise, Feldman’ın Şeriat’ın sadece olumlu yönleri üzerinde durduğunu, hâlbuki şeriatın bir saldırı aracı olarak kullanıldığını savunuyor. Gavni, Feldman’ı ABD’nin düşmanlarıyla işbirliğine gitmekle suçlarken İslam Şeriatı’yla sempatik ilişki geliştirmenin aslında İslamo-Faşizm’le aynı çuvala girmek olduğunu iddia etti.

@ "Türkiye, demokrasisi ile İslam dünyası için bir ilham kaynağıdır"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "AK Parti'nin sadece dindar insanların değil, ortalama Türk'ün partisi olduğunu" söyledi ve "Türkiye, demokrasisi ile İslam dünyası için bir ilham kaynağıdır" dedi.

Erdoğan, Amerikan Newsweek dergisi muhabiri Owen Matthews'un sorularını yanıtladı.

AK Parti'nin kapatma davasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine savunmasını sunduğu günün sabahı Erdoğan'ın Newsweek dergisinin sorularını yanıtladığı belirtilen söyleşinin başında, kapatma davası hatırlatılarak, "Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen yaz büyük üstünlük elde edilen seçim zaferine rağmen siyasi hayatı için mücadele veriyor" yorumuna yer verildi.

Başbakan Erdoğan, "İslam ve modernlik bir arada var olabilir mi?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Türkiye, İslam, demokrasi, laiklik ve modernlik arasında bir denge sağlayarak, insanların hiçbir zaman başarılamayacağını söyledikleri bir şeyi başardı. (Hükümetimiz) dindar bir insanın laiklik fikrini koruyabileceğini gösteriyor. Batıda AK Parti, her zaman 'kökleri İslam'a dayalı' bir parti olarak gösteriliyor. Bu, doğru değil. AK Parti, sadece dindar insanların partisi değil, biz ortalama Türk'ün partisiyiz. Etnik milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe ve dini şovenizme kesinlikle karşıyız. Türkiye, demokrasisi ile İslam dünyasının geri kalanı için bir ilham kaynağıdır."

Erdoğan, bir başka soru üzerine, ne politikacıların, ne de İslam bilginlerinin "İslam'ın modernleşmesine ilişkin tartışmalara" girme haklarının bulunduğunu, ancak Müslümanların modern toplumdaki yeri ve modern hayata katkıları konusunda konuşabileceklerini ifade etti.

@ Barroso: Türkiye'de yaşananlar dünya için çok önemli

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Dönem Başkanı Slovenya Başbakanı Janez Jansa ve Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Hans-Gert Pöttering'den oluşan AB Troykası, Hristiyan, Yahudi ve Müslüman temsilcilerle bir araya gelerek iklim değişikliği ve kültürler arası uzlaşmayı tartıştılar.

AB Komisyonu Başkanı Barroso, düzenlenen basın toplantısında bir soru üzerine, halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'deki gelişmelerin sadece kendisini ilgilendirmediğini, bölgesi ve tüm dünya için büyük önem taşıdığını vurguladı.

Yakın zamanda Türkiye'yi ziyaret ettiğini hatırlatan Barroso, AB üyelik yolundaki Türkiye'nin ''Müslüman bir ülkenin demokratik ve laik olabileceğini'' ispatlayacağına dikkat çekti.

Türkiye'de son dönemde önemli bir süreçten geçildiğini ve ''anayasal tartışma yaşandığını'' aktaran Barroso, ''Büyük çoğunluğu Müslüman Türkiye'de yaşananlar sadece kendisi için değil, bölgesi ve tüm dünya için çok önemli'' dedi.

Barroso, AB'nin oy birliğiyle Türkiye ile müzakereleri başlattığını hatırlatarak ''gerekli kriterleri karşılaması ve AB'nin kendisi hazır hissetmesi halinde'' Türkiye'nin üye olacağını belirtti.

AB için Türkiye'nin çok önemli bir ortak olduğuna, Avrupa'da Bosna-Hersek ve Arnavutluk gibi başka Müslüman ülkelerin de bulunduğuna işaret eden Barroso, ''İslam Avrupa'nın bir parçasıdır'' diye konuştu.

İslam'ın ta Endülüs'ten itibaren Avrupa'nın bir parçası olduğunu ve Avrupa medeniyetini etkilediğini kaydeden Barroso, bazılarının İslam'ı Avrupa'nın dışında göstermeye çalışanların gerçeği yansıtmadıklarını ifade etti.

-BOSNA MÜFTÜSÜ CERİC-

Bosna Müftüsü Şeyh Mustafa Ceric ise ''AB Türkiye'yi almakta tereddüt etmeyerek ya da gecikmeyerek İslam'ın Avrupa'nın parçası olduğunu göstermeli'' dedi.

''Bosna-Hersek AB'ye üye olsaydı Türkiye bugün dışarıda kalmazdı'' diyen Ceric, AB'nin Türkiye'ye ayrımcılık yapmaması gerektiğini vurguladı.

Ceric, ''Hoşgörü güç işaretidir. Hoşgörüsüzlük ise güçsüzlük. AB Türkiye'yi kabul ettiğinde çok daha güçlü olacak'' diye konuştu.

Müslümanların Bosna Müftüsü Ceric, Fransa Müslüman Topluluklar Federasyonu Başkanı Muhammed Beşeri, İngiliz Din ve Irk Uyumu Müslüman Konseyi Başkanı Abdulcelil Sacid ve İngiliz Şii İslam Merkezi Başkanı Abdulhüseyin Moezi tarafından temsil edildiği toplantıya 4'ü Ortodoks, 4'ü Katolik ve 4'ü Protestan olmak üzere 16 kilise ve 4 Yahudi temsilcisi katıldı.

Önümüzdeki yıl yürülüğe girmesi beklenen AB'nin yeni anayasası Lizbon Anlaşması'nda AB-kiliseler ve inanç önderleri diyaloğuna resmiyet kazandırılarak her dönem başkanıyla düzenli toplantılar öngörülüyor.

AB kaynakları, AB-inanç önderleri diyaloğunda Avrupa'daki Müslümanların üçte birinden fazlasını oluşturan Türklerin de yer alabilmesi için Diyanet İşleri Başkanlığının Avrupa örgütlenmesinin Brüksel'de tek çatı altında temsil edilmesinin önemini vurguluyor.

@ Kasırga, zalim yönetimi de şimdilik yerle bir etti!

Kasırga felaketi sonucunda onbinlerce kişinin hayatını kaybettiği Burma'da, 46 yıldır müslümanlara zulüm eden askeri yönetim de şu an yerle bir olmuş durumda. Umarız askeri cunta bu felaketten bir ders alır ve bu ülkedeki insanlar dinlerini özgürce yaşayabilirler.

Burma'daki müslümanlar ve onlara yapılan zulümle ilgili bilgi:

ABD, Birleşmiş Milletler üzerinden azınlık bir Müslüman etnik grup olan Rohingyaların hukuki bir statü elde etmelerine yardım ediyor.

Burma'nın 2007'deki demokrasi yanlısı protestolar ve hemen ardından askeri hükümet tarafından uygulanan sıkı önlemlerden büyük oranda etkilenmemiş olmasına rağmen Kuzey Rakhine Eyaleti'nde izole edilmiş bir grup olan ülkenin Rohingya Müslüman nüfusu, Burma'nın yöneticileri tarafından yapılan zulme maruz kalmaya ve yaşamak için uluslar arası bağışçılara bağlı kalmaya devam ediyor.

728,000 olarak tahmin edilen topluluk üyeleri askeri cuntanın dini ve etnik azınlıkları baskı altında tutmasının bir sonucu olarak fiili tutsaklar şeklinde yaşamaktadırlar. Hükümetin uzun süredir devam ettirdiği "Burmalılaştırma" kampanyası, Rohingya Müslümanlarını Budizm'e geçmeleri için zorlamayı da içermektedir...

Stephen Kaufman'ın, müslümanlara yapılan zulümle ilgili yazısını başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

@ Yaratılışın merkezi: Türkiye

Biyolog Athel Cornish-Bowden ve María Luz Cárdenas tarafından, Şili Biyoloji Topluluğu'nun yıllık toplantısındaki konuşmalar esas alınarak hazırlanan makalede, Yaratılış inancının dünya çapındaki etkisi değerlendirildi.

Biological Research adlı bilimsel derginin 2007 sayısında yayınlanan on sayfalık makalede, İngiltere, Almanya ve Polonya başta olmak üzere Batı Avrupa'da, Brezilya'da ve diğer Latin Amerika ülkelerinde yaratılış inancının yayıldığına dikkat çekildi. Özellikle Harun Yahya'nın çalışmalarının, bu gelişimdeki etkisini vurgulayan makalede, Yaratılış Atlası ile ilgili şu bilgiler aktarıldı:

Yaratılışçılık farklı şekillerde geliyor. Türkiye şimdi ABD dışındaki yaratılışçı propagandanın ana merkezi ve Avrupa'daki Müslüman topluluklar üzerinde önemli bir etki sahibi...

2007 yılının başında Yaratılış Atlası'nın Fransa'da belirmesi, CESHE'nin (Tarih ve Bilim Topluluğu'nun) çeyrek yüzyıldır gösterdiği tüm faaliyetten çok daha fazla çalkantıya sebep olmuştur... Türkiye, ABD'nin dışında yaratılış propagandasının en önemli kaynağını teşkil ediyor. Elbette bu durum yaratılışçıların İngiltere, Almanya ve Fransa'daki Müslüman öğrencilerin desteğini kazanma konusundaki başarılarının sebebini açıklıyor...

Evrim Aldatmacası isimli kitap sadece Türkçe ve İngilizce olarak değil, aynı zamanda Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Rusça ve Arapça olarak da mevcuttur ve pek çok ülkede dağıtımı yapılmaktadır. Bu ülkelere Arjantin ve Latin Amerika'daki diğer ülkeler de dahildir.

Son zamanlarda, oldukça lüks bir şekilde üretilmiş ve bol resimli Yaratılış Atlası, çeşitli dillerde, farklı ülkelerden öğretmenlere, lise ve üniversitelere dağıtıldı. Kitabın giriş kısmındaki bir alıntı... "Fosil kayıtları belki de evrim teorisinin iddialarını çürüten en önemli delildir. Fosiller, Dünya üzerindeki canlı türlerinin en ufak bir değişikliğe uğramadıklarını ve birbirlerine gelişmediklerini ortaya koyuyor. Fosil kayıtlarını incelediğimizde, canlıların yüz milyonlarca yıl önce nasılsa bugün de tamamen aynı olduklarını görüyoruz. Bir başka deyişle canlılar kesinlikle evrim geçirmemişlerdir.”…

Aynı makale hem İngilizce hem İspanyolca olarak, Fransa'daki "Biyonenerji ve Protein Mühendisliği Laboratuvarı"nın internet sayfasında ve "Şili Biyoloji Topluluğu"nun internet sayfasında da yayınlanmaktadır.

@ Olli Rehn: ''Radikal laikler Türkiye'yi böldü!''

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye’de “aşırı laiklerle Müslüman demokratlar arasında bölünme olduğunu” öne sürdü.

Rehn, Oxford Üniversitesi’ndeki konuşmasında, Türkiye’nin çok boyutlu yeni bir siyasi krizden geçtiğini iddia ederek, ülkenin geleceğini belirlemek için farklı grupların mücadele içinde olduğunu savundu. Rehn şunları söyledi: “Çok belirgin bir bölünme var. Bir tarafta laikler var. Bunlar liberal laik olmaktan daha çok aşırı laikler. Diğer tarafta Müslüman demokratlar var. Bunlar reform geçirmiş eski İslamcılar. Fakat din bu hikayenin sadece bir parçası. Büyük şehirlerin siyasetteki ve iş dünyasındaki seçkinleriyle Anadolu’nun muhafazakar girişimci orta sınıfı arasında sosyal ayrışma var.”

“İslam ve Batı dünyasının sonsuz bir çatışmaya mahkum olduğunu düşünmediği” belirten Rehn, Soğuk Savaş döneminde İslam dünyasıyla Batı’nın işbirliğini örnek göstererek bugün de köktenciliğe ve her türlü terörizme karşı her iki tarafın karşılıklı köprüler kurması gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda Türkiye’nin hayati bir rol oynayabileceğine dikkat çeken Rehn, “Avrupa hikayesinin bir sonraki bölümünün İstanbul’da yazılmasını” istediğini belirtti.

1 Mayıs 2008 Perşembe

@ Papa: Kur'an-ı Kerim benim için çok değerli

Papa 16. Benedikt, İran heyetinin kendisine hediye ettiği Kur'an-ı Kerim nüshası nedeniyle teşekkür ederek, Kutsal Kur'an'ın kendisi için çok değerli olduğunu söyledi.

İran İslam Kültürü ve İlişkileri Kurumu Başkanı Mehdi Mustafavi başkanlığındaki heyet, dinler arası diyalog toplantıları için bulundukları Vatikan'da bugün Papa 16. Benedikt tarafından kabul edildi. İran'ın resmi ajansı IRNA'ya göre Papa, kendisine Kur'an-ı Kerim nüshası hediye eden Mustafavi'ye teşekkür ederek, Kutsal Kur'an'ın kendisi için çok değerli olduğunu söyledi.

Papa, görüşmede günümüz dünyasının akıl ve imana şiddetli ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Taraflar, kültürel ve dini alanlarda karşılıklı işbirliğine hazır olduklarını vurguladı.

İran Dinlerarası Diyalog Merkezi ve Vatikan Kiliseleri arasında bu hafta başında başlayan oturum dün akşam saatlerinde çalışmalarını sonlandırdı ve oturumun sonunda yedi maddelik bir bildiri yayınlandı. Vatikan'da yapılan oturumun sonunda yayınlanan bildiride; iman ve aklın her ikisinin de ilahi hediye olduğu, iman ve aklın birbirinin karşıtı olmadığı, iman ve aklın şiddeti reddettiği, tarafların dindarlık ve maneviyatın gelişmesi için işbirliği yapması gerektiği, dini değerlerin hemen yargılanmaması gibi maddeler yer aldı.

@ Irak'ta 1,5 milyon kişi ölmüş!!!

İngiliz kamuoyu araştırma şirketi Opinion Research Business (ORB), ABD'nin 2003 yılındaki işgalinden sonra Irak'ta ölenlerin sayısının 1 milyondan fazla olduğunu bildirdi.

2414 yetişkinle yüz yüze görüşmeler yapan ORB, Irak'taki insanların yüzde 20'sinin şiddet olayları ve çatışmalar yüzünden hane halkından en az birisini kaybettiğini belirtti.

Araştırmacılar, Irak'ta en son 1997 yılında yapılan nüfus sayımına göre ülkede 4 milyon 50 bin hanenin olduğuna dikkat çekerek, ORB'nin bu veriden yola çıkıp, Irak Savaşı'nın başladığı 2003 yılının mart ayından beri ölenlerin sayısını yaklaşık 1 milyon 30 bin kişi olarak hesap ettiğini kaydetti.

ORB, geçen yılın ağustos ve eylül aylarında yapılan araştırmanın hata payının yüzde 1.7 olduğunu, ölenlerin sayısının en az 946 bin 258, en çok 1 milyon 120 bin kişi bulunduğunu, ortalamanın da 1 milyon 30 bin kişi olarak tahmin edildiğini bildirdi.

ORB, başlangıçta ölenlerin sayısının 1 milyon 200 bin kişi hesaplandığını, ancak araştırmanın daha kapsamlı olması için kırsal bölgelerde daha fazla araştırma yapmaya karar verildiğini kaydetti.

Şirket, araştırmanın Irak'ın 18 vilayetinden 15'ini kapsadığını, araştırma yapılmayan vilayetlerin ikisinin Irak'ın en tehlikeli bölgelerinden Anbar ile Kerbela olduğunu, yetkililerin çalışma izni vermemesi nedeniyle kuzey vilayeti Erbil'de de araştırma yapılamadığını belirtti.

Bush'un sözde barış getirdiği Irak'ta sonuçta 1.5 milyon müslüman yaşamını yitirdi.Kadın çocuk demeden her Iraklıyı potansiyel terörist gören ABD askerleri, bir yanda böyle büyük bir katliam yaparken diğer yandan da kendileri hergün yeni yeni kayıplar veriyorlar.

Hiçbir zaman gerçeği yansıtmayan ABD Ordusu'nun açıklamalarına göre Irak'ta 4 bin 100 ABD askeri ölürken çoğu sakat kalmış olan 25 bin civarında da yaralı var.

Ancak ABD ordusunun esas kaybı sağ olan askerlerinde.

Irak'ın zorlu şartlarında can derdine düşen ABD askerleri her gün nereden geleceğini bilemedikleri bir kurşun veya yola döşenen bombanın kabusuyla yaşamaktan akıllarını yitiriyorlar.

Yapılan bir araştırmada Irak'tan ülkelerine sağ dönen bu askerlerin yüzde 75'ninde ağır travmaya bağlı psikolojik rahatsızlıklar tespit edildi.

@ Ahmet Hakan ''dönme'' olduğunu kabul etti!

Hürriyet Gazetesi'ndeki yazısında, Ahmet Hakan dönme olduğunu ve bununla gurur duyduğunu yazmış. Buyrun okuyun:

Koskoca adamların, hiç utanıp sıkılmadan, "Tamam, bizim adamımız bir yaramazlık yapmış olabilir ama sizin adamlarınız da yaramazlık yapmıyor mu?" diye kendilerini savunduklarını gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Bir zamanlar konuşmalarını "Sartre’ın Nobel’i ret konuşması"nı dinler gibi heyecanla dinlediğim saygıdeğer insan Abdurrahman Dilipak’ın, bu kadar yüz kızartıcı bir olay karşısında "Belki kıza nikah yapmıştır" gibi bir mazereti dile getirdiğini gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

"Güzel ahlakı tamamlamak" için gönderilmiş bir önderin davasının, bırakın güzel ahlakı, ahlakın kendisini paçavra eden adamların eline düştüğünü gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Bugün "Konu yargıdadır" diye ortalığın tozunu attıranların, daha dün ortada bir yargı kararı falan olmadığı halde "Ergenekoncular pornocu çıktı" diye manşet attığını gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Kendisine köşe açıp sözüm ona İslam davasını savundurdukları bir yazarın, "yeryüzünün en aşağılık suçunu işlediği iddiasıyla tutuklanmış" olması karşısında biraz utanıp sıkılmak, şöyle sessiz bir "Tövbe estağfurullah" çekmek yerine, bin dereden su getiren sıkılmazları gördükçe... İyi ki dönmüşüm diyorum...

Yazının devamını okumak isterseniz başlığa tıklayınız.

@ 1 Doların Sırları

Adnan Oktar'in eserlerinden yararlanılarak hazırlanmış olan ''Türkiye´de Masonlugun Gizli Tarihi '' isimli belgeselde yer alan, ''1 doların sırları'' isimli bölümü burdan izleyebilirsiniz. 1 Dolarlık banknotlarda yer alan masonik sembollere ve anlamları ilginizi çekecek! İzlemek için buraya tıklayınız.

30 Nisan 2008 Çarşamba

@ İnanca daha açık toplum

Türkiye’de, hayatında dine daha fazla yer veren, dine uygun yaşamaya çalışan insanlara otomatik tepki veriliyor.

Bu tepki o kadar otomatik ki; sonunda kurumsallaştı ve resmi ideoloji haline geldi. Cumhuriyetimizin özelliklerini, tarihsel kökenlerini, duyarlılıklarını ve bazılarının bu duyarlılıkları bilerek provoke edici çıkışlarını burada tartışmak niyetinde değiliz. Çünkü bunlar siyaset ve ideolojinin alanıdır. Bu yazıda bunlarla alakadar değiliz. Burada çok daha genel bir gelişmeden söz etmekteyiz.

Malumunuz diğer bazı yazılarımızda saygın bazı bilim adamlarının dünyada dört yıl içinde büyük felaketlerin yaşanacağı üzerine yaptıkları çalışmalar ve bilimsel analizler var. Dünyada birtakım insanlar bunu biliyor, bazıları da bunu tartışıyor.

Bu konular hayatta hiç yokmuş gibi yaşamak çok da anlamlı değil. Çünkü bireysel olarak yapacak hiçbir şeyimiz olmasa, çaresiz olsak da en azından bilmekten gelen güce ihtiyacımız olabilir. En azından geride kalan zamanı iyi kullanmaya çalışabiliriz.

Yapılan bu tahminlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini gayet tabii biz bilemeyiz ama ‘Son’ gelmese bile dünyamızın 2012 yılında bugüne kadar görmediğimiz yoğunlukta ve güçte bir dizi doğa olayıyla karşı karşıya kalacağı neredeyse kesin. Çünkü yapılan tahminler Dünya’nın dönüş hızı ve rotasına, Güneş’te yaşanan birtakım değişimlere dayanıyor... Serdar Turgut'un Akşam Gazetesinde yayınlanan makalesinin devamını, başlığa tıklayarak okuyabilirsiniz.

28 Nisan 2008 Pazartesi

@ Masonların foyası bir bir ortaya çıkıyor...

Fransız masonları önceki yıl düzenlenen törenlerde de Ermeni diasporasına destek veren bir açıklama yapmıştı. Bunun üzerine geçen yılki Büyük Üstad Hüseyin Özgen de bir açıklama yapmak zorunda kalmıştı. Loca'nın yeni Büyük Üstadı Metin Ansen de Özgen gibi bir bildiri yayınlayarak kendilerini savunmak zorunda kaldı. Bildiride, 17-19 Nisan tarihlerinde Fransa'nın Marsilya kentinde 'Akdeniz Mason Birliği' toplantısı yapıldığı, burada Ermeni meselesinin gündeme geldiği, Büyük Üstad'dan 24 Nisan'da konuşma yapmaması için ricada bulundukları; ancak reddedildikleri kaydedildi.

Türkiye masonları, tarihinin en zor süreçlerinden birini yaşıyor. Türk masonları yurtdışında bağlı bulundukları ekollere göre iki ayrı locada toplanmış durumda. Biri, İngiltere obediyansına bağlı olan Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, diğeri de Fransız ekolünden gelen Türkiye Özgür Masonlar Büyük Locası. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar, son 2 yıldır yolsuzluk iddiaları ile çalkalanırken Özgür Masonlar, Ermeni meselesi yüzünden köşeye sıkıştı. Bağlı bulundukları Fransa Büyük Doğu Mason Locası, açıkça soykırım iddialarına destek veriyor. Türkiye'deki 'biraderler'den de buna çok sayıda destek veren mason bulunmasına rağmen Loca, kamuoyundan gelebilecek eleştirileri bertaraf edebilmek için peşinen bildiri yayınlamak zorunda kalıyor.
(Resimdeki kişi, Özgür Masonların Üstadı Metin Ansen)

@ Orta Asya'da birlik görüşmeleri devam ediyor...

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Bakiyev, geçtiğimiz günlerde Kazakistan'nın başkenti Astana’daydı. Ardından Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov Kazakistan’ı ziyaret etti ve Nazarbayev’le görüştü. Yine aynı günlerde Kazakistan petrollerinin Azerbaycan üzerinden Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına dahil edilmesi gündeme geldi. Hatta söz konusu aktarımın ihtiyacı karşılamaması durumunda Hazar’dan bir hat oluşturulması seslendirildi. Baktığımızda gerek Bakiyev’in gerekse Kerimov’un eş zamanlı Kazakistan ziyaretleri tesadüfün ötesinde görülüyor. Bilirsiniz bu bölgede öyle kafanıza estiği gibi ziyaret yapamazsınız. Nitekim onlarca dengeyi gözetmeniz gerekir. Dolayısıyla bu çerçevede Kazakistan ve Nazarbayev merkezli yeni açılımların su yüzüne çıkması an meselesi. Hatırlayalım... Orta Asya Devletler birliği projesinin bu üç ülkenin omuzlarında yeşermesi öngörülüyordu. Buna ilişkin olarak geçen iki yılda sınır problemleri neredeyse sona erdirildi ve vizesiz geçiş için çeşitli anlaşmalar imzalandı. Şimdilerde bahsettiğimiz güç alanının oluşturulması için bürokratik ve diplomatik mutabakat sağlanmaya çalışılıyor. Kamuoyları harekete geçiriliyor. Nazarbayev geçtiğimiz günlerde bir Kazak gazetesine Orta Asya Devletler Birliği'nin hayata geçirilmesiyle büyük ve zengin kaynaklara sahip bölgenin daha da güçlü ve stratejik bir konuma geleceğini söylüyor. Eğer dış müdahaleler olmazsa bu ziyaret trafiği devam edecek, böylece Orta Asya’da kalıcı ve nitelikli entegrasyonun önü açılmış olacak.

27 Nisan 2008 Pazar

@ Türkiye, Avrupa'da dinlerin barışı için ara buluyor...

Alman Spiegel dergisi, Türkiye'den ve Batı'da yaşayan İslam bilginlerinden yola çıkarak hazırladığı bir dosya haberde İslam ile Batı dünyasını 'barıştırma' yolunda yeni bir 'Euro-Islam' (Avrupa-İslam) düşüncesinin yükselişte olduğunu yazdı. Önderliğini Tarık Ramazan'ın yaptığı İslam dünyasının ünlü din düşünürlerinin Batı dünyası ile Müslümanları 'barıştırmak' için yeni bir 'Euro-İslam fikri geliştirmeye başladıklarını yazan dergi aynı zamanda Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nu da 'açık açık reformdan yana' bir din adamı olarak tanımlarken bu kişileri İslam ile seküler batı dünyası arasında bir uyum bulmaya çalışan kişiler olarak tanımladı.

Spiegel Türkiye ile ilgili 'İslam ve sekülarizmin bir arada olabilirliğini gerçek anlamda göstermiştir' ifadesini kullandı. 5 Yıl yıl önce AK Parti lideri Erdoğan'ın atadığı Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun İslam dünyasına objektif düşünme çağrısında bulunduğunu yazan dergi Erdoğan'ın da şeriat fobisine inat ülkeyi AB yolunda önemli ölçüde modernleştirdiği yorumunda bulundu

26 Nisan 2008 Cumartesi

@ Hahamlar: Golan'ı Vermek "Şeriata" Aykırıdır

Golan Tepeleri'ndeki hahamlar, İsrailli dini liderlerin çoğunun yaşadıkları dağların, Tanrı'nın bahşettiği İsrail topraklarının bölünmez bir parçası olduğu düşüncesini paylaştıklarını, buraların Yahudi olmayanlara asla bırakılamayacağını savundu.

Moşav Hov toplumu hahamı Yigal Ariel, "Golan Tepeleri, İsrail topraklarının bir parçasıdır. Ayrıca buranın fethedilmesi yönünde Tanrı tarafından verilen buyruklar vardır" dedi.

Katzrin Hahamlarının Başkanı Yosef Levi de Golan'dan vazgeçilmesinin dini kurallarca yasaklanmış olduğunu öne sürdü.

İsrail ile Suriye arasındaki Golan Tepeleri sorunu, daha önceki yıllarda da benzer tartışmaları gündeme getirmişti.

1992 yılında eski Aşkenazi Hahambaşı Şlomo Goren, Golan Tepeleri'nin daha az kutsallığı bulunduğunu, bu nedenle Yahudi dini yasalarına göre buradan geri çekilmenin, Batı Şeria'ya göre daha tercih edilebilir olduğunu ifade etmişti.

@ Diyanet: ''Başörtüsü dinin gereği''

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye'deki ilahiyat fakülteleri öğretim üyeleri olarak yetişkin Müslüman kadınların başlarının örtmesinin dini gereklilik olarak asırlardır algılandığını ve bunun dinin anlaşılmasında çok belirgin anlayış ve çizgi olduğunu, dini vecibeler arasında olduğunu defalarca söylediklerini anlattı.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, din ve devlet işlerinin ayrı olmasını dine saygının gereği olarak gördüklerini vurgularken, “Bu nedenle siyasete karışmıyor, siyasetin de din işlerine karışmasını doğru bulmuyoruz” dedi.

ABD’de bulunan Bardakoğlu, Washington'daki Katolik Üniversitesi'nde konuşma yaparak soruları yanıtladı. Konuşmasının İngilizce bölümünde dini özgürlüklerin savunulmasının sadece Müslüman çoğunluk için geçerli olmadığını anlatan Bardakoğlu, azınlıkların mensup oldukları dinler ve ateistler için de bu özgürlüklerin geçerli olduğunu söyledi. Bu kapsamda resmi gazetenin son sayısında din değiştirmenin bireysel hak olduğunun belirtildiğini hatırlatan Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, Lozan Anlaşması'nın 39'uncu maddesinde de farkı etnik grup ve dinler arasındaki eşitliğin garanti altına alındığını vurguladı.

Bardakoğlu, konferansta Türkçe konuştuğu bölümde ise, Türkiye'deki tartışmaların hiçbir zaman laiklik tartışması mahiyetinde olmadığını söyledi. Diyanet İşleri Başkanı, “Bugün artık Türkiye'de din ve devlet işlerinin ayrılması oturmuş bir kavramdır ve kimse din ve devlet işlerinin ayrılmasını tartışıyor değildir” derken “Sadece din özgürlükleriyle, çoğulculukla laikliği nasıl bağdaştırmalıyız, bu konuda kamuoyu farklılıkları var. Ancak politikacıların kullandıkları dil, Türkiye hakkında yanıltıcı bir imajı da dışarıda besliyor” diye konuştu.

Din özgürlükleri konusunda inanan ya da inanmayanların, ibadetini tam yapan ya da yapamayanların, herkesin özgürlüğünden yana olduklarını vurgulayan Bardakoğlu, “Bunların günümüzde nasıl yorumlanacağı, toplumların tarihleriyle, hatıraları, şartları, coğrafyaları, kültürleriyle alakalı bir husus” diye konuştu. Din ve devlet işlerinin ayrı olmasını önemsediklerini, bunu da dine saygının gereği olarak gördüklerini bildiren Ali Bardakoğlu, bu nedenle siyasete karışmadıklarını, siyasetin din işlerine karışmasını da doğru bulmadıklarını söyledi.

“BAŞÖRTÜSÜ DİNDARLIĞIN GEREĞİ”

Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye'deki ilahiyat fakülteleri öğretim üyeleri olarak yetişkin Müslüman kadınların başlarının örtmesinin dini gereklilik olarak asırlardır algılandığını ve bunun dinin anlaşılmasında çok belirgin anlayış ve çizgi olduğunu, dini vecibeler arasında olduğunu defalarca söylediklerini anlattı. Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, “Ancak, siz de takdir edersiniz ki dini ödevlerini yerine getirip- getirmemek, kişilerin o dine mensup olmasının ön şart değildir. Namaz kılıp- kılmamak gibi, içki içip- içmemek gibi başörtüsü de Müslümanlık içerisinde dindarlığın gereğidir. Ama bir insanın Müslüman olması içinBen Müslümanım' demesi yeter. Bir insanın alkol kullanması da dinen günahtır ama onu dinden çıkarmaz” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, laikliğin de bir parçası olarak dinin doğruları ve yanlışlarını insanlara açıklamak zorunda olduklarını vurgularken, “Ancak siyasetçiler hangi alanların kanun konusu olacağını, hangi alanların yasaklanacağını, dini özgürlüklerin sınırlarının neresi olacağını belirlemekte sorumludur. Ben hiçbir zaman siyasetçilerin nasıl kanun çıkaracakları konusunda konuşmam, ama onların da İslam dininin gereğinin ne olduğu, ne olmadığı konusunda konuşmalarını doğru bulmuyorum. Şayet ‘Başörtüsü İslam dininin gereği midir?' diye sorsaydınız bunun muhatabı bendim. ‘Ancak, bu konuda yasalar niye böyle?' diye sorarsanız bunun muhatabı siyasetçilerdir” diye konuştu.

CİHAD ANLAYIŞI

‘Cihad anlayışı' konusuna da değinen Bardakoğlu, Kuran-ı Kerim'de cihadın sık geçtiğini belirtirken, “Fakat cihad hiçbir zaman toplum huzurunu, güvenliği bozucu, terörü şiddeti ve masum insanları hedef alan eylemleri onaylamamıza imkan vermez. Çeşitli aşırı grupların dinin ana kavramlarını kullanarak insanlık adına din adına yanlış yapıyor olması o kavramların o yanlışlara onay verdiği anlamına gelmez. Hıristiyanlığın, Yahudiliğin ve Müslümanlığın tarihinde bu dinlerin kutsalını kullanarak toplumun güvenliğine, masum insanlara birçok yanış eylemler yapılmıştır. İşte bu noktada din kurumları ve bilginlerine çok önemli görev düşmektedir. Din adına, kutsal adına, onları öne çıkararak yanlış yapılıyorsa, bu yanlışları teşhis etmesi ve dinin yanlışı onaylıyor olmaktan kurtarılması din adamlarının görevidir. Zaten modern dünyanın aşması gereken en önemli konulardan biri budur” diye konuştu.

25 Nisan 2008 Cuma

@ Diyanet’in hadis projesinde sona doğru

BBC geçtiğimiz günlerde Diyanet’in hadislerle ilgili yaptığı çalışmayı haber yapınca yer yerinden oynadı. BBC'nin ilahiyat muhabiri Robert Pigott imzasıyla yayınlanan haberde Diyanet’in bu çalışması, “Dinde reform çalışması” olarak lanse edildi.

Pigott ile röportaj yapan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez bizzat çıkıp çok sert bir açıklamayla, çalışmanın “dinde reform olarak yorumlanması”nın en hafif ifadeyle saygısızlık olduğunu söyledi.

İslam’da reform olmaz! Görmez, bu kesin ve kat’i gerçeğin altını çizerken BBC’nin kendi sözlerini çarpıtarak hayal mahsulü yorumlar yaptığını söylemişti.

Peki, Diyanet’in hadis çalışması gerçekte neydi? Türk medyası BBC’den alıntı detaylarla Diyanet’in hadisleri ayıkladığını, yeniden yorumladığını ve özgün bir hadis kulliyatı üzerinde çalıştığını yazınca gerçek biraz daha bulanıklaştı.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan, özellikle Türkiye ve dünyada geniş yankı uyandıran hadislerin günümüze uyarlanması şeklindeki açıklamanızla ilgili yanlış anlaşılmalar olduğu kesin. Bu meselenin aslı tam olarak nedir?
BBC’nin benimle görüştükten sonra yayınladığı haberde üç büyük yanlış var. Birincisi; benim açıklamalarımı kendi dünyasının kelime ve kavramlarıyla tanımladığı reformasyon, radikal revizyon ve İslam kaynaklarının yeniden düzenlenmesi gibi kavramlarla ele aldı. Bizim çalışmamızın bunlarla hiçbir ilgisi yok. İkincisi; bu açıklamalarım siyasetle ilintilendirildi. Yani Ak Parti’nin bir çalışması gibi değerlendirildi. Esasen hükümetin bu çalışmadan haberi bile yoktu. Kaldı ki bu çalışmayı hükümet yaptırsın. Bu çalışma tamamen Diyanet İşleri Başkanlığımızın özgün bir çalışmasıdır. Üçüncüsü ise; ilgili haberde yabancı bir isim yamadılar. O da tamamen yalandır. Yani Hıristiyanların kendi kavramlarıyla yorumlama yapmaları pek çok yanlışı da beraberinde getirdi.

Peki, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çalışması nedir?
Biz bu çalışmaya iki sene önce başladık. Başlama sebebimizin temelini; Türkiye’de ailelerin kendi çocuklarına okutacağı ve de camilerde imamlarımızın ders vereceği bir hadis kitabının olmaması oluşturuyor. Tabi ki elimizde Riyazu’s Salihin gibi, Tac gibi hadis kitaplarının tercümelere var ama bunların hepsi yorumlara ve şerhlere muhtaç kitaplardır. Bu sebeple yorumlarıyla, şerhleriyle yeni bir derlemenin zorunlu olduğunu düşündük. Ama çalışmaya başlamışken sıradan bir tercüme olmasın dedik. Öncelikle bütün hadis mirasımızı gözden geçirelim dedik. Yedi kişilik bir üst kurul oluşturduk, otuz beş hadis hocasıyla konuştuk, seksen kadar yazarla bir araya geldik ve bu şekilde çalışmamızı projelendirdik. Projemizde çeşitli safhalar var. Öncelikle bütün hadis külliyatını bilgisayar ortamına aktararak veri tabanı oluşturduk. Ki şu anda Kütüb-i Sitte’ye ilaveten Abdurrezzak’ın el-Musannef’i, Ebi Şeybe’nin el-Musannef’i, İmam-ı Malik’i Muvattâsı, Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i ile birlikte yüz altmış bin rivayet var. Bu rivayetleri muhtevasını okuyarak manasına göre yeniden tasnif ettik ve bilgisayar ortamına aktardık.

Bu çalışmanın nihai amacı nedir?
Günümüzde birçok hadis kitabı şerhiyle birlikte var. Ama bildiğiniz gibi bu çalışmalar daha çok ilmi çalışmalardır. Siz tutup da bu kitapları aile içinde veya eğitim seviyesi normal olan halka okutmaya, anlatmaya çalışırsanız güçlük çekersiniz. Camideki vaaz dili bile gönüle hitap etmekten çıktı kuru bir dil haline geldi. Biz bunları düşünerek ama tabiî ki asli anlamına çok dikkat ederek bu işe koyulduk.

@ Türk Düşmanı Mason Locası

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile Fransa Büyük Doğu Locası Büyük Üstadı Jean-Michel Quillardet arasında 8 Nisan'da gerçekleşen görüşmenin üzerindeki sır perdesi aralandı.
Barroso'nun Türkiye ziyaretinin hemen öncesine denk düşen buluşmada masonların AB yetkilisine laiklik ve 'Ermeni soykırımı' ile ilgili düşüncelerini anlattığı öğrenildi. Görüşmenin içeriği hakkında bilgi veren Büyük Üstad Quillardet, Türkiye'de yaşanan gelişmeleri ve sözde "Ermeni soykırımının" tanınmasına ilişkin fikirlerini gündeme getirdiklerini söyledi. Quillardet, "Laiklik sorunu çok önemli bir konu. Fakat ön şart olan Ermeni soykırımının tanınması konusu var." dedi. Türkiye'deki AK Parti hükümetinin kendilerini endişelendirdiğini ifade eden Büyük Üstad, Barroso'ya benimsedikleri laiklik anlayışının Türkiye'deki mevcut rejimle aynı olduğunu anlattıklarını belirtti. Üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasından kaygı duyduklarını vurgulayan Quillardet, şubat ayında Zaman'a yaptığı açıklamada başörtüsünün aslında İslamî olmadığını ve Kur'an'da yer almadığını öne sürmüştü.

Dün Ermenilerin Paris'te düzenlediği törene konuşmacı olarak katılan Fransız mason, Türkiye'yi hedef alan sert bir konuşma yaparken, siyasetçilerin yeri geldiğinde tarihi konularda da karar verebileceklerini belirtti. Fransa Büyük Doğu locası Büyük Üstad'ı Quillardet, "Ben de Ermeniyim" diyerek Ermenilere her türlü desteği vereceklerini bildirdi. Fransa Milli Meclisi'nde 2006'da kabul edilen ve senatoya gelmeyi bekleyen inkar yasa teklifinin çıkması için "bütün gücünü ve enerjisinin ortaya koyma" sözü veren Quillardet, bu amaçla bütün mason parlamenterleri göreve çağıracağını söyledi. Fransız meclisi ve senatosunda iki yüz civarında mason parlamenter olduğu ifade ediliyor. Konuşmasında siyasetçilerin tarihe karışmamalarına karşı ortaya çıkan girişimi de tepki gösteren Fransız mason, "Bazı görüşlerin suç olduğunu söylemenin kanun yapıcıların sorumluluğu" olduğunu söyledi. Türkiye'deki Özgür Masonlar Büyük Locası'na yaptığı ziyarete de değinen Quillardet, Türk biraderlerinden "Herkesten önce Ermeni soykırımının tanınması görevini üstlenmelerini" istediğini bildirdi. Türkiye'de ortak tarihçiler komisyonu fikrini dile getirdiklerini hatırlatan Büyük Üstad, "Tam bir saçmalık. Gaz odaları var mıydı yok muydu diye tarihçiler komisyonu mu toplayacağız şimdi" şeklinde konuştu.

Öte yandan, dün Ermenilere 24 Nisan anısına Paris Belediyesi'nde bir resepsiyon veren Belediye Başkanı Bertrand Delanoe, Seine Nehri'nin kıyısındaki Komitas heykelinin arkasına "Erivan Bahçesi" yapma sözü verdi. 2000'de Paris Belediye Başkanı seçilmeden önce, 24 Nisan'ın "Cumhuriyet ayini" yapma sözü verdiğini ve bunu gerçekleştirdiğini dile getiren Delanoe, 24 Nisan 2009 için çok özel bir fikirleri olduğunu ama bunu şimdi açıklayamayacaklarını söyledi. Fransa Ermeni Dernekleri Konseyi Başkanı Alexis Govciyan ise, 2006'da Fransa Milli Meclisi'nde kabul edilen inkar yasa teklifinin senatoya getirilmesi taleplerinin 2007'deki seçimler ve reformlar gerekçe gösterilerek ertelendiğini bildirdi. Bir dahaki seçimlerin 2009'da olduğunu belirten Govciyan, "senatörlerin, kanun teklifini görüşmeleri için yeterince zamanı olacak" diyerek yasanın çıkması için çalışacaklarını söyledi.

Laiklik ilkesinin son yıllarda Avrupa'da tehdit edilmeye başladığını düşünen başta Büyük Doğu olmak üzere değişik mason locaları, bu konudaki rahatsızlıklarını artık AB nezdinde de dile getirmeye hazırlanıyor. Bazı AB'li yetkililerin Avrupa'nın Hristiyan karakterini öne çıkarmaları ve AB kurumlarının dini temsilcilerle kurdukları yakın ilişki masonların tepkisine yol açmıştı. Fransa Büyük Doğu locasının Büyük Üstad'ı Quillardet, Barrosa'ya, "Hristiyan Avrupa" üzerine yaptığı bazı konuşmalarla ilgili ve "dini ahlak" hakkındaki kaygılarını ilettiklerini söyledi. Önümüzdeki dönemde, bu konuda "Avrupa Komisyonu'nun servisleriyle sürekli kontaklar oluşturacaklarını" haber veren Fransız mason, şimdilik kiliseler dibi Brüksel'de daimi bir temsilcilik açmayacaklarını söyledi. Brüksel'deki "en aktif lobiler" olarak bilinen Hristiyan kiliselerinin bir çoğunun AB nezdinde temsilcilikleri bulunuyor.

@ Baykal dine sahip çıktı !

CHP lideri Deniz Baykal, 2002 ve 2007 seçimlerinde oy isterken kullandığı Şeyh Edabali'nin ardından partisinin kongre davetinde “Hz. Mevlana”nın sözlerini kullandı. Baykal'ın yer aldığı 3 farklı afiş ile kurultaya CHP'liler davet edilirken, 2 slogan ve Hz. Mevlana'nın bir sözünden faydalanıldı. Baykal, “Verilecek hesabımız yok, ama sorulacak hesabımız çok”, “Çekil aradan... Din de bizim Devlet de bizim Millet de bizim!” sloganı ve Hz. Mevlana'nın “Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün!” sözünün partisinin kongre afişlerinde kullandı.

22 Nisan 2008 Salı

@ 'İyiliğe davet edilmesi' Hürriyet'i neden geriyor?

Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür'ün 'Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi olsun' cümlesi üzerine Hürriyet'in internet sitesi Hakan'ı karalamaya yönelik yayın kampanyasına başladı.

Kutlu Doğum gibi manevi değeri çok yüksek bir geceyi centilmenlik şekli sayan oyuncu hakkında ağır eleştiriler yönelten siteye okurlar, "Hürriyet internet sitesi din düşmanı mı, Kutlu Doğum bu siteyi niçin bu kadar rahatsız ediyor?" diye tepki gösteriyor.

İşte Hakan Şükür'ün centilmenlik çağırısını içeren sözleri....

Fenerbahçe ile oynayacakları derbinin Kutlu Doğum Haftası'na denk geldiğini hatırlatan Galatasaray kaptanı Hakan Şükür, sokaklara hakim olan bayram havasının tribünlere de sirayet etmesini istedi: "Taraftarlar stada kesici aletlerle değil, güllerle gelsin."

Şeytanın liderliğindeki masonik güçlerin bazı medya kuruluşları aracılığıyla toplumları yönlendirdiği bilinen bir yöntemdir. Ancak bu yönlendirmede doğruya ve guzelliğe davet edenler her zaman büyük tepki görmektedirler. Mesela, Hakan Şükür'e gösterilen bu tepki, Adnan Oktar' a yıllardır yapılan karalama çalışmaları yanında devede 'kulak biti' olarak kalır!

Bunun aksine, bu tür medya kuruluslarının, toplumu boşluğa, ahlaki dejenerasyona ve karıştırmaya yönelik ideolojilerin yayılmasına ön ayak olmaları ise, düşünebilen insanlar tarafından artık kolayca farkedilebilen bir hileli-düzendir.

4/76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.

Tağut= Şeytan, kötülük, vs.
Savaşmak= Fikri mücadele.

@ Vatan gazetesinin son rezaleti, bir hukuk skandalına yaptığı yorum!

Geçtiğimiz günlerde, Vatan gazetesinin manşetinde Adnan Oktar haberi vardı. Oldukça yanlı ve taraflı. Adnan Oktar’ın gazetelerde çıkan ilanlarını kendilerine göre yorumlayıp, tehdit iftirası atmışlar. Ben BAV'ın ilanını okudum; dava zaten baştan aşağı hukuksızluklarla dolu. Suç yok, delil yok. Savcı bile beraat demiş. Ancak ne hikmetse dava devam ediyor!

Vatan gazetesinin editörlerinin rezaleti ise bu habere yazılan yorumlarda... Adnan Oktar’a hakaret içeren yorumları yayınlıyor ama destek yorumlarının kesinklikle çıkarmıyor. 3-5 kere denedim, ama çıkarmadı. Genel yorumlara baktım hepsi olumsuz. Belli ki özellikle seçilmiş. Neyse ki böyle bir haber sitesi var ki doğruları ve adaletli gerçekleri paylaşabiliyorum. Bu haksızlık nereye kadar? Adnan Oktar ve arkadaşlarının basın toplantısını izledim. Mesela bu basın toplantısı da hiçbir Doğan medya grubunda yayınlanmadı. Çok ilginç değil mi? Toplantıda Adnan Oktar dava hakkında detaylı bilgi veriyor, herşey çok açık. Buraya tıklayarak izleyebilirziniz.

@ Ergenekoncuların Dini Ne?

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınanların, kamuoyuna Müslüman olduğu iddia edilmişti. Fakat onların tüzüğündeki din İslamiyet değil. Ulusalcı söylemi olan Ergenekon terör örgütü hangi dine inanıyor? İşte çarpıcı bir açıklama…

Ergenekon terör örgütünün ortaya çıkarılmasında önemli bir yere sahip olan Tuncay Güney yeni bir iddiada daha bulundu. Güney, dışarıdan milliyetçi ve Müslüman görünen örgütün gerçekte dinin Şamanizm olduğunu söyledi. Sabah Gazetesi'ne özel açıklamada bulunan Güney, Veli Küçük'ün her toplantıda büyük bir özlemle Şaman dinini anlattığını ileri sürdü…

Güney şunları söyledi: "Ergenekon kurumunun resmi dini şamanizmdir. Örgüt yapılanmasında, örgütün tüzüğünde, din hanesinde resmi olarak Şamanizm yazılıdır. Veli Küçük örgüt toplantılarında, her defasında büyük bir özlemle Şaman dinini anlatıyordu. 'Türklerin ana dini Şamanizmdir. Biz de birer şamanız' diyordu."

21 Nisan 2008 Pazartesi

@ Laik dindar tartışması İsrail'i böldü

İsrail'de Pesah (Hamursuz) Bayramı öncesinde mayalı ürünler (Hametz) sattıkları gerekçesiyle ceza kesilen işyerlerini haklı çıkaran bir mahkeme kararı, laiklerle aşırı dindar kesim arasında tartışmaya yol açtı. Hahambaşı Yona Metzger, Pesah'taki Hametz yeme yasağının adli yoruma açık olmadığı görüşünde. Kararın yarattığı gerginlik, dini Şas partisinin içinde bulunduğu iktidar koalis-yonunu da etkiliyor. Şas Partisi Başkanı, mahkemenin kararını “İsrail'in Yahudi kimliğine sürül-müş kara bir leke” diye tanımladı.

@ Adnan Oktar: Aleyhimize hiçbir delil bulunmuyor

Bilim Araştırma Vakfı (BAV) İstanbul 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen BAV davasındaki son gelişmelerle ilgili olarak Taksim Divan Otel'de bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Bilim Araştırma Vakfı (BAV) eski Başkanı Tarıkan Yavaş, İstanbul 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen BAV davasında, hangi maddeden yargılandıklarını bilmediklerini ifade ederek, 'Önceki duruşmada mahkeme başkanına hangi maddeden yargılandığımızı sorduk. Ancak başkan buna cevap vermedi. Ve bu talep hakkımızı tutanağa koymadı. Daha önce 313. maddeden yargılanıyorduk zaman aşımından düştü. Ama şuan hangi maddeden yargılandığımızı bilmiyoruz' dedi. BAV Onursal Başkanı Adnan Oktar da, konuşmasında, davanın hukuksuz olduğunu vurgulayarak, bu konuda aleyhlerine hiçbir delili bulunmadığını belirtti.

14 Nisan 2008 Pazartesi

@ Masonlardan Ermeni diasporasına destek

FRANSIZ masonları, Türkiye'ye sözde soykırımı kabul etmesi amacıyla baskı uygulamak için harekete geçti. Daha önce türban konusunda yaptığı yasak yanlısı açıklamalarla dikkatleri üzerine çeken `Fransa Büyük Doğu Locası'nın üstadı' Jean-Michel Quillardet, 24 Nisan tarihinde Paris'te sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili konuşma yapacak. Konuşma, `soykırımı anma günü' için Ermeni diasporasınca yapılması öngörülen çok sayıda etkinliğin içerisinde yer alıyor.

İlk kez 2005 yılında DHA'ya yaptığı açıklamada türban yasağının yetersiz olduğunu ve kapsamının genişletilmesi gerektiğini söyleyen Jean-Michel Quillardet, kısa süre önce bir Türk gazetesinde yer alan demecinde bu yöndeki görüşünü yinelerken Türkiye'deki Özgür Masonlar Büyük Locası'na, Ermeni Soykırımı konusunda yeni çalışmalar yapmasını önerdiğini belirtmişti. Fransa'nın Yahudi soykırımını geç de olsa tanıdığını söyleyen Quillardet, Türkiye'nin de Ermeni soykırımı konusunda benzer hareket etmesini beklediklerini anlatırken zamanında, Fransa'da Ermeni soykırımının kabul edilmesine yönelik çalışmalarda bulunduklarını vurgulamıştı.

Türkiye'deki Özgür Masonlar Locası'nın bu konuda nasıl girişimde bulunacağı belli olmadı. Fransa'da Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasanın Büyük Doğu Locası tarafından da desteklenmesi, 2007 yılında Özgür Masonlar Locası Üstadı Hüseyin Özgen tarafından protesto edildiği hatırlatıldı. Özgen, Quillardet'yi konuyla ilgili olarak suçlarken kendisine, sözde Ermeni soykırımı konusuyla ilgili olarak, "Ben Fransa'ya gelir de yepyeni belgeler sunarsam, bir kardeşin şikayeti halinde beni hapse mi atacaksınız?" diye sormuştu. Bu olayın Türk-Fransız masonları arasında kopmaya sebep olduğu ifade edilmişti. Özgen'in soykırım konusundaki bu tavrının, Talat Paşa'nın, Türk masonlarının ilk büyük üstadı sayılmasıyla ilgili olduğu düşünülüyor. Hatırlanacağı gibi Talat Paşa,15 Mart 1921'de Berlin'de Sogomon Tehliryan adlı bir Ermeni komitacı tarafından öldürülmüştü.

Jean-Michel Quillardet 24 Nisan günü konuşmasını, Paris'teki `Ermeni Soykırımı Anıtı' olarak da bilinen Komitas Anıtı önünde yapacak. Toplantıda henüz bazı Fransız politikacılarının da bulunması bekleniyor. Anıt etrafında toplanacak olan Ermeniler, konuşmaların ardından ünlü Champs-Elysees Caddesi'nde bulunan ve Türkiye'nin Paris Başkonsolosluğu'na bağlı olarak çalışan Turizm ve Kültür Müşavirliği bürosuna doğru yürüyüşe geçecek.

Sözde `Soykırımı Anma günü' organizasyonunun afişlerinde, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Hrant Dink'in fotoğrafı da bulunduruluyor. 23 Nisan günü, Ermeni Soykırımı'nı tanımasıyla ünlü Soykırım Karşıtları Derneği Başkanı Ali Ertem'in de davetli olduğu ve Ermeni gençlerince Notre Dame Katedrali'nin önünde gerçekleştirilecek konserle başlayacak olan Soykırımı Anma organizasyonu, 27 Nisan tarihinde noktalanacak.